6. bölüm · Aşkın Reçetesi

6. Bölüm

Lora Veyl

Klasik bir iş günüydü. Gelen hastalarla ilgilenirken telefonumu alıp Ege'ye mesaj attım.

Güzelim: Ege, ne yapıyorsun?

Ama Ege mesajıma bakmamıştı. İşi vardır diye düşünüp işime devam ettim. Gün boyu Ege mesaj atmamıştı. Oturmuş kahve içerken hemşirelerden biri koşarak yanıma geldi “Aden hanım, acile yaralı biri geliyor.” Dediğinde hemen kahvemi bırakıp hızla acil girişine gittim. Ambulansın gelmişti ama ambulansın peşinde bir askeri araç vardı.

Hemen kapıyı açtım ama gördüğüm manzarayla dizlerimin bağı çözüldü. Ege kan içinde ve baygın bir şekilde sedyede yatıyordu. O an dünya durmuştu resmen. Dizlerim daha fazla beni tutamadı ve dizlerimin üstüne düştüm. Boğazım düğümlendi resmen nefes bile alamıyordum. Benim yerde olduğumu gören Eylül koşarak geldi “Aden, ne oldu?” Dedi ve Ege'yi gördü. Onunda nefesi kesildi, hissedebiliyordum.

Emir ve Atlas yanıma geldiğinde sonunda nefes aldım ve konuştum “Ege.” Sesim o kadar az çıktı ki ben bile zor duydum. Gözlerim yaşarmaya ve dudaklarım titremeye başladı. Nefes almak o an o kadar zor geliyordu ki. Eylül ve Emir beni ayağa kaldırdılar. Ayağa kalkınca yüksek sesle ağlamaya başladım. Ege'nin durumu çok kritik görünüyordu.

Doktorlar Ege'yi hızla içeri alırken ben daha çok ağlamaya başladım “Emir ne oldu?” Diyebildim hıçkırıklarım arasında. Emir derin bir nefes aldı “Vuruldu, yenge. Kardeşim gözümün önünde vuruldu.” Dediğinde hıçkırıklarım artmaya başladı. Ege'yi ameliyata almışlardı. O kapıda bekleyen çok hasta görmüştüm ama bir gün o kapıda bekleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Eylül bana bir sakinleştirici yapmıştı. Ağlamaya devam ediyordum. Elimden hiçbirşey gelmiyordu. Ege içeride can çekişirken ben burada hiçbir şey yapamıyordum. Bir süre sonra içeriden doktor Harun bey çıktı. Koşarak yanına gittim “Durumu ne?” Dedim. Harun bey bana üzgün gözlerle baktı “Bunu zaman belirleyecek. Kurşunu çıkardık ama ne olacağını bilemeyiz. Yoğun bakıma alıcaz.” Dedi ve gitti.

Saatler günleri, günler haftaları kovalamıştı ve tam 1 aydır Ege yoğun bakımdaydı. 1 aydır onu bekliyordum. Uyanmasını umut ediyordum ama o hala uyanmamıştı. Günlerdir ne yemek yemiş ne duş almıştım sadece bekliyordum. Artık ağlamıyordum da. Yoğun bakıma camından Ege'yi izliyordum. Atlas ve Eylül arada yanıma uğruyorlar dı ama Emir hep yanımdaydı.

Emir elinde çay ve bisküvi ile yanıma geldi “Yenge, ne olursun bir şeyler ye. Bak Ege seni böyle görse kızardı lütfen.” Dedi. Haklıydı Ege beni böyle görse kızar zorla yemek yedirirdi. Emir'e döndüm “Canım birşey istemiyor.” Dedim ve tekrar Ege'ye döndüm.

Aniden Ege'nin kalp monitöründeki ses durdu. Nefesimin kesildiğini hissettim. Hızla Emir'e döndüm “Emir doktor çağır.” Dediğimde Emir ayağa kalktı ve koşarak doktor bulmaya gitti. Ağlayarak önümdeki cama vurmaya başladım “EGE NOLURSUN YAPMA BUNU EGE.” Doktorlar koşarak içeri girdiler bende girmeyi denedim ama Emir beni tutup durdurdu. Ağlamam gittikçe arttı “EGE YAPMA LÜTFEN.” Derken Emir beni sıkıca tutuyordu.

Harun beyin dediğini duyduğum an tüm dünyam yıkılmıştı “Hastanın ölüm saati 15:36.” bunu duyduğum an öyle yüksek sesle çığlık attım ki tüm hastahane duymuştu. Emir beni tutuyordu ama bir yandan o da ağlıyordu. Sinirle içeri girmeye çalıştım “OLAMAZ, OLAMAZ. EGE ÖLEMEZ, YAPAMAZ BANA BUNU, HAYIR, EGE.” Ben çırpınırken Emir beni daha sıkı tuttu.

İnanmıyordum ama olmuştu. Şaka gibiydi. Tam hayatımın aşkını buldum derken, kaybetmiştim. Şu anda mezarlıktaydık. Bir kolumda Eylül diğer kolumda Eliz beni ayakta tutmaya çalışıyorlardı ama bilmiyorlardı ki ben yıkılmıştım. Ayakta durmam hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Ege'nin annesi Derya hanım ve babası Sinan bey benim gibi yıkılmışlardı. Tek çocuklarını kaybetmişlerdi. Bende tek aşkımı. Ben ağlarken Derya hanım yanıma geldi ve bana sıkıca sarıldı. Birbirimize sarılıp ağlamaya başladık. Derya hanım yüzümü tuttu “Ege sana yüzük aldı ama takamadım. Sana evlilik teklifi etmeyi düşünüyordu.” Dedi. Dünyam yanıp kül olmuştu. Ben daha çok ağlamaya başladım içim gidiyordu.

Aradan kısa bir süre geçti babamın yanına istanbul'a dönmüştüm. Bu halde ne çalışabilirdim ne de tek yaşayabilirdim. Babam sürekli benimle ilgileniyor ve mutlu olmam için uğraşıyordu ama işe yaramıyordu. Sürekli elimdeki yüzüğe ve tektaşa bakıyordum. Birinin kendisi vermişti diğerini annesi vermişti. Belkide evlenip çocuklarımız olacaktı ama artık olamazdı. Ege'nin sevdiği o uzun sarı saçlarım artık kahverengiydi.

Hayatım tekrar başıma yıkılmıştı.