Bölümler 1Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı sonlar gerçekten bir son olarak kalmalıdır ama çoğu kişi sonları değiştirmeye çalışır.
Bazen çok deneriz bazense hiç... Ama hiçbir zaman sonumuz değişmez, çünkü sonumuz biz doğmadan önce belirlenmişti.
Çok deneriz ama bu sonu yaşamak kaderimizde varsa zaten her şey bitmiştir.
Geçmişte yaşadıklarımızı geleceğimiz kapatamıyordu. Bazı izler, bazı yaralar gibi hiç kapanmazdı. İçimdeki o iz hiç kapanmayacaktı.
Ben ise kendi sonumu değiştirmeye çalışıyordum.
Ve bu sonu kendi ellerimle yazmışken...
•••
"Doksan altı, doksan yedi, doksan sekiz, doksan dokuz, yüz! Asker pozisyon al!"
Bütün tim "Emredersiniz komutanım!" diyerek pozisyon aldı.
Ciddi bir ifadeyle "Rahat!" dediğimde herkes dik duruşunu değiştirdi.
"Biliyorsunuz, birkaç gün sonra çok büyük bir operasyona çıkacağız ve bu operasyonda her şeye hazırlıklı olmanız lazım."
Hepsi olumlu anlamda kafasını salladı.
"Komutanım," dedi Tuğran. Şaşırmıştım çünkü çok konuşan biri değildi. Önüne ne getirirsen tereddüt etmezdi.
Belki bu yüzden favorimdir ama emin değilim.
"Evet?" dedim sakin bir ses tonuyla.
"Aylardır kayıp bir asker var. Ne cesedi bulundu ne de sağ. Ona yönelmemiz gerekmez mi?" dedi. İlk defa onu böyle tereddütsüz görüyordum.
Onun arkasından Ezgi de ona hak verdi: "Evet komutanım, bence de buna daha çok yönelmeliyiz." dedi.
Bütün tim ayaklanmadan, "Ben de isterdim ama üstleriniz öyle düşünmüyor maalesef. Bu konu hakkında çok kez konuştum ama bir sonuç alamadım," dedim.
"Of, of... Ben artık neye yanayım şaşırdım," dedi Serhat.
"Başka neye yanacaksın benim canım geveze arkadaşım?" dedi Çağıl.
"Hiç komutanım... Ben sadece bu operasyonda hata yaparsak komutanımın bizi yaşatmayacağından yanıyorum."
Çağıl gülmeye başladı.
"Merak etme, sana bir şey olursa ben varım koçum. Annene yeni evlat bile olurum lan," dedi.
"Bu da her şeyime göz dikti ya..." diye fısıldadı Serhat.
"Bir şey mi söyledin Serhat?" dedi Çağıl.
"Yok komutanım, bir şey söylemedim. Zaten ne diyebilirim ki?" dedi.
"İşte böyle adam ol," dedi.
"Çağıl, ilk önce seni bir adam edelim. Sonra Serhat'a bakarız. Bence bu herkes için en yararlısı olur, dünya bir maldan kurtulmuş olur," dedim.
"Komutanım ben şimdi size ne yaptım?" dediğinde...
Tuğran'a işaret verdim. Tuğran, Çağıl'ın kafasına vurduğunda Çağıl "Artık beyin hücrelerimin hepsi ölü," dedi.
Özge "Senin bir beynin vardı da bizim mi haberimiz yoktu?" dedi.
Deniz "Özge'ye hak veriyorum," dedi.
Sera "Yani evet, bir doktora gitmen gerekebilir," dedi.
Biz böyle anlaşıyorduk.
Ama operasyonlarda çok ciddiydik. Kimse bizim karşımıza gelemezdi. Beş dakika içinde 'temiz' kelimesini söylemek bizim olayımızdı.
Onlar için pislikleri temizlemek çocuk oyuncağıydı.
Onlar kim miydi?
Kıdemli Üsteğmen Hiral Buzar
Üsteğmen Tuğran Akın
Üsteğmen Deniz Öncü
Astsubay Başçavuş Çağıl Karahan
Astsubay Başçavuş Özge Sancak
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Sare Kutlu
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Ay
Astsubay Çavuş Tolga Şahin
Onlar Gölge Timi'ydi.
Girdikleri hiçbir yerde leş bırakmazlardı. Onlar arkalarını temizler ve sonraki adıma öyle geçerlerdi.
Kimse onların izinden gidemezdi. Hiç kimse onlar hakkında tek kelime dahi edemezdi.
Çünkü onlar yaşayan ölü gibiydi. Her şeyi duyar, tehlikenin kokusunu anında alırlardı.
"Komutanım... Şimdi neden konu bana gelince herkes konuşmaya başlıyor?" dedi Çağıl bıkkınlıkla.
Sonra "Tuğran komutanım var, biraz da onun hakkında konuşun," dedi.
Tuğran sinirle, "Beni niye karıştırıyorsun lan?" diye bağırdı.
Sabrımın sınırlarında olduğum için "Susun lan! Ne çene varsa, bir susmadınız!" deyince herkes başını eğip rahat pozisyonuna geçti.
Serhat "Komutan-" diyecekti ki Tuğran kafasına vurduğunda sözünü devam ettirmeden sessizce önüne döndü.
Sonra Tuğran "Oğlum sus, bizim başımızı da yakacaksın," dedi uyarıcı bir tonla.
"Buz kütlesi... Şu sıralar çok konuşuyorsun fark ettin mi?"
Başını eğdi ve "Evet komutanım," dedi.
"Fark ettiysen güzel. Artık ömür boyu konuşmazsın herhalde," dedim.
"Emredersiniz komutanım," dedi.
Tuğran'la askeri lisede tanışmıştık. Sessiz biriydi, gerekmedikçe konuşmazdı. Bu yüzden çok iyi anlaşırdık.
Tip olarak birbirimize çok benzerdik, hatta bizi çoğu kişi abi kardeş sanıyordu ama huy olarak hiç benzemediğimiz kesindi.
O bir temizlik hastasıydı. Ben o kadar pis biri değildim ama onun kadar da temiz değildim.
Aynı evde yaşıyoruz ve bu benim için çok kötü bir şey. Evi ortak bir şekilde almıştık ama salonda birkaç kıyafetimi yerde bıraktığım için beni evden atmıştı.
Komutanı olabilirdim ama üzerimde askerî üniformam olmadığı sürece bana istediğini yapabilirdi.
İki hafta otel odasında kalmıştım. Sonra da birkaç gün Deniz'de kalmıştım.
En sonunda evi başına yıkmakla tehdit edince beni eve almıştı.
"Komutanım dikkat edin bence yoksa yine evden kovulacaksınız," dedi Deniz.
Herkes anlamsız bir bakış attı. Evden kovulduğumu sadece Deniz biliyordu. Onu söylememesi için sıkı sıkı tembihlemiştim ama ne kadar uyarsan da işe yaramıyor işte.
"Bir daha öyle bir şey olursa ben de birilerini timden kovmak zorunda kalacağım," dedim.
Herkes gülmeye başladı. Tuğran herkese ters bakışlar attı ama kimse umursamadı. En sonunda "Kesin lan!" diye bağırdı.
Herkes sustuğunda konuşmaya başladım:
"Son kez söylüyorum. Bu operasyon çok önemli. Eğer bu operasyonda herhangi biriniz hata yaparsanız o dağ başında yürüyerek ülke mi değiştirirsiniz, avlanacak hayatta mı kalırsınız bilemem ama ben sizi yaşatmam."
İlk defa benden böyle sert cümleler duydukları için şaşırdılar.
Tepkilerini düzelttikten sonra hep bir ağızdan "Emredersiniz komutanım!" dediler.
"Komutanım," dedi, daha yeni askeriyeye gelen bir asker.
Ne var anlamında kafamı salladım.
"Albay sizi çağırıyor komutanım. Acil bir durum varmış, hemen gelmenizi istedi," dedi.
Başımla onayladığımda asker selam verip yanımızdan ayrıldı.
"Bir yere kaybolmayın. Beş dakikaya gelirim," dedim.
"Sanki beş dakikada Amerika'ya gideceğiz..." dedi Çağıl bıkkınlıkla.
Ona dönüp "Çağıl!" diye kükrediğimde bütün askeriye bize bakmaya başladı. Çağıl önümde şekilden şekle girerken bazı askerlerin gülüşlerini duydum. Sesin geldiği tarafa döndüğümde herkes hazır ola geçti.
Daha fazla olay çıkarmadan albayın odasına doğru ilerlemeye başladım.
Yolda giderken tanımadığım bir asker önümü kesti.
Eli de bir tane tepsi ve üzerinde birkaç bardak limonata vardı.
"Komutanım kusura bakmayın böyle eşkiya gibi önünüzü kestim ama limonata alır mısınız" dedi.
"Neden" dedim anlamaz bir tavorla.
"Yarbay Hayri herkese dağıtmamı istedi" dedi.
"İyi o zaman" dedim ve bir tane limonata aldım normalde almazdım ama çok susamıştım.
Asker arkasını dönüp yüzmeye başladığı da bende limonatamı içerek Albayın dosına doğru ilerledim.
Odanın önüne geldiğimde kapıyı tıklattım. "Gel," sesi gelince içeri girdim.
Albay, panonun önünde aylardır kayıp olan askerin fotoğrafına bakıyordu.
Ben girince konuşmaya başladı. Lafı uzatmayı sevmediğimi bildiği için direkt konuya girdi:
"Batı'daki operasyon artık size ait değil." dedi.
Şaşkınlıkla, "Neden?" dedim. Kafamda bin tane soru dolaşıyordu.
"Çünkü sizin başka bir operasyona gitmeniz gerekiyor," dedi.
"Ne operasyonu?"
"Şu aylardır kayıp olan asker... Onun kanı birkaç gün önce bir mağarada bulundu. Asker üniformasıyla beraber. Büyük ihtimalle yaşıyor. Bu yüzden onu bulacaksınız," dedi.
Şaşkındım. Çünkü Batı'daki operasyonu çok istiyordum. Hepsi o asker yüzündendi.
Saygıda kusur etmeden "Emredersiniz komutanım," dedim ve odadan çıktım.
Timdekiler buna çok sevinecekler diye ama ben buna o kadar sevinmemiştim.
Hayatım boyunca bu operasyon için çok çaba göstermiştim ama onu elimden almışlardı.
Benim yıllarca çabaladığım bir şeyi biri tarafından bir dakikasında mahvedilmişti.
Sinirliydim ama aynı zamanda birinin hayatını kurtaracaktım.
Kendimi toparladım ve açık alana doğru ilerledim. Timdekiler kenarda oturmuş sohbet ediyorlardı.
Onların yanına gittim.
"Size güzel bir haberim var." dedim.
Herkes bana meraklı gözlerle bakıyordu. "Operasyon iptal." dedim.
Herkes anlık bir şok geçirdi. "Ama komutanım siz bu operasyonu çok istiyordunuz, neden mutlu bir haber bu?" dedi Tuğran.
"Kendim için iyi olduğunu söylemedim." dedim.
"Bunun bizim için iyi tarafı ne?" dedi Deniz.
"Kayıp askeri bulmaya gideceğiz, hani çok istiyordunuz ya." dedim.
Herkes gülmeye başladı. "Ya komutanım, ciddi misiniz?" dedi Özge.
"Ne zaman şaka yaptığımı gördün Özge?" dedim.
Sırıtarak, "Hiç." dedi.
Herkes gülüyordu ama benim suratım asıktı. "Komutanım, boşverin, bir dahaki operasyona gideriz." dedi.
"Bir daha bize böyle bir operasyon vermeyecekler." dedim.
"Neden komutanım?" dedi Deniz.
"Bu tür operasyonlarda ne olursa olsun sizi operasyondan aldılarsa bir daha asla böyle bir operasyona çıkamazsınız." dedim.
"Albaya ikna edelim, başka biri gitsin." dedi Sare.
Erkeklere böyle taş kafalı oldukları için piç diyoruz.
"Of çok büyütüyorsunuz, hem albay verdi zaten görevi; kapısında yatsanız bile değiştirmez." dedim.
Sonra, "Hem bugün ne oldu size? Normalde Tuğran hiç konuşmazdı ama bugün Tolga hiç konuşmuyor." dedim.
Şüpheyle baktığımda, "Yoksa yine mi çocuğu tehdit ettiniz?" dedim.
Tolga tam bir şey söyleyecekti ki Çağıl öne atladı. "Estağfurullah komutanım, biz hiç öyle şeyler yapar mıyız?" dedi.
"Tolga." dedim sert bir ses tonuyla. Sonra, "Konuş." dedim.
Çağıl alttan Tolga'ya bir şeyler yapıyordu.
"Çağıl!" diye kükredim.
"Hayır komutanım, sadece biraz hastayım. Üşüttüm galiba." dedi Tolga.
"İyi tamam o zaman, odaya git dinlen. Siz de öyle." dedim. Herkes ayaklandığında Çağıl'ın ensesinden tutup geriye çektim.
"Özge." dedim sonra.
"Buyrun komutanım." dedi.
"Tolga'yla ilgilen, hasta olup operasyonda başımıza iş açmasın." dedim.
Çünkü genel olarak böyle oluyordu. Tolga daha çaylak olduğu için genel olarak zayıftı. Ona sert yaklaşmak işe yaramıyordu; yani genel olarak ters tepiyordu.
Ben de yumuşak davranıyordum ama bunu kimseye yapmazdım; yani ters tepmediği sürece yapmam.
Herkes gittiğinde Çağıl'a bir tane geçirdim. "Ulan bir gün Müslüman dursan olmuyor mu?" dedim.
Bilmezlikten gelerek, "Yine ne yaptım?" dedi.
"Oradan bakınca salak gibi mi görünüyorum? Eğer bir daha Tolga'ya bulaşırsan yedi ceddini s*keyim." dedim.
Çağıl Tolga'yla uğraştıkça bu benim elimde patlıyordu.
"Tamam komutanım." dedi başını yere eğerek.
"İyi, inşallah akıllanırsın. Hadi yürü." dedim.
Çağıl ilerlemeye başladığında ben de arkasından geliyordum.
Yatakhaneye geldiğimizde Tuğran, "Komutanım, biz de mi bu gece burada kalacağız?" dedi.
"Evet, sabah erken çıkacağız. Bu yüzden burada kalmamız daha mantıklı." dedim.
Ve yatakhaneye girdik ama Turan'ın yüz ifadesi çok komikti.
"Komutanım, emirlere karşı gelmek istemem ama ben burada kalamam." dedi.
"Toplayın lan şu odayı." dedim.
Herkes etrafa dağılıp toplamaya başladıklarında biz de dışarı çıktık.
"Ben yatakhaneye gidiyorum, sen de beş dakika sonra girersin buraya." dedim.
Kafasını salladı, ben de Deniz, Özge ve Sare'nin olduğu yatakhaneye doğru ilerlemeye başladım.
Üzerimde günün yorgunluğu vardı.
Sanki bir an bütün sesler sussun istedim.
Ama olmadı.
Bölüm etkileşimi
