3. bölüm / 3
AY ÇIKMAZI3.Bölüm: İlk tanışma
Bölümler 3Şu an: 3.Bölüm: İlk tanışma
- 1 1.Bölüm : KAÇIŞ1.461 kelime
- 2 2.Bölüm: İlk Karşılaşma2.154 kelime
- 3 3.Bölüm: İlk tanışma3.515 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selen ikimizin de elinde olan kartları görünce hızlı adımlarla yanımıza geldi. "Ya abi şakamı bu ne yani bu kartlar ne ifade ediyor şimdi yine mi bir oyunun içine girdik ya valla kafayı yiyeceğim ha" dedi ve ellerini saçlarına geçirdi. "Selen lütfen biraz sakin olabilir misin? Belki birisi bize bir eşşek şakası yapmaya çalışıyordur nereden bile biliriz ki?" dediğimde Selen ellerini saçlarından çekti ve bakışlarını bana doğru döndü. "Bak kızım biz o kadar olayın içine girdik çıktık ki bilemezsin eğer bize birden fazla bir şey geliyorsa bu işin içinde bir iş vardır ve sana şunu söyleyeyim bu bir eşşek şakası değil bu bir tek bize değil sana da oynanan bir oyun" yüzüme biraz daha yaklaştı "Bu kadar saf düşünceli olma bence" Selen'in sert cümleleri bir birer yüzüme çarparken Deniz araya girdi. "Selen bu kadar üstüne gitme istersen git çocukların hepsini salona topla düzgünce konuşup düşünelim he ne dersin?" dedi. Deniz az da olsa Selen'le aramızda olan gerginliği gidermeye çalışıyordu. Selen bu sefer bakışlarını Deniz'e doğru döndü. "Öylemi olacak Deniz Bey tamam öyle olsun başka isteğiniz var mı he?" dedi. Söylediğim bir cümleye bu kadar sinirleneceğini bilseydim söylemezdim yani. Ama nereden bilebilirdim ki? Neyse şu an bunu düşünmeyeceğim şu anda bize gelen bu gizemli kartları düşünmemiz lazım. Selen hızlı koridora ilerleyip merdivenlerden çıktı. Küçük Okyanus'un sesini duyduğumuzda ona doğru döndük. "Offf ya of bu Seloş'ta hep geygin hep siniyli bıktım yaa" dediğinde hafifçe kıkırdadım. Okyanus'un r harfini söyleyemediği çok bariz belliydi. Selen'in bir anda yukarıda ki yüksek sesle bağırmasını duyduk. "Herkes salona gelsin!" dediğinde Deniz'in kulaklarını kapattığını fark ettim. "Ya bir kızın sesi nasıl bu kadar yüksek çıkabilir ki anlamıyorum abi" dedi. Bakışlarımı ona çevirdiğimde yemyeşil gözleriyle karşılaştım. Hafif bir şekilde gülümsedim ve bilmem anlamında kafamı salladım. Hafif adımlarıyla yanıma ilerledi. Kolunu omzuma atıp konuşmaya başladı. "Sen Selen'i takma o seni şu anda tanımadığı için biraz gergin laflarına aldırış etme" dedi. Deniz'in cümleleri bir yerden ne kadar iyi gelmiş olsa da Selen'i biraz da anlamaya çalışıyorum. Selen'in bana hemen anı anda kanının ısınmasını bekleyemezdim. Ne kadar DENİZ'İN KUZENİ OLUYOR OLSAMDA bende hemen ısınamazdım ama ona bu kadar da sert davranmazdım yani. Deniz'e doğru bakışlarımı çevirdim ve kendim ne düşündüysem aynısı aynısına, bire bir, hiçbir şeyini değiştirmedim ve tıpkısını Deniz'e ilettim. Yukarıdan birini indiğini gördüğümde bakışlarımı ona çevirdim. Deniz'le beni gördüğünde merdivende bir anda duruverdi. Saçları açık kahve tonlarında hafif şekilde kıvırcıktı. Saçlarıyla aynı renkte gözleri vardı, ten ise hafif böyle beyaz tonu gibi bir şeydi. Gayet tatlı bir çocuğa benziyordu. Kendisi bir on beş on altı yaşlarında duruyordu. Bu çocuk bayağı komik gibi birine benziyordu. Bir anda bağırdığında hafif bir şekilde irkildim ama bunu tabi ki Deniz hissetmedi. "Ooooooo arkadaşlar gelin gelin Deniz manita yapmış!" sonra koridordan koşma sesleri geldi. Merdivenlere birisi daha geldi bu sefer bu çocuğun saçları simsiyahtı gözleri ise masmaviydi. Teni bembeyazdı. Çocuğun yüzüne resmen nur inmiş gibiydi. Gözleri resmen bir okyanus gibiydi. Sanki sonsuzluğa kadar gidebilecek gibi. Yüzündeki o keskin çene kasını da kaçırmamamız lazım tabi ki. Çocuğun her bir ayrıntısı ayrı ayrı onu daha çekici hale getiriyordu. Boyu da bayağı bir uzundu yani. Yaşı da bir on altı vardır şimdi bu tipe bakaraktan. Bu seferde her ayrıntısına kadar incelediğim çocuk konuştu. "Oha hem de kendisinin tıpkısını aynısını bulmuş getirmiş resmen!" dedi. İkisi de birbirinden şaşkındılar. Tam bir şeyleri anlatabilmek amacıyla ağızımı açtığımda bu seferde iki erkekten sonra bir kız geldi. Kardeşim bir izin verinde açıklayayım şu durumu ya! Gelen kızda aynı bir önce bahsettiğim çocuğun tıpkısı gibiydi. Bembeyaz teni, masmavi gözleri ve kömür gibi simsiyah saçları vardı. Bu kızın tam kaşının üzerin de bir çizik vardı. Sanki istekle yapılmış bir çizik gibi değil de bir yara gibi duruyordu. Bu yara onda bir kusur değil aksine güzelliğine güzellik katıyordu. Tahminimce bu kızda on beş on altı yaşlarında gibiydi. Daha bu kızda konuşamadan arkadan iki kız daha geldi. Bu seferki kızlardan birisinin saçları omuzların üstünde bitiyordu. Turuncu saçları ela gözleriyle birbirini tamamlamışlardı. Diğer kızın ise saçları açık kahve kıvırcık saçları vardı. Kahve gözleri hafif bronzlaşmış teniyle her şeyi birbirine bağlıyordu ve bir şey daha fark ettim. Buradaki herkes on altı on yedi yaşlarındaydı. BEN HARİÇ. Üç kız da aynı anda konuştuğunda "oha kızın güzelliği bak. Allah bu kızı nurdan yaratıp dünyaya indirmiş herhalde" dediler. Söylediklerine hiçbir tepki veremedim çünkü hepsi cümlelerini nasıl oluyorsa art arda söylüyorlardı. Deniz artık dayanamayıp konuşmaya başladı. "Lan kardeşim mal mal konuşmayın Allah aşkına ya bilip bilmeden konuşuyorsunuz geçi salona düzgünce konuşalım." Dediğinde ilerleyecektik ki kıvırcık saçlı çocuk merdivenlerden hızla inip Deniz'in omzumda olan kolundan ayırıp ikimizin arasına girdi ve kollarını ikimizin omzuna attı ve koridordan salona doğru ilerledi. "Deniz' cim anlıyorum seni şu an, şimdi beni biliyorsun bu konularda uzmanım tabi ki şimdi ilişkiniz biraz yeni gibi duruyor utanıyorsun da tabi normal ama utanma yani utanılacak bir şey değil yan-" demesiyle Deniz çocuğun cümlesini kesti. "Sevgilim değil mallar kuzenim kuzenim!" dediğinde herkesin gözleri resmen iki kilo ciğer görmüş kedi gibi gözleri açılmıştı resmen! Çocuk kollarını omzumuzdan ayırıp karşımıza geçti. O sırada merdivendekilerde karşımıza geçti ve bir ordu gibi karşımızda dikildiler. Adını bile öğrenmediğim kıvırcık saçlı çocuk yine konuşmaya ilk o başladı.
"Deniz, yani şimdi siz sevgili değil misiniz?"
"Değiliz."
Bu sefer de her ayrıntısına kadar incelediğim çocuk konuşmaya başladı.
"Yani siz kuzen misiniz şimdi?"
"Kuzeniz evet."
Sonrasında da kıvırcık saçlı kız konuşmaya başladı.
"Yani kuzen olduğunuzdan dolayı mı bu kadar benziyorsunuz?"
"Evet Berincim."
Adını tek öğrenebildiğim kişiydi Berin ha bide şey Selin. Şimdide turuncu saçlı kız konuşmaya başladı.
"E sen amcanın yanına gitmiştin en son nasıl tanıştınız? abo yoksa sizi amcan mı tanıştırdı? Nasıl oldu?"
Kız resmen heyecan dan sorularının cevabını beklemeden soruyordu. Deniz'in içinden sabır çektiği her halinden belli oluyordu yani. En son dayanamayıp sessizliğimi bozdum ve konuşmaya başladım. "Arkadaşlar bence salona geçip bütün olayları size baştan anlatım hem de bu sayede ben de sizlerle tanışmış oluruz ne dersiniz?" dedim. Bir anda hepsi bakışlarını bana çevirdiler. Berin ilk önce bana doğru bir adım attı. Tam karşımda durduğunda ondan sadece birazcık kısaydım. Sadece iki üç santim kısaydım yani. Bakışları başta bir tedirginlik verse de belli etmemeye çalıştım. Yüzüme doğru yaklaştı ve işaret parmağını suratıma doğru uzattı. "Çok mantıklı konuştun güzel kız. Hadi salona geçelim" diyerek bir anda kolumdan tutup hızlı adımlarla koridorda hızlı bir şekilde yürümeye başladı. Beni salona doğru götürdüğünü anladım. Biz salona girdiğimizde diğerleri de arkamızdan salona girdiler. Berin beni salonda ki dörtlü olan kanepelerden birine oturttu. Kendisi de hızla yanıma oturup kolunu koluma geçirip diğerlerinin oturmalarını bekledik. Karşımızdaki kanepeye ilk Selin oturdu. Daha sonra herkes yerlerine oturduğunda Deniz'de benim yanıma oturdu. Selin aramızdaki ilk konuşan kişi oldu. "Berin daha tanışalı beş dakika olan kızla nasıl bu kadar yakın oluyorsun? Hani hiç kimseye o kadar kolay güvenemezdin ne değişti?" dedi. Selin'in bana gıcık olduğu şimdiden belli olmuştu bile. Ama bana zaten güvenmemesi, sevmemesi normaldi çünkü beni daha tanımıyordu, kim olduğumu bilmiyordu, nasıl bir insan olduğumu bilmiyordu zaten bu bana sorun bile olmuyordu. O yüzden bunu pekte kafaya takmadım. Berin Selin'e cevap vereceği sırada pür dikkat herkes onu dinliyordu. "Ona güvendiğimi kim söylemiş, sadece Deniz'e güveniyorum aşko"dedi. Selen bu cevaba sadece göz devirmekle yetindi. Oda da resmen gerginlik akıyordu. "Arkadaşlar hadi tanışalım DENİZ'İN KUZENİYLE değil mi ilk kim başlıyor?" kıvırcık saçlı çocuk Deniz'in kuzeniyle tarafını bastıra bastıra söyledi. Deniz'se bu duruma sadece kıvırcık saçlı çocuğun bacağına tekme atmakla yetindi. İlk kendini HER AYRINTISI İNCELEDİĞİM diye bahsettiğim çocuk başladı. "Ben Aras on yedi yaşındayım. Soyadımı bilmiyorum zaten buradaki kimse kendi soyadlarını bilmiyor. Üç kardeşiz biz. Okyanus ben ve Ada." Dedi eliyle Okyanus'u ve siyah saçlı kızı gösterdi. Sonra kendisini kıvırcık saçlı çocuk tanıttı. "Ben de Batu on altı yaşındayım. Merak ediyorsun biliyorum şu kıvırcık bronzla kardeş miyim acaba diye. Üvey ama öz kardeş gibiyizdir. Bu arada fazla espri yapıyorum umarım esprilerimden sıkılmazsın bunlar gibi" yüzünü ekşitti salondaki herkese bakarak. Daha sonra kendini Ada tanıttı.
"Bende Ada on yedi yaşındayım. Gayet samim-" demesiyle Aras sözünü kesti. "On yedi değilsin on altısın hala" dedi. Ada ona dilini çıkardı, "on yedime alt tarafı dört ay kaldı bir şey fark etmez yani bir daha da sözümü kesme" dedi. Yarım kalan cümlesine devam etti. "Gayet samimi birisiyimdir yani benimle konuşacağın bir şey olursa rahatlıkla konuşabilirsin" dedi. Geriye tanımadıklarımdan Berin, Selin ve turuncu saçlı kız kalmıştı. Berin ve Selin'i tanıyorum ama sadece isimlerini biliyorum. İlk önce kendini Berin tanıttı.
"Ben Berin on beş yaşındayım. Çok tatlı birisiyimdir ve övünmek gibi olmasın... ya da övünmek gibi olsun çok güzelimdir" dedi. Kızın zaten kendisine göre çekiciliği ve nasıl desem...kendine has bir aurası vardı yani. Daha sonra turuncu saçlı kız tanıtmaya başladı. "Ben de İzel on altı yaşındayım. Biraz inatçı birisiyimdir. Aynı zam-" derken Aras bu sefer de İzel'in sözünü kesti. Aras resmen tam bir söz kesiciydi. "Biraz mı kızım senin inadın yüzünden başımıza gelmeye kalmadı" daha sonra kafasını bana çevirdi. Bakışları bana doğru döndürdüğünde masmavi gözlerinin çekiciliğiyle karşılaştım. "Ve aynı zaman da çok belalı birisidir kendisi hatta sokakta bir tane çocuk çok güzelsin tanışalım mı deyince çocuğu bir dövmüş bir dövmüş anlatamam sonra çocuk bunu polislere şikayet etmiş gecenin ikisinde çocuğu anca şikayetinden vazgeçirebildik" Aras bunları gülerek anlatırken İzel ise onu öldürecek gibi bakarken kendimi gülmekten alıkoyamadım. Herkes kendini tanıtmışken tanıtmayan tek kişi Selen olmuştu. Salonda ki herkes birbiriyle samimiyet içerisinde gülüp eğlenirken Selen'in yüzünde bir tane mimiği bile hareket etmiyordu. İzel Selin'in kendisini tanıtması için eliyle koluna vurdu. Selin derin bir nefes alıp oturduğu yerde dikleşti. "Ben de Selin on yedi yaşındayım. Burada ki herkes gibi sana samimi davranmamı da bekleme" bakışlarını benden Deniz'e çevirdi. "Eee Deniz sen anlat neler olduğunu? nasıl tanıştığınızı ve o kartları ne anlama geldiğini?" Selen kartlardan bahsedince bir anda herkesin gözleri bize döndü. Herkesin kafasında soru işaretleri oluştuğu yüzlerinden belliydi.
"Ne kartından bahsediyor Selen?" Batu'nun bakışları bir Deniz'e bir bana kayıyordu. Deniz koltukta dikleşip derin bir nefes aldı. "Şimdi şöyle amcam normalde Mehir'le beni evlendirecekti bugün. Mehir beni hiçbir şekilde tanımıyordu ama ben amcamın anlattıklarına göre tanıyordum. Sonra biz ikimizde kaçtık evden tabi. Ben Ay Çıkmazı sokağına gittim. Şans eseri de Mehir'le orada karşılaştık. İşte biz Mehir'le tanıştık falan fistan ondan sonra sokağın başında amcamı gördük. Zaten tam o sırada anladık kuzen olduğumuzu ondan sonra amcamdan kaçtık buraya geldik. Sonra içeri girdikten sonra kapı çaldı" deyip kartları gösterdi. Aras hemen kartları Deniz'in elinden alıp kartları inceledi. Deniz'de bu sırada konuşmasına devam etti "Ondan sonra kapı çaldı. Bu kartlardan bir tanesi de kapıdaydı sonra bir tanesi Mehir'in çantasından çıktı şu anlık ne anlama geldikleri bilmiyoruz." Deniz rahat nefes çekip arkasına yaslandı. Salonda ki herkes kartları incelerken ben de salonu incelemeye başladım. Salon bana göre bayağı büyüktü. Salonda dört tane kanepe vardı. İki tanesi koyu yeşil renginde iki tanesi de krem tonlarındaydı. Salon ve mutfak arasında duvar vardı ama duvarın ortası boştu. Tam o boşluktan başlayan hem masa hem tezgâh gibi büyük bir alan vardı. Salonun duvarlarında bir sürü ledler vardı ama hangi renklerde olduklarını bilmiyorum. Salonun tavanında iki tane sarı renklerin de lamba vardı. Buda salonun olduğundan daha fazla parlamasını sağlıyordu. Deniz kulağıma fısıldadığında, "nasıl güzel mi salonumuz?" ona doğru döndüğüm de gülümseyerek olumlu anlamda kafamı salladım. Odada ki herkeste gözlerimi gezdirdiğim de üstlerinde bir tedirginlik olduğunu hissettim. Üstlerinde ki gerginliği giderebilmek amacıyla konuşmama başladım. "E şey sizlerin ilgilendiği alanlar var mı acaba?" Bir anda hepsini bakışları bana döndü. Ama böyle bakışlar yok sanki birinin cenazesin de kim öldü ki? demişim gibi bakıyorlardı. Hepsinin yüzlerinde bakışlarımı gezdirdim. Batu heyecanla bana döndüğünde rahatladım.
"Valla benim ilgilendiğim bir alan yok ama valla haftanın yedi günü bir markette çalışıyorum o kadar" dedi. Her zaman marketler de çalışmayı merak etmişimdir. Sonra İzel konuştu.
"Biz de Selen, Berin ve ben bir oyuncak mağazasında çalışıyoruz. Başta bizi almak istemediler yaşımızdan dolayı sonra malum eleman eksikliğinden almak zorunda kaldılar" hepsinin işleri birbirinden güzeldi. Binlerce oyuncağın içinde olmak. Çocukların oraya geldiklerinde gözlerinde ki o sevinçlerini görmek, mutluluklarını görmek bence çok güzel bir şey. Herkesin çalıştığı bir yer vardı ilk önce bakışlarım Deniz'e döndü bakışlarım daha sonra da Aras'a. İlk konuşmaya deniz başladı. "Ben çalışmıyordum amcamın anında olduğum için ama yakında bir iş bulmaya çalışacağım."
Bakışlarımı Aras'a çevirdim. Kendisinin konuşması gerektiğini fark edip sırtını dikleştirdi. "Ben de sokakta şarkı söylüyorum haftanın üç günü. Öyle para kazanıyorum. Hatta artık küçük bir hayran kitlem bile oluştu." Etkilenmiş gibi suratına bakıyordum. Çünkü etkilendim! Etkilenmemek mümkün mü yani? Yakışıklılık desen var, yetenek desen var daha ne olsun. Kendime gelen anlık bir cesaretle konuştum. "Bende müzik söylemeyi severim aslında" Kendim bile ne dediğimin farkına bile varamamıştım. Deniz şaşkınlıkla bana dönüp, "nasıl yani?" diye sordu. "Yani şöyle babam bazı günler kumara giderken beni de yanın da götürüp şarkı söylettiriyordu ve şaşırtıcı şekilde gençlerin sevebileceği şarkıları söylettiriyordu" dedim. Batu her zamanki gibi heyecanlı haliyle konuşmaya başladı. "Allah rızası için bir şarkı söyle lütfen lütfeeen" yüzüne baktığımda hayır demeyi kendime resmen suç olarak gördüm. Bakışlarım bir anlık Selen'e döndü. Batu'ya resmen yargılayıcı bakışlar atıyordu. Fakat Batu bunu fark etmiyordu bile. "Eee tamam olur ama şu an aklımda olan şarkı şey var Bir Hadise var şarkısı" dedim. Batu oturduğu yerde zıplayıp aynı anda konuşuyordu. "Yaşasın be! En sevdiğim şarkılardan birisi" dedi. Oturduğum yerde dikleştim. Derin bir nefes alıp şarkıyı söylemek için kendimi cesaretlendirdim. Şarkıyı söylerken hepsi beni pür dikkat dinliyorlardı. Şarkının en sevdiğim yeri geldiğinde daha da mutlu oluyordum.
Mühürledim seni kalbime
Kurşunlar işlemez ciğerime
Zincirledim seni kalbime
Anahtarı yok denizlerde
Şarkının en sevdiğim yerlerinden birisiydi. Söylerken kendimi şarkının içinde gibi hissediyordum. Şarkı beni resmen içine bir dalga gibi çekiyordu ve bende onun akıntılarına kapılı gidiyordum. Şarkının en sevdiğim diğer yerine gelmiştim.
Gözlerin hoyrat, ihanetler gibi
Elleri soğuk, zemheriler gibi
Kalbin buz tutmuş, son nefes gibi
Soğuk olsa da
Bir hadise var, kimse bilmiyor
Şarkıyı bitirdiğimde Batu ayağa kalkıp beni alkışladığında diğerleri de beni alkışladılar. Selin hariç. Ama zaten onu anlamaya çalışıyordum. Çünkü birisine güvenmek, samimi olmak kolay bir şey değildi. Selin burada ki kişiler göre daha soğuk biriydi ya da tanımadığı kişilere karşı mesafeli davranmaya çalışıyordu. Batu eline vurmam için elini uzattığında aklımdaki düşüncelerden sıyırdım ve eline vurdum. Gözlerimi Okyanus'a bakmak için çevirdim. O sırada Aras'ın bacağında uyumuş tatlı suratıyla karşılaştım. O kadar tatlı uyuyordu ki size anlatamam. Uyurken dudakları büzülmüş ve yanakları daha da tombul olmuştu yani hayatım da bu kadar tatlı bir bebek görmediğimi söyleyebilirim ama kanıtlayamam. "Sen şarkıyı söylerken uyuyakaldı, çok beğendi galiba" Aras Okyanus'u izlediğimi anlamıştı.
"
Sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum amcam galiba bir tek bu özelliğini söylemedi herhalde" demişti Deniz. Babam Deniz'e benden çok bahsetmişken bana bir kere bile onun hakkında bir şey söylememişti. Deniz'le tanışalı ne kadar kısa bir süre olsa da onu gerçekten seviyordum. Çünkü kim kuzenini sevmezdi ki. Deniz ayaklanıp herkesin kalkması için işaret yaptı. "Hadi artık herkes yatsın. Ben Okyanus'u yatırıyım. Aras sende Mehir'e odasını göster. Hadi herkese iyi geceler diliyorum." deyip Okyanus'u da kucağına alıp yukarı çıktı. Aras da ayaklandığında onunla birlikte ayağa kalktım. Birlikte salondan çıktığımızda arkadan birkaç gülüşme sesleri geldi. Aras beni odama bırakana kadar hiç konuşmamıştık. Beni kapıya bırakırken gülümseyip gitmişti. Allah'ım bir insanın gülüşü bile güzel olabilir mi ya! Yatağa kendimi bırakıp tavanı izlemeye başladım. Aras gülüşü gözüme geldi. Of Mehir kendine gelmelisin. Daha çocukla tanışalı ne kadar oldu ya ne oluyor sana böyle! Düşüncelerimden zor da olsa sıyrılabildim. Kaldığım oda gayet sadeydi. Zaten baya yorgundum üstüm ıslaktı ama zaten kurumuştu geldiğimizden beri. Yorganı kaldırıp yatağa yattım. Hayatım da yattığım en rahat yatak olabilirdi. Zaten yattığım gibi uyuyakalmıştım.
♫
Sabah kalktığımız gibi güzel bir kahvaltı yapmıştık. Sabah ani bir gelen cesaretimle Aras ile şarkı söylemeye gitmek için Deniz'e yalvarmam gerekti. Zor olsa da izin vermişti. Odam da şimdi hazırlanıyordum. İzel bana güzel görünmem için birkaç kıyafet vermişlerdi. İzel'in verdiği kıyafetleri giyip kaçarken koyduğum makyaj malzemelerinde makyaj yapmak istemiştim. İzel benim hem makyajımı hem de saçlarımı yapmıştı. Ayna da kendime baktığımda benden farklı bir kız duruyordu karşımda. Fazla güzel olmuştum. İzel'le aşağı indiğimde herkes şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Deniz yanıma gelip elimden tutup etrafımda beni çevirdi. "Ne güzel olmuşsun be kuzen" dedi.
"Mehir zaten güzeldin daha da güzel olmuşsun" Aras söylediği cümle resmen vücudumda elektrik çarpması gibi hissettirmişti. Ya kızım ne etkilenip duruyorsun ya! Allah Allah bir dur be!
Aras masadan kalkıp sırtına gitarının çantasını takıp, "hadi çıkalım da geç kalmayalım Mehir" dedi ve kapıya doğru yöneldi. Deniz beni dikkatli olmam için uyardı ve Aras'a da beni emanet ettikten sonra birlikte evden çıktık. Başlarda yolda hiç konuşmadık ama bir süre sonra Aras konuyu açtı.
"Şimdi hangi şarkıları söyleyeceksin sen?" dedi.
"Eee başta dün söylediğim şarkıyı söylerim bir hadise var bir de böyle sever şarkılarını başka da aklıma gelmiyor şu an, sen ne söyleyeceksin?" diyerek sorumu ona yönelttim. Aras'ın bakışları kısa bir süreliğine bana döndüğünde göz göze geldik. Yüzünde anlık saniyelik yüzünde bir çarpık gülüş oluştu. Ondan sonra zaten önüne dönüp konuştu.
"Ben de o ben olamam ile yalnızlığın ezgisi şarkısını söylerim. Eğer istek bir şarkı gelirse onları söylerim"
"Güzel şarkılarmış" dedim. Yol boyu son konuşmamız bu oldu.
Şarkı söyleyeceğimiz alana geldiğimizde karşılaştığım manzara Aras'ı bekleyen bir sürü kişi vardı. Bir tane kız Aras'ı görünce çığlık atmaya başladı. Sonra kalabalıkta ki herkes Aras'ı görünce çığlıklar artmaya başladı. Alana geldiğimiz de birkaç kız Aras'ın yanında beni görünce aralarında konuşmaya başladılar.
Birisi "Aras sevgili mi yapmış" diyordu, bir tanesi "Belki arkadaşıdır" diyordu. Hepsinin ağzından farklı bir şey çıkıyordu. Aras alandaki herkese selam verdikten sonra çantasında ki gitarı ve mikrofonu çıkarıp gerekli olan her şeyi kurdu. Yanıma gelip, "İlk sen söylemek ister misin?" diyerek teklifte bulundu. Teklifini başımı sallayarak kabul ettim. Rahatlamam için bana birkaç öneride bulundu. Kendimi hazır hissettiğimde mikrofonun başına geçtim. Alandakilere selam verdikten sonra bazıları göz devirip beni yargılıyorlardı bazıları ise pür dikkat benim şarkı söylememi bekliyordu. Aras'a söyleyeceğim şarkıyı söyledikten sonra Aras gitarı çalmaya başladı. İlk bir hadise var şarkısını söyledim. İlk şarkımı söyledikten sonra bazıları bana karşı ön yargılarını kırmışlardı, bazıları ise hala kabullenemiyordu. Çünkü ön yargıları bunun önüne geçiyordu!
Daha sonra böyle sever şarkısına geçtim. Bu şarkı hayatımda en sevdiğim şarkıydı resmen. Bu şarkıyı söylerken kendimi şarkının içinde hissediyordum. Hele bu şarkının iki tane kısmına bayılıyordum ya!
Yâr, bana, düşmanım ol gel
Düşür beni koynuna, boğuver
Bu garibin ömrü sensiz geçer mi?
En en en sevdiğim yerdi burası şarkının. Ve daha çok sevdiğim bir yer daha var;
Gel bana, zindanım ol gel
Kelepçeyi vur, zulüm ol gel
İnsan insanı böyle sever mi?
Şarkımı bitirdiğimde kalabalıktan alkış sesleri yükseldi bir anda. Aras'ın bir anda arkamdan sesi geldiğinde irkildim. "Bak sesini herkes çok beğendi" dedi. Arkamı döndüğümde yüzünde ki gülümsemeyi fark ettim. Gülümsemesine karşılık verdim ve kendisinin şarkısını söylemesi için kenara çekildim. Köşede bir yere oturup Aras'ı dinliyordum. Sesi o kadar güzeldi ki etkilenmemek elde bile değildi. Bazen şarkı söylerken bakışları bana dönüyordu. Fakat ben onu öyle bir izliyordum ki daldığımı bile far etmemiştim ta ki bir kız omzuma dokunana kadar. Kız benden küçük gözüküyordu. Tatlı bir kızdı. "Abla fotoğraf çekinebilir miyiz acaba? Ama Aras abi de olsun" dedi küçük kız. Kızla beraber Aras'ın yanına gittik. "Kız bizimle fotoğraf çekinmek istiyor" diyerek açıklama yaptım. Kız bizimle fotoğraf çekindikten sonra birkaç kişide gelip bizimle fotoğraf çekindi.
♫
İzel'le neredeyse yaklaşık yirmi dakikadır yürüyüş yapıyorduk. Aras'la eve geldiğimiz gibi İzel beni yürüyüşe çıkarmıştı. Birbirimiz hakkında konuştuk, bahsettik ve buda birbirimizi tanımamıza sebep oldu.
İzel konuşurken karşıdan iki tane erkeğin bize doğru geldiğini fark ettim. İzel'in koluna vurup ilerideki çocukları gösterdim. Biz hiçbir şey yokmuş gibi yolda yürürken çocuklar karşımızda durdu. Çocukların yüzlerine baktığımızda zaten tekin olmadıkları belliydi. İkisi de aynı anda ellerini uzatıp, "tanışalım mı güzellikler" dediler. İzel sakinliğini korumaya çalışıyormuş gibi dişlerini sıkıp konuştu. "Bak kardeşim yürüyün gidin. Almayın başınıza belayı hadi gidin" deyip kenara geçmeye çalıştık. Yine yolumuzu kesip, "Başımıza bela almak mı? Kız başınızla ne yapabilirsiniz ki?" dedi alayla. Tam hiç beklemediğim anda İzel çocuğun yüzüne yumruğunu yapıştırdığında çocuk yere yapıştı. Ben de gaza gelip diğer çocuğun yüzüne yumruğumu yapıştırıp karnına tekmemi savurdum. İzel'in vurduğu çocuk ayaklanmaya kalkışınca İzel çocuğun burnuna tekmeyi yapıştırdı. Çocuk yere tekrar yapışınca bu sefer tekrar ayağa kalkamadı. Benim vurduğum çocuk yerde karnını tuta tuta kıvranıyordu. İzel' e elimi uzatıp, "iyi iş çıkardık" dedim. Ona uzattığım elimi vurdu. Çocuklardan birisi, "sizi polise şikâyet edeceğim" dedi. İzel gülerek yolun kenarındaki kaldırıma oturunca bende yanına oturdum. "Sıkıyorsa ara hadi buradayız" dedim alayla. Çocuk hızla cebinden telefonunu çıkarıp polisi aradı. Yerimizi tarif etti. Bizim korkup kaçmamızı beklemişti ama biz hala kaldırımda oturup bekliyorduk
On beş dakika içinde polisler geldi. Bizim ellerimiz kelepçeleyip araya soktular. Yerde yatan çocuklar içinde ambulans çağırdılar. Karakola geldiğimiz de kelepçelerimizi açmışlardı ve başımıza nöbetçi bir polis koymuşlardı. İzel Deniz'i aradığında telefonu elinden alıp Deniz'le konuşmayı ben istedim. Deniz'e bütün olayları anlattığımda bayağı bir sinirlendiği sesinden belliydi. Yirmi dakika içinde hepsi gelmişlerdi. Tam Deniz bizimle konuşacağı sırada polisler ifade için bizi aldılar. İfademi verip ilk ben çıktım. Deniz hızla yanıma geldi. "İyi misin, bir yerine bir şey yaptılar mı bir yerine? Ya bide her şeyi geçtim sen bizim İzel'e niye uyuyorsun ya o hep öyledir." Sinirliydi ama bir taraftan da yumuşak davranıyordu. Diğerleri de yanıma geldiler. Hepsinin tek sorduğu soru; Bir yerine bir şey yaptılar mı? İyi misin?
Beş dakika sonra İzel çıktı. "Çocuklar şikayetlerini geri çekmişler" dedi. Tam Deniz'in ona kızacağını anladı ve "Sakına bir şey söyleme her zaman söylediklerini söyleyeceksin. Hadi gidelim çok yoruldum ya" deyip karakoldan çıktı. Deniz İzel'in arkasından alayla ağzını taklit etti, "çok yoroldom" dedi.
Karakoldan eve gelene kadar hiç kimseyle konuşmamıştım. Eve geldiğimiz gibi herkese iyi geceler deyip odama çıktım. Direk üstümü çıkarıp Berin'in verdiği gecelikleri giydim ve yatağıma yattım. Yatağa yattığım gibi yorgunluktan direk uyudum. Ve bu günümü de böyle sonlandırmış oldum.
Bölüm etkileşimi
