2. bölüm / 3
AVCIİNTİKAM
Bölümler 3Şu an: İNTİKAM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zaman yılların getirdiği özlemle solmuş, ihanetle yırtılmış, ihanetin küllerinden yeniden doğan bir lügat gibidir. Her kelimesi yaşadıklarının ağırlığıyla yüreğine çöker. O soluk sayfaları zihninde her çevirdiğinde önce üzülürsün, özlersin , sevgi beslersin . Sonra diğer sayfalara doğru göz gezdirmeye başlarsın kırılırsın , ağlarsın, hayal kırıklığına uğrarsın. Son sayfalara geldiğinde ise kalbinin kimin yüzünden kırıldığını , kime göz yaşı döktüğünü anlarsın. İçindeki o intikam ateşi harlanmaya, adaleti yasalara bağlı olmadan sen sağlarsın . İlk başlarda sevgi beslediğin insanı nefretle silersin. O lügatın üç bölümü vardır;
Sevgi
Hayal kırıklığı
İntikam
Benim yazdığım lügatta ise herşey şöyle başlar;
Önce sevmen ve saygı duyman gereken birini tanırsın. Ama içinde ona karşı bir gram sevgi bile hissedemessin. Zorlarsın, direnirsin ama asla ona karşı olumlu bir his hissedemessin. Seni zorlayan kısım sevgi duymamak olmaz. Ona karşı zorunlu olarak hep saygı gösterirsin. Bir süre sonra hak edilmeyen saygıyı göstermekten nefret edersin.
Ancak göğüs kafesinin içinde tek hissettiğin duygu sadece nefret değildir. İntikam , nefretin yanıcı gücüyle birleştiğinde seni ne düşüncelerin nede zihnin durdurabilir. Çünkü ona karşı hissettiğin tek şey artık bir harlanmış bir intikam ateşinden ibarettir. . Yaşattığı acıları yaşamadan ölmesine izin vermezsin. Benim lügatımda üç bölüm vardır;
İntikam
İntikam
İntikam
Ben Asena ÖZTÜRK. Ankara adliyesinde savcı Asena. Kardeşinin hem ablası hem annesi Asena. Annesinin sebepsizce tek nefret ettiğim kişiyim. Belki bu yüzdendir ev diyip yıkılmış dört duvar yerine adliye koridorlarında adaleti sağlayışım. O dört duvarda sağlayamadığım adaleti hıncını mahkemelerde çıkarışım. Anne ünvanını asla hak edemeyecek ve hayatımda sahip olduğum tek kardeşimin kalbini paramparça eden bir kadına anne demek zorunda kaldığım kadından alacağım intikamın ihtiyacı. Belkide hepsi çocukluğumuda bırakıp çıktığım evde çığlıklarımda kaldığı içindir.
Annede şefkat olurdu , benim annem olacak kadında ise bir zerre merhamet bile yoktu. O kadını benim tek zaafımı, babam ellerimden almıştı . Annem diye anacağım katil diye anlatacağım Kadriye Öztürk benim babamı gözlerimin önünde katletmiş, üstünede intihar demişti
Annemin babamın öldürdüğü gece babaanneme gitmiş ve hiçbir şeyden bahsetmemiştik . Sadece fazla kavga ettiklerini sanmışlardı. Oysaki o kavga kanla başlamış ve benim adaletim karşısında intikam ile bitecekti. Yüreğimde harlanana ateşi sadece sabırla beklettim. İntikam özlemini büyüttükçe büyüttüm. Kendi düzenimi en baştan oluşturdum. Benim düzenimi yıkanlarınsa eceli olmaya hazırım.
İşte bu yüzden üstüme giydiğim siyah cübbe sadece bir meslek ünforması değil,hayata karşı açtığım savaşta kuşandığım zırhımdı .
Ben Asena. O ateşi ben yakmadım. Ama ateş nasıl harlanılır çok iyi biliyorum. Bu ateşi ben sönürmeyeceğim ama ateş söndüğünde kimin küllerinin kalacağına ben karar vereceğim.
Hayatımı adadığım ve merkezine koyduğum cübbemide alıp kapıya yöneldim.
Kapının koluna uzandığım sırada telefonum çaldı. Ekrana baktığımda yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu.
Azra.
Telefonu hemen açtım.
“Efendim?”
“Savcı hanım sonunda telefonunu açmayı başardın.”
Sesindeki neşe, sabahın üzerime çöken ağırlığını biraz olsun dağıtmıştı. Kapının yanındaki aynaya bakıp saçlarımı düzelttim.
“Günaydın sana da.”
“Günaydın mı? Saatin farkındamısın sen?”
Duvar saatine baktım. Dokuzu geçmişti bile.
“Farkındayım.”
“Bence değilsin. Yine gece uyumadın değil mi?”
Birkaç saniye sustum. Azra beni yıllardır tanıyordu. Ne söylesem anlayacaktı zaten.
“Uyudum.”
“Kaç saat?”
“Bilmiyorum.”
“İşte biliyordum.”
Gözlerimi devirdim. Tam kapıyı açacakken arkamdan bir ses duydum.
“Abla?”
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırıp arkama döndüm.
Alp kapının diğer tarafında durmuş bana bakıyordu. Saçları her zamanki gibi dağınıktı ve elinde yarım kalmış bir kahve vardı.
“Ne oldu?”
“Benim anahtarımı gördün mü?”
“Masada.”
“Hangisinde?”
“Alp evde kaç tane masa var?”
Bir an düşündü.
“Üç.”
“E o zaman üçüne de bak.”
Yüzüme boş boş baktı.
“Çok yardımcı oldun sağol.”
Telefonun diğer ucundan Azra'nın sesi geldi.
“Alp mi?”
“Evet.”
“Selam söyle.”
Telefonu ona doğru uzattım.
“Azra selam söylüyor.”
Alp kaşlarını kaldırıp telefona baktı.
“Selam.”
Sonra bana dönüp fısıldadı.
“Akşam yine mi buluşacaksınız?”
“Evet.”
“İyi. Belki bugün eve erken gelirsin.”
“Sen benim annem misin?”
“Hayır ama senden daha düzenliyim.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Alp her ne kadar yirmi dört yaşında olsa da benim gözümde hâlâ evin küçük kardeşiydi. Çocukluğundan beri peşinden koştuğum, kavga ettiğim, sonra da hiçbir şey olmamış gibi barıştığım o çocuktu.
“Bul anahtarını da kahvaltını yap,” dedim.
“Emredersiniz savcı hanım.”
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Alpi mutfağa doğru giderken arkasından seslendim.
“Alp”
“Efendim abla?”
“Akşam geç kalabilirim.”
Bir an durdu ve bana baktı.
“Tamam. Dikkat et kendine.”
Bu kez sadece başımı salladım.
Telefonu yeniden kulağıma götürdüğümde Azra'nın güldüğünü duydum.
“Ne?”
“Kardeşin seni bayağı seviyor.”
“Belli etmiyor.”
“Sen de ona kızıyormuş gibi yapıp duruyorsun.”
“Çünkü küçük.”
“Yirmi dört yaşında.”
“Benim için küçük.”
Azra tekrar güldü.
“Tamam savcı hanım, akşam yedide görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Telefonu kapattım.
Alpin mutfaktan gelen sesini duyunca bir an arkamı dönüp ona baktım.
“Ben çıkıyorum!” diye seslendim.
“Tamam abla!”
Kapıyı açtım ve dışarı çıktım.
O an evin kapısını kapatırken, içeride bıraktığım insanların hayatımın ne kadar büyük bir parçası olduğunu düşünmedim bile.
Ben sadece işe gidiyordum.
Ve akşam Azra'yla buluşacaktım.
Henüz hiçbir şeyin değişeceğini bilmiyordum.
Çünkü henüz kaybedecek neyim kaldığını bilmiyordum.
Merdivenlerden inerken telefonumu çantama attım. Apartmanın kapısından çıktığımda yüzüme hafif bir rüzgar meşalesi çarptı. Ceketimin yakasını düzelterek arabaya doğru yürüdüm.
Arabaya binip çantamı yan koltuğa bıraktım. Bir kaç saniye öylece oturup önüme baktım. Sabahın sessizliği yerini şehrin gürültüsüne bırakmıştı. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Kimi işe, kimi okula, kimi de hayatının başka bir telaşına.
Benim gideceğim yer ise belliydi.
Adliye.
Kontağı çevirip arabayı çalıştırdım. Yola çıktığımda aklımda hâlâ Alp'in suratındaki o ifade vardı. Bazen bana gerçekten küçük kardeşim gibi davranıyordu. Yirmi dört yaşında koskoca adam olmuştu ama benim gözümde hâlâ çocuktu.
Belki de bazı insanlar ne kadar büyürse büyüsün, sizin gözünüzde hep aynı yaşta kalıyordu.
Kırmızı ışıkta durduğum sırada telefonuma baktım. Bir sürü bildirim vardı ama hiç birine bakmadım. İşe gitmeden önce kafamı dağıtmak istemiyordum.
Zaten adliyeye vardığımda buna pek fırsatım olmayacaktı.
Arabayı park edip dışarı çıktım. Adliyenin büyük binasına doğru yürürken etraftaki insan kalabalığı dikkatimi çekti. Avukatlar ellerindeki dosyalarla hızlı hızlı yürüyor, bazı insanlar telefonla konuşuyor, bazıları ise koridorun önünde bekliyordu.
Kapıdan içeri girdiğim anda yüzümdeki ifade değişti.
Buraya her geldiğimde aynı şey oluyordu.
Evdeki Asena başka biriydi.
Buradaki Asena ise savcıydı.
Çantamı koluma takıp koridorda ilerledim. Birkaç kişi beni görünce selam verdi.
"Günaydın Asena Hanım."
"Günaydın."
"Günaydın savcı hanım."
Başımı hafifçe sallayarak karşılık verdim. Masama geldiğimde çantamı bırakıp cübbemi çıkardım ve sandalyeye oturdum.
Masanın üzerinde bekleyen dosyalara baktım.
Hepsi beni bekliyordu.
Bir an derin bir nefes aldım.
İlk dosyayı elime aldığım sırada kapım çalındı.
"Gir."
Kapı açıldı ve yardımcım içeri girdi. Elinde birkaç dosya vardı.
"Günaydın Asena Hanım."
"Günaydın. Bunlar ne?"
"Bugün ilgilenmeniz gereken dosyalar. Bir tanesi özellikle yeni geldi."
Dosyaları masaya bıraktı.
"Yeni gelen mi?"
"Evet."
Elimdeki kalemi masaya bırakıp dosyalara baktım.
"Ne dosyası?"
Yardımcım dosyalardan birini eline aldı.
"Bir kuyumcudan hırsızlık şikayeti. İlk bakışta basit bir olay gibi duruyor ama ifadelerde bazı tutarsızlıklar var."
Dosyaya birkaç saniye baktım.
"Kim ilgilenmiş daha önce?"
"Henüz kimse. Bu sabah geldi."
Elimi dosyaya uzattım.
"Tamam. Bırak onu."
Yardımcım dosyayı önüme koydu.
"Başka bir şey var mı?"
"Şimdilik yok."
"Peki Asena Hanım."
Kapıya yöneldi.
"Bir dakika."
Dönüp bana baktı.
"Şüpheli burada mı?"
"Evet, bekleme salonunda."
Dosyayı açarken gözlerimi sayfalardan ayırmadım.
"Gönderin."
Kapı kapandı.
Odamda yalnız kaldığımda dosyanın ilk sayfasını çevirdim.
Başta sıradan bir hırsızlık dosyası gibi görünüyordu.
Ama birkaç sayfa sonra gözlerim bir noktada durdu. Daha doğrusu bir fotoğrafta kalmıştı gözlerim.
Çok tanıdık bir yüzde
Çocukluğumu elimden alan
Beni yetim bırakan bir yüzde
Kadriye Öztürk 'te
Ama yeni adıyla Kadriye Sancaktar
Bölüm etkileşimi
