Ateş böceği kitap kapağı

2. bölüm / 1

1.Bölüm-İlk karşılaşma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1.Bölüm-İlk karşılaşma

HÜMA SOYDAN
Sabah alarmıyla aramda yıllardır süregelen bir düşmanlık vardı. Ne zaman çalsa kendisine duyduğum saygıyı biraz daha kaybediyordum.
Bugün de farklı değildi.
Telefonumun ekranında yazan saate gözlerimi kısarak baktım.
08.47.
Bir süre ekrana öylece bakakaldım.
Sonra yataktan öyle bir fırladım ki ayağımın ucundaki terliğe takılıp neredeyse yere kapaklanıyordum.
“İDİL!”
Evde yankılanan sesime karşılık mutfaktan son derece sakin bir cevap geldi.
“Bağırma, duyuyorum ”
“SAAT KAÇ?”
“Duvar saatine bak.”
“İDİL, SENİ ÖLDÜRECEĞİM!”
Mutfaktan kahkaha sesi yükseldi.
Yastığı yatağa fırlatıp banyoya koştum. Bugün saat dokuzda ofiste olmam gerekiyordu. Üstelik sabah ilk iş olarak müvekkilimle görüşmem vardı.
Benim gibi dakikliğe önem veren bir insanın böyle bir durumda kalması gerçekten kabul edilemezdi.
Tabii dakiklik konusunda ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı.
On dakika sonra üzerimde siyah kumaş pantolonum, beyaz gömleğim ve aceleyle giydiğim ceketimle odadan çıktım. Kızıl saçlarımı gelişigüzel topladım. Aynanın karşısında son kez kendime baktım.
“Harikasın Hüma. Biraz uykusuz, biraz sinirli ama hâlâ harikasın.”
Salona girdiğimde İdil, elinde kahvesiyle koltuğa yayılmış beni izliyordu.
“Ne oldu? Yine mi zamanla yarışıyorsun?”
Çantamı omzuma geçirirken ona ters ters baktım.
“Senin yüzünden geç kaldım.”
İdil kaşlarını kaldırdı.
“Ben mi?”
“Alarmı neden kapattın?”
“Çünkü sabahın altısında çalıyordu.”
“Benim alarmımdı!”
“Ben de senin uykuna saygı duydum.”
Bir an sustum.
Sonra derin bir nefes aldım.
“Birgün seninle bütün iletişimi kesicem.”
“Tamam.”
“Gerçekten yapıcam.”
“Anladım.”
“Bir de kahve yapmışsın, bana neden yok?”
İdil kahvesinden bir yudum aldı.
“Çünkü geç kaldım diye sızlanıp içmeyecektin”
Gözlerimi devirdim. Masanın üzerindeki anahtarları alıp kapıya yöneldim.
“Akşam görüşürüz, cadı!”
“Geç kalma!”
Kapıyı kapatırken arkamdan gelen kahkahasını duydum.
Bu evde huzur bulmak mümkün değildi.

Ankara trafiği, insanın sabrını ölçmek için özel olarak tasarlanmış bir sistem olabilirdi.
Kırmızı ışıkta beklerken direksiyona hafifçe vurdum.
“Haydi ama…”
Önümdeki araç hareket etmeyince camdan dışarı baktım. Saatime göz attım.
Dokuzu on geçiyordu.
Telefonum çaldığında ekranda İdil’in ismini gördüm.
Açtım.
“Ne var?”
“Ofise vardın mı?”
“İdil, seninle konuşmayacağımı söylemiştim.”
“Aradım diye kızma. Sadece merak ettim.”
“Merakını kendine sakla.”
Tam o sırada ışık yeşile döndü. Önümdeki araç hareket etti, ben de gaza bastım.
Ancak birkaç saniye sonra sağ şeritten önüme kıran siyah bir araç yüzünden sertçe frene basmak zorunda kaldım.
“Ne yapıyorsun sen!”
Telefonu kapatıp direksiyona biraz daha sıkı sarıldım.
Aracın şoförü hiçbir şey olmamış gibi ilerlemeye devam etti.
Birkaç metre sonra trafik yeniden durduğunda ben de onun arkasında kaldım.
Camımı indirdim.
“Bir dakika!”
Sürücü aynadan bana baktı ama umursamaz tavrını bozmadı.
“Size sesleniyorum!”
Bu kez araçtan indi.
Uzun boylu, koyu renk ceketli bir adamdı. Yüzündeki ifade, sanki sabah sabah kendisini rahatsız eden benmişim gibi oldukça rahatsız görünüyordu.
Aracından birkaç adım uzaklaştı.
“Bir sorun mu var?”
Gülümsemeye çalıştım. Başarılı olduğumu söyleyemem.
“Yaptığınız hareketin farkında mısınız?”
Adam kaşlarını çattı.
“Ne yapmışım?”
“Önüme kırdınız. Biraz daha hızlı olsam şu an araçlar birbirine girmişti.”
“Bir şey olmadı ama.”
“Olması mı gerekiyordu?”
Adam derin bir nefes aldı.
“Hanımefendi, trafiktesiniz. Böyle şeyler olabilir.”
“Olabilir tabii. Hatta isterseniz herkes kafasına göre araç kullansın, trafik kurallarını da kaldıralım.”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
“Çok konuşuyorsunuz.”
“İnsanların canını tehlikeye atınca biraz konuşuyorum.”
“İyi günler.”
Arkasını dönüp aracına yöneldi.
Ardından seslendim.
“Gerçekten inanılmazsınız!”
Adam durdu. Başını hafifçe çevirerek bana baktı.
“Bir tavsiye vereyim mi?”
“Almayayım.”
“Sinirlerinize hâkim olmayı öğrenin.”
Gülümsedim.
“Bir de siz direksiyon başında insan gibi davranmayı öğrenin. İkimize de iyi gelecek.”
Bu kez hiçbir şey söylemeden aracına bindi.
Ben de kendi aracıma geçtim.
İçimden birkaç güzel söz söyledikten sonra yola devam ettim.
Sabahımın daha kötü geçemeyeceğini düşünüyordum.
Yanılmışım.

Saat ona doğru ofise vardığımda İdil çoktan masasına yerleşmişti.
Kapıdan girer girmez başını kaldırdı.
“Yaşıyor musun?”
Çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
“Şimdilik.”
“Ne oldu sana?”
“Ankara’da yaşayan herkesin ehliyetini yeniden sınava sokmak gerekiyor.”
İdil kahkaha attı.
“Yine mi biriyle kavga ettin?”
“Kavga etmedim. İnsanları bilinçlendirmeye çalıştım.”
“Tabii.”
Masama geçip bilgisayarımı açtım.
İdil önümdeki dosyaları düzenlerken konuşmaya devam etti.
“Bu arada seni aradılar.”
“Kim?”
“Emniyetten.”
Başımı kaldırdım.
“Ne emniyeti?”
“Ankara İl Emniyet Müdürlüğü. Bir dosyayla ilgili görüşmek istiyorlarmış.”
Kaşlarımı çattım.
“Hangi dosya?”
“Detay vermediler. Sadece bugün uğramanı istediler.”
Saatime baktım.
“Harika. Tam da ihtiyacım olan şey.”
İdil gülümsedi.
“Belki yakışıklı bir komiserle tanışırsın.”
Ona baktım.
“İdil.”
“Ne?”
“Sabah sabah bir adamla tartıştım. Bir de senin hayallerinle uğraşamam.”
“Kim bilir, belki de kaderindir.”
“Kaderimse bile kendisinden uzak durmasını rica ediyorum.”
İdil kahkahasını tutamadı.
Ben de dosyalarımı alıp ayağa kalktım.
“Emniyete gidiyorum. Öğleden sonraki görüşmeyi sen halledebilir misin?”
“Tabii. Ama akşam yemek yapma sırası sende.”
“Anlaştık.”
“Bir de ekmek al.”
Kapıya yönelirken arkamı döndüm.
“Başka emrin var mı?”
“Şimdilik yok.”
Başımı iki yana sallayarak ofisten çıktım.

ARAS ALKAN
“Komiserim, bu dosyaya ne yapıyoruz?”
Burak’ın uzattığı evraka göz gezdirdim.
“Önce ifadeleri tamamlayın. Sonra raporları bekleyelim.”
Oğuzhan masanın diğer tarafından söze karıştı.
“Bugün avukat da gelecekti, değil mi?”
“Gelmesi gerekiyor.”
Emirhan sandalyesinde geriye yaslanmış, elindeki kalemle oynuyordu.
“Nasıl biriymiş?”
Başımı kaldırmadan cevap verdim.
“Avukat.”
Burak güldü.
“Komiserim, onu biz de anladık. Biraz daha bilgi istiyoruz.”
“Ne yapacaksınız, evlilik mi teklif edeceksiniz?”
Üçü birden güldü.
Burak geri çekilerek
“Ben evliyim zaten “ dedi
Emirhan ellerini kaldırdı.
“Estağfurullah komiserim. Biz sadece merak ettik.”
Dosyayı kapatıp masaya bıraktım.
“Merakınızı işinize yöneltin.”
Burak, Oğuzhan’a bakıp göz kırptı.
“Bugün de neşemiz yerinde.”
“Burak.”
“Buyurun komiserim.”
“Çık.”
“Emredersiniz.”
Kapıya yönelirken hâlâ gülüyordu.
Tam o sırada kapı çalındı.
“Gel.”
Kapı açıldığında içeri giren kadın, elindeki çantayı omzundan düzeltirken etrafa göz gezdirdi.
“Merhaba. Hüma Soydan ben. Görüşme için çağrılmıştım.”
Başımı kaldırdım.
“Buyurun.”
Kadın birkaç adım ilerledi.
Kızıl saçları, ela gözleri ve yüzündeki kendinden emin ifadeyle oldukça dikkat çekiciydi. Ancak bunu belli edecek bir bakış atmadan önündeki sandalyeyi gösterdim.
“Geçebilirsiniz.”
“Teşekkür ederim.”
Çantasını yanına bıraktı.
“Öncelikle kusura bakmayın, biraz geciktim.”
“Fark ettim.”
Gözleri kısa bir an yüzümde gezindi.
“Ankara trafiği.”
“Ankara’da yaşıyorsunuz sanırım.”
“Evet.”
“O zaman trafiğe alışmış olmanız gerekirdi.”
Dudaklarını birbirine bastırdı.
“Normal şartlarda evet. Ancak bazı sürücüler bu alışkanlığı zorlaştırıyor.”
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
“Öyle mi?”
“Kesinlikle.”
Önümdeki dosyayı açtım.
“Umarım bu sürücüler yüzünden buraya gelmemişsinizdir.”
Kadın bir an duraksadı.
Sonra yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Hayır. Henüz o kadar ileri gitmedim.”
Burak başını eğerek gülmemeye çalışıyordu.
Ona kısa bir bakış attım. Hemen ciddileşti.
“Avukat Hanım, sizi buraya çağırma sebebimiz müvekkilinizin dahil olduğu dosya.”
Hüma’nın yüzündeki ifade değişti.
“Dosyayı inceleme fırsatım olmadı. Telefonla yalnızca görüşme yapılacağı söylendi.”
Dosyayı kendisine doğru çevirdim.
“İlgili evraklar burada. Öncelikle müvekkilinizin ifadesiyle ilgili birkaç noktayı netleştirmemiz gerekiyor.”
Dosyayı açıp sayfaları incelemeye başladı.
Bir süre sessiz kaldı.
Ardından başını kaldırdı.
“Burada bir çelişki var.”
“Nedir?”
“Müvekkilimin olay yerinde bulunduğu saatle tutanakta belirtilen saat birbirini tutmuyor. Ayrıca tanık ifadesinde verilen araç plakası da farklı.”
Oğuzhan öne doğru eğildi.
“Biz de tam olarak bunu araştırıyoruz.”
Hüma dosyaya yeniden baktı.
“Öyleyse müvekkilimin olayla bağlantısının kesinleştiğini söyleyemeyiz.”
“Kimse kesinleştiğini söylemedi.”
“Ben de zaten bunu belirtiyorum.”
Bakışlarımız karşılaştı.
Sakin görünüyordu ama konuşurken geri adım atmayacağı belliydi.
“Avukat Hanım, burada amacımız sizinle tartışmak değil.”
“Benim de öyle bir amacım yok komiserim. Sadece müvekkilimin haklarını korumaya çalışıyorum.”
“Biz de görevimizi yapıyoruz.”
“Ne güzel. O hâlde birbirimizi anladık.”
Burak başını önüne eğdi.
Oğuzhan ise dudaklarını ısırıyordu.
Derin bir nefes aldım.
“Dosyanın bir kopyasını hazırlatacağım. İnceleyip gerekli gördüğünüz hususları bize iletebilirsiniz.”
Hüma başını salladı.
“Teşekkür ederim.”
Ayağa kalkarken çantasını omzuna aldı.
“Bir de komiserim…”
Kapıya yönelmişken durdu.
“Buyurun.”
“İnsanlarla konuşurken biraz daha güler yüzlü olabilirsiniz.”
Kaşlarım çatıldı.
“Bir sorun mu var?”
“Yok. Sadece söyledim.”
“İşiniz bittiyse iyi günler.”
Gülümsedi.
“Size de. Umarım gününüzün geri kalanı daha güzel geçer.”
Kapıdan çıktı.
Birkaç saniye odada sessizlik oldu.
Ardından Burak kendisini tutamayarak güldü.
“Komiserim, kadın size resmen ayar verdi.”
Ona baktım.
“Burak.”
“Efendim?”
“Bir daha konuşursan tutanağı sana yazdıracağım.”
Burak ellerini kaldırdı.
“Tamam, sustum.”
Oğuzhan gülümseyerek dosyayı aldı.
“Avukat Hanım’ın enerjisi yüksekmiş.”
Cevap vermedim.
Yalnızca önümdeki evraklara döndüm.
Fakat kapıdan çıkarken söylediği son cümle nedense aklımda kalmıştı.

HÜMA SOYDAN
Emniyet binasından çıktığımda derin bir nefes aldım.
“Allah’ım, sabır…”
Sabah trafikte karşılaştığım adamın sinir bozuculuğu yetmiyormuş gibi bir de komiserle uğraşmıştım.
Gerçi komiserin hakkını yememek gerekiyordu. Dosyayı incelememe izin vermişti.
Ama o yüz ifadesi…
Sanki dünyadaki bütün sorunların sorumlusu benmişim gibi bakıyordu.
Telefonumu çıkarıp İdil’i aradım.
İlk çalışta açtı.
“Ne oldu? Yakışıklı komiserle tanıştın mı?”
Gözlerimi devirdim.
“İdil, senin başka derdin yok mu?”
“Demek tanıştın.”
“Tanıştım.”
“Nasıl biri?”
“Sinir bozucu.”
“Yakışıklı mı?”
Bir an durdum.
Sonra istemsizce gülümsedim.
“İdil!”
“Tamam, tamam. Sormadım.”
“Uzun boylu, siyah saçlı, siyah gözlü, sürekli ciddi duran bir adam. Mutlu oldun mu?”
Telefonun diğer ucundan bir kahkaha yükseldi.
“Gayet.”
“Bir de yanında iki tane arkadaşı vardı. Biri sürekli gülüyordu. Diğeri de bizi izliyordu.”
“Belki seni beğenmiştir.”
“İdil, yemin ederim telefonu kapatacağım.”
“Tamam, sustum.”
Telefonu kapatmadan önce son bir şey söyledi.
“Bu arada akşam yemeğini unutma.”
Gözlerimi kapattım.
Bu kadınla aynı evde yaşamamın sebebi neydi?
Akşamüstü ofise döndüğümde masamın üzerinde bir kahve ve küçük bir not vardı.
Notta İdil’in el yazısıyla şu yazıyordu:
“Bugün çok sinirlendin. Kahve iç, sakinleş. Ayrıca akşam yemek sende.”
Gülümseyerek sandalyeme oturdum.
Dosyayı açıp yeniden incelemeye başladım.
Ancak birkaç sayfa sonra dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu.
Emniyetten aldığım evrakların arasında, dosyanın ekinde bulunması gereken bir belge eksikti.
Kaşlarımı çattım.
Sayfaları yeniden kontrol ettim.
Yoktu.
Telefonumu alıp emniyeti aradım.
Birkaç aktarmadan sonra tanıdık bir ses duydum.
“Komiser Aras Alkan.”
Bir an sustum.
Aras Alkan.
Demek adı buydu.
“Merhaba komiserim. Ben Hüma Soydan.”
“Buyurun.”
“Bugün incelediğim dosyayla ilgili arıyorum. Evrakların arasında eksik bir belge var.”
“Hangisi?”
“Tanıkların ilk ifadelerinin bulunduğu ek.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Kontrol ettireyim.”
“Teşekkür ederim.”
“İyi akşamlar.”
“İyi akşamlar.”
Telefon kapandı.
Sandalyeme yaslandım.
Günün geri kalanında tek isteğim huzurlu bir akşam geçirmekti. Fakat nedense içimde, bu dosyanın sandığımdan daha fazla uğraştıracağına dair tuhaf bir his vardı.
Üstelik henüz bunun nedenini bilmiyordum.
Bildiğim tek şey, bugün tanıştığım komiserle bir süre daha karşılaşacağımızdı.
Ve nedense bu düşünce beni hiç mutlu etmiyordu.
Henüz bilmiyordum.
Bazı insanlar hayatınıza gürültüyle girmezdi.
Bazen bir tartışmayla, bazen yanlış bir zamanda edilen tek bir cümleyle yer edinirlerdi.
Tıpkı karanlığın içinde ansızın yanan küçücük bir ışık gibi…
Bazı ışıklar, en karanlık gecelerde yanardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…