1. bölüm · alfa ölmez
mezar taşı boştu
Gece sessizdi.
Ama o sessizlik, huzurdan değil; bekleyiştendi.
Orman, sanki nefesini tutmuştu. Ağaçlar rüzgârla değil, korkuyla titriyordu. Ay tepede asılı duruyor, her şeyi izliyordu. O gece sürü bir karar vermişti.
Ve o kararın adı: ihanetti.
Ares Blackfang dizlerinin üstündeydi.
Ellerinde ip yoktu. Zincir yoktu. Zaten gerek de yoktu. Çünkü ona bakan gözler, çoktan hükmünü vermişti. Bir zamanlar önünde eğilenler şimdi yüzünü bile kaldırmıyordu.
“Alfa,” dedi Kael.
Sesindeki sahte saygı, mideni bulandıracak cinstendi.
“Bu sürü için tehdit oldun.”
Ares güldü. Kısa. Kırık.
“Ben bu sürüyüm,” dedi sadece.
Cevap olarak sessizlik geldi.
Sonra biri arkadan vurdu.
Yere düştüğünde canı yanmadı.
Canını yakan şey, arkasından gelen ayak sesleriydi. Kaçmadılar. Saklanmadılar. Onu ormanın en karanlık yerine sürüklediler. Ölmesi için seçilmiş bir yerdi burası.
“Cesedini bulamayacaklar,” dedi biri.
“Zaten kimse aramaz.”
İşte o an Ares anladı.
Bu sadece bir infaz değildi.
Bu, onu tarihten silme girişimiydi.
Bir itiş.
Bir düşüş.
Karanlık.
---
Ares öldü mü?
Herkes öyle sandı.
Sürü yas tuttu. Mezar kazıldı. Taş dikildi.
Üzerine tek bir cümle yazıldı:
“Alfa düştü.”
Ama kimse şunu yazmadı:
“Alfa ölmez.”
---
Yıllar sonra…
Aynı orman.
Ama bu sefer adımlar sessiz değil, emindi.
Ares Blackfang geri dönmüştü.
Gözleri eskisi gibi değildi. İçinde merhamet yoktu. Güven hiç yoktu. Sadece hesap vardı. Ve o hesap, tek tek kapatılacaktı.
Bir mezarın önünde durdu.
Kendi mezarının.
Taşa baktı, sonra yere.
“Yanlış yere kazmışsınız,” dedi alçak bir sesle.
“Ben buradayım.”
Ve o an orman bir kez daha nefesini tuttu.
Çünkü Alfa geri dönmüştü.
Ve bu sefer…
kimseyi affetmeyecekti.
