8. bölüm · Ajan Mina

NABZI DÜŞERKEN

Melek Kesebir

Eymen

Yaklaşık yarım saattir yoldaydık. Bilal’in evinden bir hışımla çıkmış, en yakın hastaneye gidiyorduk. Mina, benim diğer yarım, ise kucağımda resmen can çekişiyordu. Yüzünün rengi sapsarı olmuş, elleri buz gibiydi. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu; her saniye sonsuzluk gibi uzuyordu. Gözlerimi Mina’nın Yüzünden alamıyordum. Dudakları aralıktı ama sesi çıkmıyordu. Birkaç kez adını seslendim, cevap vermedi…

Sanki yavaş yavaş benden çekiliyordu, elimden kayar gibi…
“Güzelim, sakın sakın gözlerini kapatma, tamam mı?”
“Sevgilim, çok değil; 5 dakika gözlerimi dinlendirsem… çok canım acıyor… belki biraz uyursam acım diner ha, eski günlerdeki gibi?”
“Sevgilim, hayır bir tanem, uyumak yok. Geçecek, biliyorum canın çok yanıyor ama dayan; az kaldı. Bak, birazdan hastaneye varacağız zaten.”

Bir yandan da Yiğit’e bağırıyordum;“Yiğit, hadi be oğlum, bas şu içine sıçtığım gazına!”
“Ya oğlum, 120 ile gidiyorum zaten! Eğer bundan hızlı gidersek hastaneye varmadan kaza yapacağız. Biraz sabırlı olmaya çalış; zaten kız yaralı, bir de biz kaza yapmayalım diye uğraşıyorum!”
“Az daha dayanın, geldik sayılır.”
Yaklaşık 10 dakika sonra hastaneye varmıştık. Araba hastanenin acil girişinde sert bir frenle durdu. Kucağımda kanlar içindeki Günışığımla yardım edin! Diye bağırdım. Sesimin titrediğini ilk defa o an fark ettim. İki hemşire sedyeylekoşarak yanımıza geldi. Mina’nın kanlar içindeki halini görünce hiç vakit kaybetmeden onu sedyeye aldılar.

Sedyenin yanında hızlı adımlarla ilerliyorduk.

Doktor endişeli bir sesle
“Nabzı zayıf!”

“Ameliyathaneyi hazırla!”

“Kan grubunu öğrenin!”

İçime peyda olan his gittikçe daha da çok büyüyordu.

Koridor bir anda telaşla dolmuştu. Doktorlar ve hemşireler Mina’yı hızla acil servise doğru götürürken bende peşlerinden koşuyordum. “Lütfen… Onu kurtarın!” diye bağırdım. Bir anda hemşire önümde geçip beni durdurdu. “Buradan sonrası yasak. Lütfen bekleyin.” “Hayır! Onu bırakamam!”tam o sırada Yiğit elini omzuma dokunup titreyen sesiyle “Yeter… yeter kardeşim Bırakalım müdahale etsinler.”Dedi.

Ameliyathane kapısı yüzüme kapanırken içeriden gelen cihaz sesleri kulaklarımda yankılandı. “Kalbimin sesi kulaklarımı dolduruyordu:gümbür… gümbür… gümbür… Her atış içimdeki endişeyi biraz daha büyütüyordu.” Koridorda derin bir sessizlik vardı. Birkaç dakika önce silah seslerinin arasında verdiğimiz mücadele yerini, insanın içini kemiren bir beleyişe bırakmıştı. Her geçen dakika içimdenbir şeyler koparıyordu. O yoğun hastane kokusu genzimi yakarken, gözlerimi ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışıktan bir saniye olsun ayırmadım ayıramadım sanki ayırsam her şey anlamını yitirecek Mina o kapıların arkasında verdiği savaşı kaybedecek gibiydi kafam karamsar düşüncelerle dolup taşıyordu: o ışık sönerse ne olacaktı? Ya içerden çıkan doktor beklediğim müjdeyi değil de ömrümün sonuna kadar taşıyacağım o amansız sessizliği getirirse ne olacaktınasıl yaşayacaktım?

Yiğit

Direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarım bembeyaz kesilmiş, eklemlerim sızlamaya başlamıştı.Avuçlarımın içindeki deri kaplama direksiyon sanki kontrolde kaldığımıifade eden tek şeydi: o an her şey benin elimdeydi ki sanki parmaklarımı azıcık gevşetsem uçurumdan aşağıyuvarlanacak gibiydik Dikiz aynasına her baktığımda gözlerimden boşalan yaşlar ciğerimi dağlıyordu. Arka koltukta Eymen’in kucağında başı yana düşmüş hayatla ölüm arasındaki oincecik çizgide sallanan Mina vardı. Çehresindeki o zamansız solgunluk, üzerindeki kanın sıcak kırmızısıyla öyle korkunç bir tezatlık oluşturuyordu ki, bakışlarımı kaçırmak istiyor fakat yapamıyordum olmuyordu kopamıyordum. Her bakış adeta kalbime inen bir balyozdu her şeye rağmen çıldırmış bir şekilde bana bağırıp daha hızlı olmamı söyleyen Eymen’e zaten 120 ile gittiğimizi ve daha fazlasının sadece bizim kaza yapmamız demek olduğunu söyleyip ondan sadece biraz daha sabırlı olmasını istedim.

Yaklaşık 10 dakika sonra hastaneye varmıştık.

Arabayı hastanenin acil girişinde sert bir frenle durdum alelacele inip arka kapıyı Eymen için açtım.

Eymen’in kucağındaki Mina kanlar içindeydi. Eymen’in “Yardım edin!”diye haykırışını duyunca içim cız etti: sesinin bu kadar titrediğine daha önce hiç şahit olmamıştım. O sırada iki hemşire ellerinde sedyeyle hızla yanımıza koştu. Mina’yı o halde gören hemşireler, bir saniyesini bile kaybetmeden onu hemen sedyeye aldılar. Sedyenin yanında hızlı adımlarla koşuyorduk. Hemşire telaşla nabzının zayıf olduğunu söyleyip ameliyathanenin hazırlanmasını ve kan grubunun öğrenilmesini istedi.

Ortamı kaplayan o uğursuz his her saniye daha da büyüyordu. Koridor bir anda ana baba gününe dönmüştü. Doktorlar ve hemşireler Mina’yı hızla acil servise götürmeye çalışırken Eymen bir an bile yanından ayrılmadan peşlerinden koşuyordu. “Lütfen onu kurtarın!” diye haykırışını duydum. Tam o esnada bir hemşire önüne geçip Eymen’i durdurdu: buradan sonrasına giremeyeceğini söyleyip beklemesini istedi. Eymen ise “Hayır, onu bırakamam! Diyerek direniyordu. Onun bu haline daha fazla dayanamadığım için bir elimi omzuna koyup titreyen sesimle Yeter… yeter kardeşim bırakalım müdahale etsinler dedim.

Ameliyathane kapıları kapandığında içerideki cihazların sesi kulaklarımızda çınlamaya başladı. Koridoru kaplayan o derin sessizlik, az önce silah sesleriarasında verdiğimiz mücadelenin ardından ağır bir yük gibi üzerimizeçöktü. Zaman geçtikçe Eymen’in içten içe eridiğini görebiliyordum. Hastanenin keskin kokusu genzimizi yakarken ne kadar ısrar etmiş olsam da onu oradan çekip bir yere oturtamadım. Eymen bakışlarını kapının üzerindeki kırmızı ışığa kitlemişti. Sanki gözünü bir an bile ayırsa Mina o savaşı kaybedecekmiş gibi tutunuyordu o ışığaiçim kapkara düşüncelerle doluydu. O kırmızı ışık söndüğünde ve doktor dışarı çıktığında beklediğimiz müjde gelmezse ne yapacaktık? Eymen bu yükle nasıl yaşayacaktı ya ben ben ne yapardım orda yatan kız Mina benim aynı anneden doğmadığım öz kardeşimdi

Tüm bu düşüncelerden kurtuldum ne kadar olduğunu bilmediğim bir süreden beri hastanedeydik kol saatime baktığımda 24 saat olduğunu fark ettimyani bir gündür buradaydık bu süre zarfında ne kadar zorla da olsa Eymen’i bir sandalyeye oturtmayı başarmıştımama içeriden çıkan doktor Mina’nın komada olduğunu söyleyince ortalık daha karıştı en sonunda Eymen’e kardeşim ben buradayım bir gelişme olursa sana haber vereceğim sen eve gidip dinlen sonra yine gelirsin dedim başta gitmemekte dirense de yüzümdeki kararlılığı görünce kabul etmek zorunda kaldı.