1. bölüm / 1
AHRAH -Çukur-Karanlığa doğan herkes er ya da geç karanlıkta ölür, ama bu sefer aynı olmayacak
Bölümler 1Şu an: Karanlığa doğan herkes er ya da geç karanlıkta ölür, ama bu sefer aynı olmayacak
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lamia Zaref 12/05/2025
Karanlığa doğar mı insan? Hem de öyle bir doğar ki... karanlığın kendisi olur. Doğduğum gün karanlığa çekilmiş, hissizleşmiş, acımasızlaşmıştım. Ruhumu saran o katran karası zırh, zamanla derimin bir parçası haline gelmişti; öyle ki artık şefkat ya da merhamet gibi duygular bana uğramayacak kadar uzaktaydı. Zaref soyadının soğuk ve ezici ağırlığı omuzlarıma bindiğinde henüz bir çocuktum belki ama o yükün altında ezilmek yerine, o yükü beni ezecek herkesin üzerine fırlatmayı çok erken yaşta öğrendim. Bu yeraltı dünyasında ayakta kalmanın tek yolu, canını yakacak her şeyden daha sert bir duvara dönüşmekti.
Ben Lamia Zaref, 26 yaşındayım. Zaref ailesinin en küçük kızıyım. Bana Ahrak derler, anlamı yıkım ve güçtür; bu adı almak beni gururlandırdığı kadar eskiyi, o zırhı kuşanmak zorunda kaldığım ilk anları da acımasızca yüzüme vuruyordu. Geçmişin gölgeleri ne zaman zihnimi bulandırsa, içimdeki o tavizsiz kadının duvarları daha da kalınlaşır, bakışlarım daha da keskinleşirdi.
Ahrak olmak, kendi küllerinden bir canavar yaratmak demekti.
Adımı duyunca düşüncelerimden sıyrıldım ve toplantıda bana soru soran babama baktım. Kafamın içindeki o karanlık labirentlerden çıkıp masadaki adamlara o buz gibi bakışlarımı diktim. Korku, bu yeraltı dünyasının tek geçer akçesiydi ve ben o parayı en iyi yöneten, onunla hükmeden kişiydim. Masanın etrafındaki ağır abilerin gözlerindeki o anlık tereddüt, gücümün bendeki en net yansımasıydı.
-"1 milyon Dolar olmadığı sürece, anlaşma yok"
Sesimdeki o sarsılmaz, nettik odadaki havayı anında buz kesti. Babam memnuniyet ile gülümsedi,
-"Beyler kızım Lamia'yı duydunuz toplantı bitmiştir"
Altı adam da sinirle homurdandı, aralarında göbekli olan Tahsin Beyin benim hakkımda homurdandığını açıkça duydum. Karşımda titremesi, o heybetli adamın bir anda küçülmesi bana güç hissettiriyordu. Şakaklarındaki o korku terinin masaya damlaması bana vahşi bir zevk vermiyordu; sadece sistemin böyle işlediğini, olması gerekenin tam olarak bu olduğunu fısıldıyordu. Güçlüysen, saygı duyulurdun.
Daha güçlüysen, korkulurdun.
-"Bir sorun mu var Tahsin Bey?"
Tahsin Beyin şakağında ki ter damlası yanağına süzüldü, gergince kıpırdandı. Boğazındaki o yutkunma sesini odadaki herkes duyabilirdi.
-"Hayır Lamia kızım bir sorun yok "
Tebessüm ettim ama asla içten değildi. Dudaklarımın kenarına yerleşen o sahte kıvrım, karşımdaki adam için açık bir tehditti.
-"Güzel"
Tahsin Bey yavaşça baş selamı verip diğerlerinin ardından adeta kaçar gibi çıktı.
Babam kısık bir kahkaha attı. Odadaki o gergin hava, onun rahat tavrıyla bir anda dağılıverdi.
-"İnsanları korkutman konusunda konuşmuştuk diye hatırlıyorum Ahrak"
Babam arkasında duran dolabın kapağını açıp içindeki kasanın şifresini girdi, içinden bir tomar para çıkarıp saymaya başladı. Şiriketimiz sayesinde akladığı kara paraydı onlar, çünkü şirket tarafından kazanılan paralar direkt şirket hesabına yatardı. Kara para ile olanlar ise bize elden ulaşır ve kasalara tutulurdu. Babamın o paraları sayarken çıkardığı metalik ses, bana yeraltının o tekinsiz ama bir o kadar da cazibeli ritmini hatırlatıyordu. Bu ses, gücün somut haliydi.
Bizim şirketimiz mücevher şirketidir, ne yani adam üç kadın arasında kalmış ne yapsın karısını kızlarını başka markalardan mı giydirsin-Fikir tamamen bana ait- İnsanlar o vitrinlerdeki ışıltılı elmaslara bakıp büyülenirken, ben o taşların arkasındaki kanı, emeği ve en önemlisi gücü görüyordum. O elmaslar bizim gücümüzün sadece süslü bir maskesiydi.
-"Ben insanları korkutmuyorum babacığım onlar fazla korkak"
Babam paraları sayıp bölüm bölüm ayırırken güldü. Onun bu takdir dolu gülüşü, içimdeki o gururlu kadını besliyordu.
-"Haklısın aslında Ahrak, insanlar senin Zaref ailesinin koruma gücü olmak için neler yaşadığını biliyor. Kızım olduğun için değil, güçlü ve yenilmez olduğun için ailemizin koruma gücüsün"
Elini omzuma koydu ve güven verircesine sıktı. O eldeki sıcaklık ve güven hissi, içimdeki liderlik ateşini daha da körüklüyordu. Ben bu aile için sadece bir evlat değil, bir kalkandım.
-"Ve ileride Zaref soyunun gelmiş geçmiş en iyi lideri olacaksın"
-"Emin ol babacığım soyumuzu daha ileri taşıyacağım, önümüze kim çıkarsa çıksın Yücel soyunu yıktığım gibi yıkacağım"
Yücel soyunun adını anarken sesimdeki o soğuk nefret, odadaki havayı bir kez daha ağırlaştırdı. Geçmişte canımı yakanları nasıl haritadan sildiysem, gelecekteki rakipleri de aynı acımasızlıkla ezmeye hazırdım. Babam gururlu bir şekilde göğsünü kabarttı, gözleri sevgi ve hayranlıkla parladı.
-"Ahrak senin şu gücüne her geçen gün hayran kalıyorum ama bir süre daha benim minik elise güzelim olarak kalsan daha iyi olur. Seni şuanda lider yapıp emekli olmayı ne kadar çok istesem de , annen beni parçalar yani biraz daha bekleyelim Annenin gazabına uğramamak için."
Kahkaha attım o kadar çok gülmüştüm ki neredeyse gözümden yaş gelecekti. Babamın şu hayatta korktuğu tek kişi annemdi; babam dışarıda her ne kadar ölüm saçan, korku salan bir baron olsa da annem onu tek bir bakışıyla dize getiren tek kişi olabilir. Tabii babam şirket ve yer altı ticaretinde benim sözümü dinlese de ben daha annem kadar o sarsılmaz zirveye çıkamadım, neyse o da olur zamanla. Annemin evdeki o gizli ve mutlak otoritesi, bu karanlık hayatın bana sunduğu en ironik, en insani tebessümdü.
Kahkaham durduğunda babama baktım, sanki bana bir şey söyleyecek gibi bana düşünceli bir şekilde bakıyordu aynı zamanda kalemini dosyaya vuruyordu. Kalemin masaya vuruşundaki o monoton ritim, içimdeki o keskin şüphe mekanizmasını anında harekete geçirmişti. Bir şeyler döndüğünü hissetmek, benim gibi insanlar için bir hayatta kalma refleksidir. Derin bir nefes alıp ona döndüm.
-"Hadi bakalım Sinan Zaref dökül içindekileri"
Babam anlamadın verdiği rahatlama ile gülümsedi, yakışıklı bir adamdı babam 46 yaşında olduğu için saçlarında ve sakalların da beyazlıklar vardı, ama ne yalan söyleyeyim bu kır düşmüş halleri babama ayrı bir çekicilik ve karizma katıyordu.
-"Ahrak kızım bir ortaklık imzalandı yarın akşam sevkiyat var ve sevkiyatı her zamanki gibi sen yapacaksın. "
Kaşlarım yukarı kalktı. Sevkiyat, kaçakçılık ve silah alım satımları tamamen benim tekelimdeydi. Ablam Bala bu işlerle asla ilgilenmezdi; benim tabiirimle fazla naif ve kırılgan olduğu için, ona göre ise mafya olmak istemiyormuş. Kendi seçimiydi tabii ama ne varmış mafya olmakta? Güç elindeyken, kuralları sen yazarken hayat çok daha eğlenceli ve pürüzsüzdü.
-"Kimlerle ortaklık imzalandı neden haberim yok?"
Sesimdeki o hafif hesap soran tonu gizlememiştim. Babam gergince boğazını temizledi, koltuğunu bana çevirdi; her hareketi o kadar yavaştı ki, bariz bir şekilde zaman kazanmaya çalışıyordu. Bu hali beni daha da meraklandırıyordu.
-" Bir hafta önce Lamia kızım, sen o ara Rusya da sevkiyat yapıyordun. Aradım haber vermek için ama açmadın"
Farkındalık ile kaşlarım yukarı kalktı, haklıydı babam. 1 hafta önce Rusya'nın o dondurucu soğuğunda, barut kokularının arasında büyük bir silah sevkiyatı yönetiyordum. Yurt dışı anlaşmaları ile gerçekten muazzam paralar kazanıyorduk; Türkiye'de çok az aile yurt dışıyla bu kadar direkt ve güçlü anlaşmalar yapabiliyordu, onlardan en güçlüsü, en sarsılmazı bizdik. Babamın telefonunu açmama sebebim ise sevkiyat alanının dünyanın öbür ucunda, telefonun çekmediği bir kör noktada olmasıydı.
-"Hatırladım şimdi. Peki ne sevkiyatı?"
-"Silah sevkiyatı, detayları adamlar Vedat'a gönderdi ondan öğrenirsin."
-"Uyuşturucu yok değil mi?"
Gözlerimi babamın gözlerine diktim. Bu benim kırmızı çizgimdi.
-"Evet Ahrak uyuşturucu yok. Biliyorsun ben anlaşmaları senin kurallarına göre yapıyorum, sen uyuşturucu yok diyorsan yoktur."
Memnuniyet ile gülümsedim, benim sevkiyat konusundaki en katı, en esnemez kuralım uyuşturucu olmamasıydı; uyuşturucu bizim kapımızdan içeri kesinlikle giremezdi. Benim dünyamda ölüm ve güç temiz olmalıydı, insanların hayatını ucuza satan o zehirle değil.
-"Peki hangi Kimlerle?"
-"Soykanlı ailesi, Fatih ve oğlu Arman. Sen sevkiyatı Arman ile yapacaksın"
Soykanlı adı zihnimde yankılandı ama üzerinde fazla durmadım.
"Tamamdır ben gidip Vedat'tan detayları öğreneyim, sana kolay gelsin "
-"Sağ ol kızım, sonra görüşürüz"
Toplantı salonundan çıktım kendi odama yöneldim, topuklu ayakkabılarımdan çıkan keskin tıkırtı sesi bana bu hayatta huzur veren nadir şeylerden biri olabilir, bayılıyorum şu sese yemin ederim. O ritmik ses, bastığım her mermere "buranın hakimi benim, burası benim krallığım" ilanını yapıyor gibiydi. Şirketin koridorları benim adımlarımla yankılanıyordu.
Odama girdim Vedat masamın karşısında ki tekli koltukta elinde diz üstü bilgisayar ile oturuyordu. Beni görünce saygıyla hemen ayağa kalktı; ona otur işareti yaptım, başını hafifçe eğip oturdu. Ben de karşısına, masamın arkasındaki o görkemli koltuğuma yerleştim. Kendimi o koltukta bir tahtta gibi hissediyordum.
Vedat siyah gömleğinde ki tozu titiz bir hareketle temizleyip bana döndü.
-"Lamia Hanım, eğer söyleyecek bir şeyiniz yoksa hemen detaylara giriyorum."
Vedat'ın bu profesyonel, jilet gibi huyuna bayılırdım; asla boş muhabbet yapmaz, kelimeleri israf etmezdi. Hızlıydı, yavaşlığa ve belirsizliğe tahammülü olmazdı, bu nedenle benim sağ kolumdu. Ona çok güvenirdim, beni asla satmazdı ve aslında bunun arkasında iki çelik gibi neden vardı. İlki bana olan derin saygısı ve geçmişten gelen hayat borcu, ikincisi ise beni satmaya kalkışırsa onu mermiden bir heykel yapacağımı çok iyi bilmesiydi. Bu acımasız ve net gerçek, aramızdaki o kusursuz profesyonel bağı koruyordu.
-"Evet, anlat "
Vedat boğazını temizledi, son kez bilgisayarın ekranındaki verilere göz gezdirdi.
-"Lamia Hanım sevkiyat silah sevkiyatı, yarın gece saat 02:00'de olacak. Sevkiyatı Arman Bey ile yapacaksınız."
-"Nerede olacak peki"
-"Doğu kanadında bize ait bir depoda. 700 silah, 200 el bombası ve son olarak ise 10.000 mermi. Karşılığında ise 2 milyon Dolar veririldi"
Kağıt üzerinde dönen bu ölümcül bilanço, benim için heyecan uyandıran bir şey değil, sadece birer sayı ve iş rutininden ibaretti. Bu silahların yaratacağı yıkım, benim gücümün bir başka kanıtı olacaktı.
-"Güzel Peki tehlike var mı ?"
Vedat sanki zihnindeki tüm istihbarat bilgilerini son bir kez analiz ediyormuş gibi duraksadı, ardından ses tonunu biraz daha ciddileştirerek yavaşça konuştu.
-"Efendim Soykanlı Ailesi en az sizin kadar güçlü, bence bu sefer tedbiri elden bırakmayalım daha dikkatli davranalım."
Vedat'ın sözlerini zihnimdeki teraziye koyup tarttım. Yalan yok, ben Soykanlı Ailesini şahsen tanımıyorum, hatta yeraltında tanıdığım çok az aile vardı. Çünkü ben genellikle o sahte gülücüklerin havada uçuştuğu, şatafatlı yıllık yemeklere ya da cemiyet davetlerine gitmezdim; oralara annem, babam ve ablam katılır, o maskeli baloda boy gösterirlerdi. Benim yerim o lüks salonlar değil, deponun o soğuk betonu, barut kokusu ve gücün bizzat kendisiydi. Vedat birçok kişiyi benim yerime tanır, analiz ederdi zaten ve eğer o "dikkatli olalım" diyorsa, içimdeki o yırtıcı avcı içgüdüsü çoktan tetiklenmiş demekti. Bu iş sıradan bir sevkiyattan daha fazlası olabilirdi.
-"Sevkiyatın bizim depomuz da olması çok iyi oldu, ayriyeten adamlar konumlandıralım."
Vedat ona olan bu koşulsuz güvenimin verdiği sevinçle, hevesle başını salladı.
-"Hemen Lamia Hanım "
Hızla ayağa kalktı, zaten milimetrik olarak kusursuz duran pantolonunu düzeltti. Bu adamın kıyafetleri ile sorunu neydi ki? Ben Vedat'ı asla ütüsüz, kırışık ya da kirli kıyafetler içinde görmedim; hatta ben Vedat'ı takım elbise dışında salaş bir şeyle gördüğümü bile hatırlamıyorum. İşine, bu hayata ve en önemlisi bana olan saygısının dışa vurumu olan bir kusursuzluktu bu.
-"Eğer diyecek bir şeyiniz yoksa ben hemen hazırlığa geçiyorum efendim"
-"Yok teşekkür ederim gidebilirsin"
Baş selamı verip sessizce odadan çıktı. Yarın gece saat 02:00'de, doğu kanadındaki o loş ve tekesinsiz depoda Arman Soykanlı ile karşı karşıya geleceğimiz o an, zihnimde canlanmaya başladı. Bu sadece iki ailenin silah ticareti değil, aynı zamanda iki büyük gücün, iki karanlık ruhun çarpışması olacaktı. Kimin daha acımasız, kimin daha yıkıcı olduğunu o deponun soğuk duvarları söyleyecekti. Ve ben, o karanlığın ta kendisiydim.
Bölüm etkileşimi
