2. bölüm / 2
ASİL&ASEL— Bir Akşam Yemeği
Bölümler 2Şu an: — Bir Akşam Yemeği
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ASEL
Sabahın köründe uyanmak diye bir işkence vardı ve ben bunu her sabah yeniden deneyimlemek zorunda kalıyordum.
Alarmım beşinci kez çaldığında yastığımı yüzüme kapatıp içimden kendime güzelce sövdüm.
"ASİSTAN DEĞİLİM BEN, NİYE BU SAATTE UYANIYORUM YA?"
Telefonumu elime alıp alarmı kapattım. Saat sekizi on geçiyordu.
Bir saniye.
Sekiz mi?
SEKİZ Mİ LAN?
"Hay anasını—"
Yataktan fırladım. Beş dakika sonra banyodaydım, on dakika sonra dolabın karşısında hayatımı sorguluyordum. Sonunda siyah kumaş pantolon, beyaz gömlek ve ceketimi giyip saçlarımı açık bıraktım.Aynaya baktım.
"Fena değiliz. Bugün de holdingi batırmadan dönelim bakalım."
Çantamı kaptığım gibi odadan çıktım.
Merdivenlerden inerken babamın kahkahasını duydum. Salona girdiğimde kahvesini içiyordu.
"Babişimm!"
Başını kaldırdı.
"Hayırdır kızım, yangın mı var?"
Yanına gidip yanağından öptüm.
"Yangın yok da geç kaldım. Bir de sen niye beni uyandırmadın?"
"Yirmi üç yaşına geldin Asel. Seni ben mi uyandıracağım?"
"Ee? Babam değil misin?"
Güldü.
"Gel buraya, gel."
Yanına oturup başımı omzuna yasladım. Babam benim için dünyadaki en güvenli yerdi. Annem ben küçükken hayatımızdan çıkmıştı. Onun yokluğunu hiçbir zaman tam olarak anlamlandıramamıştım ama babam, eksikliğini hissetmeyeyim diye elinden geleni yapmıştı.Bazen gereğinden fazla koruyucuydu. Bazen de sinir bozucu derecede inatçıydı.
Ama o benim babişimdi işte.
"Akşam için plan yapma," dedi.
Başımı kaldırdım.
"Niye?"
"Önemli bir yemek var. Birlikte katılacağız."
"Kimler geliyor?"
"İş ortaklarımız."
Gözlerimi kıstım.
"Baba, geçen hafta da iş ortaklarımızla yemek yedik. Ondan önce de yedik. Siz bu insanlarla şirket kurmuyor musunuz, niye sürekli yemek yiyorsunuz?"
Babam kahkaha attı.
"Çok konuşuyorsun sen."
"Genetik, babişim. Kendine bak."
"Akşam güzel giyin, tamam mı kızım? Gecikme de."
Bir an duraksadım.
"Niye bu kadar önemli?"
Yüzündeki gülümseme hafifçe silindi ama hemen toparlandı.
"Önemli bir görüşme. Seni de yanımda istiyorum."
Omuz silktim.
"Tamam ya. Ama yemek kötüyse ben kalkıyorum, haberin olsun."
"Başımın belası."
"Senin tatlı belan."
Bir öpücük daha kondurup çantamı aldım ve çıktım.
O an akşam hayatımın nasıl değişeceğinden zerre haberim yoktu.
ASİL
"Bu rapor ne böyle?"
Masanın karşısındaki adam yutkundu.
"Efendim, son veriler henüz—"
"Ben sana son verileri sormadım. Önüme koyduğun raporu soruyorum."
Odada çıt çıkmıyordu.
Raporu kapatıp masaya bıraktım.
"Bir işi yapacaksanız düzgün yapın. Yapamıyorsanız da yerinizi bu işi yapabilen birine bırakın. Bu kadar basit."
Kimse cevap vermedi.
"Toplantı bitti."
Herkes çıkarken Kerem kapının yanında kaldı. Kollarını göğsünde birleştirmiş, yüzünde sinir bozucu bir sırıtışla bana bakıyordu.
"Ne?"
"Bir gün de insanları dövmeden toplantı bitirsen şaşıracağım."
"Komik mi?"
"Çok. Özellikle sabah sabah."
Bilgisayarımı kapattım.
"Başka işin yok mu senin?"
"Var. Akşam yemeğini hatırlatmaya geldim."
"Unutmadım."
"Rauf Sancaktar da gelecekmiş."
Elim klavyenin üzerinde bir an durdu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi bilgisayarı çantama koydum.
"Ee?"
Kerem sırıttı.
"Ee'si, kızını da getiriyormuş."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Kerem, sabah sabah canımı sıkma."
"Ben bir şey demedim ki."
"Yüzün konuşuyor zaten."
Kahkaha attı.
"Ulan, bir gün de inkâr etme be adam."
Ayağa kalkıp ceketimi aldım.
"Neyi inkâr ediyorum?"
"Hiç"
Yanından geçerken omzuna vurdum.
"Yürü işine."
Asel Sancaktar.
Adını duymak bile yıllardır özenle kapattığım bir kapının önünde durmak gibiydi.
Onu en son gördüğümde yine aynıydı. Herkesin arasında rahatça konuşuyor, kimsenin ne düşüneceğini umursamıyordu. Bana da sanki dünyanın en sıradan adamıymışım gibi davranmıştı.
Beni asıl etkileyen buydu.
Beni tanımıyordu. Daha doğrusu, benim hakkımda herkesin bildiği şeyleri biliyordu ama bunların hiçbirini umursamıyordu.
Yıllar geçmişti.
Ben büyümüştüm, şirketi yönetmeye başlamıştım, ailemin sorumluluklarını üstlenmiştim.
Ama bazı şeyler değişmemişti.
Örneğin Asel'in adını duyduğumda yüzümün ifadesini kontrol etmek zorunda kalmam.
Telefonum çaldı. Arayan annemdi.
"Alo, anne."
"Asilciğim, akşam yemeğine geç kalma. Babanla seni bekleyeceğiz."
"Tamam."
Bir an sustu.
"Asel de gelecekmiş."
Gözlerimi kapattım.
"Anne."
"Ne var oğlum? Bir şey demedim."
"Bir şey demene gerek yok zaten."
Kıkırdadı.
"Akşam görüşürüz, canım."
Telefon kapandı.
Sandalyeme yaslanıp tavana baktım.
Siktir.
Bu akşam uzun geçecekti.
ASEL
Akşam saat yedi buçukta aynanın karşısındaydım.
Siyah, zarif hafif göğüs dekoltesi olan bir elbise giymiştim. Saçlarımı hafif dalgalı bırakmış, makyajımı sade tutmuştum.
Kendime son bir kez baktım.
"Tamam kızım, gayet güzeliz. Şimdi git, zenginler kulübünde iki saat otur, gülümse, sonra eve dönüp pijamalarını giy."
Babam kapının önünde bekliyordu. Beni görünce yüzü yumuşadı.
"Çok güzel olmuşsun, kızım."
Gülümsedim.
"Sağ ol, babişim."
Koluna girdim.
"Hadi bakalım. Ama bak, yemek boyunca bana şirket muhabbeti anlatırsanız masanın altında tekme atarım."
"Deneyip görebilirsin."
"Tehdit mi bu?"
"Uyarı."
Gülerek arabaya bindim.
Yol boyunca babam normalden daha sessizdi. Birkaç kez bir şey soracak gibi oldum ama vazgeçtim.
Sonunda dayanamadım.
"Baba, ciddi ciddi bir şey mi var?"
Direksiyondan gözlerini ayırmadan cevap verdi.
"Akşam konuşacağız, kızım."
İçime tuhaf bir sıkıntı oturdu.
Harika.
Kesin bir şey vardı.
ASİL
Restoranın özel salonuna girdiğimizde babam çoktan yerini almıştı. Annem yanındaydı. Rauf Sancaktar da karşı tarafta oturuyordu.
Asel içeri girdiğinde gözlerim istemsizce ona kaydı.
Siyah bir elbise giymişti. Saçları omuzlarına dökülüyordu.
Birkaç saniye baktım.
Sonra gözlerimi masaya çevirdim.
Kendine gel, Asil.
Asel de beni fark etti. Yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi, ardından hiçbir şey olmamış gibi babasının yanına oturdu.
"İyi akşamlar," dedi.
Herkese selam verdi. Bana geldiğinde başını hafifçe salladı.
"Asil Bey."
"Asel Hanım."
Hepsi buydu.
Ama Kerem yanımda olsaydı şimdiye kadar on kere sırıtıp başımın etini yemişti.
Yemek başladı. Büyükler şirketlerden, yatırımlardan, gelecek planlarından bahsediyordu. Asel ise tabağındaki yemekle ilgileniyor, arada babasına bir şeyler fısıldıyordu.
Bir noktada babası kulağına eğildi.
Asel kaşlarını çattı.
"Ne diyorsun baba?"
"Birazdan konuşacağız."
"Yine mi? Ya bugün herkes bana birazdan konuşacağız diyor. Biriniz de şimdi konuşun artık."
Babası hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki gerginlik geçmedi.
Ben bunu fark ettim.
Asel de fark etmişti.
Ve hoşuna gitmiyordu.
ASEL
Yemek bitmek üzereydi ama kimse kalkmıyordu.
Babam çatalını bıraktı.
"Asel, kızım. Seninle konuşmamız gereken önemli bir konu var."
İçimden derin bir nefes aldım.
"Tamam, dinliyorum."
Rauf Sancaktar ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Karşı tarafta Asil'in babası da aynı şekilde oturuyordu.
Babam konuşmaya başladı.
"İki aile arasında uzun zamandır devam eden bazı sorunlar var. Hem geçmişten gelen meseleler hem de şirketler arasındaki rekabet..."
Gözlerimi kıstım.
"Baba, şirket meselesiyse söyle. Niye bu kadar gerildin?"
"Bir anlaşma yapacağız."
"E, tamam?"
"Bu anlaşma iki aile için de çok önemli."
Başımı salladım.
"Tamam, hâlâ anlamadım."
Babam bir an sustu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
"Asil'le evlenmeni istiyoruz."
...
Bir saniye.
Ne?
Önce babama baktım. Sonra karşımdaki adama.
Asil'in yüzünde tek bir ifade değişikliği bile yoktu.
Ben mi yanlış duymuştum?
"Baba, şaka yapıyorsun, değil mi?"
Kimse gülmedi.
Gülmediler.
ŞAKA YAPMIYORLARDI.
Sandalyemde doğruldum.
"Bir dakika, bir dakika. Siz ciddi misiniz şu an? Benimle taşak mı geçiyorsunuz?"
"Asel, lütfen sakin ol."
"Sakin mi olayım? Babişim, sen bana evlen diyorsun! Hem de Hanoğulları'yla! Hem de Asil Hanoğlu'yla!"
Asil'in kaşlarından biri hafifçe kalktı.
"Bir sorunun mu var benimle?"
Ona döndüm.
"Şu an seninle konuşmuyorum."
"Fark ettim."
"Harika. O zaman konuşma."
"Memnuniyetle."
ŞAKA GİBİ ADAMDI YA.
Tekrar babama döndüm.
"Baba, ben evlenmek istemiyorum. Hem de böyle bir şeyi bana nasıl söylemeden kararlaştırabilirsiniz?"
Babamın yüzündeki ifade değişti.
"Asel, seni zorlamak istemiyorum."
"Ee, bu ne o zaman?"
Bir an sustu.
"Şirketin geleceği tehlikede, kızım. Bu ortaklık yalnızca para meselesi değil. Yıllardır süren sorunları çözmek için bir fırsat."
Gözlerim dolacak gibi oldu ama kendimi tuttum.
"Yani şirket için mi?"
Babam hemen başını salladı.
"Hayır, sen benim kızımsın. Seni bu işe alet etmek istemezdim. Ama başka bir yol bulamadık."
O an öfkelenmekten çok üzüldüm.
Babamı seviyordum. Ona güveniyordum.
Ama ilk kez, benim hayatımla ilgili bir kararı benden önce verdiğini hissediyordum.
"Ben sizin anlaşma maddelerinizden biri değilim."
Babam başını eğdi.
"Biliyorum, kızım."
"Hayır, bilmiyorsun."
Ayağa kalkacak gibi oldum ama babam elimi tuttu.
"Asel, bir dinle beni."
Ona baktım.
"Bu evlilik anlaşmalı olacak. Asil'le aranızda gerçek bir evlilik yaşamak zorunda değilsiniz. Birbirinizin hayatına karışmadan, kendi düzeninizi koruyabilirsiniz."
İnanamayarak güldüm.
"Harika ya. Resmen şirket ortaklığına nikâh kıyıyoruz."
Asil ilk kez konuştu.
"Kimse senden âşık olmanı istemiyor, Asel."
Ona döndüm.
"Ne kadar rahatlatıcı. Teşekkür ederim gerçekten."
"Asel."
"Hayır, ciddiyim. Çok rahatladım şu an. Yarın düğün salonunu da ayarlarsınız artık, ben de gelinlik bakarım. Hatta balayına gitmeyiz, direkt işe gideriz. Çok mantıklı."
Asil'in çenesi gerildi.
"Her şeyi dalgaya vurmak zorunda mısın?"
"Her şeyi benim hayatımla ilgili kararlaştırmak zorunda mısınız?"
Masaya sessizlik çöktü.
Babam elimi bırakmadı.
"Üç ay, kızım."
Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Üç ay boyunca bu anlaşmayı sürdüreceksiniz. Şirketler arasındaki meseleleri çözeceğiz, ortaklık oturacak. Sonra anlaşamazsanız boşanırsınız. Kimse sizi sonsuza kadar evli kalmaya zorlamayacak."
Üç ay.
Hayatımın üç ayını tanımadığım bir evliliğin içinde geçirecektim.
Karşımdaki adama baktım.
Asil Hanoğlu.
Yüzünden ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı. Sanki burada konuşulanlar onu zerre kadar ilgilendirmiyordu.
Belki de gerçekten öyleydi.
Belki de benim gibi o da bu saçmalığın bitmesini bekliyordu.
Derin bir nefes aldım.
"Bunu yapmak istemiyorum."
Babamın gözleri yumuşadı.
"Biliyorum, kızım."
İşte bu beni daha da kötü yaptı.
Çünkü babamı kırmak istemiyordum.
Ve şirketin batma ihtimali yüzünden onun geceleri nasıl uyuyamadığını biliyordum.
Gözlerimi kapattım.
Sonra yeniden açtım.
"Tamam."
Babam şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Asel?"
"Tamam, dedim."
Sesim titremesin diye dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Üç ay. Sadece üç ay. Sonra herkes kendi yoluna."
Asil'e baktım.
"Ve seninle aramızda hiçbir şey olmayacak. Bunu baştan söyleyeyim."
Asil birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı.
Sonra başını hafifçe salladı.
"Nasıl istersen."
O kadar.
Ne bir itiraz ne bir şaşkınlık.
Sanki üç ay sonra boşanacağımızdan emindi.
Güzel.
Ben de emindim.
Bu evlilik bitecekti.
Hem de tam üç ay sonra.
O an bilmediğim tek şey, Asil Hanoğlu'nun üç ay boyunca benimle evli kalmak için değil, bir gün kendi isteğimle yanında kalmam için beklediğiydi.
Ve daha da kötüsü?
Ben o gece, hayatımın en büyük hatasını yaptığımı düşünerek uyuyacaktım.
Asil ise yıllardır ilk kez, bana bu kadar yakın olacaktı.
Bölüm 1 — Son. 🖤
Bölüm etkileşimi
