Bölümler 1Şu an: GİRİŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm Şarkısı; Mfö- Aşkın kenarından.
***
Çağın Sencer.
Bir şarkıyı insan kaç kere dinler?
Ruhunun ona sıkışıp bir çıkış yolu aramasanı engeller mi âdem oğlu. Kulaklar aynı şarkıya kaç kere maruz kalır. Kalbine işler o melodi.
Kalp atışlarını düzene sokan melodi dudaklarını huzurla iki yana kıvrıltır.
Peki,o sözler arasında saklanan,ve bizim onu bulmamızı bekleyen şey neydi. Bir tarafımızı huzur kaplarken diğer tarafı yerle bir eden şeyin ismi neydi.
Aşk mı derler ona. Yoksa çaresizlik mi.
Son ses aynı müziği kaç kere dinledim bilmiyordum. Bir taraftan da ezberlemeye çalıştığım için dinlemek zorundaydım. Bıkıp değiştirmem gerekirken tepkilerim tam aksineydi; vazgeçemiyordum.
Orta sıralarda oturarak kafamı masaya gömmüş, diğer taraftan da zihnimin içinde dolaşan anlamlı sözleri dilime getirmekte zorlanıyordum. Bir yıla yakındır durmadan dinlediğim şarkıyı neden son saatlerde unutmaya başlamıştım.
Kaderin benimle nasıl düşmanlığı vardı ki, asla benim yanımda durmuyordu.
Zihnimin benimle ne gibi husumeti vardı ki, her şeyi unutmamı sağlıyordu.
Hatırlamak güzel şeydi fakat asla tadını rahatça çıkaramamıştım. Damağıma bulaşmamıştı merak ettiğim tad.
Sınıfın içi haddinden fazla soğuktu. Sadece parmaklarım ucu dışarıdaydı. Buna rağmen soğuk bedenime tırmanarak tüylerimi diken diken ediyordu. Dışarıda kopan gürültüleri duymama rağmen uyku beni kendisi ile götürmekte ısrarcıydı. Kafamı kaldırarak gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
Dersin yarısına gelmiştik ama hoca hâlâ içeride yoktu. Çoğu kişinin de işine yarıyordu yokluğu. Birbirinin ağzına girerek kimseyi umursamayanlar için güzel fırsattı. Gözlerimi ağır ağır herkesin üzerinde dolaştırırken duyduğum ses ile tek kaşım hafifçe yukarı tırmanma kararı aldı.
"Balık hafızalımız uyandı." diyerek beni vurguladı Baran. Soğuk bakışlarımı üzerinden çekmemeye niyet etmişken naif bir kız sesi daha duyuldu sınıf odasından.
"Senin gibi ayı değil en azından." Kaşlarım çatılmaya devam etti. Bir şeyler söylemek istedim ama sustum. Yesinler birbirilerini. Umrumda değildi hiçbiri.
Yaptığım ilk hata, alzheimer olduğumu birkaç kişiye söylemekti. Gerçek ise çok farklıydı. Öyle bir hastalığa hiçbir zaman sahip olmamıştım. Hafıza sorunları yaşadığım,kötü bir hastalığı taşıdığım anlamına gelmiyordu. Sadece sorulara maruz kalmamak için sorunumu ikiye katlamıştım.
Haklıydılar. Çoğu şeyi hatırlamıyordum,unutkandım. Adımı bile unuttuğum zamanlar vardı. İnsanların isimlerini, gittiğim çoğu yeri unutuyordum. Son zamanlarda ikiye katlanmıştı durum. Hafızam,hocalar dahil herkesi teker teker silmekten kendini durduramıyordu.
Bir gün konuşmayı unuturum diye çok korkuyordum.
İkinci hatam ise; kalbimde durmak bilmeyen sızının peşine düşmekti. Verdiğim kararların çoğu kuyumu kazmakla görevlendirilmişti.
Peşine düştüm ve kendimi burada,bu pislik insanların içinde buldum.
Dakikalar sonra zilin çalması ile ayaklanarak sınıftan çıktım. Hiçbirine daha fazla katlanamayacaktım. Boş ve iğrenç konuları ile canımı sıkıyordu hepsi. Tek işleri okula gelip birileri ile dalga geçmek, güçlerinin yettiği veya seslerini çıkarmayan öğrencileri tırnak arası güçleri ile ezmekti. En komiği ise,kendilerini güçlü sanmalarıydı. Kahkahalarla gülesim vardı bu ergenliklerine.
Hepsi onun suçuydu. Ama onu hatırlamamak ise benim. Kalbime düşen sevgi tomurcuğu kime aitti? Onun yokluğu canımı acıtıyordu.
Kim olduğunu hatırlamamak öyle canımı yakıyordu ki. Hakkında bildiğim tek şey,bu okulda okuyor olmasıydı. Sırf bu yüzden eski okulumdan kaydımı alarak buraya gelmiştim. Zorba kılığına giren ergenlere ne kadar katlanıp sabretmeye çalışsam da son zamanlarda mümkün değildi. Hadlerini fazla aşıyor,durmaları gereken çizgileri geçerek gözüme batmaktan çekinmiyorlardı.
İğreniyordum çoğundan. Tiksiniyordum hareketlerinden. Merdivenleri yavaş addımlarla indiğim için arkadan gelen ofultu sesleri normaldi. Bu okulda kimse bana katlanamıyordu. Hakları da vardı. Bir çocuğa ailesi bile katlanamazken onlar ne yapsın.
Geldiğim ilk günden beri herkesin rahatsız edici bakışları üzerimdeydi. Beni gerçekten alzheimer sanıyorlardı. Aptaldılar.
Yoksa kendimi öyle tanıtmak benim aptallığım mıydı.
Merdivenlerden indim ve etkinlik salonunun kapısını elimin tersi ile araladım. İçeriye attığım ilk adımda sessizlik yerini aldı,az önce yükselen şen kahkahaların. Yutkunmaktan başka elimden gelen şey yoktu. Dişlerimi birbirine bastırarak iri adımlarla koltukların olduğu kısma yanaştım. Yarış daha başlamamıştı. Herkesten uzak bir koltuğa oturarak kafamı sırtlığına yasladım.
Burada ne işim vardı. Şarkı yarışmasında,benim ne işim vardı. Kabul etmeme gibi bir şans bırakılmamıştı. Sesimin iyi olduğunu nereden çıkardıklarını ise hâlâ çözememiştim.
Dinlemeyi ne kadar sevsem de söylemekten bir o kadar nefret ederdim. Konuşmak benlik değildi. Birileri ile konuşmaktan nefret ederdim. Bu da hastalığımın ilerlemesinin ilk nedeniydi. Unutmamam gereken tek şey,konuşmaktı. İnsanlarla iletişim halinde olmam gerekirken bir künce sokularak dudaklarımın fermuarını çekiyordum.
Bacaklarımı iki yana açarak yerimi rahatladım. Kapattım gözlerimi ve sıranın bana gelmesini bekledim. Bir an önce elenip sınıfa döneyim. Dönüp uykuma devam edeyim.
Bir dirseğim koltuğun kolluğunda,diğer elim ise bacağımın üzerinde dururken açılan kapının sesi, dalmak üzere olduğum uykudan uyandırdı. Göz kapaklarımı açmak için yeterli gücü bulamadım içimde. Zorladım bünyemi fakat olmadı. Uyanmam lazımdı. Kaşlarım çatıldı ve hızla gözlerimi açarak oturduğum koltuktan kalktım.
Neyse ki kimse tarafından fark edilmemiştim. Dağınık saçlarımı alnıma yapıştıran terleri elimin tersi silerek geri yerime oturdum. İçim daralıyordu kalabalık ortamda. Konuşan insanların sesi sinek vızıltısını andırıyordu. Kulak perdelerimin iyiliğini düşünmeliydim. Tam avuçlarımla kapatacaktım ki, aynı ince ton yeniden salonda yaranan tüm sesleri bastırdı.
"Hocam." dedi kıvırcık buklelerini gözünün önünden çekerek. Hiç fark etmemiştim. Aynı sınıftaydık. Bu saçları nerede olsa tanırdım. Baran'a haddini bildiren asi kız da buydu.
Okula kaydımı yaptırdığım aylar oluyordu ve hatırladığım kadarıyla herkesin ağzının payını vermekten hiç çekinmiyordu. Gözleri o kadar masum bakıyordu ki, kimse içinde tilki sinsiliğinin yattığını düşünmezdi. Bende düşünmüyordum. Bana bir zararı dokunmamıştı. Hatta benimle uğraşmayan nadir kişilerdendi. Dik ve küçümseyici bakışlarıyla insanı ezmeyi sevmiyordu.
Sevimli bir surata sahipti. Çene hattı ne kadar keskin olsa da yanakları şeker gibiydi. İster istemez dudaklarım, kalbimin yarattığı şok dalgasıyla iki yana kıvrıldı. "Sıra bana ne zaman gelecek?" Sesi, aylardır dinlediğim şarkıdan bile daha huzurluydu.
Tüm gürültüler susmuş gibiydi benim dünyamda. Odaklandığım tek şey; insanın kalbini ısıtan gülüşü,kadifeden yumuşak sesi ve kaderimden daha güzel olan saçlarıydı.
İkinci kere gülümsediğim an üzerimde hissettiğim kamera ile kafamı yana döndüm. Kıkır kıkır gülüşen kızları umursamadım.
Kafamı yeniden sahneye döndüğümde,"Çağın." diye ses geldi. "İkiniz sahneye çıkın." Gözleri ile işaret ettiği yer yeterince gözümü korkutmuyormuş gibi birde ikişer mi çıkacaktık. Ayağa kalkıp dudaklarımı aralayacaktım ki," İtiraz yok." diyerek susturdu beni.
Konuyu uzatmanın bir manası yoktu. Koltuktan kalkarak kırışan kıyafetlerimi düzelttim. İlk önce geçmesi için yolu ona tanıdım. Kafasını geri çevirip hoş bir tebessüm yollaması ne kadar da garipti değil mi.
Değil mi Çağın. Sana da birileri gülümsermiş.
"Önce düet olarak seslendirin. Sonra ikinizin de ayrılıkta sesini değerlendireceğiz. Kazanan ise okullar arası yarışmada şarkı söylemeye hak kazanacak." Bunu asla istemiyordum. Yeterince batırmazsam sonum kötü olacaktı. Sesim de yoktu,benden ne istiyorlardı onu anlamıyordum.
"En sevdiğiniz şarkı hangisi?" dedi saçlarını küt kestiren müzik hocası. Dudaklarının kulaklarına varma sebebi,aynı anda söylediğimiz bir isimdi.
"Aşkın kenarından." dedim yavaş çıkan sesimle.
"Aşkın kenarından." dedi mikrafonu dudaklarına dayayan,kıvırcık saçları ile beni mest eden kız.
***
Güya ki, kafamın boşalması için yazdığım kurguydu. Biraz daha zorlanacağım off
Bölüm etkileşimi
