Ateş ve Kül kitap kapağı

4. bölüm / 4

Ateş ve Kül

Aşkın Kıvılcımları

Vaveyla Yazarı: 𝓔𝓵𝔃𝓮𝓶 ☆

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Aşkın Kıvılcımları

Günler sonra…

Sabah gözümü yine aynı karanlıkla açtım çünkü saat sabahın beşiydi! Yatakta oturmaya çalışsam da uyku ağır basıyordu. Gözümü zar zor açtığımda Beyza makyaj masasının karşısında durmuş kendinde bakıyordu. Hemen uyandığımı farkedip"Ooo günaydın ela gözlüm,bakıyorum da yine çok mutlusun. Dur bakayım sen konuşmadan ben konuşmamı yapayım kahvaltı hazırladım onu yersin evleri topladım yemek yaptım ha bir de dosyalarını ve çantanı hazırlayıp vestiyere bıraktım oradan alırsın ben akşam eve geç geleceğim beni bekleme ve yemeğini ye.” Ağzım açık kaldı çünkü her şeyi halletmişti. Bunu sürekli yapıyordu Beyza ve ben artık bir süreden sonra birbirimize alışıp kardeş gibi olmuştuk aylar çok hızlı geçiyordu ikimizinde buradaki 2. ayıydı. Yataktan kalkıp ona sarıldım oda bana sarıldı ve onu öptüm öperken gıdıklıyordum ve “Tamam tamam bu kadar yeterli yoksa geç kalacağım.” deyip yataktan indim. Hemen kısa bir duş alıp üstümü giyindim. Üstüme crop gömlek altına da siyah bir pantolon giydim ve olmazsa olmaz gümüş takılarımı taktım ve bunu yaparken abartmıştım. Saçlarıma fön çekip hafif bir makyaj yaptıktan sonra yemeğimi yiyip evden çıkmıştım ki Albay Akın Saruhan ile karşılaştım ne de olsa üst komşumdu. Ve şuna da değinmek isterim ki Aral ve Kadir de bu apartmandaydı. Başımı eğip selam verdim “Günaydın Albayım,iyi sabahlar.“ deyip yol verdim. Saruhan’da kafasını eğip ” Günaydın doktor hanım, gelin bugün beraber gidelim hemde bir kaç bir şey konuşuruz ne dersiniz?”dedi. Kafamı sallayıp yürüdüm topuklu siyah botları ve uzun siyah kabanımla yürümek bu karda bir hayli zordu. Arabaya bindikten sonra yavaş yavaş Kanlıdere Üssünün yolunu tuttuk. Sessiz sessiz giderken ben konuşmaya başladım “Albayım bugün size gündelik kontrol yapmak zorundayım hem 1 ay önceki olay için hemde görev icabı sizi odama bekliyorum müsait olduğunuz bir zamanda.” dedim. Kafasını sallayıp” Gelirim doktor hanım lakin benim sizinle konuşmak isteğim bu konuda değil, şimdi beni can kulağı ile beni kesmeden dinlemenizi istiyorum.” deyince dik oturup kafamı salladım. Saruhan” Tehlikede olduğunu sende anlamışsındır ve burası tehlikeye açık bir bölge yani demek istediğim her an öldürülebilirsin aynı şekilde tehdit altında olan bizde. Bu sebeple Üsteğmen Aral Eymen Karan senin güvenliğinden yakından ilgilenecek, gerekirse evinde kalacak lakin asla senin istemediğin hiç bir şey olmayacak, bunu senin güvenliğin için istiyorum seninde bunu kabul etmeni rica ediyorum Doktor Solen.” duyduklarım beni tatmin etmemişti korunmak istemiyordum lakin bir yerde Albay haklıydı. “Peki kabul ediyorum Albayım siz ne derseniz o olsun.” deyip gülümsedim. Albay uzun süre bana bakmıştı sanki… Sanki kaybettiği bir şeyi bende bulmuş gibiydi lakin çalan korna sesi ile durduk zaten askeriyeye gelmiştik. Güvenlikten geçtikten sonra Albay odasına bende revire girdim. Her zamanki malzeme kontrolü, sağlık geçmişleri, son kontroller derken saat öğlen olmuştu bile. Yemeğe gitmek için odadan çıkarken Aral Karan öle karşılaştım başını eğip selam verdi aynı şekilde bende selam verdikten sonra asansöre bindik. Yemekhane alt kattaydı. Düğmeye aynı anda bastık ve benim elim altta kalmıştı elimi elektrik çarpmış gibi geri çektim. Aral’ı incelemeye başladım. Üç numaraya vurulmuş siyah saçları esmer teni koyu kahve gözleri keskin çene hatları ve aynı zamanda belirgin olan kaşları ve benden baya baya uzun olan boyu ile her kızı kendine aşık edecek bir çok özelliğe sahipti. Ama gözleri çok güzeldi. Adam durduğu yerde normal bakarken bile çok güzel bakıyordu. Onu incelemeye o kadar çok dalmıştım ki onun da bana baktığının farkında değildim lakin asansörden gelen garip sallantı ve ses ile kendime geldim asansörün ışıkları kapanmıştı. Bu da şu anlama geliyordu asansörde kalmıştık. Harika. Dönüp Aral'a baktım ellerimi göğsümde bağlayıp konuştum” Ne yapacağız yardım çağırma tuşu da yok kim duyacak bizi bu gürültü de?” diye sordum. O da ellerini göğsünde kavuşturup konuştu “ Birisi gelip farkedene kadar bekleyeceğiz yapacak bir şey yok, ne o yoksa korkuyor musun doktor hanım?” Histerik bir kahkaha attım” Ne ben mi korkacağım ilahi Üsteğmen beni çok güldürüyorsun ve gözüme çok batıyorsun bu aralar haberin olsun” deyip arkama yaslandım. Şöyle bir şey vardı ki revir üst kattaydı ve biz antrenman odasının olduğu katta kalmıştık ve bu saatte kimse burada olmazdı. Bunu söylemek istemiyordum ama bir süreliğine boku yemiştim. Gerçi Aral’ın keyfi yerindeydi. Parmakları ile oynuyordu. Aral’in bu hareketi bu aralar çok gözüme batıyordu ve gözlerinin altı hafiften morarmıştı. Neredeyse 15 dakika olmuştu artık karanlık çok ağır gelmeye başlamıştı astımım başlayacak diye korkuyordum lakin şimdiden nefesim daralmaya başlamıştı gömleğimin bir kaç düğmesini açtım.
Nefesim kesildiği an dizlerim boşaldı.
Gözlerim karardı.
Düşüyordum
Ama yere çarpmadım.
Aral beni anında yakaladı.
“Eva!”
Sesi ilk kez bu kadar sert çıktı. Panik gizlemiyordu bile.
Hiç düşünmeden beni kucağına aldı. Bir kolu sırtımda, diğeri dizlerimin altında. Başım refleksle göğsüne yaslandı. Kalp atışları hızlıydı.
“Bana bak.”
Çenemi hafifçe kaldırdı. Nefes alamadığımı görünce bakışları keskinleşti.
“İlacın nerede?”
Elim titreyerek çantamı gösterdi.
Tek elle çantayı çekip açtı, içini karıştırdı. Sabırsızdı.
Sonra buldu.
“Tamam… sakin ol.”
İnhaleri eline aldı, bir an durdu. Gözlerimin içine baktı.
“Hazır mısın?”
Cevap veremedim. Sadece ona tutundum.
Zaten anlamıştı.
İnhaleri dudaklarıma dikkatlice yasladı.
“Derin nefes al.”
Dediğini yaptım an inledim havasızlıktan.
“Derin nefes al.”
Bir kez daha bastı.
“Bir daha.”
Sesi bu sefer daha düşüktü. Daha kontrollüydü.
Nefesim yavaş yavaş açılmaya başladı ama hâlâ kucağındaydım. Beni bırakmadı.
Alnımı göğsüne yasladım, gözlerimi kapattım. Parmaklarım istemsizce üniformasını kavradı.
“İyisin” dedi.
Dakikalar geçti.
Nefesim düzene girdiğinde hafifçe kıpırdandım.”Kalkmalıyım artık”
Sesim zayıftı ama belliydi.
Aral kıpırdamadı.
Aksine tutuşu biraz daha sıkılaştı.
“Henüz değil.”
Kaşlarımı çattım, başımı kaldırıp ona baktım.
“Üsteğmenim—”
Sözümü kesti.
“Bir daha bana söylemeden böyle kalmayacaksın.”
“Anlaştık mı, Eva?”
“Tamam”
dedim.
Kolları hâlâ etrafımdaydı.
Beni bırakmamıştı.
Tam nefesim düzene girmişti ki…
Asansör bir anda sarsıldı.
Aral başını kaldırdı, tavanı süzdü. Kaşları çatıldı.
“Sonunda fark ettiler,” diye mırıldandı.
Dışarıdan metal bir ses geldi. Ardından boğuk bir erkek sesi:
“İçeride biri var mı?!”
Aral hiç beklemeden cevap verdi.
“İki kişi! Kapıyı açın!”
Ben hâlâ kucağındaydım.
Ve… inmek için hiçbir şey yapmıyordu.
“Aşağı biraz sıkışmış, zorlayacağız!” diye bağırdı dışarıdaki ses.
Bir anlık sessizlik…
Sonra demir gıcırdadı.
Kapı yavaşça aralandı.
İçeri ilk giren şey ışık oldu.
Gözlerim kamaştı.
Sonra iki asker göründü… ve donup kaldılar.
Bakışları direkt bize kilitlendi.
Çünkü ben—
Aral’ın kucağındaydım.
Üstelik hâlâ ona tutunuyordum.
Askerlerden biri boğazını temizledi.
“Komutanım… şey…”
Aral hiç istifini bozmadı.
Aksine beni biraz daha kendine çekti.
“Doktor hanım rahatsızlandı,” dedi düz bir sesle. Emir verir gibi.
“Yolu açın.”
O ton…
Tartışmaya kapalıydı.
Askerler hemen toparlandı.
“Emredersiniz komutanım!”
Kapıyı tamamen açtılar.
Aral hiç acele etmeden ayağa kalktı.
Ama beni indirmedi.
Kaşımı hafifçe kaldırdım.
“Artık iyiyim,” diye fısıldadım.
Asansörden çıkarken herkes yol verdi. Bakışlar üzerimizdeydi. Fısıldaşmalar başlamıştı bile.
Revire girer girmez Aral kapıyı ayağıyla kapattı.
Beni hâlâ bırakmamıştı.
“İndirebilirsin artık,” dedim bu sefer daha net.
Kısa bir an durdu.
Sonra yavaşça beni yere bıraktı.
Ayaklarım zemine değdiğinde hafif sendeledim ama toparlandım. Ona tutunmadım.
Tutunmamaya özellikle dikkat ettim.
Aral bunu fark etti.
Hiçbir şey söylemedi.
Ben derin bir nefes alıp kendimi toparladım, saçlarımı düzelttim ve tamamen doktor moduna geçtim.
“Yatağa oturun, Üsteğmen.”
Sesim sakindi. Profesyonel.
Aral kaşını hafif kaldırdı.
“Emir mi bu?”
Gözlerinin içine baktım.
“Evet.”
Bu sefer ben kazandım.
Yavaşça sedyeye oturdu. Ben de masanın yanına gidip eldivenleri aldım, dosyasını açtım.
“Rutin kontrol,” dedim. “Şikayet?”
“Yok.”
Yalan söylediği o kadar belliydi ki…
Yaklaştım. Gözlerinin altındaki morluklar daha netti şimdi.
“Elinizi verin.”
Bileğini tuttum. Nabzını kontrol ederken fark ettim—hızlıydı.
“Uyumuyorsunuz,” dedim direkt.
Cevap vermedi.
Sadece bana bakıyordu.
O bakışı görmezden geldim.
“Üstünüzü çıkarın.”
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra hiç tereddüt etmeden üniformasının düğmelerini açmaya başladı.
Gözlerim istemsizce kaydı…
Omuzları genişti. Kasları belirgindi. Ama asıl dikkatimi çeken…
Köprücük kemiğinin altından başlayıp kaburgalarına doğru uzanan ince, eski bir yara iziydi.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Bu yeni değil,” dedim.
“Değil.”
Yanına yaklaştım. Stetoskopu aldım.
“Derin nefes alın.”
Dinlerken fark ettim… nefesi düzensizdi.
“Bir şey var,” dedim alçak sesle.
“Yok.”
Bu sefer başımı kaldırıp direkt gözlerine baktım.
“Ben doktorum, inatlaşmayın.”
Çenesini sıktı.
Ama konuşmadı.
Stetoskopu çekerken parmaklarım kısa bir an tenine değdi.
Soğuktu.
Ama onun bakışları…
Hiç soğuk değildi.
“Son zamanlarda baş dönmesi, halsizlik?” diye sordum.
Kısa bir duraksama.
“…Var.”
Sonunda.
Kollarımı göğsümde bağladım.
“Ve bana söylemediniz.”
Bu bir sitemdi.
Aral hafifçe öne eğildi. Dirseklerini dizlerine koydu.
“Sen de söylemedin.”
Sözleri direkt geldi.
Sustum.
Çünkü haklıydı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra tekrar ciddileştim.
“Kan tahlili isteyeceğim. Ve dinleneceksiniz.”
Hafifçe güldü.
“Emir mi bu, doktor hanım?”
Bir adım yaklaştım.
Aramızdaki mesafe neredeyse yok oldu.
“Evet.”
Eldivenlerimi yavaşça geçirdim. Enjektörü hazırladım. Turnikeyi Aral’ın koluna dolarken sesim sakindi.
“Kolunuzu uzatın.”
Uzattı.
Damarı buldum. Tam iğneyi batıracaktım ki…
Ayağım kaydı.
Bir anlık boşluk.
Düşüyordum—
Ama bu sefer refleks değil…
Sahiplenir gibi tuttu beni.
Bileğimden yakaladı, sertçe kendine çekti.
Ve durdum.
Göğsüne çarpmamak için ellerim refleksle omuzlarına gitti. Nefesim bir anlığına kesildi.
Çok yakındık.
Fazla.
Aral’ın eli belimdeydi.
Sıkı.
Geri çekilmedi.
Ben de çekilemedim.
Gözlerim onun gözlerine kilitlendi. O karanlık bakış… bu sefer kaçış yoktu.
“Düşüyordun,” dedi alçak bir sesle.
Ama bırakmadı.
Yutkundum.
“Bırakabilirsiniz…”
Sesim beklediğim kadar güçlü çıkmadı.
Aral başını hafif eğdi. Yüzü daha da yaklaştı.
“Neden?” dedi.
Soru değildi.
Meydan okumaydı.
Kalbim hızlandı.
“Elim işimde olmalı, Üsteğmen.”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
“Benim de.”
Sözleri ağırdı.
Elinin belimdeki baskısı bir an arttı.
Geri çekilmek istedim.
Ama o izin vermedi.
“Kaçma.”
Bu bir fısıltıydı.
Ama emirdi.
Gözlerimi kaçırmadım.
“Ben kaçmam.”
Bu sefer ben meydan okudum.
Bir saniye…
İkimiz de kıpırdamadık.
Sadece nefeslerimiz karıştı.
Sonra…
Aral yavaşça beni bıraktı.
Ama geri çekilmedi.
Mesafe hâlâ tehlikeliydi.
Ben bir adım geri attım. Kendimi topladım, ciddiyetimi geri taktım.
“Yerinizde durun.”
Sesim bu sefer netti.
Aral sedyeye yaslandı. Gözleri hâlâ üzerimdeydi.
Kaçmıyordu.
Ben tekrar koluna yöneldim. İğneyi yerleştirdim.
Ama o bakış…
Elimi titretmeye yetiyordu.
“Bakmayı bırakır mısınız?” dedim.
Cevap anında geldi.
“Hayır.”
Derin bir nefes aldım.
“Zorlaştırıyorsunuz.”
Aral hafifçe öne eğildi.
“Zor olan hoşuna gidiyor, doktor.”
Bir an durdum.
Sonra tüpe dolan kana baktım.
“Yanılıyorsunuz.”
Kan tüpünü dikkatlice yerine bıraktım. Tam geri çekilecekken…
Aral aniden kolumdan tuttu.
Sert.
Hiç beklemediğim bir anda beni kendine çekti.
Bir anda dengem bozuldu ve doğrudan ona çarptım. Ellerim refleksle omuzlarından kayıp ensesine yerleşti.
Çok yakındık.
Ama bu sefer farklıydı.
Aral başını hafif yana eğdi. Yüzü kulağıma yaklaşacak kadar yakındı.
Nefesi tenime değdi.
“Biri bizi izliyor,” diye fısıldadı.
Vücudum bir an gerildi.
Refleksle kapıya baktım ama Aral izin vermedi. Eli belime kaydı. Sıkıca tuttu.
“Bakma,” dedi alçak bir sesle. “Belli etme.”
Kalbim hızlandı.
Ellerim hâlâ ensesindeydi. İndirmek istedim ama…
Şimdi indirirsem gerçekten belli olurdu.
Dişlerimi sıktım.
“Ne yapıyorsun?” diye fısıldadım.
Cevabı gecikmedi.
“Rol yapıyoruz.”
Elinin belimdeki baskısı arttı.
“Devam et.”
Bir an durdum.
Sonra…
İstemsizce ona biraz daha yaklaştım.
Kollarım ensesinde sabitlendi.
“Bu fazla değil mi?” dedim dişlerimin arasından.
Aral çok hafif güldü.
“İnandırıcı olmalı.”
Başını biraz daha eğdi. Neredeyse yanağı yanağıma değecekti.
Dışarıdan bakana…
fazlasıyla gerçek görünüyordu.
Nefesimi kontrol etmeye çalıştım.
“Kim izliyor?”
“Koridordaki kamera,” dedi sakin bir şekilde.
“Ve muhtemelen izleyen bir çift göz daha.”
İçimden sövdüm.
“Harika…”
Aral’ın eli belimde sabitti.
Ama bu sefer sadece rol değildi.
Hissediyordum.
“Şimdi…” dedi kulağımın dibinde, sesi iyice düşmüştü.
“Bana biraz daha yaklaş.”
Gözlerimi kapattım bir an.
Sonra açtım.
Ve dediğini yaptım.
Aramızdaki mesafe tamamen yok oldu.
Kalbim göğsüme sığmıyordu.
“Böyle daha iyi,” diye mırıldandı.
Sonra çok hafif…
“Bırakmak istemeyeceğim bir noktadayız.”
Kapı birden açıldı.
Allah kahretmesin ki odaya giren Albay Akın Saruhan’dı.
Akın Saruhan kapıyı kapatmıştı.
Odanın içi ağırdı.
Ben dosyaya eğilmiş gibi yapıyordum ama kalbim hâlâ normal ritmine dönmemişti.
Aral sedyenin kenarında, sakin görünüyordu.
Ama o sakinlik… fırtına öncesi gibiydi.
Saruhan bakışlarını ikimiz arasında gezdirdi.
Sonra net bir sesle konuştu:
“Bu davranış kabul edilemez Üsteğmen Karan. Revirde disiplin dışı temas, görev ihlalidir.”
Bir adım yaklaştı.
“Ceza yazılacak.”
Sessizlik düştü.
Ben başımı kaldırdım.
Ama Aral benden önce konuştu.
Sesi sakindi.
Ama netti.
“Biz sevgiliyiz, Komutanım.”
Bir saniye…
Odanın havası değişti.
Kalem tutan Saruhan’ın eli durdu.
Bakışları sertleşti.
“Ne dedin?” dedi.
Aral gözünü kaçırmadı.
Tekrar etti.
“Biz sevgiliyiz.”
Ben donup kaldım.
Nefesim boğazımda kaldı.
“Bu yüzden sınır ihlali gibi görünen şey, görev dışı değil.”
Sesi soğuktu.
Ama içinde bir sahiplenme vardı.
Saruhan’ın bakışları bu kez bana döndü.
Uzun.
Sorgulayan.
Ben cevap vermedim.
Çünkü Aral cevap vermişti zaten.
Sessizlik uzadı.
Çok uzadı.
Sonra Saruhan bir adım geri çekildi.
Kalemi masaya bıraktı.
“Bunu resmi rapora yazdıracağım.”
Aral sadece başını salladı.
“Bilginiz olsun.”
Saruhan çıkmadan önce son kez bana baktı.
Ama bu sefer bakışı farklıydı.
Sanki artık sadece doktoru görmüyordu.
Bir gerçeği görüyordu.
Kapı kapandı.
Ve odada sadece biz kaldık.
Ben yavaşça Aral’a döndüm.
“Ne yaptın sen?” dedim kısık sesle.
Aral bana baktı.
Sakin.
Çok sakin.
“Problemi çözdüm.”
Bir adım yaklaştı.
“Daha fazla soru sormayacak.”
Gözlerim ona kilitlendi.
“Bunu neden söyledin?”
Kısa bir duraksama.
Sonra çok alçak bir ses:
“Çünkü az önceki şey… açıklanamayacak bir şey değildi.”
“Sen varya sen hastasın yemin ederim hastasın.” dedim ellerimi saçlarımdan geçirerek.
“sevgiliyiz” cümlesinin ağırlığı kalmıştı.
Ben bir an Aral’a baktım.
Sonra bir adım attım.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” dedim, sesim bu sefer kontrolsüz çıktı.
Aral gözlerini kaçırmadı.
Sakin kaldı.
Bu beni daha da sinirlendirdi.
“Raporu kurtardın diye beni de mi içine çektin?” dedim.
Bir adım daha yaklaştım.
“Bana sormadan… beni buna dahil etmeye hakkın yok.”
Sessizlik.
Aral sadece dinledi.
Bu bile sinirimi büyüttü.
“Konuş!” dedim bu sefer daha sert.
Aral başını hafif eğdi.
“Ceza yazılacaktı.”
“Yazılsın!” dedim anında. “Benim adımı kullanarak mı çözdün bunu?”
Bir an gözlerim dolacak gibi oldu ama geri bastım.
“Ben senin bahanen değilim, Üsteğmen.”
O an Aral’ın yüzü değişmedi.
Ama bakışı değişti.
Daha koyu… daha ağır.
Yavaşça ayağa kalktı.
Bana doğru bir adım attı.
Ben geri çekilmedim.
Aramızda mesafe kalmadı.
“Bahanem değilsin,” dedi alçak sesle.
“Koruduğum şeysin.”
Bir an sustum.
O cümle…
sinirimi daha da karıştırdı.
“Beni korumak mı?” dedim acı bir gülümsemeyle. “Ben doktorum, korunacak biri değilim.”
Aral’ın çenesi sıkıldı.
“Bunu biliyorum.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Bu yüzden değil.”
Sesini düşürdü.
“Az önce o kapı açıldığında… seni o halde görmesini istemedim.”
Kalbim bir an tökezledi ama hemen bastım.
“Bu senin kararın değildi.”
Aral gözlerimin içine baktı.
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra devam etti.
“Benim refleksimdi.”
Bu cümle odanın içinde ağır bir yere oturdu.
Ben bir an sustum.
Sonra başımı hafifçe yana eğdim. “Senin refleksine tüküreyim ben.”
Aral tam dibime kadar girmişti ki,
telsiz sesi odanın içine sertçe düştü.
“Üsteğmen Karan, acil görev. Konum bildir.”
Hava değişti.
Aral’ın yüzü hemen ciddileşti.
O sert, duygusuz asker hali geri geldi.
Bana son bir kez baktı.
Kısa.
Ama ağır.
Sonra hiçbir şey söylemeden üniformasının üstünü aldı. Düğmeleri hızlı ama düzenli bir şekilde ilikledi. Silahını kontrol etti, kemerini düzeltti.
Her hareketi… alışkanlıktı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Sadece izledim.
Kapıya yönelmeden önce durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
“Kontrolünü ihmal etme,” dedi kısa bir sesle.
Ne bana yakındı ne de uzak.
Sadece… görevdi.
Ben başımı salladım.
“İyi görevler.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra çıktı.
Kapı kapanırken odada onun kokusu kaldı.
Karamel gibi ağır, sıcak…
ve sinir bozucu şekilde kalıcı.
Ben bir süre olduğum yerde kaldım.
Sonra masaya oturdum.
Dosyaları açtım.

1 Saat Sonra…

Eve vardığımda ayakkabılarımı bile düzgün çıkarmadım.
Kapı kapanır kapanmaz sırtımı duvara yasladım.
Nefes aldım.
Bir.
İki.
Ama kafamın içi susmuyordu.
“Of…” diye fısıldadım.
O sırada Beyza mutfaktan çıktı.
“Geldin mi?” dedi, sonra yüzüme baktı. “Ne oldu sana?”
Çantayı koltuğa bıraktım.
“Beyza…”
Sesim bile yorulmuş gibiydi.
O hemen ciddileşti.
“Ne oldu?”
Bir saniye sustum.
Sonra direkt söyledim.
“Aral…”
Beyza kaşlarını kaldırdı.
“Ne yaptı?”
Gözlerimi devirdim.
“Beni kucağına aldı.”
Beyza’nın gözleri büyüdü.
“NE?”
“Dur…” dedim elimi kaldırarak. “Asansörde kaldık. Nefesim daraldı, yardım etti. Sonra revirde…”
Bir an durdum.
Söylemek zor geldi.
“Beni kendine çekti.”
Beyza bir adım yaklaştı.
“Nasıl yani?”
Gözlerimi kaçırdım.
“Biri bizi izliyordu dedi. Rol yapıyoruz dedi. Sonra…”
Bir nefes verdim.
“Boynuma yüzünü gömdü.”
Beyza sessiz kaldı.
Bu sefer şaka yapmadı.
Ben devam ettim.
“Ve Albay girdi.”
Beyza anında dikleşti.
“YAKALANDINIZ MI?”
“Yarı yarıya.”
Koltuk kenarına çöktüm.
“Sonra Aral…” dedim.
Dudaklarımı ısırdım.
“Biz sevgiliyiz dedi.”
Oda bir saniye tamamen sessiz oldu.
Beyza tek kaşını kaldırdı.
“Ne?”
Başımı iki yana salladım.
“Ben de donup kaldım.”
Beyza koltuk kenarına oturdu.
“Lyra… bu adam deli mi?”
Gülümsedim ama hiç komik değildi.
“Bilmiyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Beyza hafifçe eğildi.
“Peki sen?”
Donup kaldım.
“Ben ne?”
Beyza gözlerimin içine baktı.
“Sen ne hissediyorsun?”
Bu soru… en tehlikelisiydi.
Bir süre sustum.
Sonra çok alçak bir sesle:
“Sinir oluyorum.”
Kendime bile yalan değildi.
Beyza başını hafif eğdi.
“Sinir mi sadece?”
Beyza’nın bakışı üzerimde kaldı.
Sanki cevabı zaten biliyormuş gibi.
“Sinir oluyorum,” dedim bir kez daha, bu sefer daha net.
Ama sesim beni ele veriyordu.
Beyza geri yaslandı.
“Lyra…” dedi yavaşça. “Sinir dediğin şey bu kadar ağır olmaz.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Abartma.”
Beyza hafifçe güldü.
“Sen abartıyorsun şu an.”
Bir an sustum.
Sonra ayağa kalktım, mutfağa gittim. Su içtim ama elim titriyordu.
Aral’ın sesi kulaklarımdaydı.
“Bazen açıklamak istemem.”
Ve o refleks…
“Bahanem değilsin, koruduğum şeysin.”
Bardak elimde durdu.
Beyza arkamdan konuştu.
“Bak, sen anlatırken bile nefesin değişiyor.”
Sustum.
Bardaktan bir yudum aldım.
“Bu normal bir şey değil,” dedim.
Beyza ayağa kalktı, yanıma geldi.
“Evet,” dedi sakin. “Normal değil.”
Durdu.
“Peki seni rahatsız eden ne?”
Bu sefer cevap hemen gelmedi.
Çünkü cevabı biliyordum ama söylemek istemiyordum.
“Kontrol etmesi,” dedim sonunda.
Beyza başını salladı.
“Başka?”
Bir nefes aldım.
“Beni sormadan içine çekmesi.”
Beyza gözlerini kısıp bana baktı.
“Başka?”
O an sustum.
Uzun bir sessizlik.
Sonra istemeden dudaklarımdan çıktı:
“…Bırakmak istememesi.”
O cümle odanın içinde kaldı.
Ben de kaldım onun içinde.
Beyza hiçbir şey söylemedi önce.
Sadece bana baktı.
Sonra çok yavaş:
“Lyra…” dedi. “Sen sinir olmuyorsun sadece.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne yapıyorum o zaman?”
Beyza hafifçe gülümsedi.
“Korkuyorsun.”
Bir an donup kaldım.
“Saçmalama.”
Ama sesim zayıftı.
Beyza omzumu tuttu.
“Hayır,” dedi sakin ama net. “Korkmak kötü bir şey değil.”
Sustum.
Çünkü Aral’ı düşündüm.
Ve onu düşündüğümde…
sinirden çok daha karmaşık bir şey göğsümde sıkışıyordu. Oturduğum yerden kalkıp odama gittim üzerime siyah bol bir eşofman takımı giyip uzun kumral saçlarımı at kuyruğu yapıp makyajımı sildim. Beyza’nın yaptığı yemeklerden biraz atıştırdıktan sonra balkona çıktım Radyoda Simge-Misafir çalıyordu. Sigaramdan bir dal alıp yaktım. Beyza’da yanımda oturmuş telefona gülümseyerek bakıyordu onun gülümsemesine bende güldüm. Ardından dalıp gittim. Rusya’ya gitmem lazımdı annemi çok özlemiştim. Lakin iznim yoktu,tatili beklemem lazımdı. Bir süre Beyza ile balkonda oturup sohbet ettik sonra da odaya yatmaya geçtik. Bir süre sonra Beyza uykuya dalmış ben ise halen uyumamıştım tam telefonumu elime alacaktım ki üst kattan yani Aral’ın kaldığı daireden bir şeylerin yıkılma sesi geldi. Sonra bir tane daha derken yüksek sesli bir küfür sesi duydum bu Kadir’in sesiydi. Telefonum birden çalmaya başlayınca sıçradım. Arayan Kadir’di. Hızla konuşmaya başladı. “Lyra bu saatte aradım kusura bakma ama Aral yaralı hemen gelmen lazım.” Hemen yataktan kalkıp ilk yardım çantamı aldım ve üst kata çıktım. Kapıyı çaldığımda hemen açıldı Kadir’in üniforması toz içinde saçları dağınık ve elleri kanlıydı. Bu kan Aral’a aitti. “Nerede Kadir Aral nerede?”diye sordum. Gözleri baygın bakıyordu” Salonda yatıyor Omzundan yaralı.” Hemen salona ilerledim içeri girdiğimde Aral’ı Üst kısmı çıplak kanlı bezler ile gözleri artık kapanmak üzere iken gördüm. Ateşi vardı sanırım ve bu hiç iyi değildi.
Aral’ın nefesi düzensizdi.
Ateşi yükselmişti, alnı ter içindeydi.
Ben hızla çantayı açtım.
Kadir Kurt yanımda çömelmişti.
“Kurşun içeride mi kaldı?” diye sordum.
“Evet,” dedi kısa.
Başımı salladım.
“Tamam.”
Elimi steril malzemelere uzattım. Ellerim bu kez titremedi.
“Bana ışık tut,” dedim Kadir’e.
Aral’ı hafifçe yana çevirdim.
“Aral, beni duyuyorsan sabit kal,” dedim eğilerek.
Gözleri yarı açıktı.
Beni zor seçiyordu.
“Gitme…” diye fısıldadı zorla.
Dişlerimi sıktım.
“Gitmiyorum.”
Yarayı açtım.
Kan tekrar sızdı ama kontrol altına aldım.
Steril gazlı bezle çevresini temizledim.
“Bu kısım acıyacak,” dedim alçak sesle.
Hiç cevap yoktu.
Sadece nefes.
Kurşun yüzeye yakın olduğu için dikkatlice açtım.
Metal parçayı gördüğüm an oda daraldı.
“Tamam…” dedim.
Bir an durdum.
Sonra steril penseyle kontrollü şekilde çıkardım.
Kadir nefesini tuttu.
Ben nefes verdim.
“Çıktı.”
Hemen temizledim, antiseptik uyguladım ve baskılı pansuman yaptım.
Aral’ın kasları gevşedi ama hâlâ bilinç yarı açıktı.
Ateşi çok yüksekti.
Alnına soğuk bez koydum.
“Şimdi dinlen,” dedim.
Gözleri bana döndü.
Zorla.
Ama oradaydı.
“Lyra…” dedi kısık.
“Sus,” dedim bu sefer daha yumuşak. “Konuşma.”
Elini tuttum.
Sıktı.
Zayıf ama gerçekti.
“Buradayım,” dedim tekrar.
“Gitmiyorum.”
Gece sessizdi.
Sadece Aral’ın ağır ve düzensiz nefesi odada yankılanıyordu.
Ateşi düşmemişti.
Battaniyeyi omzuna daha iyi çektim.
“Üşüme,” dedim kısık sesle.
Kadir Kurt köşede uyuyakalmıştı. Ama ben yerimden kıpırdamıyordum.
Aral’ın alnı sıcaktı.
Terini yavaşça sildim.
“Tamam…” diye fısıldadım.
“Biraz daha dayan.”
İğneyi hazırladım.
Eline dokunduğum an hafifçe kıpırdadı ama bilinci tam değildi.
“Aral, sakin ol,” dedim.
İğneyi yaparken elini tuttum.
Tam o anda gözleri bir an aralandı.
Bulanıktı.
Nefesi hızlandı.
“Gitme…” dedi zorla.
Kaşlarım hafif çatıldı.
“Buradayım,” dedim hemen.
Ama o devam etti, sesi daha kırık:
“Gitme… gitmesin…”
Bir an sustu.
Sonra daha düşük bir sesle:
“…anne…”
O kelime odanın içinde kaldı.
Elim bir an durdu.
Ama sonra iğneyi tamamladım.
Sakin bir sesle konuştum:
“Tamam. Buradayım.”
Elini bırakmadım.
“Buradayım.”
Aral’ın nefesi yavaş yavaş düzene girdi.
Gözleri tekrar kapandı.
Ama bu sefer daha huzurluydu.
Ben battaniyesini düzelttim, alnını tekrar sildim.
Sabaha karşı odanın ışığı soluktu.
Dışarıda hava henüz açılmamıştı.
Aral’ın nefesi artık daha düzenliydi.
Ateşi tamamen düşmemişti ama önceki gibi değildi.
Ben hâlâ başında oturuyordum.
Battaniyesini kontrol ederken göz kapaklarım ağırlaştı.
Ama uyumadım.
Bir hareket hissettim.
Anında doğruldum.
Aral’ın parmakları hafifçe kıpırdadı.
Gözleri yavaşça açıldı.
Bulanıktı.
Birkaç saniye tavana baktı.
Sonra bana döndü.
Bakışı boştu önce… sonra yavaş yavaş netleşti.
“Eva…” dedi kısık sesle.
Hemen eğildim.
“Buradayım,” dedim.
O yutkundu.
Omzuna dokundum.
“Acıyor mu?”
Başını çok hafif salladı.
Sonra durdu.
Kaşları hafif çatıldı.
Sanki bir şey hatırlamaya çalışıyordu.
“Ne oldu…” dedi zorla.
“Görev sonrası yaralandın,” dedim netçe.
Sustum.
Bir saniye gözlerime baktı.
Sonra sesi daha düşük çıktı:
“Sen… buradaydın.”
“Evet.”
Sessizlik.
Gözleri bir an daha yüzümde kaldı.
Sonra yavaşça:
“Bir şey… söyledim mi?”
Kalbim çok kısa bir an durdu.
Ama sesimi sabit tuttum.
“Sayıklıyordun,” dedim.
Aral gözünü kırptı.
“Ne?”
Bir an tereddüt ettim.
Sonra düz söyledim:
“Beni bırakma dedin.”
Sessizlik.
Aral bakışlarını kaçırdı.
Çenesini sıktı.
“Başka?” dedi kısık.
Bir an durdum.
Sonra çok sakin bir sesle:
“Anne dedin.”
Oda tamamen sessizleşti.
Aral’ın bakışları sabitlendi.
Hiç kıpırdamadı.
Ben de kıpırdamadım.
Bir süre sonra yavaşça nefes verdi.
“Hatırlamıyorum,” dedi düz bir sesle.
Ama sesi… düz değildi.
Bir şey vardı altında.
Ben başımı salladım.
“Önemli değil.”
Aral bana baktı.
Uzun.
“Öyle mi?”
“Evet,” dedim net.
Bir an daha sustu.
Sonra çok kısık bir sesle:
“Sen… hep burada mıydın?”
Sadece başımı salladım.
“Evet.”
Aral gözlerini kapattı bir saniye.
Sonra tekrar açtı.
“Gitmedin.”
“Gitmedim.”
Ayağa kalktığımda Kapı çaldı Kadir’de kapının çalması ile uyanmıştı. Kapıyı açtığımda önde Albay Akın Saruhan, Ezel, Gökçe, Asena,Ömer,Bartu vardı. Albay” Aral oğlum nasıl kızım iyi mi?” diye sorunca kafamı salladım içeri geçtiler Asena ve Gökçe gülümseyerek sarıldı, Ömer ve Bartu selam verip içeri geçti. En sona Ezel kalmıştı. Gözlerime bakarak konuştu” Geçen beni kurtardığın için çok teşekkür ederim doktor hanım teşekkür edemedim ama şimdi etmek istedim hayatımı kurtardın sağlasın.” dedi.” Bir şey değil Ezel ne demek görevim hadi içeri geçelim”dedim. İçeri geçtiğinizde herkes oturmuş bir şey konuşuyordu. Saruhan bize bakıyordu. Aral’ın yanına gidip koluna girdin ve yavaşça kaldırdım bana dönüp neden kaldırdığımı sorgularcasına baktı ama ben mutfağa doğru yürümeye devam ettim. Mutfağa geçtiğimizde” Senin yüzünden Albay bizi gözetleyip duruyor zaten inanmadı kesin de ya yalan söylediğimizi anlarsa Aral ne yapacağız?” diye sordum sinirle Aral tam konuşacaktı ki susturdum. “Şu geldiğimiz hale bak yiyecektik cezayı hepsi senin yüzü-” diyecektim ki kapıda beliren gölgeyi görünce Aral belimden tutarak beni kendinde çekti ve öptü. Beni öpmüştü.
Aral Eymen Karan Beni öpmüştü…

Devam edecek Aşkla Kalın!💞💞💞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

331okunma 13beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18