1. bölüm / 2
Ay KızıBir sonun başlangıcı
Bölümler 2Şu an: Bir sonun başlangıcı
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kendimi bildim bileli balerin olmak istemiştim. Balerinlerin sahnedeki asil bir kuğu edasıyla hareket etmeleri, sahne ışıklarının onları zarifçe aydınlatması, süslü kabarık etekleri sahip olmak istediğim şeyler listesinin birinci sırasındaydı. Bunlar, balerin olma sevdamı körüklerken asıl bu yangının.
nedeni başarılı bir balerin olan annemdi.
Annem, tam olarak isminin anlamı gibi bir kadındı; sahne ışıklarının altında zarif hareketleriyle parlayan en güçlü ışıktır. Annem, bu ışığıyla her zaman insanları etkilemiş, onları kendine hayran bırakmıştı. Sahnenin baş baleriniydi o. Annemin her gösterisinde sahne arkasından onu izlerdim. Gösteri birimlerinde diğer balerinlerle annem sohbet eder, ben de konuya dahil olmak için can atardım. Annem, benim bitmek bilmeyen bale aşkımdan dolayı beni bir bale kursuna yazdırmıştı. Çocuk aklımla annemle aynı sahnede yer alıp onun gibi ün kazanacağımı düşünürdüm hep. Minik bale kıyafetlerimle bale yapar, yorulsam bile vazgeçmezdim.
Annem her zaman beni desteklemişti.O da inanıyordu başarılı bir balerin olabileceğime. Cuma günleri okuldan sonra annem beni bale kursuna bırakırdı; o yüzden cuma, haftanın en sevdiğim günüydü. Kurstan önce okulun bitmesi için dakikaları sayardım. Bale kursundaki kızlara hava atardım. Sonuç olarak, annem ünlü bir balerindi; bununla övünmek o zamanlar havalı hissettiriyordu. Kurstaki herkes annem sayesinde beni tanır ve arkadaşım olmaya çalışırdı. Benim için hava hoştu; ilgi görmeyi sevmek suç değildi, sonuçta.
Çok sevdiğim annemin yanı sıra bir de babam vardı. Babam da annemi çok severdi; annemin babamı sevdiği gibi. Annem ve babam, annemin gençken yer aldığı bir gösteride tanışmışlardı. Babam, annemi zaten medya hesabından tanıyormuş. O günde babam, birleşimde sahne arkasına sızıp annemle iletişime geçmiş. Eh, babam da yakışıklı bir adam; üstüne centilmenlik eklenince annem çıkmayı kabul etmiş. Babam aslında baleden anlamazdı, o annemin her gösterisine onu sevdiği için gelirdi. Her gösteriyi benimle birlikte aynı büyülenmişlikle izlerdi. Annemin her performansını izlesek, ikimiz de bıkmazdık.
Bazen geçmişe gidip bu anıları tekrar yaşamak isterdim; fakat geçmiş, geçmişte kalmıştı. Artık ne annemin performansları ne de babamın ona olan aşık bakışları kalmıştı. Her şeyden önce, annemin evi saran kokusu terk etmişti uzun yıllar önce bizi.Sevincimin heyecanı kursağımda kaldığı bir cumartesi günü olmuştu. Bu lanet şey, annemin her zamanki gibi sahne arkası hazırlığını yapmıştı. Ben de okuldan çıktıktan sonra babamın beni gösteriye götürmesini bekliyordum. O gün anneler günü olduğu için babamla bir mağazaya girip, babamın daha önceden ayarladığı, üzerinde altın harflerle annemin isminin yazılı olduğu gümüş bir yüzük almıştık. Yüzüğün içi açılabiliyordu; içinde annemin en sevdiği koku olan lavanta vardı. Lavanta, annemi sakinleştirirdi.
Gösteri öncesi gergin olduğu gecelerde evimizin tek lavanta çiçeklerinin bulunduğu salona gider, koltuğunda otururdu. Lavanta, annemin daha kolay uyumasını da sağlardı. Annem o günde lavanta kokulu parfümünü sıkmış,hazırlıklar sona erdiğinde diğer balerinlerle sahnedeki yerini almıştı.Sahne ışıkları kasvetli salonu aydınlattığında gösteri başlamıştı. Ben ve babam ise en ön koltuklarda annemi izliyorduk. Annem, beyaz bale kıyafetiyle bale yaparken, bir peri masalındaymışım gibi hissetmiştim. Gösteriyi izlerken bakışlarımı salondaki koltuklarda gezdirdim. Salon kalabalıktı; insanlar aylar öncesinden aldıkları biletler sayesinde koltuklarını ayırtmışlardı.
Gösteri devam ederken içimi garip bir his sarmıştı. Mutluluk? Hayır, mutluluk değildi bu his; göğsümü daraltan cinstendi. Kendimi ne kadar performansa odaklanmaya itsem de bu his, sakız gibi yapışmıştı sanki gitmeyi bilmiyordu. Göğsümü daraltan his ile balerinleri izlerken gözüm alakasız bir yere takılmıştı. Zaten bir şeye odaklanmaya çalışsam hep böyle olurdu. Sahneyi aydınlatan spot ışıklarına bakarken bulmuştum kendimi; balerinlerin hareketlerine göre renk ve yön değiştiriyordu.
İki lambadan birincisine bakarken kendimi durduk yere kötü hissetmeye başlamıştım. Neydi şimdi bu hissin amacı? Ortada bir sorun yoktu ki.Gösteri devam ederken, sahne ve spot ışıkları arasında gidip gelirken buldum kendimi ama önemsemedim. Ortada sorun yokken, kendi kendine stres unsuru çıkarmayı seven bir beynim vardı; bu da şüphesiz o zamanlardan biriydi. Performans hafif bir müzik eşliğinde devam ederken, spot ışıklarında bir şey fark etmiştim: Halat olması gerektiğinden daha aşağıda duruyordu sanki. Yine kendi kendime olası riskleri sıralamaya başlamıştım; kaygılanmadan başka bir şey değildi.
Gösteri sonrası babamla sahne arkasına gideceğimiz için annemin yüzüğünü tutuyordum. Sever miydi? Bence kesinlikle severdi; zaten küçük şeylerden mutlu olan biriydi. Gösterinin son dakikalarında tekrar ışığa baktım ama bu kez sallanıyordu. Deprem mi oluyordu? Deprem olsa, salondan herkes çıkmaz mıydı? ama kimse umursamıyordu. Belki de böyle olması gerekiyordu, bilmiyordum. Tiyatronun sessizliğinde ilk tiz çığlık bana aitti; sonra diğer insanların korku dolu sesleri yükseldi.
Işıklar sönmüştü.Sağdaki spot ışığı, yansıttığı mor ışıkla felaketin yaşandığı sahneyi aydınlatıyordu. Güvenlik görevlileri içeri koşarken, salonda ağlayış sesleri yankılanıyordu. Soldaki spot ışığını tutan zincir kopmuştu; annemi hedef almıştı. Annem yerde hareketsiz uzanırken, tiyatronun beyaz ışıkları açıldı. Güvenlik görevlileri, insanları çıkışa yönlendirmeye çalıştı. Beyaz sahne kırmızıya boyanırken, dünyanın sallandığını hissetmiştim. Öyle bir sallanıştı ki, bir fay hattına sahiptik artık.
Bölüm etkileşimi
