1. bölüm / 1
Aydın'da Tanıştığım Çocuk1
Bölümler 1Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İçinde aşk geçiyor diye aşk acısına özenmeyin. Adı üstünde acı; aynı diğerleri gibi, hiç hissetmemiş olmayı dileyeceğiniz bir acı. Ve insanın acıya karşı tepkisi her daim bellidir, sadece ondan kurtulmak ister.
Ben de bir yaz gecesi âşık olmak istemiştim. Sanırım onu böyle çektim kendime, çok yürekten, cahilce, hevesle isteyerek.
Sıkıcı bir tatil olacağını düşünüyordum. Ağustosun sonlarında herkes ikinci tatiline bile gidip dönmüştü. Hatta yaz bitti bile denebilirdi, umarım üşümeden denize girebiliriz. Babam işlerinden vakit bulup ancak eylüle bir tatil ayarlayabilmişti, onu da oldukça kısıtlı bir bütçeyle. Annem her yeri karış karış gezmek isterken babam sabahtan akşama kadar denizde durmak isteyecekti. Arada kalıp sıkılan ben olacaktım. Evlenip kendi yuvalarını kuran, bizden bağımsız tatillere çıkan ablalarım da yoktu yanımda. Benim için ıssız bir pansiyon ve biraz deniz dışında bir şey vaat etmiyordu önümüzdeki 3 gün.
Sinir krizleri, anlaşmazlıklar, ufak tartışmalar ve zaman zaman da benim kulaklığımı takıp hayatı romantize edişimle geçen, molalar dahil 6 saatin sonunda pansiyona varmıştık. Beyazın sıcak bir tonu olan binalarla dolu bir mahalleye girip dar yolun sağındaki yüksek beyaz binanın önünde durduk. Pansiyonumuz burasıydı, pek iç açıcı olmasa da. Girişinde boydan bir ayna, çiçekler ve bir bahçe koltuk takımı vardı. Sıcak atmosferini sevmiş olsam da terk edilmiş tenis masası ne kadar sıkılacağımı tekrar hatırlatıyordu bana.
Resepsiyonda kimliklerimizi vererek girişimizi yaptık ve buranın sahibi genç adam asansöre binmemizi söyledi, kendisi merdivenleri koşarak çıktı ve bize odamızı gösterdi.
Hayra alamet değildi buranın sessizliği. Hava sıcaktı ama tatil yeri havası da değildi. Yerleştik aceleyle. Biraz dinlenip akşam olunca dışarıyı keşfe çıktık. Sahil kenarında bir sürü sıralı dükkân vardı, lokantalar, hediye dükkanları, kafeler, içki mekanları… Tabi biz hiçbirine girmeyecektik. Uzun süre gezdik ve bir dondurmacıdan dondurma almaya ikna edebildik babamı. Annem vanilyalı istediğini söylüyordu ve ben sıramı beklerken babamın telefonu çaldı.
“Nasıl? Kilitlemiştik biz, anahtar bende… Tamam geliyorum hemen.”
Babama dikkat kesildim, sesi yükselmişti. Hışımla telefonu kapattı. Bize dönüp “Pansiyona hırsız girmiş.” Dedi. Annem son derece rahat,
“Zaten bir şeyimiz yoktu, ne çalacak canım.”
“Anne telefonumu unutmuştum.”
“Siz gezin ben gidip bakayım bir, polis çağırmışlar zaten.”
Babam geldiğimiz onca yolu koşar adımlarla dönmeye koyuldu. Ben şaşkın kalakaldım, annem ise vanilyalı dondurmasını yalarken beni dürttü sipariş vermem için.
Sonra birkaç dükkan ilerideki süslü hediye dükkanına girdik. Birkaç Rus müşteri yüzükleri inceliyor, kendi aralarında konuşuyorlardı. Keskin aksanları hemen dikkatimi çekti. Yaşlı bir çift mavili beyazlı kapıya asılan süslerden bakıyorlardı. Dükkânın sahipleri ise otuzlarında bir kadın ve ben yaşlarda bir oğlandı belli ki. Çünkü çocuk Rusların konuşmasına katılmaya ve ürününü pazarlamaya karar vermişti. Uzun boylu kadının parmağına seçtiği bir tanesini geçirdi, neşeyle “Vam oçin idyot” gibi bir şey söyledi. İki kadın da güldü ve anlamadığım hızlı cümleler söylediler. Alışveriş tamamlandı, çocuk parayı memnuniyetle aldı. Kadın teşekkür etti Türkçe. Annem magnetleri incelerken ben gizlice onlara dikkat kesilmiştim çünkü hem turistler hem de bu çocuğun satış yapması baya ilgimi çekmişti. Müşteriler gittiğinde hala onu inceliyordum ki birden bana döndü. Ben de hemen yalandan önümüzdeki ıvır zıvırla ilgilenmeye başladım. Bakışlarımı öyle hızlı çekmiştim ki kesin fark etmişti kaçındığımı.
Bana baktığını hissettim ama kendimden utansam da rol yapmaya devam ettim, “Yok anne ondan herkeste vardı bak bu daha farklı, teyzemlere bundan alalım.”
Annem de “İyi hadi onu beğendiysen.”
Çocuk minik adımlar atarak yanımıza geldi. “Elinizdekiler lüle taşından yapılmadır, bir iki düşmeyle kırılmaz. Dayanıklıdır, gönül rahatlığıyla hediye edebilirsiniz efendim.” Dedi gülümseyerek anneme. Beni muhatap almasını diledim içten içe, hoşuma gitmişti uzun boyu kumral saçları, işini yapması. Ya da sadece bu sıkıcı tatile renk katmak için kendimi onunla ilgilenmeye zorlamıştım, bilemiyorum…
Sonra bana döndü, “Sizin için de çok güzel bir bileklik önerebilirim.” İç sesimi duymuş gibi! Afalladım o an. “Şunlar mı?” dedim telaşla hemen sağımdaki raflardan rastgele bir takı göstererek. “Onlar halhal efendim, aslında şunları kastetmiştim.” Dediğinde işaret ettiğim şeyin üstündeki etiketteki halhal ibaresiyle göz göze geldim, yerin dibine girecektim. Ama o, buna müsaade etmedi ve gülümseyerek bozuntuya vermeden devam etti. Yanımdan geçip biraz yukarıdaki minik taşlı zarif incecik bir bilekliği aldı.
“Bu da gümüş görünümlü paslanmaz çelik, kullanımı rahattır, sağlamdır. Hem de size çok yakışır. Denemek ister misiniz?”
“Olur, bakayım.” Demekten başka bir cevap bulamadım.
Ben paketi almak için elimi uzattığımda o paketi vermek yerine bilekliği açtı ve
“Şöyle yapalııım.” Diye mırıldanarak bileğimin üstümden geçirip taktı.
Annem de diğer şeylere bakıyordu o sırada ama en son koluma baktı.
“Aaa çok güzel oldu.”
“Oldu mu?”
“Evet kullanırsın kızım, ne güzel. Böyle şeyler takmıyorsun ki hiç bak nasıl yakıştı.”
“Ne kadar?” dedim tereddüt ederek.
“250 TL ama size 200 diyelim.” Anneme baktım. Benimle göz göze geldikten sonra çocuğa
“Nakit vereceğiz ama.”
“Tamamdır, 150 yapalım.”
Annem cüzdanından çıkardı parayı, çocuk da bana dönüp “Hediye paketi ister misiniz?” dedi. “Olur.” Dedim sanırım başka kelimem yoktu. Çocuk koluma uzanıp çözmeye kalkacaktı ki hemen bileğimi kendime çekip çıkardım bilekliği. O da kasanın arkasından küçük ışıltılı pembe paketi çıkardı, bilekliği benden alıp pakete koydu. “Güzel günlerde kullanın, tekrar bekleriz.” Dedi ve annemin verdiği parayı da alıp kasaya koydu.
Evet, heyecanlanmıştım. Ama neden? Bu kadar basit şeye insan heyecanlanır mı? Tamam benim tipim, tamam boyu uzun. Ama sadece işini yapan herhangi bir insan sonuçta değil mi. Her müşteriyle ilgilendiği kadar benimle de ilgilendi diye hemen düşecek miyim? Sanırım evet, bu sıkıcı yaz gününde pansiyonumuza da hırsız girmişken alakasız birinden etkilenmenin tam zamanıydı. Bana ekstra bir iyilik yapmamıştı ne de olsa. Hem buraya bir günde bile kaç yüz tane güzel kız geldiğini düşünmeden edemiyordum. Beni mi hatırlayacaktı? Hayır, binlerce müşteriden biriydim sadece onun için
----------
Merhabalaaarr, şimdiden çok sevdiğim canım okurum. 1 kişi de olsan 1000 kişi de olsan severek okuduysan, bu hikayede aradığın o minik heyecanı, tatlı yaz esintisini bulduysan, eğlendiysen, karakterleri sevdiysen, 1 cümle hoşuna gittiyse kalbine dokunduysa ne mutlu bana. En ufak yorumun, oyun benim için çok değerli. Sen de bir kalp koymayı, fikrini belirtmeyi, benimle etkileşimde kalmayı unutma. Yeni bölümlerde ve umarım final bölümünde görüşmek dileğiylee...💞
Bölüm etkileşimi
