1. bölüm / 1
ALTIN VE GÜMÜŞÖnsöz
Bölümler 1Şu an: Önsöz
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba benim biricik okurlarım! 🩶💛
Öncelikle bu kitabı elinize aldığınız için size kocaman bir hoş geldiniz demek istiyorum. Ben kendimi çok uzun uzun tanıtmayı seven biri değilim ama bu hikâyeye başlamadan önce beni biraz tanımanız gerektiğini düşünüyorum. Ben Harry Potter evrenini, Hogwarts'ı, o büyülü dünyayı ve özellikle karakterlerin iç dünyalarını kurcalamayı çok seven biriyim. Bir karakteri sadece “iyi” ya da “kötü” diye görmek yerine, onun neden öyle olduğunu, içinde neler taşıdığını ve bazen kendi içinde verdiği savaşları düşünmeyi çok seviyorum.
Ve işte Altın Ve Gümüş tam olarak böyle bir yerden doğdu.
Bu üçleme benim için yalnızca bir Dramione hikâyesi değil.
Bir aşk hikâyesi, evet.
Ama aynı zamanda kimlik, seçim, karanlık, ışık, sevgi, savaş ve geride bıraktığımız izler hakkında bir hikâye.
Bu yüzden üç kitabın isimlerini özellikle seçtim.
İlk kitabımızın adı Gümüş.
Çünkü Draco benim için hiçbir zaman tamamen siyah ya da tamamen beyaz bir karakter olmadı.
Onun dünyasında çok fazla karanlık var. Malfoy ailesi, Lucius, Voldemort, Ölüm Yiyenler, Slytherin, üzerine yüklenen görevler ve kolundaki Dark Mark... Bütün bunlar onun hayatının siyah tarafı.
Ama Draco'nun içinde yalnızca karanlık yok.
Onun içinde merhamet var. Korku var. Vicdan var. Sevgi var. Hermione var.
Bu yüzden Draco benim için Ying-Yang gibi.
Siyahın içinde küçük bir beyaz, beyazın içinde küçük bir siyah...
Ne tamamen iyi.
Ne tamamen kötü.
Gri.
Ve gri olduğu için de ona en çok yakışan renklerden biri gümüş.
Ama Gümüş yalnızca Draco'nun gözlerinin ya da gri ahlakının hikâyesi değil. Aynı zamanda onun kendi içindeki savaşının hikâyesi.
On altı yaşında bir çocuğun omuzlarına, on altı yaşında bir çocuğun taşıyamayacağı kadar büyük bir yük bırakılıyor.
Voldemort ona bir görev veriyor.
Ve Draco artık yalnızca bir öğrenci değilmiş gibi davranmak zorunda kalıyor.
Korkmasına izin yok.
Başarısız olmasına izin yok.
Çocuk olmasına izin yok.
Ama bütün bunların arasında bir gün bir Gryffindor kızına bakıyor.
Hermione Granger.
Draco'nun gözünde o, kendi dünyasının tam karşısında.
Bir tarafta Ölüm Yiyen.
Diğer tarafta peri kızı.
Ve Draco'nun aklından geçen o cümle:
“Bir Ölüm Yiyen ve bir peri kızı, bu ancak masallarda olur.”
İşte Gümüş biraz da bu imkânsızlığın hikâyesi.
Sonra Altın geliyor.
Altın benim için Hermione.
Onun saçları, Gryffindor'u, kalbi, sıcaklığı ve Draco'nun karanlık dünyasında beliren ışığı...
Ama burada çok önemli bir şey var.
Hermione Draco'yu “kurtarmıyor”.
Onu değiştirmiyor.
Onu beyaza çevirmiyor.
Çünkü Draco'nun içindeki griyi yok etmek istemiyorum.
Hermione'nin yaptığı şey çok daha güzel:
Draco'nun içinde zaten var olan ışığı görebilmek.
Ve zamanla onu olduğu hâliyle sevmek.
Bu yüzden Altın, Gümüş'teki o imkânsız cümlenin cevabı olacak.
Bir Ölüm Yiyen ve bir peri kızı, bu ancak masallarda olur.
Belki de olmaz.
Belki bazı masallar gerçekten yaşanır.
Ve Altın'ın sonunda Draco ile Hermione artık yalnızca birbirlerini seven iki insan değil, birbirlerini seçmiş iki insan olacaklar.
Evet, yanlış duymadınız. 😭
İkinci kitabın sonunda sevgili olacaklar.
Çünkü üçüncü kitabın konusu artık “Acaba birbirlerini sevecekler mi?” olmayacak.
Asıl hikâye ondan sonra başlayacak.
Ve üçüncü kitabın adı...
Kül.
Kül benim için en ağır kelime.
Çünkü kül, yalnızca yanmış bir şeyin geriye kalanı değildir.
Kül, bir şeyin artık eskisi gibi olamayacağının kanıtıdır.
Bu kitapta Hogwarts Savaşı'nı ele alacağım.
Ve Draco'nun savaştaki yaralanması da hikâyenin en önemli noktalarından biri olacak.
Ama bunu yalnızca “Draco savaştı ve yaralandı” diye düşünmeyin.
Çünkü Draco çok ağır yaralanacak.
Bir süre konuşamayacak.
Yürüyemeyecek.
Bazı şeyleri tek başına yapamayacak.
Ve hayatında ilk kez, kendisini güçlü göstermenin hiçbir anlamı kalmayacak.
İşte Kül burada başlayacak.
Çünkü Gümüş'te Draco'nun kendisine sorusu:
“Ben kimim?”
Altın'da:
“Beni olduğum hâlimle sevebilir mi?”
Kül'de ise soru çok daha farklı olacak:
“Her şeyimi kaybettiğimde hâlâ ben olabilir miyim?”
Bence insanın gerçek gücü her zaman savaşabilmesinde değil.
Bazen yardım istemesindedir.
Bazen düşüp yeniden ayağa kalkmasındadır.
Bazen hiçbir şey yapamadığı bir anda bile değerinin değişmediğini anlayabilmesindedir.
Ve Kül bana göre tam olarak bunu anlatacak.
Gümüş, Draco'nun karanlığını gösterecek.
Altın, o karanlığın içinde doğan sevgiyi.
Kül ise o sevginin, savaşın ve kayıpların ardından geriye ne bıraktığını...
Üç kitap boyunca renkler değişecek.
Ama Ying-Yang hiç kaybolmayacak.
Çünkü benim için bu hikâyenin en önemli düşüncesi şu:
İnsan tek bir renkten oluşmaz.
Bazen siyahız.
Bazen beyaz.
Bazen altın.
Bazen gümüş.
Bazen de küle dönüşüyoruz.
Ama bütün bunlar aynı insanın içinde var olabilir.
Ve belki de bizi biz yapan şey tam olarak budur.
Şimdiden söyleyeyim, bu hikâyede bol bol Draco'nun iç dünyasına gireceğiz, bol bol Hermione'nin kalbini göreceğiz, bol bol Hogwarts'ın o büyülü atmosferini yaşayacağız ve tabii ki yer yer kalbimizi de paramparça edeceğiz. 😭
Ama söz veriyorum...
Bu hikâyeyi yazarken en çok istediğim şey, sizin de karakterlerle birlikte hissetmeniz.
Draco korktuğunda korkmanız.
Hermione sevindiğinde sevinmeniz.
Birbirlerine baktıklarında kalbinizin hızlanması.
Ve Kül geldiğinde...
Belki biraz susmanız.
Çünkü bazı hikâyeler yalnızca okunmaz.
Hissedilir.
Hazırsanız...
Altın Ve Gümüş başlıyor.
Umarım bu hikâyede kendinizden küçük de olsa bir parça bulursunuz.
Ve umarım Draco'nun gümüşünde, Hermione'nin altınında ve onların geride bıraktığı külün içinde benim anlatmak istediğim şeyi hissedersiniz.
İyi okumalar benim biricik okurlarım. 🩶💛🔥
Sihirle kalın.
Bölüm etkileşimi
