Kitabın Tamamı

Yazar: gürsoy cantürk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Kitabın Tamamı
  1. 1 Kitabın Tamamı41.666 kelime · Okuduğun bölüm

AHMET YESEVİ

DİVAN I HİKMET

HİKMETLER (BİLGELİK) KİTABI

TÜRKİYE TÜRKÇESİYLE

Hikmet 1

1
Bismillah deyip açıklayarak hikmet söyleyip
Taliplere inci mücevher saçtım ben
Nefis terbiyesini sıkı çekip, kanlar yutup
İkinci defterin sözünü açtım ben

Hikmet: Bilgece söz, derin anlamlı nasihat.
2
Sözü söyledim her kim olursa talip
Canı cana bağlayıp, nefsin damarını bağlayarak
Garip yetim fakirlerin, gönlünü hoş tutup
Gönlü sağlamlaştırıp, insanlardan uzaklaştım ben
3
Nerede görsen gönlü kırık, merhem olasın
Orada mazlum yolda kalsa, dert ortağı olasın
Mahşer günü Hakk'a yakın olasın
Benlik davasındaki halktan kaçtım ben
4
Garip fakir ve yetimleri, Peygamber sordu
O gece miraca çıkıp Hakkın yüzünü gördü
Geri dönüp inerek, fakirlerin halini sordu
Gariplerin izini arayarak yola koyuldum ben
5
Ümmet olacaksan gariplere yoldaş ol
Ayet hadis her kim söylerse dinleyen ol
Rızık ve nasip, her ne verirse kanaat eden ol
Kanaat edip aşk şarabını içtim ben
6
Medine'ye Resul varıp, garip oldu
Gurbette sıkıntı çekerek sevgili oldu
Eziyet çekerek Yaradan'a yakın oldu
Garip olup, zorlu yokuşları aştım ben
7
Akıllı isen, gariplerin gönlünü kazan
Mustafa gibi memleketi gezip yetimleri ara ve kolla
Dünyaya tapan soysuzlardan boynunu çevir
Boynumu çevirip, deniz olup taştım ben
8
Aşk kapısını Mevla'm açınca bana değdi
Toprak gibi (alçakgönüllü) olup hazır ol diyerek boynumu eğdi
Yağmur gibi kınanma okları bana isabet etti
Ok ucu alıp yüreğimi ve bağrımı deldim ben
9
Gönlüm katılaştı, dilim acı özüm zalim
Kur'an okuyup amel etmeyen yalancı alim
Garip canımı feda edeyim, yoktur malım
Hak'tan korkup ateşe (cehenneme) düşmeden piştim ben
10
Altmış üç yaşıma ulaştım ömrümü habersizce tükettim
Cahilliğimden Hakk'ın emrine sımsıkı sarılmadım
Orucu namazı kazaya bırakıp tembellik ettim
Kötüyü arayıp iyilerden vazgeçtim ben
11
Eyvahlar olsun, ilahi aşkın kadehini içmeden
Çoluk çocuktan evden barktan tamamen vazgeçmeden
Günah ve isyan düğümlerini burada çözmeden
Şeytan bana üstün gelip can verirken şaşırdım ben
12
İmanıma çengel vurup, beni kederli eyledi
Rehberim hazır ol diyerek panzehir saçtı
Lanetli şeytan benden kaçıp gitti korkusuzca
Allah'a hamdolsun iman nurunu açtım ben

Panzehir: Şifa veren ilaç.
13
Mürşit-i kâmilin hizmetinde koşup yürüdüm
Hizmet edip gözümü yummadan hazır durdum
Yardım etti Şeytanı kovalayıp sürdüm
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben
14
Garip fakir ve yetimleri sevinçli eyle
Zikir halkaları kurup aziz canını kurban eyle
Yemek bulursan candan misafir eyle
Hak'tan işitip bu sözleri söyledim ben

Aziz: Üstün, izzetli, şerefli, çok kıymetli.
15
Garip fakir ve yetimleri her kim sorarsa
Razı olur o kulundan Yaradan
Ey habersiz sen bir sebepsin, aslında kendisi korur
Hak (gerçek) Mustafa'nın öğüdünü işitip söyledim ben
16
Yedi yaşımda Arslan Baba’ya verdim selam
Dedim, Hak Mustafa'nın emanetini edin ihsan
İşte o vakitte bin bir zikrini ettim tamam
Nefsimi öldürüp, mekan ötesine geçtim ben
17
Hurma verip başımı okşayıp nazar eyledi (feyizle baktı)
Bir anda ahirete doğru sefer etti
“Elveda” diyerek bu dünyadan göç etti
Medreseye varıp, kaynayıp coşup taştım ben

Medreseye: İlim tahsil edilen yere.
18
Sünnet imiş, kafir olsa bile etme eziyet
Gönlü katı kalp kırandan, Allah hoşnutsuzdur
Allah hakkı için öyle kula Siccin hazırdır
Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
Siccin: Cehennemin dibi.
19
Sünnetlerini sıkı tutup ümmet oldum
Yer altına yalnız girip nurla doldum
Hakka tapanların makamına sırdaş oldum
Gönül kılıcı ile nefsi ezdim ben
20
Nefsim beni yoldan saptırıp hor eyledi
Beni boynu bükük ve ağlar hâle getirdi
Zikir söyletmeyip şeytan ile dost eyledi
Hazırsın deyip nefsin başını ezdim ben
21
Kul Hoca Ahmet, gafletle ömrün geçti
Eyvah gözümden dizimden kuvvet gitti
Eyvahlar olsun, pişmanlığın vakti geldi
Amel etmeyip göç edip gittim ben

Amel: İbadet, faydalı işler.

Hikmet-2
1
Ey dostlar kulak verin söylediğime
Ne sebepten altmış üçte girdim yere (toprağa)
Miraç esnasında Hak Mustafa ruhumu gördü
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere

Miraç: Yükselme, göğe çıkma,
2
Hak Mustafa, Cebrail'den soru sordu
Bu nasıl ruh bedene girmeden olgunluğa ulaştı
Gözü yaşlı, insanlara önder, boyu hilal gibi bükülmüş
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere (toprağa)
3
Cebrail dedi, ümmetin işi size layıktır
Göklere çıkıp meleklerden ders alır
Feryadına feryat eder, göğün yedinci katı
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere (toprağa)
4
Önce "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi Hak
"Evet Rabbimizsin" dedi ruhum, ders aldı
Hak Mustafa -evladım dedi bilin kesinlikle
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere
5
Evladım diye Hak Mustafa söyledi sözü
Ondan sonra bütün ruhlar verdi selam
Rahmet denizi dolup taşsın diye geldi müjde
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere
6
Ana rahminde can buldum, bir ses geldi
Zikir söyle dedi, azalarım (organlarım) titreyiverdi
Ruhum bedene girdi, kemiklerim -Allah dedi
O nedenle altmış üç yaşında girdim yere
7
Dört yüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak
Nice yıllar yürüyüp halka yol gösterecek
On dört bin Alimle hizmet edecek
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere

Açıklama: Ahmet yesevi, kendisinin Hz. Muhammed'in dünyayı teşrifinden dört yüz yıl sonra dünyaya geleceğini anlatıyor.
8
Dokuz ay ve dokuz günde dünyaya geldim
Dokuz saat kalamadım göklere uçtum
Arş ve kürsinin basamağına varıp kucakladım
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere
9
"Şüphesiz biz açtık" ayetini okuyup manasını sordum
Işık vurdu kendimden geçmiş olup ilahi yüzü gördüm
Hocam vurup, sus dedi baka kaldım
Gözyaşımı saçıp çaresiz olup durdum ben

Açıklama: "Şüphesiz biz açtık": inna fetehna: fetih süresi.
10
Ey cahil hakikati bul diye buyurdu anladım
Ondan sonra çöllerde gezip Hakk'ı sordum
Nasip etti azazil’i (şeytanı) tutup bindim
Demirle bağlayıp belini basıp ezdim ben
11
Zikrini tamam edip, geçtim divanelik makamına (aşk sarhoşluğu)
Hak’tan başka hiçbir şey söylemeyerek yabancıya
Aşkın mumunu arayıp kelebekler halkasına öğrenci olarak girdim
Kor ateş olup yanıp söndüm ben
12
Namım nişanım hiç kalmadı yok oldum
Allahın zikrini söyleye söyleye ancak O'nunla var oldum
Saf ve temiz olup, Allah'a ait oldum
Allah’ta yok oluş makamına yükseldim ben
13
Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm
Sırrımı söyleyip Hakk'a bakıp gözyaşımı döktüm
Sahte aşık sahte sufi gördüm kınadım
O sebeple altım üç yaşında girdim toprağa
14
Canından vazgeçmeden, Hu Hu diyenlerin hepsi yalandır
Bu gruptan soru sormayın yolda kalmıştır
Hakk'ı bulanın özü gizli sözü gizlidir
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere (toprağa)

Hu: O.
15
Bir yaşımda ruhlar bana nasip verdi
İki yaşımda peygamberler gelip gördü
Üç yaşımda da kırklar gelip halimi sordu
O sebeple altım üç yaşımda girdim toprağa
16
Dört yaşımda Hak Mustafa hurma verdi
Yol gösterdim yola girdi, nice yolunu şaşırmış
Nereye varsam Hızır babam bana yoldaş
O sebeple altmış üç yaşında girdim yere
17
Beş yaşımda da belimi bağlayıp (gayretle) ibadet ettim
Nafile oruç tutup adet edindim
Gece gündüz zikrini söyleyip rahatlık buldum
O sebeple altmış üç yaşında girdim yere
18
Altı yaşımda durmadan kaçtım insanlardan
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden
Eteğimi çektim,(uzaklaştım) bütün dünyalık bağlardan
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere

Etek çekmek: Nefsani ve geçici şeylerden uzak durmak.
19
Yedi yaşımda Arslan Babam beni arayıp buldu
Her sırrı görüp perde ile büküp örttü (gizledi)
Allah'a hamdolsun gördüm" dedi, ayak izimi öptü
O sebeple altmış üçte girdim yere
20
Azrail gelip Arslan Babamın canını aldı
Huriler gelip ipek elbiseden kefen yaptı
Yetmiş bin melek toplanıp geldi
O nedenle altmış üç yaşında girdim yere

Huriler: cennet kızları.
21
Cenaze namazını kılıp yerden kaldırdılar
Bir anda cennet içine ulaştırdılar
Ruhunu alıp en İliyyine ulaştırdılar
O sebepten altmış üç yaşında girdim yere (toprağa)

İliyyin: Yüceler yücesi, cennetin en yüksek makamı.
22
Allah Allah, yer altında vatan yaptı
Münker Nekir "Rabbin kim?" diyerek soru sordu
Arslan Babam İslam hakkında açıklamalar yaptı
O nedenle altmış üç yaşında girdim yere.

Münker ve Nekir: Kabirdeki sorgu melekleri.
23
Akıllı isen erenlere hizmet eyle
İyiliği emredenlere saygı göster
Kötülükten sakındıranlara saygı göster
O nedenle altmış üç yaşında girdim yere

Erenler: Hakikate ulaşmış kimseler, veliler, ermişler, gönül erleri.
24
Sekiz yaşımda sekiz yönden yol açıldı
"Hikmet söyle" diyerek başıma nurlar saçıldı
Allah'a hamdolsun mürşit-i kamil aşk şarabı içirdi
O nedenle altmış üçte girdim yere.

Hikmet: İlahi bilgi, geleceğin bilgisi.
mürşit-i kamil: Olgun yol gösterici.
25
Mürşit-i kamilin şüphesiz gerçek Mustafa olduğunu bilin
Nereye gitseniz O'nun vasfını söyleyip hürmet edin
Mustafa'ya salat ü selam getirip ümmet olun
O nedenle altmış üç yaşında girdim yere
26
Dokuz yaşımda doğru yola yönelmedim
"Bereket sayıp" diyerek elden ele alıp gezdirdiler
Bu sözlere sevinmeyip çöle kaçtım
O sebeple altmış üç yaşında girdim yere
27
On yaşında çocuk oldun Kul Hoca Ahmet
Hocalığa güvenip ibadet etmeden
“Hocayım” diyerek yolda kalsan eyvah ne büyük bir pişmanlıktır
O sebeple altmış üç yaşında girdim yere

Hikmet-3
1
Her sabah vakti kulağıma bir ses geldi
“Zikir eyle” dedi, O'nun zikrini söyleyerek yürüdüm ben
Aşksızları gördüm ki yolda kalmışlar
O sebepten aşk dükkanını kurdum ben
2
On bir yaşımda rahmet denizi dolup taştı
"Allah" dedim şeytan benden uzaklaşıp kaçtı
Hırs Heves ile benlik davası durmayıp göçtü
On iki yaşımda bu sırları gördüm ben
3
On üç yaşımda nefsin isteklerini elime aldım
Nefsin başına yüz bin belayı yakalayıp saldım
Kibri ayak altında çiğneyip ezdim
On dört yaşımda toprak gibi mütevazı oldum ben
4
On beş yaşımda huriler ve gılmanlar karşıma geldi
Başını eğip kol kavuşturarak saygı gösterdi
Firdevs adlı cennetinden müjde geldi
İlahi yüz için hepsini terk ettim ben

Huriler: cennet kızları
Gılmanlar: cennet hizmetçileri, genç erkekler
5
On altı yaşımda bütün ruhlar büyük pay verdi
Hay hay size mübarek olsun, diyerek Adem geldi
"Evladım" diyerek boynumu kucaklayıp gönlümü aldı
On yedi yaşımda Türkistan'da durdum ben
6
On sekiz yaşımda kırk erenler ile aşk şerbeti içtim
Zikrini söyleyip huzurda durarak göğsümü deştim
Nasip etti, cenneti gezip hurileri kucakladım
Seçilmiş Mustafa'nın nurlu yüzünü gördüm ben
7
On dokuz yaşımda yetmiş makam apaçık göründü
Zikrini söyleyip içim ve dışım tertemiz oldu
Nereye gitsem Hızır Babam hazır oldu
Gâvsu'l-Gıyas aşk şerbeti içirdi, doydum ben

Gavsu'l-gıyâs: Yardım umulanların en büyüğü, darda kalanların yardımına koşan.
8
Yaşım ulaştı yirmiye, geçtim makamları
Allah'a hamdolsun, pirin hizmetini tamamladım eksiksiz
Dünyadaki kurt ve kuşlar selâm eyledi
O sebepten Hakka yakın oldum ben
9
Mümin değildir hikmeti (bilgiyi) işitipte ağlamayan
Erenlerin söylediği sözü dinlemeyen
Ayeti, hadisi, güya Kuran ı anlamıyor
Bu rivayeti arş üstünde gördüm ben
10
Rivayeti görüp Hak ile sözleştim ben
Yüz bin türlü melekle yüzleştim ben
O sebepten Hakkı söyleyip aradım ben
Canımı ve gönlümü ona feda eyledim ben
11
Kul Hoca Ahmet, yaşın ulaştı yirmi bire
Ne edeceksin, günahların dağdan ağır
Kıyamet günü gazap eylese Rabbim Kadir
Ey dostlar, nasıl cevap söyleyeceğim ben

Kâdir: Kadir, her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi.

Hikmet-4
1
Gönül mülkünden kulağıma ilham geldi
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
Bütün ulu pirler toplanıp gelip onay verdi
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
2
Ben yirmi iki yaşımda yokluğu buldum
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum
Yalancı aşıkla, gerçek aşığa şahit oldum
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
3
Ey dostlar, yaşım geldi yirmi üçe
Yalan iddialarımın ibadetlerimin hepsi boş
Kıyamet günü ne yapacağım çırılçıplak
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
4
Ben yirmi dörde girdim Hak'tan uzak
Ahirete gidecek olursam hani hazırlığım
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin değnek
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
5
Cenazemin arkasından taşlar atın
Ayağımdan tutup sürükleyerek mezara götürün
Hakka kulluk etmedin diyerek ezip tekmeleyin
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
6
Günah ile yaşım geldi yirmi beşe
Sübhan İgem (Rabbim) zikir öğretip göğsümü deş
Göğsümdeki düğümlerimi sen kendin çöz
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben

Sübhan: Kusursuz, eksiksiz, her türlü noksanlıktan uzak olan.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
7
Ben yirmi altı yaşımda sevda eyledim
Mansur gibi Hakk’ın yüzü için, kavga eyledim
Rehbersiz gezip aşk derdini ve çoşkuyu buldum
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
8
Ben yirmi yedi yaşımda pirimi buldum
Her ne gördüysem perde ile sırrı gizledim
Kapı eşiğine (girişine) yaslanarak izini öptüm
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
9
Ben yirmi sekiz yaşımda aşık oldum
Gece yatmadan çile çekip sadık oldum
Ondan sonra dergahına layık oldum
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
10
Yirmi dokuz yaşıma girdim, halim harap
Aşk yolunda toprak gibi olamadım
Halim harap bağrım kebap gözüm yaş dolu
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben

Kebap: Yanmış, pişmiş, kavrulmuş.
11
Otuz yaşımda beni odun gibi yaktılar
Bütün büyükler toplanıp bana dünyayı bıraktırdılar
Vurup sövüp dünya sevdasını bıraktırdılar
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben
12
Kul Hoca Ahmet dünyayı bıraksan işin tamam olur
Göğsündeki çıkan ahın arşa ulaşır
Can verirken Hak Mustafa kolunu tutar
O sebepten Hakka sığınıp geldim ben

Hikmet-5
1
Ansızın durduğum yerde bütün büyükler
Hak aşkını gönlümün içine saldı dostlar
Hızır Babam orada durup lütuf (yardım) eyleyip
Yardım edip elimi tutup aldı dostlar
2
Otuz bir yaşımda Hızır babam bana aşk şarabı içirdi
Vücudumdan şeytanı tamamen kaçırdı
Sevda eyledim günahlarımı Hak bağışladı
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar
3
Otuz iki yaşta ulaştı Hak'tan emir
“Seni kulluğa kabul eyledim, artık hasret çekme
Can verirken vereceğim sana iman nurunu”
Garip canım sevinçli olup güldü dostlar
4
Yaratıcımdan haber geldi, şükreden oldum
Her kim sövdü hatta vurdu, ben sabreden oldum
Bu alemde hiç uyumadan uyanık oldum
Boş arzular ve bencillik gitti dostlar
5
Otuz üçte içki sunup, aşk şarabı dağıttım
Aşk şarabı kadehini elime alıp doya doya içtim
Ordu kurup şeytan ile ben vuruştum
Allah'a hamdolsun iki nefsim de öldü dostlar
6
Otuz dört yaşımda Alim olup bilge oldum
"Hikmet söyle" diye Sübhan buyurdu konuşan oldum
Kırklar ile şarap içip yoldaş oldum
İçim ve dışım Hak nuruyla doldu dostlar

Sübhan: noksan sıfatlardan münezzeh olan.
7
Otuz beş yaşımda mescide girip zikir halkasına girdim
Taliplere aşk dükkanını dopdolu kurdum
Eğri yola her kim girdiyse azarladım vurdum
Âşıklara Hak'tan müjde geldi dostlar
8
Otuz altı yaşımda olgunluk sahibi oldum
Hak Mustafa’nın yüzünü gösterdiler bana
O sebepten gözüm yaşlı boynum bükük
Aşk hançeri yüreğimi bağrımı dilimledi dostlar
9
Otuz yedi yaşıma girdim uyanmadım
İnsaf edip Allah’ın tarafına yönelmedim
Seher (sabah) vaktinde feryat edip inlemedim
Tövbe ettim Hocam kabul etti dostlar
10
Otuz sekiz yaşıma girdim ömrüm geçti
Ağlamaz mıyım ölüm vaktim yakınlaştı geldi
Ecel gelip ömür kadehini bana sundu
Anlamadan ömrüm son buldu dostlar
11
Otuz dokuz yaşıma girdim hasret ve pişmanlık çektim
Eyvah geçti ömrüm, hani ibadet
İbadet edenler Hak katında hoş saadettedir (mutluluktadır)
Taze yüzüm ibadet etmeyerek soldu dostlar
12
Saçım sakalım tamamen ağardı gönlüm kara
Mahşer günü merhamet etmezsen halim harap
Sana malumdur amelsizim çoktur günahım
Bütün melekler günahlarımı bildi dostlar
13
Mürşit-i kamilin yudumundan damla tattım
Yol bulayım diye başımla beraber geceleri birbirine uykusuz kaldım
Allah'a hamdolsun lütfetti nura battım
Gönül kuşu mekansızlık alemine ulaştı dostlar

Mürşit-i kamil: Olgun manevi rehber.
14
Kıyametin şiddetinden aklım şaşkındır
Gönlüm korkmuş canım ürkmüş evim haraptır
Sırat adlı köprüsünden gönlüm titremektedir
Aklım gidip kendimden geçmiş olup kaldım dostlar
15
Kul Hoca Ahmet kırk yaşına girdin, nefsini kes
Burada ağlayıp ahirette temiz olasın
İmanın postu şeriattır, özü tarikattır
Tarikata giren Hak'tan nasip aldı dostlar.

Hikmet-6
1
Ey İlahım şükrünle hikmet söyledim
Zatı yüce efendim sığınıp geldim sana
Tövbe edip günahımdan korkup döndüm
Zatı yüce efendim sığınıp geldim sana
2
Kırk bir yaşımda ihlaslı oldum (samimi), yol bulayım diye
Erenlerden her ne sır görsem, ben onu örteyim diye
Mürşit-i kamilin ayak izini bulup, ben öpeyim diye
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana

Mürşit-i kamil: Olgun manevi rehber.
3
Kırk iki yaşımda talip olup yola girdim
İhlas ile yalnız Hakk'a gönül verdim
Arş ve kürsüyü, kader levhasını geçip kalemi gezdim
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
4
Kırk üç yaşımda Hakk'ı arayıp inledim
Gözyaşımı akıtarak çiy tanesi eyledim
Çölleri gezip kendimi hayran eyledim
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
5
Kırk dört yaşımda ilahi sevginin pazarında
Yakamı tutup ağlayıp yürüdüm gül bahçesinde
Mansur gibi başımı verip aşkın idam ağacında
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
6
Kırk beş yaşımda Senden dilek dileyip geldim
Tövbe ettim, her ne iş ettiysem hata ettim
Ey İlahım, rahmetini ulu (yüce) bildim
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
7
Kırk altı yaşımda zevk ve şevkim dolup taştı
Rahmetinden damla damladı, şeytan kaçtı
Hak'tan gelen ilham, yoldaş olup kapısını açtı
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
8
Kırk yedi yaşımda yedi yönden ilham geldi
İçeceği sunan olup, şarap kadehini hocam tuttu
Şeytan gelip nefis hırsını kendisi yuttu
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
9
Kırk sekiz yaşımda aziz (kıymetli) canımdan bezgin oldum
Günah derdi beni dertli etti hasta oldum
O sebepten Hak'tan korkup uyanık oldum
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
10
Kırk dokuz yaşımda, aşkın (gönlüme) düştü kavrulup yandım
Mecnun gibi topluluktan ve akrabadan kaçıp vazgeçtim
Türlü türlü dert isabet etti, boyun eğdim
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
11
Elli yaşımda -ben er kişiyim dedim, ama amelim zayıftı
Gözlerimden kan dökmeden bağrımı ezip
Nefsim için yürür idim, köpek gibi gezip
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana
12
Kul Hoca Ahmet Er olmazsan, ölmen daha iyidir
Parlak yüzünün, kara toprakta solması iyidir
Toprak gibi yerin altında olması iyidir
Zatı yüce efendim, sığınıp geldim sana

*Er: Olgun kişi

Hikmet-7
1
"Kul huvallah"ı, "subhanallah"ı virt eylesem
Bir ve var edenim, yüzünü görür müyüm?
Baştan ayağa hasretinle feryat eylesem
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm?

*Kul huvallah: "De ki: O Allah'tır" (İhlas Suresi'nin ilk ayetidir)
Suphanallah: Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim.
2
Elli bir yaşımda çölleri gezip ot yedim
Dağlara çıkıp ibadet edip gözümü oydum
Yüzünü göremedim diye canımdan bıktım
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
3
Elli iki yaşımda vazgeçtim evimden barkımdan
Evim barkım nasıl gözüme ne görünsün, hatta canımdan
Başımdan vazgeçtim, canımdan vazgeçtim, hem de imandan
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
4
Elli üç yaşımda birlik şarabından nasip etti
Yoldan sapan, yolunu kaybetmiş biri idim yola saldı
Allah dedim, buyur diyerek kolumu tuttu
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
5
Elli dört yaşımda vücudum hasretle sızladı
Marifetin meydanında dönüp dolaştım
İsmail gibi değerli canımı kurban ettim
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm

* Marifet: İlahi bilgi
6
Elli beş yaşımda yüzün için dilenci oldum
Yandım kavruldum gül gibi hem de yok oldum
Allah'a hamdolsun yüzünü arayıp kul oldum
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
7
Elli altı yaşına ulaştı bu dertli başım
Tövbe ettim akar mı acaba gözümde yaşım
Erenlerden nasip almadan gönlüm taş oldu
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
8
Elli yedi yaşımda ömrüm rüzgar gibi geçti
Ey dostlar amelsizim aklım şaştı
Allah'a hamdolsun bilge pirim kolumu tuttu
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
9
Elli sekiz yaşına girdim ben habersiz
Kahhar olan İgem (Sahibim), nefsimi altüst eyle
Himmet versen uğursuz nefsime balta vursam
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm

* Kahhar: Kahreden, her şeye galip gelen.
İgem: Rabbim, Sahibim, Yaratıcım.(Türkçe).
10
Elli dokuz yaşına ulaştım -imdat der feryat ederim
Can verirken Cananımı (sevdiğimi) anamadım
Hangi yüz ile sana söyleyeyim beni özgür eyle
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
11
Gözümü yumup açıncaya kadar geldi altmış
Belimi bağlayıp ben yapmadım bir iyi iş
Gece gündüz gafletle yürüdüm ben, yaz ve kış
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
12
Altmış yaşıma girdiğinde utanç içindeyim günahımdan
Ey dostlar çok korkarım İlahımdan
Canımdan vazgeçip sığınma dileyerek Hüdamdan
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm

* Huda: Yaratıcı, sahip (farsça)
13
Altmış iki yaşımda Allah ışık saldı
Baştan ayağa gafletlerimden beni kurtardı
Canım gönlüm aklım bilincim Allah dedi,
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm
14
Altmış üçte ses geldi, -kulum yere gir
Senin canın da cananın da Ben'im, canını bana ver
Hu kılıcını eline alıp, nefsini kır
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm

* Hu: O
Canan: Sevgili.
15
Kul Hoca Ahmet, nefsi teptim nefsi teptim (ezdim)
Ondan sonra cananımı arayıp buldum
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim
Bir ve var edenim, yüzünü görürmüyüm

Hikmet-8
1
Sabah vaktinde, bir pazartesi günü toprağa girdim
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
Altmış üç yaşında sünnet olduğunu işitip öğrendim
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

*sünnet: Peygamber'in yolu.
2
Yer üstünde dostlarım yas tuttu
Alemin hepsi "sultanım" diyerek arkamdan feryat etti
Hakk'ı bulan gerçek sufiler, kanlar yuttu
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

Sufiler: dervişler tasavvuf yoluna giren kişi.
3
Elveda diyerek yer altına adım attım
Aydınlık dünyayı haram sayıp Hakk'ı sevdim
Zikrini söyleyip yalnız olup yalnız yandım
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
4
Taha okuyup karanlık gecelerde ayakta durdum
Gece namaz gündüzleri oruçlu oldum
Bu hal ile yer altında sürekli oldum
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

* Taha: Kur'an-ı Kerim'in yirminci suresinin adı.
5
Altmış gece altmış gündüz, bir defa yemek yedim
Gün ağarıncaya kadar namaz kılıp bir defa selam verdim
Altmış üçte oldu ömrüm, nihayet tamam
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
6
Hak Mustafa’nın ruhu gelip, imam oldu
Bütün melekler yer altında bana hizmetçi oldu
Çok ağladım Hak Mustafa lütuf (ikram) verdi
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
7
Miraç gecesi -gözümün nuru evladım dedi
Kolumu tutup ümmetimsin ümmetim dedi
Sünnetimi sımsıkı tut, gönül bağımsın dedi
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
8
Kıyamette yolunu şaşırırsan, yola ulaştırayım
Muhammed deyip susamış olursan, elini tutayım
Evladım gibi elini tutup, cennete gireyim
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
9
Ey dostlar bu sözü işitince şevkim arttı
Ümmetim dedi içim ve dışım nura battı
Işık yayarak Hak yüzünü gösterdi
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
10
İlahi güzelliği görüp ruhum uçup arşa kondu
Musa gibi vücudum kavrulup yandı
Mecnun gibi akraba ve hısımdan kaçıp vazgeçtim
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
11
Yer altında çok horluk ve sıkıntı çektim
Döşeğimi ve yastığımı taştan yapıp çok sıkıntı çektim
Ey dostlar, bu dünyada yoktur rahatlık
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
12
Sıkıntı çekmedikçe, kavuşmak nerede
Aşk derdi ortaya çıkmaz, hizmet etmeden ve
Canını gönlünü Hakk'a tutkun etmezsen
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
13
Yer altına girdiğimde, kendimden geçmiş oldum
Gözümü açtığımda, Mustafa'yı karşımda gördüm
Asi günahkar ümmetlerin, halini sordum
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
14
Ey oğul benden sorarsan, hani ümmet
Ümmet deyince, göğsüm hasret yarası dolar
Ümmet için çok çekerim Hak'tan sıkıntı
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
15
Ümmetimin günahlarını her Cuma günü bağışla
“Ey Muhammed alıp gelsinler ümmetinin amelini, sen bunu çöz”
Ta ki ağlayıp secde edeyim Tanrı'ya, bağışlasın diye
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi. Türkçe
16
Her cuma bağışla ümmetlerin günahını
Ey Muhammed, alıp gelsinler ümmetinin amellerini gör bunu
Ey Ahmet, ümmetlerin neler yapar senin
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
17
Ben meleklerden utanırım, ey ümmetim,
Yaratıcı'dan korkmazmısınız, gayretiniz az
Gece yatmadan ibadet etseniz, benim güzel saadetim olursunuz
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte
18
Yer altına girdim dostlar iradem dışında
Âmin deyiniz, Peygamber soyu sahabeler hem de dört halife
Ümmetlerin günahını bağışla, ey Perverdigar (ey besleyip büyüten)
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

Perverdigar: Besleyip büyüten. Farsça.
19
Kul Hoca Ahmet, ben ikinci defteri söyledim
İki alemin de zevklerini, ilahi şaraba sattım (feda ettim)
Ölmeden önce, can acısının zehrini tattım
Mustafa'ya yas tutarak, yeraltına girdim ben işte

Hikmet-9
1
Ey dostlar halimi açıklayayım
Ne sebepten Hak’tan korkup çukura girdim
Gerçek dertliye bu sözleri açık edeyim
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
2
Çukur içinde gece gündüz kulluk ettim
Nafile namaz kılıp adet edindim
Her ne dert gelse ona katlandım
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim

Nafile ibadet: Farz ve vacip dışındaki isteğe bağlı namaz.
3
Çukur içinde Mustafa'yı hazır gördüm
Selam verip adap ile, kendimden geçip durdum
Asi günahkar ümmetlerin halini sordum
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
4
Çukura girmek, Resulullah'ın sünnetidir
İbadet etmek, Hak elçisinin adetidir
Gariplere merhamet etmek, şefkatidir
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
5
Ümmet olursan gece gündüz durmaksızın ağla
Bağrını pişirip akciğerin delinip yüreğini dağla
Ecel gelse yiğitçe belini bağla (hazırlan)
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
6
Bir gün senin ömrünün yaprağı sonbahar olacak
Ecel gelmeden tövbe et ey cahil
Belki sana merhamet eder Yezdan (yaratan)
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim

Yezdan: İyilik ilahı, ulu Yaratıcı.(farsça)
7
Gerçek dertlinin işi, yakıcı sözdür
Hak huzurunda en kıymetli hediye, yalvarış ve gözyaşıdır
Gece gündüz hiç durmadan, oruç tut namaz kıl
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
8
Ey oğul, ümmetin derdi beni yakar
İsyan ve günahları dağları aşar
Dini bırakıp dünya malını kendine doğru çeker
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim
9
Kul Hoca Ahmet tekbir getirip sohbete başla
Boş arzuları ve benlik davasını uzağa at
Seherlerde zikir yapıp durmaksızın çalış
O sebepten Hak’tan korkup yer altı çilehanesine girdim

Tekbir: Allah'ı yüceltme sözü olan "Allahu Ekber"

Hikmet-10
1
Hak teala lütfuyla (iyiliğiyle) emir buyurdu
İşitip okuyarak yerin altına girdi, Kul Hoca Ahmet
Altmış üç yaşında sünnetlerini sıkı sıkıya tutup
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet

*Hak Teala: Şanı yüce olan.
2
Yer üstünde ölmeden önce, diriyken öldüm
Altmış üç yaşında bunun sünnet olduğunu işitip bildim
Yer altında canımla kulluk ettim
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
3
Erenlerden feyiz ve manevi fetihler alamadım
Yüz yirmi beş yaşına girdim, bilemedim
Yüce Hakk’ın ibadetlerini yapamadım
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
4
Muhammed'in has ümmeti olurmuyum
Asilere de (günahkarlara da) ümmetim dese, ne hoş bir saadettir
Baldan tatlıdır bana bu çilesi
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
5
Bizler için eziyetler çekti O Muhammed
Gerçekten ümmet olsan dünya için dertlenmezsin, ey sahte ümmet
Gece gündüz kazancınız zevk ve eğlencedir
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
6
Elli yaşımda ses geldi, ölmek kolaydır
Onun şartı, sende iman nurunun olmasıdır
Mahşer günü gitsen, yüzünü görmeye misafir eder
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
7
Ey müminler, bu dünyanın kalıcılığı yoktur
Doğru bilirsen, asla bunun yalanı yoktur
Kim bunu bilmese, vallahi onun imanı yoktur
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
8
Aslım topraktır neslim de topraktır, herkesten daha aşağıyım
Üstüme basıp geçsen, şu murdar bedenimden, toprak bile utanır
Kim toprak olan aslından utanırsa, onda şeytan kavminin hevesi vardır
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet

*Murdar: pis, kirli, leş.
9
Gerçek zikredene, Hüdanın kendisi rahmet verdi
Mahşer gününe vardığında, cennet içinde şeref elbisesi verir
Mahşer günü yüzünü görüp saadete erişir
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet

Hüda: Kendiliğinden var olan, sahip.(Farsça)
10
Kul olacaksan, sıkıntı çek ey gafil insan
Akıllı isen ganimettir sana şu an
Emanettir değerli canın, gamsızca yürüme
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
11
Altmış üç yaşında sünnet oldu toprağın altına girmek
Resul için, dünyayı ve ahireti feda etmek gerek
Âşıkların yoludur diri iken ölmek
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet

12
Ümmet olursan işitip canını vermezmisin
Mustafa'ya canını, kurban etmezmisin
Can ne ki, imanını vermezmisin
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet
13
Kul Hoca Ahmet altmış üç yaşında gözden kayboldu
Edebe uyarak Mustafa'ya vekil oldu
Sultan oldu sıkıntı çekip temizlendi
İşitip okuyarak yerin altına girdi Kul Hoca Ahmet

Vekil: Onun yolunu sürdüren, izinden giden temsilcisi.

Hikmet-11
1
Ey dostlar temiz aşkı kollarıma aldım
Bu dünyayı düşman bilip yürüdüm ben
Yakamı tutup huzuruna sığınıp geldim
Aşk kapısında Mansur gibi oldum ben
2
Aşk yolunda aşık olup Mansur geçti
Belini bağlayıp (hazırlanıp), Hak işini sımsıkı tuttu
Kınamalar aşağılamalar çok işitti
Ey müminler, ben de Mansur oldum
3
Aşık Mansur “ben Hakk’ım” sözünü söyledi
Cebrail gelip ben Hakk’ım sözünü birlikte söyledi
Cebrail mansura gelip, -başını ver deyip yola koydu
Darağacına asılıp, Hakkın yüzünü gördüm ben
4
Mansur gelince, idam ağacı eğilip kendisi aldı
Gönül gözü açık olanlar hayran kaldı
Işık saçıp, Allah’ın kendisi ona baktı
Ne büyük aşk ve şevk deyip, yüzünü gördüm ben
5
Ses geldi işte o darağacına, çok boğma
Sıkı dur, her yana bakıp sen sallanma
Taşa söyledi, emrimi tutup sen değme
Levh-i Mahfuz tahtasında gördüm ben

*Levh-i Mahfuz: Korunmuş levha, kader kitabı.
6
Üç yüz Alim ağlayıp çok söz yazdı
Şeriattır ben de yazayım bir rivayet
Tarikatta hakikatte Hak’ın himayesindedir
Başımı verip Hak sırrını bildim ben
7
Ben Hakk’ım sözünün manasını, bilmez cahil
Arif gerek bu yollarda, temiz yiğitler gerek
Akıllı kullar, Tanrı zikrini candan söyledi
Canından vazgeçip Cananı sevdim ben

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
8
İşaret ettim, arif olan manayı alsın
Söz ilminden yazıp söyledim, izi kalsın
İnci ve mücevher sözlerimi, içine atsın
Hal ilminden söyleyip, aşıklara verdim ben
9
Yazık ki, Mansur’un horlanarak bitti ömrü
Bir söz ile dostlarından ayrı oldu
Gönlün halini hiç kimse bilmez, Tanrım şahittir
Kanlar yutup ben de şahit oldum
10
Şah Mansur'un, “Ben Hakk’ım” demesi boşuna değildir
O doğru yolu bulandır, bizim gibi yolunu şaşırmış değildir
Soysuz kimseler, bu sözlerden haberdar değildir
Haberdar olup, Hüda'nın kokusunu aldım ben

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
11
Bir seher vakti garip Mansur çok ağladı
Işık saçıp Allah’ın kendisi merhamet etti
Ondan sonra kırklar bakıp şarap verdi
Bilgelere bu sözleri söyledim ben

*Kırklar: Ulu gayb erenleri.
12
Cahillere söylediğim sözüme yazık, yazık hikmete
İnsanım diye ortaya atılırsın, hani gayretin
Dünyalıklar yüzünden, birbirine şefkat göstermezler
Zalimlere esir olup öldüm ben
13
Zalimlerin bize güce yeter mi, günah bizdedir
Dervişlerin ahlakı kirli, duaları kabul olmaz
O sebepten padişah bize eziyet eder
Ayet ve hadis manasından söyledim ben

Ayet hadis: Ayet ve hadis, ulu Kur'an'ın kelamı ve Peygamber'in ulu sözleri.
14
Zalim sana eğer eziyet etse, Allah de
Elini açıp dua edip boyun eğ
Eğer Hak feryadına yetişmezse, o zaman sitem et
Hak'tan işitip bu sözleri söyledim ben
15
Zalim eğer zulmetse bana ağla
Gözyaşını döküp bana sığınıp hazırlan
Haramı ve şüpheliyi terk edip yüreğini dağla
Zalimlere yüz bin bela verdim ben
16
Zalimlerin gücü nedir ki, yaratan benim
Yaratan'ı görmeyip unutan sensin
Benden vazgeçip zalimlerin elini tutan
Zalimlere bizzat itibar verdim ben
17
Sana bu ceza, Yaratan’a yalvarmadığın içindir
Allah diyerek geceleri kalkıp inlemedin
Hakikatten sözler söyledim, işitmedin
Zalimlerin elini, uzun ettim ben
18
Ey habersiz, gönlünü Hakk’a koşturmadın
Dünya haram iken, ondan gönlünü soğutmadın
Nefisten vazgeçip Allah'a doğru dönmedin
Bu nefis için sızlayıp şaşkın oldum ben
19
Zalimlerden şikayet etme, zalim bizzat kendinsin
Huyun gösteriştir, tesir etmez halka sözün
Dünya malını sürekli verdim, yine de doymaz gözün
Açgözlüleri Siccin cehennemine attım ben

Siccin: Cehennemin en dibi.
20
Kırmızı dudağı hareket edip söyledi seni
Canım ve gönlüm, ümmetlerim, gözümün nuru
Hakk’a kulluk edip bana ümmet olan hani
Gerçek ümmeti göğsüme koydum ben
21
Kul Hoca Ahmet, Hak sözünü söyleyerek dünyadan geçti
Gözüyle görerek bu yolda, feryat edip geçti
Kesin ilimle bilerek, şeriatı gözleyip geçti
Hakikati yaşayarak, hakikatten söyledim ben

Şeriat: İslam hukuku, dini kurallar

Hikmet-12
1
Allah şanı yüce olandır, aşıklara verdi aşkını
Şükreden olup, ateş alıp parlayarak yandım ben
İki alem, gözlerime haşhaş tanesi kadar
görünmedi, yalnız Hakk’ı sevdim ben

Haşhaş: kapsülünden, afyon morfin gibi ağrı kesicilerin üretildiği bitki.
2
Canımdan vazgeçip, yalnız Hakk’ı canıma kattım
Ondan sonra deniz olup, dolup taştım
Mekânsızlık alemini seyrederek makamları aştım
Dünyayı ve ahireti yüz bin boşamayla bıraktım ben
3
Hakk’ın huzurunda olgun bir akıl, soluk alamaz
Aşkın gücü coşup taşsa, bir an bile duramaz
Kelebek gibi kor ateş olup, kendini bilmez
Bu sırları Canan'dan (sevgiliden) duydum ben
4
Manevi yolculuğun yollarının, engeli çoktur
Temiz aşkını ele almadan, mümkün olmaz yürümek
Yüzünü görmek mümkün olmaz, gece gündüz uyumak
Hiç uyumayarak yüzünü gördüm ben
5
Manevi yolculuk serttir, çok şaşırdım
Başım sıkıştı, rehberime doğru kaçtım
Pirin eteğini tutup, kalp gözünü açtım
Rezil olup yollarda gezip yürüdüm ben
6
Manevi yolculuğun yolları sert azaptır
Bu yollarda nice aşık toprak oldu
Aşk yoluna her kim girse hali haraptır
Erenlerden yolu sorup yürüdüm ben
7
Manevi yolculuğun yolları çok yücedir
Nasip ettiği kuluna ise yakın olur
Kıvılcımına dayanamaz yedi cehennem
Ey dostlar, aziz (kıymetli) canımdan usandım ben
8
Hakikatin manasına ulaşan kişi
Kendinden geçip yanıp tutuşur içi dışı
Kanlar akar gözlerinden, akan yaşı
Gözyaşımı hediye ederek vardım ben
9
Şeriat, aşıkların efsanesidir
Arif olan aşık, tarikatın (yolun) incisidir
Nereye gitse, sevgilisi ev arkadaşıdır
Bu sırları arşın üzerinde gördüm ben
10
Sevginin bahçesini gezmeden aşık olamaz
Horluk ve çaresizlik çekmedikçe, nefsin ölmez
Bir damlaya kanaat etmeyen, inci olamaz
Kanaat edip has cevherinden aldım ben
11
Aşk ateşine yanıp tutuşan aşığın rengi solar
Ahirete doğru gayret edip buradan göçer
Burada olan düğümleri orada açar
Resul dünyaya leş dedi, bıraktım ben
12
Hakiki aşıkların rengi soluktur
Aynaya baksa, oda şahittir,
Kendisi hayran, gönlü viran (yıkık), gözü yaşlı
Kudretine hayran olup kaldım ben
13
Allah buyurdu, - çok ağlarsan göreceksin beni
İnleyip sızlasan “kulum” diyerek söyleyeceğim seni
Canından vazgeçip beni arayan aşık hani
İlham geldi can kulağıma, kabul ettim ben
14
Gerçek gönülde yanıp tutuşanlara, yüzünü gösterir
Yalancı aşık yola girse, hepsi hatadır
Gerçek aşığın gözü yaşlı, boyu büküktür
İki kat olup yerin altına girdim ben
15
Hakikatli, gerçek aşığa hediye vereceğim
Kıyamet günü nasılsın diyerek halini soracağım
Şefaatçi olup şefaati kendim yapacağım
Rahmetinden ümit edip geldim ben
16
Kul Hoca Ahmet, Hakk'ın zikrini yerine getir daima
Hakktan korkup durmaksızın ağla sürekli olarak
Namaz kılıp oruç tutup her sabah ve akşam
Böyle yaparak arzuma ulaştım ben

Hikmet-13
1
O Kadir’im, sonsuz kudretiyle lütfedip baktı
Sevinçli olup yerin altına girdim ben
Garip kulun bu dünyadan sefer etti
Sırdaş olup yerin altına girdim ben

Kadir: Her şeye gücü yeten.
2
Zikreden olup şükreden olup, Hakk'ı buldum
Dünyayı ve ahireti haram edip, ezip çiğnedim
Deli olup rezil olup, canımdan vazgeçtim
Gamsız olup, yerin altına girdim ben

Açıklama: Fani dünyanın bütün dertlerinden, tasalarından ve sahte bağlarından vazgeçtim.
3
Uğursuzluğumdan dağlar ve taşlar ayıpladı beni
Açık bir dille sövüp saydılar,- dosta hediyen hani
Aşık olursan önce gidip Hakk'ı tanı
Sırdaş olup yerin altına girdim ben
4
Sizi ve bizi Hak yarattı, ibadet için
Ey acayip, yiyip içmek rahatlık için değil
Ruhum “Evet Rabbimizsin” dedi, çile çekmek için
Ethem olup, yerin altına girdim ben

İbrahim Ethem: Padişahlığını terk edip hak yoluna giren kişi.
Kalu bela: Evet rabbimizsin. Ruhlar alemindeyken insanların Rabbiyle yaptıkları sözleşmeyi anlatıyor.
5
Nefsim beni çok koşturdu Hakk'a bakmadan
Gece gündüz gamsız yürüdüm gözyaşım akmadan
Boş arzuları, bencilliği ateşte yakmadan
Dertli olup yerin altına girdim ben
6
Bir kulu görsem, onun kölesi olup hizmet etsem
Toprak gibi, yol üstünde yolu olsam
Aşıkların yanıp uçan külü olsam
Sırdaş olup yerin altına girdim ben

7
Canımdan vazgeçip sıkıntı çektim, “kulum” dedi
Kanlar yutup Allah dedim merhamet etti
Cehennem içinde kalmasın diye, kaygımı çekti
Sevinçli olup yerin altına girdim ben
8
Ömrüm ulaştı altmış üçe, sanki bir gün bile değil
Eyvahlar olsun, Hakk'ı bulamadan gönlüm kırık
Yeryüzünde sultanım diye kibirlenip büyüklük tasladım
Şükredici olup yerin altına girdim ben
9
Şeyhim diye iddiada bulunup yolda kaldım
Sarığı ve cübbeyi pul fiyatına satıp geldim
Nefsim ve hırsım isyan etti yorulup kaldım
Yalnız olup yerin altına girdim ben
10
Başım toprak, özüm toprak, bedenim toprak
Hakk'a kavuşurum diye ruhum can atmakta
Yandım kavruldum asla olamadım tertemiz
Çiy tanesi gibi eriyip yerin altına girdim ben

Çiy: Geceleyin havadaki su buharının, ağaç yaprakları, otlar ve toprak gibi su damlacıkları üzerinde toplanması.
11
Mürşidim lütufla baktı aşk şarabını içtim
Şibli gibi coşkuyla dönerek canımdan vazgeçtim
Kendimden geçerek insanları bırakıp kaçtım
Zemzem suyu olup yerin altına girdim ben

Şibli: Büyük mutasavvıf Ebu Bekr-i Şiblî.
12
Kul Hoca Ahmet, öğütçü olacaksan kendine ol
Aşık olacaksan canından vazgeçip tamamen öl
Cahillere söylesen sözünü kabul etmez
Sarsılmaz olup yerin altına girdim ben

Hikmet-14
1
Ey dostlar, cahil ile dost olup
Bağrım yanıp canımdan bezip öldüm ben
Doğru söylesem eğri yola boynumu çevirir
Kanlar yutup dert zehrine doydum ben
2
Cahille geçen ömrün cehennem ateşidir
Cahil olursa kişi, cehennem bile ondan sakınır
Cahille cehenneme doğru sefer etmeyin
Cahiller içinde sonbahar yaprağı gibi soldum ben
3
Dua edin, cahillerin yüzünü görmeyeyim
Hak Teala yoldaş olursa bir an durmayıp
Hasta olursa cahillerin halini sormayayım
Cahillerden yüz binlerce eziyet gördüm ben
4
Feryat etsem Hak feryadıma yetişir mi acaba
Göğsümdeki paslarım gider mi acaba
Bütün cahiller bu dünyadan gider mi acaba
Cahillerden yüz bin eziyet gördüm ben
5
Hak Teala'ya kavuşmayı arayıp bulamayarak şaşkınım
Durmaksızın ağlayıp gönlü kırık aşk delisiyim
Halimi sorsan ben cananın (sevdiğimin) talibiyim
Cananı arayıp yok olup geldim ben
6
Cahillerden kaçıp yer altına girdim ben
Elimi açıp dua isteyip mertlerden,
Garip canım yüz kez feda olsun alimlere
Alim bulamayarak yer altına girdim ben,
7
Cahilleri bana sorma, göğsüm yaralıdır
Hak'tan korkup matem tutsam, kahkahayla güler
Ağzı açık nefsi büyük, lakka balığı gibidir
Cahillerden korkup sana geldim ben

Lakka balığı: Lambuka: Yayın balığıdır.
8
Umut besleme cahillerden, değerini bilmez
Karanlık içinde yolunu şaşırsan doğru yola iletmez
Boynunu büküp ağlayıp sızlasan elinden tutmaz
Cahilleri şikayet edip geldim ben
9
Eninde sonunda güzeller gitti, kaldım yalnız
Cahillerden işitmedim bir güzel söz
Alimler gitti cahiller kaldı, eyvah çektim
Yolu bulamayıp şaşırıp kaldım ben
10
Ayrılık yarası ezdi bağrımı, hani dertliler
Alim toprak gibi mütevazidir, cahillerin kibirden göğsü yüksektir
Ayet ve hadisleri açıklasam, beğenmez
Göğsümü delin dert ve kederle doldum ben
11
Çilem ve sızım coştu, yok mu hekim
Hâlimi sana anlatayım, tek sevgilim
Bütün istekliler payını aldı, ben ise nasipsiz
Nasip isteyip iki büklüm olup geldim ben
12
Evini barkını terk ederek nasip al
Ey habersiz, dünya işlerini arkaya at
Allah'ın cömert lütfunu görüp şaşırıp kal
Göreyim diye yok olup geldim ben
13
Ben hatıra olarak ikinci defteri söyledim size
Ruhumdan yardım dileyip, okuyun kesinlikle
Dua edeyim size, kavuştursun Perverdigar (Yaradan)
Rahman (merhametli) İgem’e (sahibime) halimi sunmak için geldim ben

Perverdigar: Tüm yaratılmışları besleyen, yetiştiren, koruyup terbiye eden. Farsça.
İgem: Efendi, mülk sahibi, koruyucu. Türkçe.
14
Hikmetimden pay alan, gözüne sürsün
Samimiyetle gözüne sürüp, Hakkın yüzünü görsün
Yüzünü görmenin şartı budur, nefsi terbiye için boyun eğsin
Canlardan vazgeçip, Canan'ı gördüm geldim ben

Canan: Sevgili
15
O ilahi yüz için dilenci oldum, amin deyin
Ey talipliler, halimi görüp hüznümü hafifletin
Yolda kalan Kul Ahmet’e yol verin
Yolunu izleyip dilenci olup geldim ben
16
Kul Hoca Ahmet, dilenci olacaksan Hakk’a ol
Başın ile erenlere hizmet et
Erenlerden nazar (feyiz) bulsan, halka kurup sohbet et
Halka içinde uyanık olup durdum ben

Hikmet-15
1
"Allah'ı çokça zikredin" diye ayet geldi
Zikrini söyleyip ağlayıp sızlayarak yürüdüm ben
Yüzünü aşıklara vaat etti
Aşk yolunda canımı verip yürüdüm ben
2
Gerçek âşığı Allah sevip,-kulum dedi
Ara yolda kalmasın diye, endişesini yüklendi
Yalancılar yüzümü görmez, dedi
Aşk kapısında sağlam olup durdum ben
3
Akıllı isen mezarlıktan haber al
Ben de böyle olurum diye ibret al
"Ölmeden önce ölünüz" sırrıyla amel eyle
Bu hadisi düşünüp öldüm ben
4
"Az gülsünler" diye haber verir
Yine der “ve çok ağlasınlar” diye buyurur
Bu ayetin manasını uygula diye
Bu dünyada hiç gülmeden yürüdüm ben
5
Amelsizler kahkahayla güler, eğlenerek gezer
Fermanına (buyruğuna) boyun eğen, kederle gezer
Gece gündüz gözleri yaş dolu gezer
Gözyaşımı deniz edip yürüdüm ben

Amelsizler: İbadeti ve hayırlı işi olmayanlar.
6
Nefisten vazgeçip gerçek aşıklar, Allah dedi
Seher vakti kalkıp zikredip, nefsin gözünü oydu
Merhamet edip Allah kendisi kuluna nazar etti (gözetti)
Ondan sonra deniz olup taştım ben
7
Zalim nefsim beni hiç bırakmadan ateşe attı
Vücudum kendi kendinden kavrulup yandı
İnkarcıların imanını şeytan aldı
Euzübillah bismillah diyerek yürüdüm ben

Eûzübillah bismillah: (Allah'a sığınır, Allah'ın adıyla başlarım)
8
Münafıklar cehennem içinde kavrulup yanacak
İman eden (günahkarlar) temizlenip yanıp çıkacak
İmansızlar daima kavrulup yanacak
Oğanımdan iman dileyip yürüdüm ben

Münafıklar: İkiyüzlüler.
Oğan: Güçlü, muktedir, her şeye gücü yeten. (Türkçe)
9
Nefsim beni hevesli eyledi, çeke çeke yolumu şaşırdım
Başımı alıp ulu rehberimin tarafına kaçtım
Kul Hoca Ahmet, ahiretlerden koşup geçtim
Uçan kuş gibi mekansızlığa geçtim ben

Hikmet-16
1
Eyvahlar olsun ne eyleyeceğim gariplikte
Gariplikte gurbet içinde kaldım ben
Horasan Şam ve Irak’a doğru yönelip
Garipliğin çok kıymetini bildim ben
2
Neler gelse görmek gerek o Hüda'dan
Yusuf'unu ayırdılar, o Kenan yurdundan
Doğduğum yerim o mübarek Türkistan'dan
Bağrıma taşı vurup geldim ben
3
Gurbet değdi Mustafa gibi erenlere
Otuz üç bin sahabe ve dostlara
Ebubekir, Ömer, Osman ve Aliye
Gurbet değdi onlara da, diyeceğim ben
4
Gurbet değse kişiye, olgun eder çok hamları
Bilgin eder hem de has (seçkin) eder, çok sıradan insanları
Kirli elbise giyer, ne yemek bulursa onu yer
Onun için Türkistan'dan geldim ben
5
Gariplikte (dünyada) yüz yıl dursa da misafirdir
Taht baht ve bahçeleri zindandır
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan
Ey dostlar, gurbet içinde yandım ben

Gazneli Mahmut: Hindistan'a seferler Gazne Devleti'nin hükümdarı.
Açıklama: Ruhlar aleminden dünyaya gelen kul, gariptir misafirdir yalnızdır.
6
Gariplikteyken Arslan Babam beni izleyip buldu
Her sırrı görüp perde ile büküp örttü
"Allah'a hamdolsun gördüm" dedi, ayak izimi öptü
İşte bu sırrı görüp hayran kaldım ben
7
Ben arzularım, kardeşlik memleketini
Ulu babamın kabri, o beyaz türbeye
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete
Hiç bilmem nasıl kusur ettim ben
8
Kul Hoca Ahmet’in söylediği, Hakk’ın zikridir
Henüz işitmeyen dostlarına kalsın öğüdü
Gurbete çıkıp, kendi şehrine geri dönüp geldi
Türkistan'da mezar olup kaldım ben

Açıklama: Bu öğütlerim, bu sözleri henüz duymamış veya gelecek nesildeki dostlara kalsın.

Hikmet-17
1
Gönül gözünü aydınlatmadan ibadet etse
Dergahına kabul edilmiş değildir, bildim ben
Hakikatten bu sözleri temizce öğrenip
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
2
Tek ve Var olan, perdeyi açıp ders verdi
şeytan kaçıp yerde ve gökte duramadı
Zevk edip birlik şarabından doya doya içip
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
3
Aşk makamı türlü makamdır, aklın yetmez
Baştan ayağa eziyet, cefa ve sıkıntı gitmez
Kınasalar, hıyanetler etseler de, tesir etmez
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
4
Aşk belası başına düşse, feryat edip inletir
Aklını alıp baygın eyleyip, hayran eyler
Gönül gözü açıldıktan sonra ağlayan eyler
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
5
Ağlardım seher vaktinde, ses geldi
“Yüzümü göstereyim” diye vaat etti
Aklımı alıp kendimden geçmiş edip, aşkını bana saldı
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
6
Bu dünyada çile çekenlere, onun yüzü tahttır
Mahşer günü verecektir, hem taht hem de baht
Yarattığında kendisi sözleşme yaptı aşıkla
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
7
Çölleri gezip halktan bıkıp aşkını sor
Kul olursan Hak'tan korkup ağlayıp yürü
Hakkın yüzünü talep edersen hazır ol
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
8
Gözlerimden kanlar döküp, anmadım
Yüz bin türlü sıkıntı saldın şikayet etmedim
Senden korkup hasta gönlümü şen etmedim (nefsime uymadım)
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
9
Allah derdi satılık değildir ki satın alabilesin
Rehberin hizmetinde toprak olmazsan
Hak yoluna girip temiz olmazsan
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
10
Ey dostlar aşk derdine çare olmaz
Diri olduğun sürece aşk defteri bitmez
Dar mezarda kemiği ayrılmaz
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
11
Aşk padişahtır aşık fakirdir soluk alamaz
Hak'tan izin olmayınca söz söyleyemez
Hakk’ın öğüdünü alan, dünyanın peşinden gidemez
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben
12
Kul Hoca Ahmet yedi yaşında ders aldım
Sekizimde dünya ve ahireti boşadım
Dokuzumda Hüda'mı hazır bildim
Mekansızlık aleminde Hak'tan ders aldım ben

Hüda: Yaradan, kendiliğinden var olan, mutlak sahip ve efendi (farsça)

Hikmet-18
1
Güzel ilham gizli alemden ulaştı, iyi sözüm bir berekettir
Aşık olursan ey talipli, nefis terbiyesiyle belini bük
Gece vakitlerinde uyumadan, yaş yerine kanını dök
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
2
Aslan Babam dedi ki, taliplilerde ihlas yok (samimiyet)
Pirin hazır olduğunda ne gerek var Hızır ile İlyas’a
Rehberine doğru adım attığında, yalan söyleme, feryada yetişen ulu sığınağa
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
3
Talibim deyip söylerler, vallahi billahi insafsızlar
Namahreme bakarlar, gözlerinde de yok insaf
Kul hakkını yerler, çünkü kalpleri temiz değildir
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Vallahi billahi: Allah'a ant olsun ki.
Namahreme: Yabancıya, helal olmayana, sırrı taşımaya ehil olmayan kişiye.
4
Pir’e hizmet ettik deyip, talibim deyip gezerler
Haramı ve şüpheli şeyleri yiyip çantalarına doldururlar
Gözlerinde yaş yoktur, zikir halkası içine girerler
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
5
Zikrediyorum deyip feryat eder, çıkmaz gözünden yaşı
Kalplerinde dert yoktur ansızın ağrır başı
Hile ve tuzak kurarlar ama malumdur Allah'a işi
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
6
Talibim deyip söylerler, gönlünde yok zerre nur
Gerçek talibi sorarsanız içi dışı mücevherdir, incidir
Hakk'a açıktır sırları, meyveleri temiz bir ışık ve huzurdur
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
7
Görünüşleri sufi şeklindedir kıyametten korkmazlar
Günah ve kötülük doludur günahlardan ürkmezler
Gösteriş tespihi elindedir ağlayıp gözyaşını dökmezler
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Sufi: Nefis terbiyesi yapan.
8
Gösteriş tespihi elindedir, keşiş kuşağıdır o iyi bilirseniz
Hakk'ın rızası budur aşk sevdasını yaşarsanız
Aşkıyla dolup mahşerde sahte itibarı terk ederek dursanız
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Keşiş kuşağı: Hristiyan din adamının bel bağı.
9
Aşka adım atanlar Hakk'ın yüzünü görürler
Musa gibi mahşerde, Hak’tan soru sorarlar
Sarhoş olup kavuşunca, Hu (O) zikrini yaparlar
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
10
İnşallah işitileni Hak’tan dileyip alırım
şeytanın yolundan alıp, Hak yoluna sokarım
Yardım etse Mustafa günahların bağışlanmasını dilerim
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
11
Arslan Baba'yı sorarsanız peygambere güvenilir dosttur
Sahabelerin ulusu Kirdigarın (Yaratanın) has kuludur
Yattığı yer engebeli bir dikenlik çukurudur
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Kirdigar: Yaratıcı, işleri ve mahlukatı kusursuz yaratan (Farsça).
12
Çarşamba günü işitip ansızın huzuruna vardılar
Arslan Baba'nın evine o gün misafir oldular
Yattığı yeri engebeli görüp hayran kaldılar
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
13
O Muhammed Mustafa durup dua etti
Melekler “âmin” deyip elini açıp durdu
“Böyle bir ümmet verdin” deyip Hakk’a şükretti
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
14
Sahabeler söyledi Arslan Baba'dır adınız
Arapların ulusu tertemizdir soyunuz
Bedenin terbiyesi farzdır diyerek post serip yattınız
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
15
Ahir zaman ümmetleri, evlerini süsler
Nefis arzusuna güvenip, her an ahlakını bozarlar
Şan ve büyük heybetler ile boylarını endamını dik tutarlar
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Ahir zaman: Kıyamet vaktine yakın.
16
Ahir zaman ümmetleri, dünyayı gelip geçici bilmezler
Gidenleri görüp ondan ibret almazlar
Erenlerin yaptığını görüp önemsemezler
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
17
İyi yollardan sapıp kötü yola sapan
Lanetli şeytana mürşidim deyip eteğine yapışan
azazil'e mürşidim deyip sabah akşam buluşan
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

azazil: şeytanın cennetten kovulmadan, lanetlenmeden önceki ismi ve makamı.
18
şeytan İmanını İslam'ını alıp, ölmeyeceğim deyip gülüşen
Ölmeyeceğim deyip, dünyada Mevlam ile savaşan
Gaflet ile her an ömrünü boşa harcayan
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
19
Vakti gelince Azrail emaneti ver diyecek
Lanetli şeytana - mürşidim deyip can verirken görünecek
İmanını İslam'ını alıp gönlünün halini sormayacak
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
20
Tövbe etse, tövbesini Mevlam kabul etmeyecek
Allah dese, efendisi kolunu tutup kurtarmayacak
Günah ve isyan düğümünü Pir’e varıp çözmeyecek
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
21
Yedi yaşında kapı olan Arslan, Türkistan'a geldiler
Başımı koyup ağladım, halimi görüp güldüler
Bin bir zikrini öğretip şefkat gösterdiler
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
22
Hurmadan söz açtım bana öfkelendiler
-Ey edepsiz çocuk diyerek, değneği alıp kovaladılar
Öfkesinden korkmadım bana bakakaldılar
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Açıklama: Hazret-i Peygamber'e cennetten gelen hurmalardan birinin, asırlar sonra gelecek olan Ahmet Yesevî'nin emaneti olduğu bütünüyle bildirilir. Bu nurlu vazifeyi üstlenen Arslan Baba, o mübarek hurmayı bütünüyle ağzında muhafaza ederek asırlarca yaşar ve nihayet yedi yaşındaki Ahmet Yesevî'yi Türkistan'da bularak emaneti onun ağzına teslim eder.
23
“Ağzını aç ey çocuk”, emanetini vereyim
Lezzetini yutmadım, aç ağzına koyayım
Hak Resul'ün buyruğunu ümmet olursam yapayım
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
24
Ağzımı açtım koydular, hurmanın kokusu sarhoş etti
Dünya ve ahiretten vazgeçip, vallahi Hakka tapan oldum
Hocalar bilginler toplandı, beni elden ele alıp yürüttüler
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
25
Babam dedi, Ey yavrum ikram etmedin bana
Beş yüz yıldır ağzımda saklamıştım ben sana
Lezzetini siz alıp posasını verdiniz bana
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
26
Babam dedi -Ey yavrum önümde dur öleyim
Cenazemi okuyup göm, canımı feda edeyim
Yardım etse Mustafa İlliyyîn'e gireyim
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

İlliyyin: Cennetin en yüksek ve nurlu makamı.
27
Ağlayarak dedim -Ey baba genç bir çocuğum bilmem
Mezarınızı kazsalar ben kaldırıp koyamam
Hak Mustafa’nın sünnetini çocuğum bilemem
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
28
Babam dedi "Ey yavrum melekler toplanacak
Cebrail imam olup diğerleri uyacak
Mikail ve İsrafil kaldırıp mezara koyacak
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir
29
Kul Hoca Ahmet sözünü cahillere söyleme
Sözü söyleyip, cahile pul paraya satma
Açlıktan ölsen namertte asla minnet etme
Arslan Baba’mın sözlerini işitiniz, bir berekettir

Hikmet-19
1
Kudret (güçle) Hak'tan size emir geldi
Dipsiz deniz içine, yalnız düştüm dostlar
O denize Oğan (kudretli) İzim (sahibim) emir buyurdu
Allah'a hamdolsun sağ salim çıktım dostlar

Oğan: Kudretli, her şeye gücü yeten yaratıcı.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.

2
Yaşım erdi, ömrüm bitti, göğe uçtum
Bağrım taştı, aklım şaştı, yere düştüm
Nefis ve şeytan ordusuyla çok savaştım
Sabır ve rıza makamlarını aştım dostlar

Rıza: Allah’ın takdirine bütünüyle boyun eğme, hoşnut olma. En yüksek makamdır.
3
Dokuz yaşımda tamamen dolaştım (harama) dokunmadım
On yaşımda sağ yanıma dönmedim
On birimde kendi nefsime hakim oldum
Manevi muhtaçlık ve rıza makamlarını geçtim dostlar
4
On iki yaşımda bütün ruhlar konuştu
Huriler karşıma gelip bana selam verdi
Sır şerbetini içkiyi sunan olup, bana sundu
Onu alıp edep ile içtim dostlar
5
On üç yaşımda dalgıç olup denize daldım
Marifetin cevherini sırdan topladım
Mumunu görüp kelebek gibi kendimi attım
Kendimden geçip aklım gitti şaştım dostlar

Açıklama: Kelebek, mumun ışığın etrafında döner.
6
On dört yaşımda toprak gibi horluk çektim
"Hu-Hu" (O) diyerek başımla geceleri gündüze kattım
Bin altınlık kıymeti, bire sattım
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum dostlar
7
On beş yaşımda kapına dönüp geldim
Günah ile her işi yaptım hata ettim
Tövbe edip Hakk'a boyun sunup geldim
Tövbe edip günahlardan kaçtım dostlar
8
Cebrail vahiy getirdi Hak Resul'e
Ayet geldi zikret diye, parçaya ve bütüne
Hızır babam saldı beni işte bu yola
Ondan sonra deniz olup taştım dostlar
9
Şeriatın bahçesinde coşkuyla dolaştım
Tarikatın gül bahçesinde seyrettim
Hakikat aleminden kanat alıp uçtum
Marifetin eşiğini (girişini) açtım dostlar
10
Ruhlar aleminin şarabını Pirim kana kana verdi
İçiverdim miktarımca dolduruverdi
Kul Hoca Ahmet içim dışım yanıverdi
Taliplere inci ve mücevher saçtım dostlar

Hikmet-20
1
Muhabbetin kadehini içen divaneler
Kıyamet günü ağzından ateş saçar dostlar
Kudret ile yaratılan yedi cehennem
Aşıkların narasından kaçar dostlar

Divaneler: İlahi aşkla kendinden geçenler.
2
Cehennem ağlayıp feryat eyleyecektir Hüdasına
Takatim (gücüm) yok, aşıkların bir ahına
Kaçıp varacaktır Hak Teâlânın sığınağına
Aşıkların yaşı ile söner dostlar

Hüda: Yaradan, kendiliğinden var olan, mutlak sahip ve efendi (farsça)
3
Aşıkların aşk dükkanına varıp dükkan kurup
Yaşını saçıp göğsünü açıp yüzünü girişe sürüp
İnşallah cehennem kaçacaktır ondan korkup
Yedi gök dayanamayıp yıkılır dostlar
4
Rahman İgem (Sahibim) içkiyi sunan olup şarap içirse
Çoluk çocuktan ev barktan temizce geçirse
Vücudumdan şeytanı Hak kaçırsa
Günah ve isyan düğümlerini açar dostlar

5
Aşk kapısını Hak yüzüne açık eylese
Has aşkını gönül içinde yer eylese,
Lütfeylese iki alemde şah eylese
Aşıkları Hak tarafına uçar dostlar
6
Sübhan İgem (sahibim) bir damla şarap bağışlasa
Sır zikrini söyleye söyleye tamam etsem
Huriler ve gılmanlar, bütün melekler ona hizmetkar
Cennet içinde ipek elbiseler giyer dostlar

Huri: Cennet kadınlarını veya dişi varlıkları ifade eder.
Gılman: Cennetteki genç erkek hizmetkârları ifade eder.
Sübhan: eksiksiz, noksansız.
7
Allah diyerek mezardan kalksa, alem yanar
Has kulum diyerek Rahman İgem (Sahibim) önemle sever
Gözyaşı yerine kanını döküp yüzünü boyar
Hamdını (övgüsünü) söylese lanetli şeytan kaçar dostlar
8
Ben söylemedim, Allah kendisi vaat etti
Yolsuz idim lütfederek yola saldı
Garip olup namaz kıldım kolumu tuttu
Öyle aşık şevk şarabını içer dostlar
9
Kul Hoca Ahmet, aşksızların işi zordur
Yarın varsa Hak göstermez ona yüzünü
Arş ve kürsi kader levhası ve kalem, hepsi ondan bezgindir
Aşksızlara cehennem kapısını açar dostlar

Hikmet-21
1
Asi, günahkar kulun geldi dergahına
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
Güçlü Kadir, ağlayarak geldim dergahına
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
2
Geceler şafak sökünceye kadar yatmak işim
Seher vakti uyanıp gizli dua etmedi dertli başım
Pişmanlıktan akar durmaksızın gözümden yaşım
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
3
Yolsuz yola girdim dostlar halim haraptır
İmsanlara sorsam hiç kimse vermez bana cevap
Yaratıcımsın yol göster cömertçe
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
4
Günahımın utancı ve korkusuyla kapına geldim
Zatı ulu, perverdigar (rızık veren) ilahımdan
Ses geldi "Ümitsiz çevirmem kapımdan"
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"

Perverdigar: Besleyen, büyüten, rızık veren, terbiye edip yetiştiren Yaratıcı. Farsça.
5
Ağlayarak geldim huzuruna ey şahım
Karanlık bütünüyle kapladı çık ey dolunayım
Padişahımsın Bir ve Yaratıcımsın sığınağımsın
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
6
Baştan ayağa günaha battım, nereye varayım
Yolunu şaşırmış köpek gibi olup kimden sorayım
Bu halimle yüzünü nereden göreyim
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
7
Ben gizlesem elim ayağım hepsi şahittir
Merhamet edip sen affetmesen halim haraptır
Utanç içindeyim çaresizim çoktur günahım
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
8
Günah derdi hasta etti şifacımsın
Gönül verdiğimsin çaremsin en sevgilimsin
Yolda kaldım halimi soran yoldaşımsın
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
9
Günahkar ve ahlaksız olan merhametinden ümitsiz değildir
Senden başka hiçbir kimse beni yola ulaştırmaz
İyilik etmesen zorluklarım kolay olmaz
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
10
Yerde gökte hiç kimse yoktur, sensin Kudretli
Şüphem yoktur bu sözümde, kendin şahit olansın
Hem teksin benzersizsin şüphesiz hazırsın
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
11
Ben yolunda baş vermedim Kudretli Hüda
Başımdan ne olur garip canım yüz bin kere feda olsun
Derdi verende dermanda sensin, senin iyiliğin devadır
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
12
Can ve imanın gıdasıdır, senin zevkin (nurunun)
Canımı verip satın alayım senin aşkını
Mahşer günü şefaatçi olsun senin şevkin (çoşkun)
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
13
"De ki O Allah'tır noksanlıklardan uzaktır Allah" sözü dinin kamçısıdır
Oruç namaz tesbih kelime i tevhit Hak elçisinin yoludur
Mürşitlerin piri, taliplerin yolunun başıdır
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
14
Entel-Hâdi Entel-Hak zikrini söylesem
Hidayet veren olsan, eğri yoldan doğruya dönsem
Hû (O) zikrini dile alıp nara atsam
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"

Entel-Hâdi: Hidayet veren sensin.
Entel-Hak: Hak olan sensin.
15
Entel-Hâdi Entel-Hak zikri kuvvetlidir
Mürşitlerin piri sözlerinden fetva alsa
İç dünyaları aydınlık olup iyi olur
Kolumu tutup yola sal, "Hidayet veren sensin"
16
Kul Hoca Ahmet, rahmetinden ümit edeyim
Hocam beni kölem diye kabul etse, şükrederim
Kölem demeyip yüz çevirse nasıl söyleyeyim
Kolumu tutup yola ulaştır "Hidayet veren sensin"

Hikmet-22
1
Hoş kudretli Yaratıcı Bir ve Varım
Kolumu tutup yola ulaştır "Hidayet veren sensin"
Zatı ulu Rahman İgem (Sahibim) hem de her şeye gücü yetenim
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"

İgem: ige: Rabbim, Sahibim, Yaratıcım sahip, efendi, (Eski Türkçe)
2
Seher vaktinde ağlayıp kanlar döksem gözümden
Gönlümü açıp haberdar olayım iyi sözden
Kudretinde yok olup, geçeyim kendimden
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"
3
Kabulü ondan dileyip yalvar
Dileğini yerine getiren ihtiyaçları karşılayan
İmkan el verdiğinde merhamet denizi dolup taşar
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"
4
Ey adalet sahibi İgem (Sahibim) hiç ulaşmadı sana feryadım
Yeri ve göğü inletti, bu feryadım
Kıyamet günü seslenir mi “gel kurtulmuş kulum”
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"
5
Ona kul olsan zikrini söyle ki, elini tutsun
Yoldan sapsan rehber olup yola koysun
Seherlerde ağla ki, sana merhameti gelsin
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"
6
Entel Hâdi Entel Hak demek, Allah'ı zikretmektir
Hak zikrini durmaksızın söyle, haberdar olacaksın
Merhametli Mevlam bakış etse ansızın olur
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"

Entel-Hâdi: Doğru yola ulaştıran sensin, o hidayet veren sensin
Entel-Hak: Hak olan sensin, o mutlak gerçeklik sensin

7
Entel Hâdi Entel Hak demek, Allah'ı zikretmektir
Cahil olan, zikri sadece görünürde ve dilde söyleyerek işin özünü bilmez
“Ben benim" diyen zamanın şeyhi, su ve çamurdadır
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"

8
Entel-Hâdi Entel-Hak demek zikri uludur
Hak zikrini sürekli söyleyenin gönlü kırıktır
Sürekli bunları anmadan -şeyhim dese yeri cehennemdir
Kolumu tutup yola ulaştır "hidayet veren sensin"
9
Ey dostlar nefsin elinden pişmanım
Günah yükü beni yakaladı bütünüyle çaresizim
Aciz kulunum her ne eylesen emrindeyim
Elimi tutup yola koy "Doğru yola ulaştıran sensin"
10
Kul Hoca Ahmet, nefisten büyük bela olmaz
Yol üstünde toprak gibi olsam, nefsim kafir olmaz
Yer ve gökten yiyecek versem asla doymaz
Elimi tutup yola koy "Doğru yola ulaştıran sensin"

Hikmet-23
1
Şüphesiz bize bütün işlerde öğreten sensin"
Yeten sensin şifa veren sensin, ey günahları bağışlayan
Görünmeyen alemde de yeten O'dur, görünen alemde de
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan

2
Mustafa derki, ölüm halinde naz makamına erdiler
Bir topluluğa asi (günahkar) diye kaygılandılar
Ümmetim vay ümmetim diye dediler
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan
3
Bizi sevdi, başkalarını sevmedi
Hem baba hem de anasını sevmedi,
Bağışladım demedikçe bırakmadı
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan

Yüce Allah'tan sesleniş geldi ona
Ümmetinin işini havale et bana
Hepsini bağışlayayım orada sana
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan
4
Dedi benden sonra da ümmet olacak
Farz ve sünneti bırakıp günah edecekler
Ümmetin çoğundan iman gidecek
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan
5
Ümmetim, diğer ümmetlerin içinde temizdir
Neyleyeyim çoğu asi (günahkar) vefasızdır
Kadir'im kendi vaadine sadıktır
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan

Kadir: her şeye gücü yeten, o sonsuz kudret sahibi.
6
Zavallı Ahmet sen bu günah zehrinden
Sevgi şarabından içsen, kurtulursun
Gerçi çok korkarım İlah'ımın kahrından
Yeten sensin şifa veren sensin ey günahları bağışlayan

Hikmet-24
1
Ey Yüce Hüda beni ilet kendi yoluna
Nefis elinde garip tükendim ben
Günah ve kötülük dolup taşıp sınırı aştı
Boğulup isyan içinde kaldım ben
2
Dünya pisliklerine talip olup köpek gibi yürüdüm
İsteyip onun arkasından gece gündüz kovaladım
Emrini tutmayıp, Hak yoluna gözümü yumdum
Nereye varayım ey dostlar neyleyeyim ben
3
Nefis ve şeytan esir etti insanoğlunu
Deve gibi bağlayıp aldı iki kolunu
Sağını ve solunu bilmeden yolunu bulmak ne zordur
Eyvah, hasret ile varırım ben
4
Yok benim gibi uğursuz bela bu alemde
Halk ve Allah hiç razı olmadı benden
Şimdi sonunda oldu benim yüzüm kara
Eyvahlar olsun başlangıçta niçin var oldum ben
5
İhsan edilen aziz canın kıymetini bilmedim ben
Görünende ve gizlide hazırsın demedim ben
Kara yüzümü kapına sürmedim ben
Ey Rabbimiz her ne edersen geldim ben
6
Gücüm yok eğer baksam günahıma
Tövbe edeyim diye kaçıp geldim sığınağına
Rahmetle nazar eyle (bak) Hoca Ahmet’e
Her ne edersen, zavallı olarak geldim ben

Hikmet-25
1
Rahman İgem (sahibim) rahmetini geçerli eyle seherde
İsyan çamuruna battım, yardım et seherde
Tevbe ve istiğfar eyle, beni şeytandan uzak tut
Şeytan seni azdırır, sana sığınmamı nasip et seherde

Seher: Günün aydınlandığı şafak zamanı.
2
Ümit ile gelmişim huzuruna İlahım,
Kötülük etmişim kötü işlerim var, elimi tut seherde
Dilimde tövbe ettim, gönlüm korkmaz Hüdadan
Hem rahmetini hem yüzünü lütfet (ikram et) seherde
3
Yolsuz yolda yol yürüdüm, gafletle ömrüm geçti
Ey celal sahibi Kadir, yoluna koy seherde
Sensin benim sığınağım gazap eyleme İlahım
Ey her hali bütünüyle bilen, halimi sor seherde
4
Baştan ayağa günahım iki cihana sığmaz
Kulun asi günahkârdır, günahımı gizli eyle seherde
Dağdan ağırdır günahım, özür söylemeye dilim yok
Günahımı bağışlayıp bütünüyle kaldır seherde
5
Günahımı itiraf ederim, hazırsın ve nazırsın
Elimi tut ey Cebbar yolunaa koy seherde
Garibim ve kimsesizim çaresizim muhtacım
Senden başka kimim var, merhamet eyle seherde

Nazır: Gözetleyen.
Cebbar: Dilediğini zorla yaptıran
6
Günah dolu bir asiyim, sana layıkıyla hamt ve sena edemem
Tavuk canlısını gör, övgüler söyler seherde
Kul Hoca Ahmet, Hak’tan kork ki korkmayanın imanı yok
Önündedir o cehennem hazır ol seherde

Hikmet-26
1
Rahim Mevlam rahmeti ile ansa,
Ne yüz ile Huzuruna varacağım ben
Tövbe edip eğri yoldan doğruya dönüp
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben

Rahim: Pek merhametli, müminlere ahirette hususi acıyan
2
Hak kulunun amel defterlerini eline verse
Hak İlahım merhametiyle rahmet eylese
Mürşit rehber olup yola yönlendirse
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben
3
Bir gün olup ecel vakti yaklaşsa
Sana ve bana asıl vatanın hükmünü söylese
Ölüm anında can çekişme acılığının zehrini tatsa
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben
4
Sırdaş olan yoldaşların bile, şaşırarak gitti
Mücadele edip zorlu geçitlerden aşıp gitti
Zikredip denizler gibi taşıp gitti
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben
5
Eyvahlar olsun gece gündüz ibadet etmedim
Hak Resul, ümmeti için nimeti yemedi
İçtiği yediği nimetler sadece kaygı eziyetti
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben
6
Hak Resul, geçici dünya için kaygılanmadı
Yalnızca ümmetini isteyip başka söze nefes harcamadı
Dünya içinde bir an bile rahat görmedi
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben
7
Eyvahlar olsun, mahşer günü ortaya çıksa
Tanrı kendisi hakim olup şahit olsa
Kötü işlerim, yaptıklarım karşımda hazır olsa
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
8
Kul Hoca Ahmet, gece gündüz durmaksızın ağla
Salavat söyleyip Hak Resul'e ümmet ol
Hidayet rehberi olup –benim ümmetim dese ne güzel mutluluktur
Ne yüz ile huzuruna varacağım ben

Salavat: Hz. Muhammed’e dua ve selam getirmek.

Hikmet-27
1
Rahmetinden ümitsiz bırakma ben garibi
Rahat yüzü görmeden ağlayıp dua edeyim sana
Geceleri uyanık olup şafak sökene dek
Gözümü yummadan ağlayıp dua edeyim sana
2
Dergâhına (huzuruna) şimdi gelip hizmete durarak
Canımı yakıp, yüreğimi bağrımı tutup dağlayarak
Yakamı tutup geçmiş işlerime çokça ağlayıp
İhlasla (samimiyetle) ağlayıp dua edeyim sana
3
Gönül bahçem taze ve yeşilken bilmeden yürüdüm
Ömrümün gülü sonbahar oldu şimdi anladım
Dünyayı bırakıp din yoluna adım attım
Binlerce bülbül gibi ağlayıp dua edeyim sana
4
Bu yollarda canı korumak olmaz imiş
Canını sakınan bu yollara giremez imiş
Kar ve zararın ne olduğunu bilmez imiş
Bu hal ile ağlayıp dua edeyim sana,
5
Kul Hoca Ahmet, nefis dağından çıkıp aştı
Fenafillah makamına yaklaştı
Yürek bağrım coşup kaynayıp taştı
Bu hal ile ağlayıp dua edeyim sana

Fenafillah: Allah'ın varlığında bütünüyle yok olma.

Hikmet-28
1
Ömrüm sonlandığında ne yapacağım, ey Hüda
Can alıcı Azrail geldiğinde ne yapacağım ey Hüda
Can vermenin korkusundan, Azrail'in yarasından
Şefkat olmasa senden, ne yapacağım ey Hüda

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
2
Can vermek işi zordur, kolay eyle ey Cebbar
Senden başka dert ortağım yoktur, ne yapacağım ey Hüda
Canım ayrı olduğunda bedenim burada kaldığında
Tahta taput üzerine koyduklarında, ne yapacağım ey Hüda

Cebbar: Dilediğini zorla yaptıran
2
Aciz olup yattığımda, melekler girdiğinde
"Rabbin kim?" diye sorduğunda, ne yapacağım ey Hüda
Götürüp mezara koyduklarında, yedi adım kabrimden döndüklerinde
Sorgulayıcılar girdiğinde ne yapacağım ey Hüda
3
"Rabbin kim?" diye durduğunda, kara gündür o anda
Rabbin kimdir dediğinde, ne yapacağım ey Hüda
Kul Hoca Ahmet sen kulsun, nefis elinde mahcupsun
Mahşer günü olduğunda ne yapacağım ey Hüda

Hikmet-29
1
Kahhar adlı kahrından korkup ağlar, Hoca Ahmet
Rahman adlı rahmetinden ümit bekler, Hoca Ahmet
Günahım çoktur, İlahım bağışlayasın günahımı
Bütün kullar içinde asi kuldur, Hoca Ahmet
2
Münafıklar yürürler günah ve kötülük işlerler
Haram şüpheli yerler, korkup ağlar Hoca Ahmet
Tarikati bilmedim hakikate girmedim
Pirin buyruğunu tutmadım bahanesi çoktur Hoca Ahmet’in
3
Ahir (son) zaman olmuştur padişah zalim olmuştur
Haram şüpheli şeyler her yere dolmuştur hayran olur Hoca Ahmet
Mahcup asi bir kulum, aşk yolunda bülbülüm
Arslan Baba'ya kulum, kulun olur Hoca Ahmet
4
Kul Hoca Ahmet ibadet eyle ağlamayı adet edin
Bela gelse sabır eyle Hak'tan olur Hoca Ahmet

Hikmet-30
1
Gönlümün kuşu uçsa, daima kanat çırpıp
İki gözüm pişmanlıkta kanlar döküp
Bedeni öldürüp nefis terbiyesinde diz çöküp
Ey İlahım affeyle günahımı
2
Cahilken yaptığım işlerimin hepsi hatadır
Pişman olup tövbe etmedim yakamı tutarak
Boynuma halka gibi asıp derviş kuşağını
Ey İlahım affeyle günahımı

Kuşak: bel bağı
3
Dünyayı sevip din sevdasını elden kaçırmışım
Ey dostlar günahları yanı başımda biriktirip ömrümü tüketmişim
Yüce huzuruna günahlar getirmişim
Ey İlahım, affeyle günahımı
4
Uğursuz dünyaya gönül bağlayıp tembel oldum
Eğlenceye dalarak, eyvah cahil oldum,
Bu dünyanın geçiciliğini şimdi bildim
Ey İlahım, affeyle günahımı
5
Karanlık gece, gönül ülkesini bütünüyle istila etmişe benziyor
Benliğin içinde ortaya çıkar, ben ve biz davası
Pir’e hizmet uzak eder bizden o davayı
Ey İlahi affeyle günahımı

Pir: Rehber, mürşit.
6
Kul Hoca Ahmet, günahını kabul etmektedir
Ey İlahım, affeyle günahımı
Her kim Allah dese ona yardım eder
Erenlerin sohbetine isteklidir
Ey İlahım, affeyle günahımı

Hikmet-31
1
Bin, on bin türlü hatalar benden olsa da affet
Uygunsuz dedikodular benden olsa da affet
Eğer okuduğumda bu Allah'ın ayetlerini
Yanılma isyan ve hatalar benden olsa da affet
2
Okunduğunda gaflette olsa veya yanlış eksiklikle
Her ne şekilde yerli yersiz benden hata olsa da affet
Okumayı uzatarak dil bilgisi kurallarını vurguları değiştirsem
Bu söze karşı bütün hatalar benden olsa da affet
3
Yanlış okusam bir kelimesini veya bir harfini
Böyle eksik dualar benden olsa da affet
Müjde ve tehdit ayetlerini ayırt etmesem ben
Anlamayarak bazı şeyler benden olsa da affet
4
Saygıyla Kuran a hürmeti yerine getirmesem
Edepsizlik utanmazlık benden olsa da affet
Huzurunda benim gibi kulun hatası çok olur
Razı olunacak her hatalar benden olsa da affet
5
Hoca Ahmet acizindir, noksanı çoktur dünyada
Ey Rabbim, gerçi bin hatalar benden olsa da affet

Hikmet-32
1
Ey İlah, ey Kadir, ey Perverdigar
Merhamet et kuluna ey Kirdigar
Sığındım huzuruna ey İlahım
Bütün âlemleri yaratan ve herkesin sığınağıdır

Perverdigar: Besleyen, büyüten, rızık veren, esirgeyen ve terbiye eden Yaratıcı (Farsça)
Kirdigâr: Yoktan var eden, işleri ve mahlukatı kusursuz yaratan Yaratıcı.(farsça)
2
Yalvarış benden ve kabul etme sendendir
Ey celal sahibi Allah'ım bütün ihtiyaçlar
Ey zülcelal İlahım, bütün dilekler sanadır
Kerim'sin, lütfunla derdime deva ver

Zülcelal: Azamet ve ululuk sahibi olan.
Kerim'sin: Cömertsin.
3
Keremle (Cömertlikle) bağışla ey her şeyi bilen Arif zat
Ahiret azabından kurtulmuş eyle
Ey İlahım, şeytanın şerrinden sen koru
Bütün günahlarımdan da sen koru
4
Bütün günahlarımdan tövbe ettim
Ki sarhoştum ki ben ondan ayrıldım
Beni canımdan ayırma demiyorum
Fakat son nefeste imandan ayırma
5
Ey İlahım herkesin feryadına yetiş
Bütün çaresizlerin imdadına yetiş
Sen günahkar kulunun her ihtiyacını ver
Bu çaresiz derde sen şifa ver
6
Ey İlahım, sen bağışla gücüm yok
Senin huzuruna layık ibadetim yok
Ey İlahım temiz zatının hürmetine
Kurtar bizleri şeytanın zahmetinden
7
Ey İlahım, herkesi kulluğa yönelt
Beni benden alıp bir defada kurtar
Bana hidayet suyundan sen içir
Kereminle (Cömertliğinle) günahımı bağışla
8
Ki bilmeyerek çok günah işledim
Gönülleri kırıp, herkesi incittim
Ki her günahkar, rahmetine layıktır
Gel ey Ahmet, duaya katılan ol

Hikmet-33
1
Aşk yolunda yok olayım ey Tek ve İhsan Sahibi Hak
Her ne eylersen âşık eyle Perverdigâr (ey besleyip büyüten)
Elimi açıp dua eyleyeyim ey İzim (Rabbim) Cebbar
Her ne eylersen âşık eyle, Perverdigâr (ey besleyip büyüten)

İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
Cebbar: Azamet sahibi, dilediğini zorunlu olarak yaptıran, kırılanları onaran.
Perverdigâr: Besleyip büyüten, terbiye eden yaratan. (farsça)
2
Gül aşkının sokağında ben bülbül oldum
Çeşit çeşit dillerde ağlayıp inledim
Her işten ziyade âşık olmayı en zor iş bildim
Her ne eylersen âşık eyle, Perverdigâr (ey besleyip büyüten)

Bülbül: ötücü bir kuş türü.
3
Aşkı değse yakacaktır canı ve bedeni
Aşkı değse yıkar benliğini gururunu
Aşk olmasa, bulmak mümkün olmaz Mevlam seni
Her ne eylersen âşık eyle, Perverdigâr (ey besleyip büyüten)
4
Dostlar, aşkın defteri hiçbir makama sığmaz
Bütün âşıklar toplanıp varacak O'nun ulu huzuruna
Yedi cehennem dayanamaz, âşıkların bir ahına
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar (ey besleyip büyüten)
5
Temiz aşkını göster bana şükreden olayım
Zekeriya gibi testere vursalar, zikreden olayım
Eyüp gibi belasına sabreden olayım
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar
6
Cilve eyle deli eyle çılgın aşık eyle
Mecnun eyle yabancılara halka rezil eyle
Mumun ışığını gösterip kelebek gibi kor ateş eyle
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar (ey besleyip büyüten)

Açıklama: Kelebek mum ışığının etrafında döner.
7
Aşk derdini istedim ama çaresi yok
Aşk yolunda can verenin pişmanlığı yoktur
Bu yollarda can vermese başka yolu yoktur
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar
8
Nasıl bulayım aşkın içime düştü huzurum yok
Aşkının övgüsünü gece gündüz bırakasım yok
Kapından başka yere gidecek halim yok
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar (ey besleyip büyüten)
9
Aşk pazarı büyük pazardır, nefsani sevda haramdır
Âşıklara senden başka uğraş haramdır
Aşk yoluna girenlere dünya haramdır
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar
10
Âşıklık iddiasında bulunup yolda ilerleyemedim
Nefisten vazgeçip ben emrini yapamadım
Cahillikte Hak emrini bilemedim
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar
11
Kul Hoca Ahmet, aşktan daha çetin bela olmaz
Merhem sürme, aşk derdine deva olmaz
Gözyaşından başka hiç kimse şahit olmaz
Her ne eylersen âşık eyle, perverdigar

Hikmet-34
1
Ey iki alemin şahı padişahı
Kulun arkası sığınağı isen
Daima seni isteyip, o temiz zatını
Şeytanların şerrinden, bana sığınak ver
2
Bu şeytanın şerrinden kime kaçarım
Senin huzurundadır işin aslı gerçeği
Ey Yüce Hüda (sahibim) sana yöneldim artık
Sensin herkese rızık veren ey ilahım
3
Şerefli yazıcılar denilen meleklerin
Yazdıkları günah çöl kumlarından çoktur
Muhammed ki odur ki, alemin hidayet rehberidir
O günde adaletin davacısı olur

Kiramen Kâtibin: Şerefli yazıcılar. İnsanların sevap ve günahlarını yazan melekler.
4
Okuyup amel defterimi görsem, hiç iyi amelim yok
Başımı aşağı eğip perişan olurum
Ki ben derim, - bu işleri ben yapmadım
Ama bütün organlarım şahit olacaktır
5
Ölümün elinden hiç kimse kurtulamaz
Derviş ol başına giy külahı
Cehennem üstünde kurulmuş sırat köprüsünü
Kul görüp çaresizce eyvah çekip feryat eder
6
Hoca Ahmet Yesevi sen ağla daima
Fayda vermez sana mahşerdeki feryadın

Hikmet-35
1
Aşkın deli etti beni bütün alem bildi beni
Kaygım sensin gece gündüz bana sadece sen gereksin
Allah'ın şanı ne yücedir, ne güzel manasın, sen yarattın beden ve canı
Kulluk ederim gece gündüz, bana sadece sen gereksin
2
Gözümü açtım sana baktım, bütün gönlümü sana verdim
Akrabalarımı terk eyledim bana sadece sen gereksin
Konuşsam benim dilimdesin, baksam benim gözümdesin
Hem gönlümde hem canımdasın, bana sadece sen gereksin
3
Feda olsun sana canım, istersen dök benim kanımı
Ben kulunum sen sultansın, bana sadece sen gereksin
Alimlere kitap gerek sufilere mescit gerek
Mecnunlara Leyla gerek bana sadece sen gereksin
4
Gaflettekiler dünya ister, akıllılar ahireti ister
Vaizlere minber gerek, bana sadece sen gereksin
Alem bütünüyle cennet olsa, bütün huriler beni karşılamaya gelse
Allah onları bana rızık olarak verse bile, bana sadece sen gereksin

Minber: Minber, camilerde hutbe okunan merdivenli yüksek yer.
5
Cennete gireyim gezintiye çıkayım, hiçbir huriye dönüp bakmayayım
Onu bunu ben neyleyeyim, bana sadece sen gereksin
Hoca Ahmet'tir benim adım, gece gündüz yanar ateşim
İki cihanda ümidimsin, bana sadece sen gereksin

Hikmet-36
1
Muhammed'in soyu Arap’tır bilin
Tarikatın yolu bütünüyle edeptir
Hakikati bilmeyen insan değildir
Bilin ki o hiçbir şeye benzemez
2
Bilin ki O niçinsizdir hem de nasılsızdır
Ve şüphesizdir hem de benzersiz
Öfkelense yerle bir eder
Yerle gökyüzünde deprem olur
3
Merhamet etse biliniz rahmeti var
Verir olsa tükenmez nimetleri var
Muhammed'i anlatsam acizce
Annesinin adı bil ki Aminedir
4
Babasının adı Abdullah imiş
Evladı anasından doğmadan ölmüş
Muhammed'i dedesi korumuştur
Çıplakları ve açları arayıp sormuştur
5
Dedesini biliniz adı Abdülmuttalib
Bunları gönülde saklayasınız iyice bilerek
Dedesinin babası idi Haşim
İşitince akar gözümde yaşım
6
Biliniz dördüncüsüdür Abdümenaf
Onları bilse her kim gönlü temizdir
Resul'ün (elçinin) her kim bilse dört neslini
Kıyamette gezer sekiz cennetini
7
Dedesi yedi yaşında ölmüştür
Resul'ü halasına vermiştir
Ebu Talib, Ali'nin babasıdır
Bütün Arapların büyüğüdür
8
Ebu Talip her işin başındadır
Muhammet oturur daima yanında
Muhammed'in yaşı on yedi oldu
Ki o vakitte Hatice onu gördü
9
Muhammed'i bilin ki, o doğan kuşu gibidir
Hatice onu görüp sevdalı oldu
Hatice gönlünde onu sever
Muhammed aşkıyla içi yanar
10
Gece gündüz diler onu Hüdadan
Biliniz sonunda buldu arzusunu
Görünüz Allah'ın hikmetli işini
Muhammed devesini güdüp ona bakıyorken
11
Hatice'ye Resul yardımcı olmuştur
Bil ki bu sebeple onu eş olarak almıştır
Hüda, Hatice'nin bahtını açmıştır
Resul'ün başına inciler saçmıştır
12
Resul'ün yaşı kırka ulaşmıştır
Ki ondan sonra Hüdadan vahiy ulaşmıştır
Ki ondan sonra Muhammed oldu padişah
Resul'ün gönlünde dost oldu Allah
13
Muhammed'in işini Allah bitirdi
İnsanların hepsi iman etti
Resul'ün başında oldu sarık
Otuz üç bin sahabe olgunluğa erişti
14
Resul'e hepsi hizmet etmektedir
Edep ile yürüyüp saygı gösterirler
Resul'ün önüne, bir yetim geldi
"Garibim ve dertliyim" diye söylemiştir
15
Merhamet eyledi Resul onun haline
Dilediğini onun verdi eline
Resul söyledi ona - Ben de yetimim
Yetimlikle gariplikle yetişmişim
16
Muhammed söyledi, “Her kim ki yetimdir
Biliniz ki o benim has ümmetimdir
Yetimi görünce incitmeyiniz
Garibi görseniz yaralamayınız”

Has: Özel
17
Yetimler bu cihanda hor imiş
Gariplerin işi zor imiş
Gariplerin işi daima manevi yolculuktur
Diri değildir garip, ölü gibidir
18
Hudâya garipler malumdur (bellidir)
Garibi sabah akşam sormalıdır
Özelliklerini söylesem, Ali Hüda’nın aslanıdır
Ki kılıç ile kâfiri kırar

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
19
Kâfirleri imana davet eder
Verir her zaman İslam'a kuvvet
Ki mümin olanı alıp gelir
Kabul etmeyeni doğrayıp gelir
20
Ki kılıcı eline alıp binse Düldül'e
Düşer kâfirlerin kavmine velvele
Elindeki silahı Zülfikar’ı
Savaşırken uzar kırk kol boyu

Düldül: Hazreti Ali'nin o ünlü ve sadık atı.
Zülfikar: Hz. Alinin iki uçlu meşhur kılıcı.
20
Ali'nin var idi on sekiz oğlu
Onların her birinin büyük bayrakları vardır
Ali İslam için kanlar yutar
Ki İslam sancağını sıkı tutar
21
Hoca Ahmet bil ki, garipliğe düşmüştür
Peygamber evladına dair sözler söylemiştir

Hikmet-37
1
"Yalancılar ümmetimden değildir" dedi Muhammed bilin
Yalancıların kavmine, ümmetim demez Muhammed
Hakk'ın yolunu arayıp, doğru yürüyen kulunu
Doğru yürüyen kulunu, ümmetten sayar Muhammed
2
Her kim -Onun ümmetiyim dese, Peygamberin yolunu bırakmasa
Şefaat günü (hesap günü) olduğunda, mahrum bırakmaz Muhammed
Yüce Tanrı sözüne, Resulullahın sünnetine
İnanmayan topluluğa, ümmet demez Muhammed

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
3
"Ümmetim" deyip yürürsün, buyruğunu yapmazsın
Nasıl ümitli olursun, seni orada sormaz Muhammed
"Ümmetim" demezse orada, zordur asi kulun hali
Rezil olur mahşerde, ümmetinden saymazsa Muhammed
4
Kul Ahmet gerçeği söylerse, o zaman ona ümmetim der Muhammed
Yarın kopsa kıyamet, mahrum bırakmaz Muhammed

Hikmet-38
1
Hüda'nın nuru, Hüda'nın dostu o Mustafa
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?
Hüda'nın selamı, Hüda'nın zikri Hak Mustafa’dır
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?
2
Kimler için ağlattı gözlerini
Ümmet için yakıp kavurdu kendini
Eğer ümmet olursan, anla işte bu sözlerini
Kimler için ağlattı gözlerini
3
Ağlayarak ağlayarak yüzü gözleri şişti, görün
İbadette ayakta durup ayakları şişti, görün
Ümmet için kaygı ve sıkıntı çekti, görün,
Ağlayarak ağlayarak yüzü gözleri şişti, görün
4
Ey dostlar, bunu bilen ümmet hani
Eğer bilsen, ondan üstün nimet hani
Kıyamet günü ondan üstün şefkat hani
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?
5
Ümmet olup Resulün kıymetini bildiniz mi?
Bedeninle can ile sünnetlerini yerine getirdiniz mi?
Resul için inleyip ağlayarak ömür geçirdiniz mi?
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?
6
Hey hat, ebedi mutluluktur o Mustafa
Hey hat, ganimettir, o Mustafa
Hey hat, bize iyiliktir o Mustafa
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?
7
Kul Hoca Ahmet söyler sözünü, dilim buna yeterlidir
Ümmetim, vefalı ol bana, eziyet etme sünnetime
Ümmetine böyle dedi Hak Mustafa
Kimler için geldi Resul, bildiniz mi?

Hikmet-39
1
Bizden sana çokça salat ve selam, ey Mustafa Muhammed
Sayısız selamlar ve övgüler sana, ey Mustafa Muhammed
Ey peygamberlerin efendisi, ey peygamberlerin sonuncusu
Ey yolunu şaşıranları hidayete erdiren, ey Mustafa Muhammed
2
"Ey örtüsüne bürünen!" dedi Hak, "Kalk ve uyar!"
"Ve sadece Rabbini yücelt!" ey Mustafa Muhammed
En yüce makamdasın, çok büyüksün, güçlüsün ve şereflisin
Bütün peygamberlerin öncüsüsün, ey Mustafa Muhammed
3
Sensin Yaratıcının sevgilisi, Hakkın dergahına layık olan
Bütün yaratılmışların özüsün, ey Mustafa Muhammed
İnsanın yaratılış aslısın, gönderilen elçisin ve son peygambersin
Gizli sırların tek sırdaşısın, ey Mustafa Muhammed
4
Dünya ve ahiretin bahçesindeki dolunaysın, iki yay arası kadar olan o en yakın makamın Tuba ağacısın
Herkesin iki gözünün aydınlığısın, ey Mustafa Muhammed
Arşı ve kürsüyü aşıp geçerek İlahi huzuruna ulaşan
Doksan bin sırrı karşılıklı konuşan, ey Mustafa Muhammed

Tuba ağacı: cennet ağacı.
5
Yer ve gök seninle şenlenmiştir, sahabeler ise senin baktığın kimselerdir
Bütün ümmetin bağışlanmıştır, ey Mustafa Muhammed
Sen her kime sevgiyle yönelirsen, Hak onun azabını kaldırır
Alem senin yüzün suyu hürmetine var oldu, ey Mustafa Muhammed
6
Her kim sana sığınırsa, o cehennemden kurtulur
Cennet tarafına ulaşır, ey Mustafa Muhammed
Canımı sana feda etsem de senin hoşnutluğunu kazansam
Ölsem bile içimde pişmanlığım olmazdı, ey Mustafa Muhammed
7
Her ne kadar günahım çoksa da bağışlarsın İlahım
Sensin benim sığınağım, ey Mustafa Muhammed
Ey Rabbim, nasıl edeceğim, nasıl şefaatini kazanan kul olacağım
Senin ümmetinden olacağım, ey Mustafa Muhammed
8
Senin ümmetinden olanlar ve şefaatine kavuşanlar
Cennet ehli olanlardır, ey Mustafa Muhammed
Ahmet’in arzusu sensin, zikri ve hatırlaması sensin
İşlerin açılması ve kolaylaşması sensin, ey Mustafa Muhammed

Hikmet-40
1
On sekiz bin aleme sultan olan Muhammed
Otuz üç bin ashaba rehber olan Muhammed
Yoksulluğa ve açlığa kanaat eden Muhammed
İsyankar ve günahkar ümmetine, şefaat eden Muhammed
2
Geceleri yatıp uyumayan, sürekli Kur'an okuyan Muhammed
Garibe ve yetime şefkat ve cömertlik gösteren Muhammed
Yoldan sapan ve yolunu şaşıranlara hidayet rehberi olan Muhammed
Her kimin başına zor ve mühim bir iş düşse, ona yetişen Muhammed
3
Ebu Cehil ve Ebu Leheb’e karşı cezalandırıcı ve heybetli olan Muhammed
Kınanma ve günah kirlerinin sabunu olup selamet veren Muhammed
Namaz kılıp oruç tutan, bütünüyle ibadete adanmış olan Muhammed
Durmaksızın tesbih söyleyen, nefsini terbiye eden Muhammed
4
Lanetlenmiş ve kovulmuş şeytana karşı cezalandırıcı ve heybetli olan Muhammed
Şeriatın yoluna yardımcı olan Muhammed
Tarikata yol gösteren ve sarsılmaz bir iradeye sahip olan Muhammed
Hakikate uyanların kendisine tabi olduğu, ilahi izin ve yetkiye sahip olan Muhammed

Tarikata: Hakikat yoluna, o bütünüyle Allah'a ulaştıran manevi menzile.
5
Duaları kabul olunan, yakarışlara cevap veren Muhammed
Kötülüğe karşı iyilikle karşılık veren, keramet sahibi Muhammed
Zalime bile hidayet ve tövbe imkanı veren, celal ve heybet sahibi Muhammed
Eğilerek secde eden, bütünüyle itaat sahibi olan Muhammed
6
Beş vakit namaz vakti geldiğinde imamlık eden Muhammed
Miracı aşıp vardığında ilahi hakikatlere şahitlik eden Muhammed
Arş ve kürsi pazarının yardımcısı olan Muhammed
Sekiz cennetin sahibi ve manevi hükümranlık yetkisine sahip olan Muhammed

Hikmet-41
1
Zavallı Ahmet kuluna kurtuluş beratı ve şefaat fermanı yazan Muhammed
Yetime, fakire ve garibe karşı, cömert olan Muhammed
Muhammed'in sevdasının haykırışı başıma düşüp
Ben onun için, Muhammed'in kapısında aşkından kendinden geçmiş bir deli bir aşığım
2
Her kim onun ümmeti ise, durmaksızın hamt ve övgü söyler
Ey tertemiz ve hiçbir şeye muhtaç olmayan, beni Muhammed'in deli aşığı eyle
İlahım, Gönlüme aşk ve muhabbetini düşürüp
Beni, Muhammed'in benzersiz bir aşığı eyle
3
Beni Mecnun gibi iki cihandan da (dünya ve ahiretten) bütünüyle vazgeçirip
Divane eyleyip, beni Muhammed'in aşkıyla dünyaya rezil olmuş bir aşık eyle
Öldür ve yak, her sıkıntıyı başıma getir
O hesap gününde beni Muhammed'in aşkından kendinden geçmiş bir divanesi eyle

Divane: Aşkla aklını kaybeden.
4
Daima ümmetinin derdiyle dertlendi, dünya nimetini yemedi
Bu onun kerametidir ve şanıdır, hani Muhammed'in ümmeti için çektiği kederleri
Gece ve gündüz ümmetim diyerek hasret çekti
Muhammed, göğsünden kan dolu gönülleri çıkarır

Açıklama: Hz. Muhammetin, ümmeti için hissettiği şefkatin, tasanın ve hüznün ne kadar büyük, dayanılmaz olduğunu anlatıyor.
5
O şahların şahı, ümmetinin günahlarının bağışlanmasını dileyip
O hesap gününde bizde Muhammed'in şefaatinden yana, hiçbir endişe yoktur
Her şeyden vazgeç ve sadece Muhammed'in rızasını dile
Vallahi, o anda Muhammed'in adını zikreden bir dil bulursun
6
Dileğim sendendir, beni ulaştır ey nasılsız ve niçinsiz olan eşsiz yaratıcı
İşitmemi sağla kulağıma, benim için Muhammed'in aşkının kopardığı o büyük yankıyı
Ben senin o güzel cömertliğine kurban olayım, Allah'ım
Bana Muhammed'in denizinden bir damla ver
7
Yol gösterici olan, esirgeyen ve bağışlayan, günahları affeden ve kusurları örtendir
Beni Muhammed'in yolundan sapan utanç içindeki bir gafil eyleme
O Ruhlar meclisinin aşk kadehinden, bana bir damla aşk şarabı lütfet
Lütfet de senin övgünü bütünüyle bilen Muhammed olayım
8
Kara yüzünü rehberinin ayağına sür
Eğer lütfederse Muhammed'in o hakikati gören gözünü verir
Maksadıma ulaştır beni, ey nasılsız ve niçinsiz olan eşsiz yaratıcısı
Ben Muhammed'in yasemin kokulu saçına duyulan, o büyük aşk derdinin talibiyim
9
Yüzünden perdeyi kaldırıp bu zavallıya doğru bak
Ben Muhammed'in o siyah saçının ve ayağının kölesiyim
Zavallı Ahmet Yesevi, efendimizin bahçesinin arzusunu çeker
Muhammed’in ayağının altındaki toprak nasip olur mu?

Hikmet-42
1
Gördüğü zaman inanan Ebu Bekir Sıddık'tır
Herkesten üstün olup Peygamber'e dayanan Ebu Bekir Sıddık'tır
Dertleştiğinde ağlayan, kullukla bel bağlayan
İçini bağrını dağlayan Ebu Bekir Sıddık'tır

Sıddık: sadık, doğrulayan.
2
Sözünden asla dönmeyen, sırrını hiçbir zaman söylemeyen
Gaflete düşüp yatmayan Ebu Bekir Sıddık'tır
Canını canana (sevgiliye) kavuşturan, kızını kendi elleriyle teslim eden
Kollarını bağlayıp yalvaran Ebu Bekir Sıddık'tır
3
Söylediği sözün arkasında duran, nefis ve hırstan uzaklaşan
Hak Resul'ü destekleyip doğrulayan Ebu Bekir Sıddık'tır
Muhammed'e kayınpeder olan, hiçbir hata yapmayan
Boynuna hizmet kuşağını bağlayan Ebu Bekir Sıddık'tır
4
Kul Hoca Ahmet tasdik et, mağara dostunu kıymetini ayırt et
Onu Ariflikte sadık bil, o Ebu Bekir Sıddık'tır

Hikmet-43
1
Peygamber'e ikinci dost olan adaletli Ömer'dir
Müminlikte dost olan adaletli Ömer'dir
Bilal'e ezan okutturan, şeriatı bildiren
Din sözünü anlatan adaletli Ömer'dir
2
Kabe kapısını açtıran, bütün putları kıran
Resul'ün gönlünü rahatlatan adaletli Ömer'dir
Şeriatı sıkı tutan, tarikatı doğru tutan
Hakikati çok iyi bilen adaletli Ömer'dir
3
Oğlunu çağırıp getiren, kırbaç vurup öldüren
Adalet edip yol soran adaletli Ömer'dir
Kandil olup sönmeyen, din yolundan dönmeyen
Haksız iş yapmayan adaletli Ömer'dir
4
Zavallı Ahmet her zaman an, acizliğini esas al
Umulur ki Ruhu şat (mutlu) olsun, o zat adaletli Ömer'dir,

Hikmet-44
1

Peygamber'e üçüncü dostu yoldaş olan, edep sahibi Osman'dır
Her nefeste dost olan, edep sahibi Osman'dır
Hak Resul'ün damadı, dinimizin mimarı
Kullarını azat edeni, edep sahibi Osman'dır
2
Okuduğunun uzmanı, ayet ve hadis yazarı
Minber üzerinde konuşmacı, edep sahibi Osman'dır
Yakarışı Tur Dağı, aldıkları iki nurdur
Söyledikleri hep inci, edep sahibi Osman'dır

Minber: Camilerde hutbe okunan o yüksek merdivenli yer.
Zinnureyn: Arapçada "İki Nur Sahibi" anlamına gelir. Hazreti Osman, Peygamber Efendimizin önce kızı Hazreti Rukiyye ile evlenmiştir. Hazreti Rukiyye vefat ettikten sonra ise Peygamberimizin diğer kızı Hazreti Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir.
3
Pek çok kişi yürüyerek gelip isyan etti, şehzadeyi rahat bırakmadılar
Orada şehit ettiler, edep sahibi Osman'dır
Ey Hoca Ahmet, sen Osman’ın yüksek vasıflarını bütünüyle dile getirdin,
Bunda şüphe ve zan yoktur, edep sahibi Osman'dır

Hikmet-45
1
Peygamber'e dördüncü dost olan, Hüda'nın aslanı Ali'dir
Hem miraçta dost olan, Hüda'nın aslanı Ali'dir
Söylediği söz rahmani, görsen yüzünü nurani
Kafirleri kıran, Hüda'nın aslanı Ali'dir
2
Manevi yardım kuşağı belinde, Mevlamın zikri dilinde
Zülfikar'ı elinde, Hüda'nın aslanı Ali'dir
Binip çıksa Düldül'e, yer sarsılır depremle
Kafirlere korku ve velvele veren, Hüda'nın aslanı Ali'dir

Zülfikar: Peygamberimiz’ in Aliye hediye ettiği ucu çatal olan meşhur mukaddes kılıcı.
Düldül: Peygamberimiz'in Aliye hediye ettiği at.
3
Düşmanlara karşı durdu, kafire katil oldu
Yanlış inançları ortadan kaldıran, Hüda'nın aslanı Ali'dir
Merhamet eylesin Bir ve Var olan, her ne yapsa mutlak gücü vardır
Hoca Ahmet’e yardım eden, Hüda'nın aslanı Ali'dir

Hikmet-46
1
Bir gün geldi Ebubekir, Selman ile
Hak Mustafanın sırrını açtı Rahman ile
Herkes gider bu dünyadan hasret ile
Yolcu olup Hakk'a kavuşmak için
2
Azrail bir gün geldi emir ile
Fatıma selam verdi ikram ile
Hak Mustafa meşgul oldu iman ile
Sıcak bedenden aziz (kıymetli) canını vermek için
3
Resul dedi "sahabeler tutumlu olun
Ahirete bağlandık, siz bunu böyle bilin
Oruç tutun, namaz kılın, zekat verin
Cehennemden özünüzü kurtarmak için
4
Pazartesi günü Hak Mustafa dünyayı geride bıraktı
Hak Tealanın emrine boyun eğdi
İbn Abbas suyu döktü, Ali yıkadı
Cennet içinde hülle elbisesini giymek için

Hülle: Cennet giysisi, nurdan dokunmuş elbise.
5
Allah diyerek sahabeler harekete geçtiler
Peygamberin cenazesini kaldırdılar
O Sidretü'l-münteha'ya ulaştırdılar
Arş üstüne ulaştırarak koymak için

Sidretü'l-münteha: Yaratılmışların ilminin son bulduğu en yüksek makam.
6
Gökteki melekler yere indi
Peygamberin nuru ile alem doldu
"Babam" diyerek Fatıma gözyaşı döktü
Babasından yetim olup kalmak için
7
Kul Hoca Ahmet mücevher gibi hikmet söyledi
Erenlere hizmet edip nazar (feyz) buldu
Doksan dokuz bin hikmet söyleyip destan bıraktı
Destan yapıp bahçe içinde yürümek için

Hikmet-47
1
O "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde
"Evet, Sen bizim Rabbimizsin" dediğimi bilemem
"Ve dininiz nedir?" diyerek tekrar sorduğunda
"Dinim İslam" dediğimi bilemem
2
İlahımdan yine üç defa geldi hitap
Mümin ruhlar "Rabbimsin" diyerek verdi cevap
Cevap vermeyeni kafir eyledi Rabbim Vehhab
Ben de ne cevap verdiğimi bilemem

Vehhab: Karşılıksız ve bütünüyle çokça bahşeden.
3
Bütün ruhlara o saatte ferman ulaştı
Emir gelince zaman geçmeden saf kuruldu
Kafir solda, mümin kul sağda durdu
Hangi tarafta durduğumu bilemem
4
"Secde et" diyerek Hak'tan yine ferman geldi
Secde ederek bütün müminler payını aldı
Secde etmeyip kalanları kafir oldu
Ben de secde ettiğimi bilemem
5
Ey müminler, o günün korkusuyla ağlayan oldum
Bu dert yüzünden aklım şaşkın kalbim ise kan ağlar
Bedenden ve gönülden vazgeçip yaktı canımı
Nasıl ilaç bulacağımı bilemem
6
Hüda'mın kudretine yetişmek mümkün olmaz
Kimin isyankâr kimin kurtuluşa ermiş olacağına hükmetti, bunu bilmek mümkün olmaz
Buna güç bulup da insanlar arasında bu sırrı yaymak mümkün değildir
Hangi tarafa gideceğimi bilemem
7
Birini Mecusi, birini Hristiyan, Yahudi eyledi
Birini mümin, birini kafir o şekilde eyledi
azazil'i (şeytanı) dergahından kovulmuş eyledi
Ne sebepten böyle yaptığını bilemem

Mecusi: Ateşe tapan.
8
Günahım çok dağdan ağır, ibadetim az
İbadet etmeden ömrüm geçti, yaz ve kış
Dergahına varacak olursam, yoktur yalvarışım
Hangi yüz ile varacağımı bilemem
9
Canından vazgeçen gerçek aşıklar özünü gördü
Ezel günü yine birini aşık eyledi
Lütuf ve cömertlik eyleyip, ona aşkını verdi
Orada Hakkın yüzünü göreceğimi bilemem

Ezel günü: Zamanın henüz yaratılmadığı başlangıç günü.
10
Zahit eyledi yine birini, ibadet için
Zahit yine ibadet eylemiş, rahat yer için
Huriler gılmanlar tuba ağacı hizmetçiler ve cennet için
Zahit benim ilahi güzelliği göreceğimi bilemez

Zahit: Kendini ibadete adayan.
Huriler: Cennet kızları.
Tuba ağacı: Cennette kökü yukarıda dalları aşağıda olan mukaddes ağaç.
Gılman: cennet erkeği.
11
Ahiretin aydınlığını hazırlayamadım
Yollar uzak yol yiyeceğini alamadım
Candan vazgeçip Hak buyruğunu yerine getiremedim
Hazırlıksız halde ahirete gideceğimi bilemezsin
12
Dünyaya doymadan kaldım, zaman geçmeden ömrüm geçti
Ölüm meleğinin gelmesi de yakındır
Ey dostlar amelsizim aklım karıştı
Ne hal ile gideceğimi bilemem
13
Ecel vakti gelmeden ve son saat geçip gitmeden
Heybetine yer ve gökler bile dayanamaz
Ferman olsa İlâhımdan ölüm meleğine
Nasıl güç getireceğimi bilemem
14
Can almak için o Azrail gelip dursa
"Canını ver!" deyip heybetle bir darbe vursa
Üç yüz altmış damarım titrese
Ne hal ile gideceğimi bilemem
15
Çoluk çocuk yüzüne doğru bakıp durduğunda
Bakıp durup söz söylemeye dilin dönmeyince
Merhamet etmese en yakınların bile senden tamamen uzaklaşacak
Şaşkın olup ne yapacağımı bilemem
16
Hüdamın emri ile canımı alsa
Canım oraya varıp bedenim burada kalsa
Rengim tıpkı sonbahar yaprağı gibi solsa
İman ile gideceğimi bilemem
17
Çoluk çocuk ağlayıp seni kuşatıp duracak
Yıkayıcılar seni tahta üzerine alacak
Suyu döküp temiz eyleyecek dışımı
Ama içimi yıkadığını bilemem
18
Ondan sonra kefen elbisesini giydirecekler
Temiz ve kirli beze beni koyup saracaklar
Başımı ayağımı sıkıca tutup bağlayacaklar
Tövbe elbisesini giydiğimi bilemem
19
Dört ayaklı tabutumu getirecekler
Beni taputa koyup dört taraftan kaldıracaklar
Dua edip cenaze namazımı kılacaklar
Ben de ne övgü söyleyeceğimi bilemem
20
Ondan sonra beni taputa koyup yola çıksalar
Yetmiş iki yerde benden soru sorsa
Cevap ver deyip, melekler bana korku salsa
Nasıl cevap vereceğimi bilemem
21
Tabut ile getirip dursalar mezarın başında
Dostlarım çok ağlayıp duracak yanımda
Yalnız ağlayıp kalacağım, insanlar başımda beklerken
Orada nasıl yapacağımı bilemem
22
Beni toprağa bırakıp yedi adım uzaklaştıklarında
Sorgu melekleri işte o anda girip gelse
"Rabbin kim?" deyip melekler bakıp dursa
"Rabbim Allah" diyeceğimi bilemem

Münker Nekir: Sorgu melekleri.
23
Kul Hoca Ahmet varacağın yer tehlikeli, yollar çok uzaktır
Varacağın yer yakındır var mı hazırlığın
Tövbe edip kendini bilen, aldı yanına hazırlığını
Ben de hakkıyla tövbe ettiğimi bilemem

Hikmet-48
1
İlahi sevginin denizinde dalgıç olup
Marifetin (ilahi bilgi) cevherini alasım gelir
Tarikatın meydanında kanat çırpıp
O Tuba ağacına konasım gelir

Marifet: İlahi bilgi ve sırları.
Tuba: Cennetteki ulu ağaç.
2
O Tuba ağacını toprağa ekse bitmez
Allah diyen aşık kul hata yapmaz
Gerçek aşık olan ermiş asla yolda kalmaz
Aşık olup Allah'ın adını zikredesim gelir
3
Aşk kullar Hak zikrinden uzak değildir
Hakikatli olan bu dünyaya gönül vermez
Gerçek aşıklar dünya ve ahiret nimetlerini asla kabul etmez
Benim de bu dünyayı bırakasım gelir
4
Tecellinin nuru ile aklı şaşırmış
Allah diyerek gönül bağlayıp, ağına takılmış
Sevginin ateşi ile kaynayıp taşmış
Benim de Allah diyerek varasım gelir
5
Allah'ın adı gönülleri şenlik etti
Belh şehrini bırakıp hırka giydi Ethem
Hırka giyip hidayete adım attı
Hidayete öyle adım atasım gelir
6
Hırka giyen o azizler Hakk'a yakarır
Çünkü sırları dükkan (dünya) içindedir, Hakkı bulup tapar
Ahlarından dağlar parça parça eriyip akar
Temiz olup o hırkayı giyesim gelir
7
Arınıp tertemiz oldu Cüneyt ve Şibli
Nefsini çiğneyip kahretti Hasan Basri
Hak'tan başka her şeyi bırakıp fena fillah makamına erdi Zünnun Mısri
Azizlerin (kıymetlilerin) izinden gidesim gelir

Fenafillah: Kendi varlığını Allah'ın varlığında yok etmek.
8
Allah'ın zikri kibrin evini yıktı
Mürşitler bu zikir meclisini güzelce düzenledi
Ne zaman ki Hu (O) dedim, günahlar meydana toz gibi savrulup yok oldu
Benim de o halkada onlar gibi olasım gelir
9
İlahi aşk şarabını içtiğim an, beni kendimden geçirdi
İlahi aşkın ateşi ile bağrım kebap oldu (kavruldu)
Rabbim Vehhab yüzünü göstermeyi nasip etse
Selamet yurdunun sarayına giresim gelir

Vehhab: Karşılıksız bolca nimet veren.
10
Kul Hoca Ahmet mücevher gibi hikmetler söyledi
Azizleri överek sözünü yaydı
Uzun geceyi gündüze katıp, ibadet için ayakta durdu
Dua okuyup hemen hikmetler söyleyesim gelir

Hikmet-49
1
Her nerede azizlerin (kıymetlilerin) topluluğu olsa
İşte o yerde hal ilmini söyleyesim gelir
Onların sohbetini hoş bulsam ben
Kendimi onlara katasım gelir
2
Hoş sohbetli dervişlere canımı versem
Her bir ayağını bastığı izlerini gözlerime sürsem
Hizmet edip iyilerin duasını alsam
Ondan sonra şevk (coşku) şarabını tadasım gelir
3
Şevk şarabını içen dünyayı boşar
Hızır babam gelip ona ders verir
Dünyayı tepip yürü, yüz bin boşama ile
Böyle bir ere aziz canımı veresim gelir
4
Ne yazık ki güzel insanların hepsi ağlayıp geçti
Anasından doğduğu an yas tuttu
Gözümü yumup açıncaya kadar ömrüm geçti
Bu dünyayı değersiz paraya satasım gelir
5
Dili ile "ümmetim" deyip yalan söyler
Başkasının malını almak için yalan yanlış laflar eder
Helalini burada bırakıp, haramı gözler
Bilgisizlere bu sözleri söyleyesim gelir
6
Zamanın sonuna gelindiğinde, akıl çekip gider
İnsanoğlu birbirini tutup yiyecek
Dünyalık için, imanını İslam dinini satacak
Akıllılara bu sözleri söyleyesim gelir
7
Melekler toplanıp bir gün sohbet kurdu
Zikir edip dönmek için koşarak yürüdü
Miraç sırasında Hak Mustafa bunu gördü
Şimdi benim de dönüp coşasım gelir
8
Hak Mustafa kendinden geçip bayıldı
Cebrail gelip Hak Mustafa'nın başını tuttu
Subhan sahibim kudret ile zikri öğretti
Ümmet olsam, benim de onun zikrini söyleyesim gelir

Cibril: Cebrail: Vahiy meleği.
Subhan: Her türlü eksiklikten uzak olan.
Kudret: Güç, kuvvet.
9
Aşık olsan gözyaşını saçarak yürü
Bayezid gibi dünya ve ahireti terk ederek yürü
İbrahim bin Ethem gibi taht ve devletten vazgeçip yürü
Himmet (yardım) etsen, dünya ve ahireti terk edesim gelir

Bayezid-i Bistami: Ünlü mutasavvıf.
İbrahim bin Ethem: Tahtını terk eden meşhur mutasavvıf.
10
Kul Hoca Ahmet, dünya heveslerini görürsen kesinlikle kaç
Zikrini söyleyip tarikatın yolunu aç
Ayet ve hadis sözü ile altınlar saç
Erenlerden inci ve mücevher alasım gelir

Hikmet-50
1
Sevgi bahçesine bülbül gibi
Seher vakitlerinde feryat ederek konasım gelir
O vakitte İlahımın yüzünü
Mana gözü ile apaçık göresim gelir
2
Yiğitler, Hak yolunun başlarıdır
Mürit ile Hüda arasında elçilerdir
Birlik denizinin yolcularıdır
Kapıya varıp kapıcı olasım gelir

Mürit: Hak yolcusu, derviş, bağlanan.
3
Hakk’a kavuşmayı dileyenler gece gündüz demeden
Durmadan canı ile söyler O'nun zikrini
Hak'tan ilham yetişip gelir, bilsen bunu
Ahiretin yiyeceğini alasım gelir
4
Sevginin asasını (değneğini) elime alıp
Mutluluk hırkasını bedenime giyip
Sevginin kanadı ile kanatlanıp
Marifetin dalına konasım gelir
5
Erenlerin hepsi göçüp toprağa karıştı
Gayretlenin ey dostlarım, uyanık olun
Musa sıfatıyla Tur dağında yüzünü görüp
"Rabbimiz bize göster seni" diyerek söyleyesim gelir
6
Yazıklar olsun, kıymetli ömrümü boşa verdim
İbadetten hiç şey yok baksam elime
Kulluk kemerini şimdi bağladım belime
Gayret edip pirin hizmetini yapasım gelir
7
Güzel bir mucize ile iman ihsanını verdi
Bedenimin, canımın, gönlümün, ruhumun sevdasını
Sır kulağını açıp iniltinin seslenişini
Çağrıyı işitip canımı feda edesim gelir
8
Kul Hoca Ahmet aşağılık kimselerden değildir, bil
Nefis terbiyesini yapmayana hiç alemi göstermez O
Allah demek inanan kula utanç değildir
Hakk’ı anmak için canımı kurban edesim gelir

Hikmet-51
1
İlahi sevginin pazarında gezinip
Ahiretin sevdasına başlasam ben
Bu dünyanın itibarını arkamda bırakıp
Alçakgönüllülük ve feryat yollarını sevsem ben
2
Bu yollarda nefsi alçaltmak ve gönülden inlemek gerekir
Tesbih, Lailaheillallah demek, oruç ve namaz, gönülsüzse boş imiş
Yalancılardan Hüda ve elçisi uzak imiş
Yalan namazın gösterişlerini atsam ben

Lailahe illellah: Allahtan başka ilah yoktur.
3
Gerçek gönülle namaz kıl ki, Hüdâ bilsin
Halk içinde rezil ol, bırak herkes gülsün
Toprak gibi alçakgönüllülüğü kendine çek, nefsin ölsün
Himmet (yardım) edersen nefsimi dizginleyip ağlasam ben

Hüdâ: Yaratan, gönüllerin sahibi.
4
Dostlarımı rezil eden nefis arzusudur
Onun için lanetli şeytan kavga çıkarır
Yardım edersen benlik davasını bitireyim
Nefis terbiyesinde canıma çile çektirip çalışsam ben
5
Aşk yolunda damla damla kanlar yutayım
Rahman adlı rahmetinden umut tutayım
Aşk kadehinden doyana kadar verirsen, canımdan vazgeçeyim
Hasretinle iki gözümü yaşa boğsam ben

Rahman: Esirgeyen, bağışlayan.
6
Nefsim beni ateş gibi yakıp yolumu kesti
Yüz bin türlü yemek isteyip dükkan kurdu
Ağzını açıp her kapıya beni sürdü
Yardım verirsen nefsimin köpeğini tutayım ben
7
Aşkım taştı ruhum kaçtı nereden bulayım
Arkasından aşk atını binip koşturayım
Kimi görsem Hızır bilip elini tutayım
Hızır ve İlyas yardım edince sıkıca tutayım ben
8
Günahım çok dünyaya sığmaz, kime söyleyeyim
Tövbe edip eğri yoldan doğruya döneyim
Pişmanlık içinde etlerimi koparıp savurayım
Yüz defa -eyvah diyerek parmaklarımı ısırsam ben
9
Günah işleyip tövbe etmeyerek sınırı aştım
Nefsim beni taşkınlığa sürükledi, acayip bir şekilde şaşırdım
Allah’a şükürler olsun ki, mürşidime yönelip sığındım
Kötü nefsi elime alıp tutayım ben
10
Kul Hoca Ahmet, her bir sözün derde dermandır
Taliplilere açıklasam kalmaz pişmanlıkları
Dört bin dört yüz hikmet söyledim Haktan buyruk ile
Buyruk olursa ölünceye dek söyleyeyim ben

Hikmet-52
1
Birlik küpü açıldı, meyhaneye girsem ben
Bir kadeh içip o şaraptan sarhoş ve hayran olsam ben
O şarabın tadı içimi, bağrımı kan eyledi
Gönül kanımı akıtarak sevgili tarafına gitsem ben

Küp: İçine sıvı veya yiyecek konulan kap.
Vahdet: Birlik, Vahdet ile bir olma.
2
İçkiyi sunan her an hal şarabını sundu
Kendimden geçmiş bir halde, o an inleyip feryat etsem ben
İnsanlığın yakasını aşk ateşi yaktı
Birlik denizini o anda içsem ben
3
O denizin dalgasına dalmayan dalgıç inci alamaz
Canımdan vazgeçip inci için denizinin dibine dalsam ben
Hoca Ahmet’in küpünde sevginin şarabı saklıdır
Aşıklara o şaraptan dilediği kadar versem ben

Hikmet-53
1
Allah diyen kulun yerini cennette gördüm
Huri ve gılmanı, hepsini karşımda hizmette gördüm
"Öyleyse beni anın” zikrini daima söyleyen kulları
Hepsini yoldaş olarak Adn cennetinde gördüm

Gılman: Cennet hizmetçileri.
"Öyleyse beni anın" : Bakara Suresi 152
2
Gece gündüz uyumadan Hu (O) zikrini söyleyenler
Melekleri yoldaş olarak arşın üstünde gördüm
Hayır ve cömertlik yapanlar, yetim gönlünü kazananlar
Dört dostu yoldaş olarak Kevser kenarında gördüm

Dört dost: Hz. Muhammed'in dört halifesi
Kevser: Cennetteki kutsal havuz/ırmak.

3
İlmine göre amel eden bilginler, yola giren itaatkârlar
Öyle hakimin yerini esenlik yurdunda gördüm
Hakim olan bilginler, para rüşvet yiyenler
Öyle hakimin yerini yakıcı ateşte gördüm
4
Müftü olan bilginler, haksız fetva verenler
Öyle müftünün yerini Sırat köprüsünde gördüm
Zalim olup zulmeden, yetim gönlünü inciteni
Kara yüzlü olanı mahşerde, elini arkasında bağlanmış gördüm

Müftü: Fetva veren.
5
Cemaate varmayıp, namazı terk edenler
Şeytan ile aynı yerde, en alt derecede gördüm
Kul Hoca Ahmet madeni açtı, inci ve mücevheri saçtı
Bu sözü dinlemeyeni gaflet içinde gördüm

Hikmet-54
1
Yola giren erenlerden yolu sormadan
Ağlamayayım mı ey dostlarım, hata yaptım
Hakk’ın zikrini gece-gündüz adet eylemeyerek
Ey dostlar, kendi canıma eziyet ettim
2
Allah'ı anmak gönülleri aydınlatır
Aşıklara Hüdanın kendisi söz vermiştir
Aşk kokusu Mustafa'ya hediye olarak gelmiştir
O sebepten gözyaşımı şahit kıldım
3
Allah der ki “Aşıklarım Burak'a binmiş olanlardır
Hakk’ın zikrini söyleyenlere rahmet yağar
Çok ağlayan yüzümü şüphesiz görür
Mahşer günü yüzümü onlara bağışladım”

Burak: Göksel bir binek.
4
Aşıklara yüz bin Burak vereceğinin sözünü verdi
Dünya halkının kınaması ona uzaktır
Bu dünyada halkın gözüne yanan bir ışıktır
Ahiret içinde yüz bin köşk inşa eyledim
5
Derdi olmayan insan insan değildir, bunu anlayın
Aşksız insan hayvan cinsindendir, bunu dinleyin
Gönlünüzde aşk yoksa benim halime ağlayın
Ağlayanlara özel aşkımı bağışladım
6
Kul olsan benlik davasını kesinlikle at
Seherlerde canını zorlayıp durmadan çalış
Yoldan azan sapkınları doğru yola yönlendir
Bir bakışta gönüllerini huzura kavuşturdum
7
Gerçek derdi olana kendim ilacım, kendim dermanım
Hem âşığım hem sevilenim, özüm sevgilinin kendisidir
Merhamet edeyim adım Rahman, özüm Sübhan’dır
Bir bakışta iç dünyalarını huzura kavuşturdum

Rahman: Esirgeyen, bağışlayan.
Sübhan: Her türlü noksanlıktan uzak.
8
Şafak ağarıncaya kadar Hak zikrini söyleyen kişi
Akan gözyaşı, dağı ve çölü bahçe eyler
Allah der "Başkası ile yoktur işi
O âşığı halktan ayrı eyledim”
9
Aşkın yükünü yere bıraksam, yer kaldıramaz
Defter yapsam, yaşadığın sürece yazsan bitmez
Hakk’ı bilen bey ve hükümdar halkı bilmez
O kulumu kendi yolumda tutar eyledim
10
Mal ve paraya önem vermez âşık kişi
Yol üstünde toprak olup aziz başı
Ondan sonra nurla dolar içi dışı
Yarın varsa mahşere, onu padişah eyledim

Aziz: Değerli.
11
Hak'tan korkup mal ve parayı sevmeyeni
Hakk’ı söyleyip bir an yatıp uyumayanı
Yatsa kalksa Hak zikrini bırakmayanı
Açtım gönül gözlerini açık eyledim
12
Oruç tutup halka gösteriş yapanları
Namaz kılıp tesbihi ele alanları
Şeyhim diyerek kendine binalar kuranları
Son nefesinde imanından uzak eyledim
13
Hakk’a âşık olup söyledi Kul Hoca Ahmet
Doğrulukla işitene, olsun yüz bin rahmet
Dua edeyim görmesin sıkıntı zahmet
Eğer akıllı isen, bir söz ile ifade ettim

Hikmet-55
1
Yolumun anılması yüce bir hatıradır, anlatacak olursam
Bal gibi tatlı olur dilim benim
Kendimi yoksul eyledim, değersizliğimi itiraf ettim
Kanat çırpar, uçar kuş gibi gönlüm benim
2
Türlü yaşayışım, türlü işim, kederli başım
Ayırdı canımı, gitti aklım, aktı gözyaşım
Günah ile doldu baştanbaşa içim dışım
İhtiyaçsız olan Hak, açsın yolumu benim
3
Gözüm düştü gönlüm uçup arşı aştı
Ömrüm geçti, nefsim benden kaçtı, denizim taştı
Yolcular gitti menzili aştı, yorgun düştü
Sır, aşığa ulaştı, nasıl olacak halim benim
4
Dış görünüşüm burada, iç yüzüm ise orada, kudretindedir
Uzun gecede, aydınlık günde gönlüm oradadır
Geceleri kul olarak yürürüm, peki varlığım nerededir
Sorsa bana orada, günahkârdır dilim benim
5
İçtim şarabı oldum harap, aslım topraktır
Görerek geldim, gönlüm bir serap, aşka doymuşum
Hak'tan sesleniş gelirse, kullar azap görmez
Pınar gibi akar gözümden yaşım benim

Serap: Sıcak havada ışığın kırılmasıyla uzakta su varmış gibi görünen aldatıcı göz yanılması, mecaz olarak da boş hayal veya yanılsama demektir.
6
Aşk yoluna düştüm, Burak bineğim gider, pazar yolu tutulmuş, yine de oraya varır
Dünya pazarı içine giren kullar, yolunu şaşırır
Başım bıkkın, gözyaşım sızar, kanım tutar
Adım Ahmet, Türkistan'dır ülkem benim

Hikmet-56
1
Durmadan huzurunda Allah dersem
Feryat edip inleyerek, Seni zikredip "Rabbim" dersem
Kulu olup kulluğunda boyun eğsem
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben
2
Zekeriya gibi bu başıma testere koysam
Eyüp gibi bu tenime kurdu koysam
Musa gibi Tur dağında ibadet etsem
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben
3
Yunus gibi deniz içinde balık olsam
Yusuf gibi kuyu içinde gece-gündüz olsam
Yakup gibi Yusuf için feryat edip inlesem
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben
4
Şibli gibi aşık olup sema etsem
Bayezit gibi gece gündüz durmadan Kabeye gitsem
Kabeye yüzümü sürerek feryat edip inlesem
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben

Sema: Dönerek yapılan zikir.
5
Maruf kerhi gibi işte bu yola adım atsam
Mansur gibi candan vazgeçip idam ağacına varsam
İdam ağacı üzerinde şevkle Hakk'ı çağırsam
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben
6
Kul Hoca Ahmet, kulluk içinde sabit olsam
Zikrini söyleyip zikreden biri olup "Rabbim" desem
Zikrinle coşkuyla kavrularak yansam
Bu işlerimle ey Rabbim, Seni bulacak mıyım ben

Hikmet-57
1
Allah'ımı arıyorum, ondan izin alıp gidiyorum
Daima Seni söylerim, Lailâhe illallah
Nereden onu bulurum, canımı kurban ederim
Kurban olup giderim, La ilahe illallah

La ilahe illallah: Allah'tan başka ilah yoktur.
2
Canımı ve gönlümü vereyim, verip bakıp durayım
Canım ve gönlüm yanmıştır, yanıp kebap olmuştur
Canım ile söyleyeyim, La ilahe illallah
Aşığın yurdu perişandır, derdine derman yoktur
3
Sizde söyleyip durun, söyleyeyim La ilahe illallah
Ahmet oğlu İbrahim bu sözü güzel söyledi
Söyleyip durun canlarım, La ilahe illallah

Ahmet oğlu İbrahim: Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin yolunu sürdüren derviştir.

Hikmet-58
1
Ansızın bulunduğum yerde gönlümün içinde
Hak Mevlamın bakışı gönlüme düşmüş olmalı
Gönül ülkesindeki kırk yıllık pası temizleyen
Hak zikrinin nuru, kalbimi açmış olmalı
2
Zikredenler bir araya gelip meclis kurduğunda
Zikir ve sema düğünü kurulduğunda
Boynu bu dünyanın bağlarından kesildiğinde
Gönül kuşu Hakkın katına doğru uçmuş olmalı

Sema: Dönerek yapılan zikir.
3
Hiç bilmem nasıl olacak benim işim
Onun için daima gözümden akar yaşım
Seherlerde kalkıp Hak'tan dilemişim
Melekler "âmin" deyişine inmiş olmalı
4
Dertli cana yakındır Hak kapısı
Pişmanlık içinde kurtuluşa yeter mi birer ahı
Hangi gönül, Hakk'ın bakış yeri olsa
Hakk'ın nazarı gönlüne dolup taşmış olmalı
5
Hak işini hak rızası için söylediler
İnsanların arasında benliklerini erittiler
Sıkıntıları nimet gibi yüklendiler
Bağrı kanlı gözü yaşlı dolmuş olmalı

Bağrı: Yüreği, iç dünyası.
6
Seven kullar sevgiliye yöneldiler
Dünyayı bırakıp din işine yöneldiler
Aşık kullar Allah diyerek hareketlendiler
Şeytanın zehri, nur ile yarılıp kaçmış olmalı
7
Ey Kul Ahmet, bu gördüğün sadece Allah değil özünü bil
Bildiğin ilmin ile kendin amel et
Büyük küçük dostlardan özür dile
Sen bilmeden, senden hata çıkmış olmalı

Hikmet-59
1
Ey dostlar yüreğim bağrım kebap oldu (pişti)
Gerçek aşık canından vazgeçmiş olmalı
Aşk ışığı gönül mülkünü harap eyledi
Bu sebepten aklım bilincim gitmiş olmalı
2
Aşksız kişi insan değildir, anlarsanız
Sevgisiz olan şeytan topluluğunu dinlerseniz
Aşktan başka sözü eğer söylerseniz
Elinizden iman islam gitmiş olmalı
3
Meyhaneye giren aşığın sırrı açıktır
Yüreği pişip gözyaşı akıp feryat eder
Boş yere gezer, nereye giderse gönül evi haraptır
Şüphesiz bilin ki, birlik şarabından tatmış olmalı
4
Aşk düştü bu başıma hayran oldum
Evden barktan geçip yine sersefil oldum
İki dünyayı perişan edip çıplak oldum
Çıkan ahım, göklere ulaşmış olmalı
5
Akıllı isen Hak’tan başka her söz sana haramdır
Yaşadığın sürece Pirine hizmetini yap daima
Allah dersen, lanetli şeytan sana köle olur
Allah demeyen, inancını satmış olmalı
6
Ömrü ziyanla geçenler, aşkı bilmez
Canından vazgeçen divaneyi, gözüne takmaz (dikkate almaz)
“Hu” sohbeti olan yere, kaçıp gelmez
Canı ve gönlü taştan daha beter olsa gerek

Hu: O.
Divane: İlahi aşkla kendinden geçmiş.
7
Allah'ın sevdiği kul, daima ağlayarak yürür
Hak’tan korkup sırrını söyleyip seher vaktinde kalkar
Yahya sıfatı ile durmadan ağlayıp yas tutar
Bu dünyayı arkasına bırakıp atmış olmalı

Hz. Yahya: Yahya peygamber, Hak korkusuyla hayatı boyunca gözyaşı dökmüştür.
8
Aşıkların işidir, aşkla yanıp erimek
Aşıkların tek derdi, oruç tutup namaz kılmak ve
Mahşer günü Hak’a yalvarış, gözyaşıdır
Arif olan aşık dert ve elem çekmiş olmalı
9
Aşıkların ağzı gülse de, dili titreyendir
Allah için gözünde yaşı, bağrı yanıktır
Canı zikreden, gönlü şükreden, fikri hep sevgilidir
İnşallah kıl gibi köprüyü geçmiş olmalı
10
Aşıklar halk içinde yanarak ağlar
Dışları güler, iç dünyaları yürek dağlar
Ecel sıkıştırıp gelince, ölmek için hazırlığını yapar
Sevgiliye durumunu arz etmiş olmalı
11
Aşıklar kınanmaktan kaçmaz olur
Bilgisizlere içindeki sırrını açmaz olur
Her namerte inci ve cevher saçmaz olur
Kendisi (aşk kitabını) okuyup kanlı yaş, yutmuş olmalı

Namert: Mert olmayan, alçak kişi.
12
Pirini seven aşığın, (dünyaya) hevesi yoktur
Yüz bin türlü ibadetinin, temeli yoktur
Ey dostlarım aşk derdinin devası yoktur
Geceleri kalkıp, pirin eteğini tutmuş olmalı
13
Pirim rehberim, bana nazar etse verir deva
Geçici heves ve benlik tükenmiş olmalı
Ondan sonra lanetli şeytan senden uzaklaşır
Dar mezarda iman ile yatanlardandır
14
Kul Hoca Ahmet, Hak sözünü söyler daima
Hak’tan başka sözlerin, hepsi haram imiş
Nasip ederse, esenlik yurdu olur yerin
Bağışlanma denizine batmış olmalı

Hikmet-60
1
Hak Teala nurunu gönlüme düşürdü, canım yandı
Gelin ağlayın zikreden kullar zikir söyleyelim
Seher vaktinde Pirim bakıp sordu
Gelin ağlayın zikreden kullar zikir söyleyelim
2
Zikredenlere söz verdi Kadir Hüda
Mezar içinde bahşetti, hurileri ve yüzünü
Zikredenlerin durduğu yer, sonsuzluk yurdudur
Gelin ağlayın zikreden kullar zikir söyleyelim
3
Zikreden şükreden olursa yeri cennettir
Kanlar aksa da gözlerinden, başa kakmasın
Onun ümmeti olursan, zikrini söylemek size sünnettir
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
4
Zikredenlere Hüda kendisi söz verdi
"Beni anın, ben de sizi anayım" ayeti geldi
Firdevs adlı cennetinden, huzura erme nasibi geldi
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
5
Zikredenler, her nefeste zikrini söyler
Tövbe edip eğri yoldan doğruya dön
Zikrini söylerse, yavaş yavaş coşkusu artar
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
6
Zikredenleri, halka içinde nur olarak görür
Onun için halka içine kendini atar
Sevgilisini gördüğü zaman canını verir
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
7
Yalancı aşık, sevgilisinden canını sakınır
Ahiret yolunu arkaya atıp, dünyayı sever
Hu halkasının kurulduğu yerden kaçar
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim

Hu: O.
8
"Çok yalan söyleyen ümmetimden değildir" dedi Efendimiz
Bu sözlere yol gösteren Hadidir rehberimiz
Yalancıya ümmetim demez, O Peygamber
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim

Hâdi: Doğru yolu gösteren.
9
Rahman olan İgem (sahibim), gerçek aşığın yolunu açar
Muhabbetin şevkiyle gözyaşını saçar
"Allah" diyerek nereye giderse, şeytan kaçar
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
10
Zikredenler zikrini söyleyip feryat eder
Gözyaşını sarı solgun yüzüne çiy tanesi gibi döker
Çölleri gezip kendini şaşkın eyler
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
11
Zikreden kullar, Hakk'ın buyruğunu sağlam tutar
Samimiyetle Allah diyerek kanlar yutar
Halkın içine girdiği vakitte, canından vazgeçer
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
12
Temizlenmeden zikir söyleyene lanet yağar
O gün olan evlat şeytan doğar
Ölüm vaktinde ona ilk önce, şeytan gelip bakar
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim
13
Temizlenmeden zikrini söyleyen iman etmez
Ölüm vaktinde, Hak Mustafa elini tutmaz
Sübhan İgem (sahibim) günahını asla bağışlamaz
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim

Sübhan: Her türlü eksiklikten uzak olan.
14
Mümin olursan abdestiz zikrini söyleme
Kerametler anlatıp halka dinini satma
Müslümanlık iddiasında bulunup kâfir gitme
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim

Kerametler: Olağanüstü haller.
15
Zikreden olursan, zikrini söylemeden asla yatma
Cahil ile soysuzlara hiç söz söyleme
Münafıklar halinden sorarsa, bir söz söyleme
Gelin ağlayın zikreden kullar, zikir söyleyelim

Münafıklar: İkiyüzlüler.

Hikmet-61
1
Aşk ateşini gizli tutup saklardım
Can yakıp yürek bağrımı kebap etti
Pirden yardım olmaz olursa şimdi bana
Bu dert bizi dostlar, haddinden fazla harap etti

Kebap: Pişmiş, yanmış.
2
Aşk sırrını her namerde söylemek doğru olmaz
Ne kadar yaksan da, rüzgarlı yerde çıra (ateş) yanmaz
Yolunu bulan yiğitleri bilmek mümkün olmaz
Ağlaya ağlaya gözyaşını su kabarcığı etti
3
Gerçek âşıklar canlarını feda edip geçerlermiş
İbrahim Ethem gibi düzenini bozup, malını atıp
"Hu" (O) diyerek Hak zikrini söyleyip hoşlanarak,
İmanı tasdikleyip, içini kebap etti
4
İbret al yola giren yiğitlerden
Canı cana bağlayıp yürüyenlerden
Yolunu sorup yoldan güvenle gidenlerden
Öyle kullar halini sınırsızca harap etti
5
Kul Hoca Ahmet, nefis dağından çıkıp aştı
Yüreği bağrı coşup kaynayıp taştı
Allah'a hamdolsun, yolunu bulup yakınlaştı
Gönlünün kanıyla kendisini kebap etti

Hikmet-62
1
Halık’ımı ararım gece gündüz dünya içinde
Dört yanımdan bana yol indi, varlık ve mekân içinde
Dörtten yediye ulaştım, dokuzu geçtim
Ondan ikiye geldim, göklerin dönüşünde

Halık: Yaratan.
2
Üç yüz altmış suyu geçtim, dört yüz kırk dört dağı aştım
Birlik şarabını içtim, düştüm meydan içine
Çünkü meydana düştüm, meydanı dolu gördüm
Yüz bin arifi sordum, hepsi coşkuyla dolaşma içinde
3
Dalgıç olup denize girdim, vücut şehrini gezdim
İncisini sedefte gördüm, cevherini maden içinde
Arş ve Kürside yürüdüm, Levh ve Kalem'i gördüm
Vücud şehrini gezdim, söyledim bu can içinde

Sedef: İstiridye ve midyenin içinde inciyi içinde barındıran kabuk.
Levh: Levh-i Mahfuz, kaderin yazıldığı levha.
Kalem: İlahi kaderi yazan kalem.
4
Canımı Sevgili’de gördüm, aşkını meydanda gördüm
Aşıkların meydanı, hepsi bahçe içindedir
Ermişi gördüm ona uydum, istediğimi sordum
“Hepsi sende” dedi, kaldım hayran içinde
5
Hayran olup kaldım, kendimden geçip daldım
Özümü derde attım, dermanı derdin içinde buldum
Kırmızı gül açılmışken, bülbül başkasını seyretmek ister mi
Her gülün dış halini görme, asıl gülü gül bahçesi içinde ara
6
Zavallı Hoca Ahmet’in canı hem cevherdir hem de cevherin kaynağıdır
Bütün varlık onun mekânıdır, o mekânsızlık alemi içindedir

Hikmet-63
1
Seherlerde kalkıp ağlayarak dua etsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
Gözyaşımı akıtıp, kanımı döküp dua etsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
2
Dergâhına başımı koyup inlesem
Gözyaşımı akıtarak çiy damlası eylesem
Çölleri gezip kendim aklımı yitirsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Çiy: şebnem: Sabah vakti yapraklar üzerinde oluşan su damlası.
3
Nereye gitsem seni anıp ağlasam ben
Hizmetinde var gücümle çalışsam ben
Hasretinle yüreğimi bağrımı dağlasam ben
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
4
Her gün yüz bin kere kollarımı açıp âmin desem
Musa gibi Tur Dağı'nda sırrımı anlatsam
Doksan dokuz sırrını söyleyip canımı versem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
5
Bayezid gibi yetmiş kez kendimi satsam (adasam)
Allah demenin derdiyle ölüp gitsem
Nefis terbiyesiyle yorulup, aç kalarak o yola katlansam
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
6
Allah için evlatlarımı yetim bıraksam
Nefis terbiyesiyle çektiğim çileden kemiklerimi eriyip tükensem
Ailemi ve yuvamı ganimet gibi elden çıkarsam
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
7
Allah diyen kulların hizmetkarı olsam
Aşk ile yanıp uçan kül olsam
Yol üstünde toprak gibi yol olsam
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
8
Allah, Allah, canım Allah, dilim Allah
Senden başka sığınağım yok, Vallahi Billahi
Ağlayarak dergahına geldim Allah rızası için
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Vallah-Billah: Allah'a yemin olsun ki.
9
İyilerin sohbetinde zikreden olsam
Bana her ne sıkıntı gelse de şükreden olsam
Eyüp gibi belasına sabreden olsam
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
10
Kapı eşiğine başımı koyup tövbe etsem
Gıybet eden dilimi yüz bin parçaya kessem
Günah işleyen benliğimi parça parça etsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Gıybet: Arkadan çekiştirme, dedikodu.
11
Tövbe ettim, tövbe ettim kabul eyle
Tövbe mi kabul etmezsen canımı al
Yolda kaldım, yolda kaldım kolumu tut
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
12
Allah için yiğitçe canımı versem
Ailemi, evimi ve malımı bırakıp gitsem
İmanımla gitsem, can gitse ne olur ki
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
13
Sabahleyin erken kalkıp Hakk'a yansam
Büyük küçük günahlardan tövbe etsem
Yalvarıp Yüce makama boyun eğsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
14
Kahhar İgem (efendim) senden korkup uyansam ben
Günahımı itiraf edip inlesem ben
Seherlerde yakamı tutup yalvarsam ben
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Seher: Gün doğmadan önceki son gece vakti.
15
Taşkın gelen denizlerde yüzsem ben
Yolunu şaşırmış deve yavruları gibi feryat etsem ben
Ölüm vaktinde bin bir adını söylesem ben
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
16
Eyvahlar olsun bana diyerek, pişmanlıkla korkup kalksam
Pirimin dergahını durmadan öpsem
İyilerin ayağının tozu olup ölsem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?
17
Şafak vaktine kadar ağlayıp, durmadan korkarak yola çıksam
Sübhan derdini söyleyip, sürekli inleyerek çıksam
Toprak gibi aciz olup horluk çeksem
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Sübhan: Noksanlıklardan münezzeh.
Sübhan derdi: Allah’ın yüceliği karşısında insanın kendi acizliğini fark etmesi.
18
Kul Hoca Ahmet canını ver yiğitçe
Canından vazgeçip yola girersen, görürsün ilahi yüzü
İstediğini verir sana, Perverdigâr (besleyip büyüten)
Dostlar, Hocam beni köle diye kabul eder mi?

Hikmet-64
1
Bu âlemde Hak’tan korkup inleyerek ah çeksem
Ahirette ruhum huzur bulur mu acaba
Erenlerin bastığı toprağın izini gözüme sürsem
Pirim beni yola koyarmı acaba
2
Başımı verip hazırlansam, samimi olsam
Nefsin ve şeytanın çengelinden kurtulmuş olsam
Can verirken yardım etse Hızır İlyas
Yardımcıların yardımcısı bana Yasin süresini okurmu acaba
3
Dağ ve çöller günahımı taşıyacak gücü bulamaz
Her gün yüz bin günah isyan benim adetim oldu
Bu işlerle bana ahirette rahatlık varmıdır
Tövbe etsem alışkanlıklarım kalır mı acaba
4
Kapı eşiğine başımı koyup inleyerek feryat etsem
Garibin yetimin başını okşayıp duasını alsam
Hak'tan korkup dünya işini geriye bıraksam
Hocam, gönlümün halini sorar mı acaba
5
Ademin temiz yolunu dile getirsem
"Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik" diyerek feryat etsem
Issız çölde gözyaşımı çiğ damlası gibi döksem
Bir ve tek varlığım, beni yoluna koyar mı acaba

"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!" Araf Suresi 23.
Seherlerde: Şafak vakitlerinde, tan yerinin ağardığı zamanlarda, gün açarken.
6
Seherlerde inleyip ağlasam ben
Can verirken kendimi sağlam tutsam ben
Şevkle yüreğimi bağrımı dağlasam ben
Hakk’ın ışığı kabrimin içinde yanar mı acaba
7
Başımı ve bedenimi toprak edip yok olsam
Yüzünü görmeyi dileyip hasretiyle tükensem
Ailemden ve yuvamdan ayrı kalsam
Dostlar, Efendimin bana merhameti gelir mi acaba
8
Lanetli şeytan beni yoldan çıkardı, halim perişan
Ağlamayayım mı, nefsim beni heveslere esir etti
Dünya halkı göçüp gitse, ben keder içinde kalsam
Kâfir nefsim şeytanı tanır mı acaba
9
Garip canımı Hak yolunda kurban eylesem
Şah Hasan gibi Kerbela'da susayıp ölsem
Hak'ın şarabını içerim deyip susuz gitsem
Oraya gidersem susuzluğum diner mi acaba
10
Sahabeler gibi din uğruna mücadele edip başımı versem
Şehr-i Banu Hanım gibi, imamlar gibi ağlayarak gezsem
Allah için kâfirlere tutsak olsam
Rahman İgem (sahibim), bu halim sana kabul olur mu acaba

Şehr-i Bânû: Hazreti Hüseyin'in hanımı, Hazreti Zeynelâbidîn'in annesi.
Rahman: Esirgeyen, merhametli olan.
11
Çaresizim, mahcubum elimi tut
Yoldan sapmış çaresizim, yoluna koy
Allah deyip yok oldum, merhamet eyle
Günahkarlara feyz ve fetih verir mi acaba

feyz: Bolluk, bereket, nur.
12
Ey isyankârlar tövbe eyleyin, Hak işitsin
İnleyişinizden yer ve gökler feryat etsin
Melekler, Hak'tan isteyip payını versin
Payını alan kulun kederi olur mu acaba
13
Aklım şaşkın, gözüm yaşlı, gönlüm harap
Hak yolunu bilemem, ben özümde cahilim
Ey yolcular güçsüzüm nerede sevgili
Sevgilimden bir haber bilen olur mu acaba
14
Sevgiliyi bulayım dersen, seher vakti kalk
Aşıkların meclisine kendini at
Hakkı arayıp ağlayarak yürüyüp, yas tut
Yas tutmadan tarikata (hak yoluna) girmek mümkün mü acaba
15
Hakka kavuşmayı dilersen, ağlayıp inle
Zikrini söyleyip erenlere yardım et
Eziyet çekip erenlerden pay al
Nasip almadan yüzünü görmek mümkün mü acaba
16
Kul Hoca Ahmet, her ne dersen de nefsine düşkünsün
Hak’tan korkup ahireti düşünmezsin
Geceleri uykuyu başından atıp Hu (O) demezsin
Nefsinin peşinde koşanları hocam kabul eder mi acaba

Hikmet-65
1
Her sabah vakti boynumu büküp "Rabbim" dersem
Rabbim benim isteğimi verir mi acaba
Gözlerimden kanlı yaşlar döküp inleyerek ağlasam
Tanrım benim gönül halimi sorar mı acaba

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
2
Sevginin meydanında canımı ortaya koysam
Mansur sıfatıyla başımı verip idam ağacında oynatsam
Yüz bin türlü çile çekip canımı ateşe atsam
Aciz kulun yüzünü görür mü acaba

Mansur: Hallac-ı Mansur. “Ben Hakkım” dediği için idam edilmiştir.
3
"Ey Rabbimiz" zikrini söyleyip zikreden olsam
Sayısız sıkıntıyı başıma alıp şükreden olsam
İyilerin sohbetinde hazır olsam
Zavallı kulun, feyiz ve fetih alır mı acaba
4
Zahitler gibi namaz kılıp ibadet eylesem
Aşıklar gibi ağlamayı adet eylesem
Kendi yurdumda garip kalmayı huzur saysam
Dergâhında efendim kabul eder mi acaba

Zahit: İbadete düşkün olan kişi.
5
Gençliğimde ibadet edip eğilmedim
Aldandım, nefis mücadelesine dalıp gitmedim
Allahtan başkası yoktur deyip, Allah'tan başka ilah yoktur’ a varamadım
Hızır babam beni kendi yoluna alır mı acaba
6
Bu dünyada benim gibi isyankar asla olmaz
Böylesine günahı Hristiyan, Yahudi, inkarcı işlemez
Ölüp gitsem cehennem içinde bile bana yer vermez
Tövbe etsem, Efendim kabul eder mi acaba
7
Dilek dileyip dergâhına ağlayarak geldim
Canımdan vazgeçip, hazırlanıp kapına geldim
Ayıpları gizleyen örtücülüğünü anlayıp geldim
Kan ağlasam dileğim gerçekleşir mi acaba
8
Kırmızı yüzümü nefis terbiyesiyle sarartıp soldurmadım
Seherlerde garip canımı inletmedim
Her gün şifacı tutup nefsimi cezalandırmadım
Allah desem, kâfir nefsim ölür mü acaba
9
Kul Hoca Ahmet gönül gözün açılır mı?
Dilimden inci cevher saçılır mı?
Çok ağlasam günahlarım dökülür mü?
O vakti bana nasip eder mi acaba

Hikmet-66
1
Sensin benim sığınağım diyerek yola girsem
Bir ve İlahım benim yolumu açar mı acaba
Haram ve şüphe karanlığının bastığı gönlüm
Aydınlık olup, inci ve cevher saçar mı acaba
2
Nazar etse hasta gönlüm aydınlık olur
Yüz bin hata ve günahlarım gizli olur
Lütfedersen yüz bin günahkar mutlu olur
Nazarına (feyzine) kavuşan gönlün ışığı hiç söner mi acaba

Nazar: Feyizli bakış.
Lütfedersen: İyilik edersen.
3
"Euzubillâhi mineşşeytanirracim" desem
İbadet ile kemiklerimi erimiş eylesem
Ailemi ve evimi sahipsiz bıraksam
Lanetlenmiş şeytan benden uzak kaçar mı acaba

Euzubillâhi mineşşeytanirracim: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
4
Yolunda değerli başımı toprak eylesem
Can ve gönlümü Hak yoluna tutkun aşık eylesem
Zikrini söyleyip murdar bedenimi temiz eylesem
Elest şarabını zavallı kulun içer mi acaba

Murdar: Kirli, pis.
Elest: Ruhlar aleminde ruhlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim, hitabının yapıldığı alem.
5
Allah diyerek huzuruna sığınıp varsam
Sevginin coşkusu ile göğsümü yarsam
Derdini çekip hamdini söyleyip ferahlayarak varsam
Vücudumdan bu engeller gider mi acaba

Muhabbet: Sevgi, aşk.
Hamdini: Şükrünü.
6
Dağdan ağır isyanım var, huzurunda bunları desem
Günahım çok yere sığmaz, tövbe kapısını bulayım desem
Başımı alıp çöllere gideyim desem
Rahman Tanrım günahımı bağışlar mı acaba

Rahman: Tüm yaratılmışlara cömert ve merhametli.
Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
7
Tarikat pazarında sevda eylesem
Mansur gibi "Ben Hakk'ım" diyerek kavga eylesem
Hizmet edip derdimi halimi açıklasam
Göğsümdeki düğümleri açar mı acaba
8
Kul Hoca Ahmet, dünyayı terk edip mescide girsem
Gaflet uykusunu haram sayıp ayakta olsam
"Buyur" deyip kıyametten korkup huzuruna varsam
Cennet içinde huri ve gılman kucaklar mı acaba

Huri: Cennet kızı.
Gılman: Cennet hizmetkârları.

Hikmet-67
1
Niyet ettik Kâbe’ye, razı olun dostlarım
Ya öleceğiz ya sağ geleceğiz, bizden razı olun dostlarım
Niyet ettik Kabe'ye, Hak Mustafa'nın huzuruna
Nasip etsin herkese, hakkınızı helal edin dostlarım
2
Nasip olursa gideceğiz nasip olursa geleceğiz
Ecel gelip çatarsa öleceğiz, hakkınızı helal edin dostlarım
Razı olun benden, iyi kötü sözümden
Bağışlayın beni, hatalarımı hoş görün, razı olun dostlarım
3
Gücünüz varsa yürüyünüz, gücünüz yoksa durunuz
Dua ediniz, hakkınızı helal edin dostlarım
Dostlar bizi arayacak, yoldan çıkanlar çok uyuyacak
Cami tarafına gelmeyecek olanlar, hakkınızı helal edin dostlarım
4
Sır'dan işaret geldi, burada imaret (yapı) kurduk
Resul şefaat edecek, razı olun dostlarım
Arslan Baba'dan müjde geldi, Pir'den izin isteyip
Dostlar ibadet edecek, hakkınızı helal edin dostlarım
5
Kabe tarafına göçelim, zalimlerden kaçalım
Oğuldan kızdan vazgeçelim, hakkınızı helal edin dostlarım
Dilimle söylesem huzurum yok, garip ölse soranı yok
Meyvelerde helâl yok, hakkınızı helal edin dostlarım
6
Vazgeçti kulun canından, çıktı halkın hesabından
Dostlar gidecek ardından, hakkınızı helal edin dostlarım
Hoca Ahmet yum gözünü, halka söyle sözünü
Kâbe’ye sür yüzünü, hakkınızı helal edin dostlarım

Hikmet-68
1
Gözüm yaşlı, dilim kederli, canım acılı
Nasıl çare bulacağımı bilmem dostlar
Bu hasretle pişmanlıkla gözyaşım akıp
Hangi tarafa gideceğimi bilemem dostlar
2
Türlü türlü işaretler çıktı meydana
Yüreğimdeki yaralar çıktı ortaya
Bu dünyada bir an rahat olmak nerededir
Nasıl çare bulacağımı bilemem dostlar
3
Allah için evlatlarımı yetim bıraksam
Canımdan vazgeçip, maldan geçip garip olsam
Çölde yalnız kalan, kaz gibi inlesem
Nasıl çare bulacağımı bilemem dostlar
4
Has (Seçkin) kullar gibi geceleri ayakta olsam
Yiğitler gibi gündüzleri oruçlu olsam
Geceleri dinlenmeyip Rabbim desem
Nasıl çare bulacağımı bilemem dostlar
5
İsyan tohumunu sınırsız ektim, ibadetim azdır
Geçti ömrüm gaflet ile, hem kış ve yaz
Yakındır can kuşumun uçacağı vakit
Nasıl çare bulacağımı bilemem dostlar
6
Kul Hoca Ahmet hizmetinde can vermese
Toprağa çapa vurup ekmek çıkarmazsa çiftçi değildir
Vay, açmayacaktır gül goncası nemli olmasa
Nasıl çare bulacağımı bilemem dostlar

Gül goncası: Çiçek tomurcuğu, henüz açılmamış çiçek.

Hikmet-69
1
Ey dostlar harabelikte gitti aklım
Halimi beyan edeyim şimdi
Erenler kervanı göçüp gitti, çevik ve çabuk menzili aştılar
Susayınca ah ve feryat eyledin şimdi

Beyan: Açıklama, anlatma.
2
Eşeğin sırtı yaralı, yüküm ağır içim kederli
Hasretinle aklım bilincim ve ağırbaşlılığım gitti
Kervan geçip gözden kayboldu, nerede konakladı
Gideceğim yeri bilemiyorum, şimdi nereye gideyim
3
Değersiz ömrüm boş yere rezillik içinde gelip geçti
Zamanın ters döndüğü bu düzende bir an olsun Hak yolundan ayrılmadım
Daima yürüdüm nefsim için dilenci gibi
Peşinden koştuğum sevdalarımın hepsi ziyan oldu şimdi
4
Bu haldeyken o Azrail gelirse ansızın
Sıcak bedenden canını alacak, eyvah yazıklar olsun
şeytan imanını alır rezil eder
Kardeşler, ortada yolda kaldık şimdi

Azrail: Can alan ölüm meleği.
5
O haldeyken söz söylemeye, yoktur dermanım
Sönüp kalacak vücut içinde iman mumu
Kırmızı gül gibi yüzün sararıp solacak saman gibi
Toprağın altına girip bu dünyada kimsesiz ve gizli kaldın

Saman: Sarı, kurumuş ot rengi.
6
Eşin, evladın, kardeşlerin başucuna toplanıp gelecek
Mirasçılar mal ve mülkünü bölüşüp alacak
Köpek gibi sürükleyip kara toprağa seni gömecekler
Kocaman yılanlar seni kendine lokma edecek şimdi
7
Gel ey korkak, bu işlerden haber al
Tövbe eyleyip daima Allah’ın tarafına var
Kul Hoca Ahmet, dünyalıktan vazgeçip dön
Belki pir nazar edecek şimdi

Nazar: Feyizle bakış.

Hikmet-70
1
Ahiret haberini işitip dünyayı bırakıp gidiyorum
Düştüm Erenler denizine, dünyayı bırakıp gidiyorum
Erenler -dünya demedi, dünya kaygısını çekmediler
Hak'tan başkasını demediler, dünyayı bırakıp gidiyorum
2
Ne Musa kaldı ne İmran, ne de Süleyman'ın tahtı kaldı
Bin yıl yaşayan Lokman kalmadı, dünyayı bırakıp gidiyorum
Dünya denilen şey eziyetmiş, akıllı kullar usanmış imiş
Meğer cahiller ile dost imiş, dünyayı bırakıp gidiyorum

Mûsâ: Musa Peygamber.
Süleyman: Süleyman Peygamber.
Lokman: Lokman Hekim.
3
Sultan Hoca Ahmet Yesevi, söyledi bu hikmeti (bilgiyi) tamam
İşitsin diye bütün Alem, dünyayı bırakıp gidiyorum

Hikmet-71
1
Bilginler hoş görmez senin söylediğin Türkçeyi
Ariflerden işitsen açar gönül ülkesini
Ayetin ve hadisin manası, Türkçe olsa uygun olur
Manasına erenler, yere koyar başlığını

Börkünü: Başlığını, gurur ve makam sembolü olan külahını.
2
Hakim müftü mollalar şeriatta rehberdir
Arifler ve aşıklar tarikatın yolunu almıştır
Amel işleyen Alimler, dinimizin ışığıdır
Burak'a biner mahşerde eğri koyar başlığını

Şeriatda: Din hukukunda.
Amel: Amel, iş, eylem, ibadet.
Burak: Ahiret ve Cennet bineği.
3
Alimler amel etse, dinin ve şeriatın ışığıdır
Görsen anlaşılır onların rengi, yüzünün renginin güzelliği
Amel etmeyip söz ilmini okuyup bilmeden kalanlar
Sırtında götürür, kırk eşeğin yükünü
4
Hocayım diyerek laf etme, bu dünya uçsuz bucaksızdır
Biliyorum deyip söyleme, sen gönlündeki kirini
Hoca Ahmet rehberdir, marifet gül bahçesidir
Sözlerin özü hakikattir, açar gönül ülkesini
5
Zavallı ve güçsüz Hoca Ahmet’in, nesline rahmet ulaştı
Farsça dilini bildiği halde, güzel söyler Türkçeyi

Hikmet-72
1
Ey dostlarım ben ölsem, bilmem ki halim ne olur
Mezara girip yatsam, ben bilmem ki halim ne olur
Götürüp mezara koysalar arkaya bakmadan çekip gitseler
Soru sorsalar bilmem ki halim ne olur
2
Girse karış adlı yılan, sarılsa bedene o zaman
Kalmasın sağlam bir kemiğim, bilmem ki halim ne olur
Bütün karınca ve yılanlar etrafımda toplanıp sokar
Çok zordur işim ve yüküm, bilmem ki halim ne olur
3
Hiç gelmedi benden sevap, ahirette ne cevap vereceğim
Eğer etseler bana yüz bin azap, bilmem ki halim ne olur
Kıyamet günü olsa hazır olur hepsi
Yaptığın amellerin hani bilmem ki halim ne olur

Sevap: İyilik.
4
Ey Kul Ahmet sen bugün ibadet et, gece ve gündüz
Söyleme ömrüm uzundur diye, bilmem ki halim ne olur

Hikmet-73
1
Nice yıllık sevgili dostum, canıma kıyar dostlarım
Bu beden ülkesini yıkar, yok eder dostlarım
Bu beden kafesinin papağanı (can kuşu), uçmak için kanat çırpar
Bir karanlık ışıksız yere varmaktadır dostlarım
2
Ey benim dostlarım, dua edin imanım için
İmanıma düşman olanlar, sıkıntı verir dostlarım
Bu can bizimle nice yıllar boyunca beraberdi
Hak Teâlânın hükmüyle, göç edip gidiyor dostlarım
3
Bütün uzuvlarım canımla birlikte mutlu ve neşeliydi
Can çıkarken bütün azalarım titremektedir dostlarım
Hakkın emrine bütün alem, razı oldu dostlarım
O hakikat erleri, daima razıdır dostlarım

Azalarım: Uzuvlarım, organlarım.
4
Kul Hoca Ahmet’in can kuşu, uçmak için kanat çırpar
Çaresiz aciz neylesin, bu Hüdanın hükmüdür dostlarım.

Hüda: Sahip, efendi.

Hikmet-74
1
Ömrüm gafletle rüzgar gibi boşa geçip gitti
Hasretinle gözümden yaşım, kan gibi aktı
Bildim ki dostlar, bu aklım artık bana yetmiyor
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir

Gaflet: Habersizlik, uykuda olma.
2
Seherlerde Kur'an okuyup şükretsem
Huzuruna el açıp dua etsem
Ağlayıp inleyerek bu canımı feda etsem
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir

Seher: Gün doğmadan önceki tan vakti, şafak vakti.
3
Hırs ve heves nefis yolunu bırakmak gerek
Mansur gibi idam ağacına çıkmak gerek
Nesimi gibi can acısını çekmek gerek
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir

Nesimi: Derisi yüzülerek şehit edilen meşhur şair ve mutasavvıf Seyyit Nesimi
4
“Beni anın ki sizi anayım” ayetinden
İman, Hak teala ibadetinden olur
Vazgeçmek gerek şu nefsin rahatından
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir
5
Zahitlere dünyaya önem vermemek ve amel dindarlık gerek
Nefis terbiyesiyle uğraşan aşıklara fetva gerek (çıkış yolu)
O tarikat eri olana gayret gerek
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir
6
Temizler gönlünün pasını Hû-Hû (O) zikriyle
Aşıkların gece gündüz isteği Hu'dur
Hu-Hu diyerek can vereceksin Kul Ahmet
Seherlerde kalkıp ibadet edesim gelir

Hû-Hû: O.

Hikmet-75
1
Hiç bilemedim nasıl geçti ömrüm benim
Soracak olursa ben kuluna, orada ne yapacağım
Ne güzel olur yola koysan bu acizi
Soracak olursa ben kuluna, orada ne yapacağım
2
Yoldan çıkıp azdığımı bilemedim ben
Hak sözünü kulağıma almadım ben
Bu dünyadan gideceğimi bilemedim ben
Sorar olsa ben kuluna, orada ne edeyim
3
Ölenlerden ibret alıp yola girmeyip
Feryat figan edip orada içten yanmayıp
Gece gündüz yürümüşüm kendimi bilmeden
Soracak olursa ben kuluna, orada ne edeyim
4
Canın bedenden çıkıp, bedenin yatar dar mezarda
Sorgucular gelip sorsa o haldeyken
Akar yaşım gider aklım o vakitte
Soracak olursa ben kuluna, orada ne edeyim

Sorgucular: münker nekir: Sorgu melekleri.
5
Gafletle yürüdün sen, köpek gibi gezip
Bedenin yatar dar mezarda çok şişmiş
İbadet etmedin Tanrıya, göğsünü deşip
Soracak olursa ben kuluna, orada ne edeyim

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
6
Ey Hoca Ahmet, bu dünyada tövbe et
Tövbe edip hak yolun başına varıp dur
Has (Seçkin) kullar gibi azığını alıp yürü
Soracak olursa ben kuluna, orada ne edeyim

Azık: Erzak, Yolluk.

Hikmet-76
1
Her kim tarikat iddiasında bulunursa,
İlk önce şeriata adım atması gerek
Şeriatın gereklerini yerine getirip
Ondan sonra bu davayı yapmak gerek
2
Şeriat olmadan tarikatta söz söylenmez
Tarikat olmadan hakikat makamında söz söylenmez
İşte bu yolların yeri bilinir şeriatta
Hepsini şeriattan sormak gerek
3
Ondan sonra güçlü irade sahibi bir er lazımdır
O kişi bir erden izinli ve icazetli olmalıdır
Şeriata tam uygun ve keramet sahibi olmalıdır
O erenlerin eteğini tutmak gerek
4
Her kim bu yolları bilmeden -ben şeyhim derse
Kerametten ve evliyalık makamından söz ederse
Cebrail bile olsa o kişi batıldır (yanlıştır)
Özünü öyle yanlışlardan sakınmak gerek

Keramet: Ermiş kişilerin gösterdiği olağanüstü hal.
5
Mürşidine teslim olup yetki almayan kimseden rehber olamaz
Tarikatın yollarını asla bilmez
Acemidir, kararlılık göstermeye uygun değildir
Öylelerinden çok uzağa kaçmak gerekir
6
Bağlılığını yetki sahibi olana ver
Gece gündüz nefis terbiyesinde devam et
Onun kulluğunu ibadet sayarak
Azimle ve kararlı bir şekilde Kulluk etmek gerek
7
Ondan sonra nefisle mücadele elbisesini giyip
Nefis terbiyesi kabında eriyip akıp
Benlikten vazgeçip özünü temiz yaparak
Şöhret ve rahatı bırakıp, çileye talip olmak gerek
8
İşte erenlerin yolu ve yaptıkları bunlardır
Talipliler bilsin diyerek söyledikleridir
Doğrudur bu söz, bil ki yoktur yalanı
Can kulağı ile bunu bilmek gerek
9
Doğrulukla her kim kabul ederse bunu
Gece gündüz inancı tam olursa
Zikri ile meşgul olsa uzun gecede
Erenlerden yardım istemek gerekir

Eren: Er, ermiş, veli.
10
Gönülsüz olarak bu yola girmediler
Vefasız olarak bu yola adım atmadılar
İzinsiz yarım nefes bile almadılar
Mürit (derviş) olan bu vasıflara sahip olmalıdır

Mürit: Bağlanan, derviş.
11
Her kim bu yola baş koyup girerse
Kul Hoca Ahmet, kendini hizmetçi eylemek gerek
Niyetini Hüda'ya dürüst eyleyip
Yönelişi azizlere yapmak gerekir

Hüda: Yaratıcı, Allah.
Aziz: Ermiş, değerli kıymetli kişi.

Hikmet-77
1
Şeriatın şartlarını bilen aşık
Tarikatın makamını bilir dostlar
Tarikatın vazifelerini yerine getirip
Hakikat makamının denizine batar dostlar
2
Yüzünü görmek mümkün olmaz, gece gündüz uyuyarak
Tertemiz aşkını ele almadan yürümek mümkün değildir
Hakikat denizinin tehlikesi çoktur
Hiç uyumadan yüzünü görür dostlar
3
Ey aşık bu dünyada çile çek
Çektiğin cefa ve eziyetleri rahatlık bil
Hû (O) sohbetinin kurulduğu yere kendini at
Gayret eden aşık amacına erer dostlar

Hû: O.
4
Bu yolların azabıdır endişe ve çile
Sıkıntı çekip eziyet gören rahat bulur
Seherlerde ağlayan için ne güzel mutluluk
"Hû-Hû" diyerek bu dünyadan geçer dostlar

Hû-Hû: Zikir sözü, O.
5
Candan gönülden ağlayanlar, görecek Hakkın yüzünü
Süphan İgem (rabbim) yüzünü gösterip lütfeder
Rehbersiz yola girmeyin, bu büyük bir hatadır
Yola giren duraklardan aşar dostlar

Sübhan: Noksansız.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. (Türkçe) Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.

6
Yazıklar olsun ki ömrüm geçip gitti, hiç anlayamadım
Bu dünyanın varlığını elime aldım
Dünyalık peşine düşüp, din işlerini arkaya attım
Bilemem halim nasıl olur dostlar
7
Sevginin şarabından tatmayanlar
Bayezid gibi her gün kendini feda etmeyenler
Bu dünyanın itibarından vazgeçmeyenler
Hayvandır belki ondan da aşağıdır dostlar

Bayezid: Bayezid-i Bistami.
8
Aşkı arıyorsan, aşk yoluna adım at
Dünyayı ahireti boşa, tıpkı Ethem gibi
Akıllı olursan dünya için üzüntü çekme
Kıyamet günü karşılığını verir dostlar

Ethem: Allah için tahtını terk eden İbrahim bin Ethem.
9
Sır şarabını içen aşık, kendini bilmez
Bu dünyanın makamlarını gözü görmez
Yüz bin bilge öğüt verse, nasihatini almaz
“Sevgili” diyerek kendini bilmeden gezer dostlar
10
Ruhlar meclisinde Hüdanın kendisi seslendiği zaman
Ruhlar "Evet, sen bizim Rabbimizsin" diyerek cevap verdiğinde
Ruhlar yüce huzura doğru uçup, karşısına geldiğinde
Öyle aşık Hak yüzünü görür dostlar
11
Kul Hoca Ahmet, aşık olursan dünyayı terk et
Ahiretin azabından endişe et
Erenlerin yaptıklarını sen de yap
Hizmet eden, sonunda amacına erer dostlar

Hikmet-78
1
Gelin dostlar, Allah'ın zikrini daima söyleyin
Allah'ın zikri, gönül ülkesini açar dostlar
Estağfurullah ı (Tövbe ve bağışlanmayı) durmadan söyleyin
Lanetlenmiş şeytan, beden ülkesinden kaçar dostlar

Estağfir: Estağfurullah: Bağışlanma dilemek.
2
Lanetli şeytan size düşmandır, uyanık olun
Gece Allah gündüz Allah, deyip ölün
Dar kabre girdiğiniz vakit nurla dolun
Melekler, Allah'ın nurunu saçar dostlar
3
Allah'ın nuru, kabrin içini aydınlık eyler
Melekler çevresinde pencere açar
Mümin kul onu görüp hayran kalır
Bu alemin (sahte) aydınlığından vazgeçer dostlar
4
Bütün ruhlar toplanıp gelir, mübareği karşılamaya
İnsanlar bu esnada meşgul olur Tebareke ile (mülk süresiyle)
İnsanlar dua edip döndükten sonra, yalnız kalır
Bütün ruhlar sevinip bir bir kucaklar dostlar

Mübarek: Kutlu olan.
5
İnsanlar yedi adım attıktan sonra Münker ile Nekir
Heybet ile girip gelirler sertlikle
İki gözü ateş gibi yanıp kükrer durur
Müminin nurunu görünce, saygı gösterip kucaklar dostlar

Münker-Nekir: Sorgu melekleri.
6
Münker ile Nekir, soru sormadan çıkıp feryat eder
Gözyaşını akıtıp çiğ tanesi eyler
Hakk’ın adını söyleyip kendini hayran eyler
Kanat çırpıp, göğe doğru uçar dostlar

Açıklama: Burada uçan, Mümindeki nuru görüp sorgulamayı yapamadan şaşkınlık ve hayranlık içinde kalan sorgu melekleridir.
7
Bir ses yükselir İlahımdan ve “niçin ağladınız”
Has kulumdan, kabir içinde ne dinlediniz
Ey edepsizler! Kulak verip ne anladınız
Sorgu melekleri sağa ve sola kaçar dostlar

Has: Has, seçkin, özel.
Sorgu melekleri: Münker - Nekir.
8
Yürüse dursa, yatsa kalksa beni anar
Kurtuluş fermanını eline almış olan kulum, bağışlanmıştır
Öyle kulu avlamışım, aslında o avcımdır
İşlediği söylediği günahlar bağışlanır dostlar
9
Günahlarını Hak bağışlayıp nazar eyler
Mezarda sağında solunda yatanlar bile şükreden olur
Ondan sonra bütün ruhlar hazır olur
Hak rahmetini kabristana saçar dostlar

Nazar eyler: Rahmet eder.
10
Allah'a hamdolsun, mübarek kul hoş geldi, biz kurtulduk
Kabir içinde her azaptan kurtulmuş olduk
Nice yıllar ölü idik işte dirildik
Dua edip Hakk’a elini açar dostlar
11
Münker-Nekir ağlayarak der ki “Sen doğrusunu bilirsin”
Zatın uludur her ne yaparsan Sen yaparsın
İyilik edersen, yolsuzlara yol verirsin
Secde edip, şükreden dilini açar dostlar
12
La ilahe illallah'a sevdalı olan
İlahi yüzü görmek için bu alemde rezil olan
Dünyayı bırakıp, ahireti arzu eden
Kevser havuzunun şarabından içer dostlar

La ilahe illallah: Allah'tan başka ilah yoktur.
13
Ezel gününde gösterse Hak yüzünü
Yüz bin şeytan kast eylese de, kul yok olmaz
Günden güne çok olur sözü ve hali
Bilge olup Hak yollarını açar dostlar
14
Sevginin meydanında coşkuyla dönüp dolaşan
Hakikat aleminin denizinden, mücevher alan
Marifetin varlığını kalbine koyan
Yürüse de dursa da, inci ve mücevher saçar dostlar
15
Aşık odur ki, Hakk’a canını kurban eylesin
Zikrini söyleyip güçlü söyleyişle, seher vakti kalksa
Erenlerden manevi feyiz ve fetih (açılmayı) doluca alsa
Sultan olup, inci ve mücevher saçar dostlar

Çarzarb: Dört darbe, zikirdeki güçlü ritmik vuruş.
16
Yüce Hakk’a boyun eğen bu dünyada durmaz
İddiaya kalkıp şeyhlik lafını söylemez
Derviş ve alçakgönüllü olan nereye gitse, (dünya çıkarına) dükkan açmaz
Garip olup harabelere göç eder dostlar
17
Kul Hoca Ahmet, nefsinden büyük bela olmaz
Nefse yerden ve gökten yiyecek versen asla doymaz
Toprak olup yerde yatsan da boyun eğmez
Nefsini öldüren, huri ve gılmanı kucaklar dostlar

Huri: Cennet kızlar.
Gılman: Cennette hizmetçiler.

Hikmet-79
1
Yaratan Bir ve Var olanımın yolunu arayıp
Lanetlenmiş şeytanın yollarından dönün dostlar
İhlas ile sevginin kadehini içip
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar

İhlas: Samimiyet.
Hayy: Diri ve sonsuz hayat sahibi olan.
2
Hay (diri olan) zikrini söyleyip aşk kadehini içen
Yol üstünde aziz başı toprak gibi olan
Allah için hali harap ve bağrı kebap olan
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar

Kebap: Yanmış, pişmiş.
3
Kapının eşiğine başımı koyup ağlayıp yalvarsam
Halka kurup her kim zikir söylese ona yardım etsem
Zikrini söyleyip o sohbetten inciler toplasam
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
4
Âlim, amel etmeden ilmini çiğneyip yürür
Ölüp gitse, dar kabirde canı yanar
Kabirde, "Allah'ın, Resul'ün ve dinin kimdir?" diye dehşetle hesap sorarlar
Candan ve gönülden Hay zikrini söyleyin dostlar
5
Sorgu melekleri kabirde -Rabbin kim diyerek soru sorar
Söz ilminin bir noktası bile fayda etmez
Eyvahlar olsun, amelsizler ne yapacak
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
6
Allah diyen, şeker ve balı ortaya çıkardı
Ahirette Allah ile sevda etti
Amel eden gerçek âlimi bilge yaptı
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar

Amel etmek: Öğrenilen bilginin, inancın ve dinin emirlerini yerine getirmek.
7
Bedenin bir kandil, halin onun fitili, gözyaşın ise yağıdır
Ne kadar söylesem de, hisse almaz taş gönlün
Yol üstünde toprak olsun aziz (kıymetli) başın
Candan ve gönülden Hay zikrini söyleyin dostlar

Kandil: Işık veren lamba.
8
Ne yazık ki Alim kişi, amel etmeyip yolda kalır
Okuyan ya da okumayan kişi, dünya malını eline alırsa
Benlik yüzünden ne yazık ki, ömrünü heba eder
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
9
Dış görünüşünü bozup, içini düzelterek âlim olsan
Mahşer günü elini tutarlar, yarın oraya varsan
Eyvahlar olsun pişmanım, diyerek yolda kalsan
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
10
Âlim odur ki, namaz kılıp kulluk etsin
Hak'tan korkup, ahiretin kaygısını çekse
Kur'an okuyup Hak'tan korkup, hüngür hüngür ağlasa
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar

Hayy: Diri ve sonsuz hayat sahibi olan.
11
Öyle âlimin iki gözü ağlayan olur
Seher vakti erkenden kalkıp inler
Hak yolunda yanıp tutuşup kül olur
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
12
Horluk çek ki, kâfir nefsinin başı boyun eğsin
Daima sürekli, bu dünyadan ağlayıp geçsin
Toprak gibi ol ki, herkes üstüne basıp geçsin
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
13
Horluk çekip, Hak Mustafa -ümmetim dedi
Günahkâr katı kalpli ümmetlerin, derdini çekti
Onun içindir ki, ümmetleri kuvvet buldu
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
14
Ümmeti için göğsünde, sağlam kalmış en küçük bir parça bile yoktur
Ümmetim dese, beyninden duman çıkar
Hak Teala bizi cehenneme odun yapar mı diyerek
Candan ve gönülden Hayy zikrini söyleyin dostlar
15
Kul Hoca Ahmet, nasip alayım dersen Hak'tan
Bayezid gibi gece gündüz nefsin ile dövüş
Ey habersiz ümmet isen kendine yol bul
Candan ve gönülden Hay zikrini söyleyin dostlar

Bayezid-i Bistami: İranlı mutasavvıf ve İslam düşünürüdür.

Hikmet-80
1
Ey dostlar, size Hak Elçisinden bahsedeyim
Ümmet iseniz, işitip salavat getirin dostlar
O, parçadan bütüne âlemlere rahmettir
Ümmet iseniz, işitip salavat getirin dostlar

Ümmet: Hz. Muhammet’e inanan topluluk.
Salavat: Peygambere gönderilen dua ve selam.
2
Rabbim ona Miracı bağışladı
Rahmet denizi dolup taşıp, vurdu dalgalar
O'nun başı üzerine "Senin ömrüne yemin olsun” tacını koydu.
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Miraç: Göğe yükseliş, Yüce Allah'ın huzuruna kabul olunma.
"Senin ömrüne ant olsun" : Hicr Suresi'nin 72. ayetinde geçen ve Allah'ın Hz. Muhammed'in hayatına ve değerine yemin ettiğini belirten bir Kur'an buyruğudur.
Taç: Krallık veya yücelik simgesi.
3
Evvela Cebrail alıp geldi ona Burak
Peygamber, Burak’a binip binlerce ihtişam eyledi
Burak uçup kanat çırptı Hindistan ve Irak'a
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Burak: Miraç gecesinde Hazreti Peygamber'i taşıyan binek.
4
Aksa'ya varıp oraya indi, görün Yüce lideri
Bütün Peygamber ruhları, Muhammedin etrafında toplandılar
Ruhlar orada tebrik etti hep birlikte
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Aksa: Mescit-i Aksa, uzak olan yer.
5
Cebrail, o Muhammedi alıp uçtu
O Sidretü'l-münteha'ya ulaştılar yine
Cebrail Mustafa'yı pek güzel üstün eyledi
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Sidretü'l-münteha: Yaratılmışların ilminin ulaşabileceği son nokta.
6
Cebrail kendi makamından öteye geçemeyip kaldı
Mikail gelip, Burak bineğinin dizginini aldı
Mikail yolculuğun sonunda yorulup kaldı
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Mikail: Dört büyük melekten biri.
7
Sonra İsrafil onu alıp cennetlere uçtu
Resul o makamda olağanüstü seyran (gezinti) eyledi
İsrafil’de makamında feryat eyleyip kaldı
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar

Açıklama: İsrafil Aleyhisselam da, sınıra ulaşınca daha öteye geçemeyip feryat ve özlem içinde kendi makamında geride kaldı.
8
Arş'a yönelerek adım attı, Allah'ın Resulü
Ayakkabılarımı çıkarayım, dedi Hak Mustafa
Ses geldi, “ayakkabı ile ayağını bas sen”
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar
9
Hak tarafından -kendini bana göster, diye ses geldi
Ey Sevgilim bana yakın gel beri
Şimdi seni en özel sırrıma ortak edeyim
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat getirin dostlar
10
Hakk’a yönelip adım attı, Allah’ın elçisi
Hak'tan başka hiç kimse yoktur orada yoldaş
Böyle bir makam hiç kimseye nasip olmamıştır vallahi billahi
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Vallahi Billâh: Allah hakkı için. Arapça yemin.
11
Gerçek ümmetsen, bu sözleri güzelce bilip al
Bu sözler has (seçkin) ümmete bal gibidir
İkiyüzlüye bu sözler hoş gelmez, sıkıntı verir
Gerçek ümmetseniz, bunu duyup salavat getirin dostlar

Salavat: Peygambere gönderilen dua ve selam.
12
Münafıklar şüpheye düşüp reddedildiler
Yarın kıyamette cehennemin dumanı beyninden çıkar, bil
Sonraki pişmanlıktan sana ne fayda var
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Münafıklar: İkiyüzlüler.
13
Mustafa'nın miracına kulak ver
Kim işitse, gönlü güzel sudan daha temiz olur
Gerçek ümmetsen bunu duyup pınar gibi ağla
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Miraç: Göğe yükseliş.
Pınar: Kaynak suyu, su gözesi, çeşme, akarsuyun başı.
14
Hüdâ dedi: “Bana misafir olup geldin.
Ne kadar ihtiyacın varsa bana söyle
Seni memnun edip dileğini sana vereyim”
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Hüda: Allah, Rab.
15
Resul dedi: "Dileğim günahkar ümmetimdir"
Ergenlikten kırk yaşına kadarki ömürlerine merhamet eyle
Ey Hüdâ, senden rahmet, benden şefkat olsun
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Şefkat: Acıma, sevgi gösterme, koruma duygusu.
16
Dileğini kabul ettim ey Hak Resul
Senin söylediğini kabul ettim, üzgün olma
Çokça dile ihtiyacını, kabul eyleyeyim
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Resul: Peygamber, elçi.
17
Kırktan öteye elli yaşını da görmeyi talep eyledim
Kimsesiz ve yetim olarak ağlayarak sana doğru geldim.
Gözümle sana baktım ey İlahi, ağlayarak
Gerçek ümmetseniz, bunu işitip salavat getirin dostlar

Yetim: Babası ölmüş çocuk, yalnız, kimsesiz.
18
Elli yaşını görmeyi, verdim sana ey Mustafa
Dönüp tekrar iste, ben ihtiyaçları giderenim
Daha çok dile, her ne istersen vereyim sana.
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar

Salavat: Peygambere gönderilen dua ve selam.
19
Ey İlâhi, altmış yaşını söyledim sana
Sen güçlüsün, ben güçsüzüm, geldim sana
Boyun eğip geldim senin kapına
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
20
Hüda dedi, ihtiyacını dedin bana
Hoşnut ol artık benden ey Mustafa
Ben razıyım, sen de benden ol razı
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar

Hüda: Kendi kendine var olan. Yaratıcı, (Farsça).
Razıyım: Memnunum.
21
Resul dedi, artık dileyeyim yetmiş yaşındakilerin bağışlanmasını
Keder çamuruna batıp kalan, arada kalmışları
Ümmetimin kaygısıyla dünyada yemeği bile doyasıya yemedim
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar

Resul: Elçi.
22
Yetmiş yaşındakilerin bağışlanma yetkisini ver bana.
Kıyamet günü merhametimi saçayım ona
Gönlün rahatlasın, yardımım artık sanadır
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
23
Yetmiş yıldır bana kul, sana ümmet oldu
Eşi ve çocukları için, sıkıntı ve zorluk çekti
O kuluma ben vermem asla zahmet
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
24
Yaşın, Yetmiş seksen doksan’a ulaşsa kulum
Onun günahını bağışlayıp yok edeceğim
Ümmetin için kederin gitsin, endişesiz ol
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
25
Köle yaşlansa, efendisi verir kurtuluş belgesini
Kulum verse, ben vermesem bana utançtır
Ey sevgilim, sen memnun ve mutlu ol
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar

Açıklama: Ölümlü Efendi kölesini bağışlarken, benim de yetmiş yaşındaki kulumu bağışlamamam merhametime yakışmaz.
26
Ey kardeş, rehberin sözü yalan söylemez
Dini zayıf ikiyüzlüler ise neler demez ki
O ezelden kara bahtlıdır, ondan başka şey gelmez
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
27
Ey kardeş ikiyüzlüye yakın olma
Kim dostluk kurarsa, başı üstünde yüz bin dert taşır
Baştan ayağa ikiyüzlünün işi kaybetmek ve zahmettir
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar
28
Kul Hoca Ahmet, Muhammedin miracını hikmetli (bilgece) söyledi
Şükürler olsun ki, Allah Mustafa'ya evlat verdi
Arslan Babam hurma verip mutlu etti
Gerçek ümmetseniz, işitip salavat söyleyin dostlar

Arslan Baba: Hoca Ahmet Yesevi'nin mürşidi.

Hikmet-81
1
Hakkın yüzü için, İsmail gibi canını kurban etmedikçe
İlahi yüzü, arzu etmeyin dostlar
Canından vazgeçip bu yola girmedikçe
Aşığım deyip yalan dava etmeyin dostlar.

Tarikata: Tasavvuf yoluna.
2
Aşıklık uludur, dava edersen bunu
Sıkıntı ile sınar imiş Mevlam seni
Zahmet ve çile çeksen de gece gündüz
Sevgiliden başkasına gönül vermeyin dostlar

Mevlam: Rabbim, Efendim.
3
Benlik ve gururla bu yola girmediler
Canlarından vazgeçmeden yola adım atmadılar
Nefislerini öldürmeyip, Hakka teslim olup yok olmadılar
Ham hırslarla yola girmeyin dostlar

Açıklama: Dünyevi beklentilerle hakikat yoluna adım atmayın.
4
Bu aşkın yolu dilim dilim olmaktır
Burada ağlayıp ahirette gülmektir
Gül renkleri safran gibi solmaktır
Böyle olmadan aşığım demeyin dostlar

Safran: Sarı renkli bitki.
5
Mürşitlerin hizmetini tercih edin
Kendi kendine – bu yola girdim deme sakın
İyi bilesin ki, bu yolun tehlikeleri var
Rehbersiz bu yola girmeyin dostlar

Mürşitlere: Yol gösterenlere.
6
Mürşitlere hizmet etsen, nefsin afetidir
Her cahilin bu yollarda gücü yetmez
Sadık kullar bu yolları huzur bilir
Diri diri ölmeden, Hakkın yüzünü arzulamayın dostlar
7
“Yalancı olanlar ümmetimden değildir” dedi size
O Muhammet, Hakk'ın elçisiydi bize
Yalancıya cennet yoktur, vallahi ona
Yalan söyleyip imansız gitmeyin dostlar
8
Evini barkını terk etmeyen, göremez Hakkın yüzünü
İlahi yüzü göreyim diyen aşık uyanık olur
Öyle aşık sonunda orada görür Hakk'ın yüzünü
Hakk'ın yüzünü görmeden sırdan haber vermeyin dostlar
9
Sırdan mana anlamayanlar, bu yola yabancıdır
O aşığın mekanları haraptır
Aşk yolunda can verenler, sevgiliye canandır (kavuşmuştur)
Canından vazgeçmeden, candan haber bilemezsiniz dostlar
10
Kul Hoca Ahmet, özünden vazgeçmeden dava etme
Halk içinde -aşığım deyip dile getirme
Aşıklık ulu iştir gaflette olma
Gafil olup, Hakk’ın yüzünü göremezsiniz dostlar

Gafil: habersiz, duyarsız.

Hikmet-82
1
Hak için yanıp mümin olursan, ibadet et
İbadet eden Hakk’ın yüzünü görür dostlar
Yüz bin bela başınaa düşse de sızlama
Ondan sonra aşk sırrını bilir dostlar
2
Aşıklar inleyerek yola girdi
Her ne sıkıntı gelse onu Hak'tan bildi
Razı olup toprağın altına girmeye hazır oldu
Ağlayarak seherlerde kalkar dostlar
3
Ey dostlar hiç bilmedim ben yolumu
(Ebedi) Mutluluk için bağlamadım ben belimi (hazırlık yapmadım)
Gıybet sözlerinden hiç çekmedim ben dilimi
Cahilliğim beni rezil eder dostlar

Gıybet: Bir kimsenin arkasından, duyduğunda hoşlanmayacağı şeyleri söyleyerek dedikodu yapmak.
4
Gece gündüz dertsiz yürüdüm zikrini söylemeden
Gece gündüz gayret edip Hakk’ı düşünmeden
Sevgi pazarında kendini satmadan
Nefsim benden yüz bin yemek ister dostlar
5
Nefsini sen kendi keyfine bırakma sakın
Yemeden içmeden ibadet ile uyanık olasın
Sonunda bir gün gösterecektir sana yüzünü
Geceleri uyanık olan, o zaman yüzünü görür dostlar
6
Ey gafil Hak zikrini dilinden bırakma
Dünyalık bir zerreyi bile eline alma
Erenlerin arkasından asla geri kalma
Yola giren sonunda arzusunu bulur dostlar

Gafil: Habersiz, dünyalık şeylerle perdelenmiş.
7
Eyvah ne yazık ki, pişmanlık ile ömrüm geçti
Nefsim beni azgınlaştırdı, sınırını aştı
Can kuşu uçunca, ruhum bedenimden kaçtı
Gafletle yürüyen, ömrünü rüzgâra satar dostlar
8
Yüzünü göreyim diyen kullar, gece uyanık olur
Yürüse dursa yatsa kalksa zikrini söyler
İçi dışı öyle kulun nurla dolar
Allah nurunu öyle kula saçar dostlar
9
Arif aşık, öz canını ateşe yakmaz
Dertsizlere çakmağını yakıp çakmaz
Dünya gelip cilve yapsa, dönüp bakmaz
Aşksız kişi, hayvandan beterdir dostlar

Arif: Hakkı bilen, irfan sahibi.
Çakmağın: Kıvılcım taşını.
10
Kul Hoca Ahmet, bağlı olursan ağlayarak yürü
Muhabbetin (sevginin) meclisine kendini at
Kıyametin şiddetinden matem (yas) tut
Yas tutan, sırdan haber alır dostlar

Matem: Yas, hüzün.

Hikmet-83
1
"Âlimler elbette bilecektir" ayetini okur alim
Onun manasını anlamayıp, zalim olur
Manasını anlayanların elbisesi hırkadır
İşte öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım

“Fakat onları ancak bilenler (âlimler) düşünüp anlayabilir”. Ankebut 43
Âlim: ilim sahibi.
2
Âlim odur ki, başını kerpiçe koyup ilim öğrenir
Gece gündüz Tanrı'sına yalvarsa
“Az gülsünler” ayetini açıklasa
İşte öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım

Kerpiç: Saman ve çamurdan yapılıp güneşte kurutulan tuğla.
Artık kazandıkları günah sebebiyle az gülsünler, çok ağlasınlar. Tevbe 82
3
"Ve çok ağlasınlar" diye Tanrı buyurdu
Manasını anlayan âlim durmaksızın ağlardı
Ağlaya ağlaya gözleri kör oldu
İşte öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım
4
Âlim odur ki şeriatta derinleşir
Tarikatın pazarına sermayesini koysa
Sevginin denizinden mücevher alsa
İşte öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım

Şeriat: İlahi kanunlar dini hükümler.
5
Âlimim diyerek kitap okur ama manasını anlamaz
Pek çok ayetin manasını asla bilmez
Kibir ve benlik gururunu dini kabul etmez
Âlim değildir cahilin ta kendisidir dostlarım
6
Kibir ve gurur Azazil'e (şeytana) neler yaptı
Kibrinden lanet halkasını ona taktılar
Melekler görüp o anda secde ettiler
Secde edip emniyete erdi dostlarım
7
İlim iki türdür beden ve cana rehberdir
Gönül âlimi Hakkın huzuruna pek yakındır
Sevginin şarabından içmiştir
İşte öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım
8
Beden âlimi, zalimlere benzer imiş
Beraat (tevbe) Suresi'nin ayetinde açıkça buyurmuştur
Cehennemin içinde hiç durmadan daima yanarmış
Zakkum zehrini durmadan içerler dostlarım

Zakkum: Cehennemde açan son derece acı ve zehirli ağaç.
9
Kul Hoca Ahmet âlimlere hizmet eyle
Âlimlerin sözünü işitip amel eyle
Amel edip Hak yolunda canını ver
Amelsizler hakkın yüzünü göremez dostlarım

Amel: İbadet, hayırlı eylem.

Hikmet-84
1
Sevginin şarabından içirmese
Can ve gönlüm hasretle dünyadan gider dostlar
Allah’ın adını dilimden düşürmeden ölüp gitsem
Yazık ki ömrüm pişmanlık ile geçer dostlar
2
Allah diyen gerçek aşıklar Burak'a bindi
Sevgilisinden dert gelse de boynunu sundu
Hakikat yolunun pazarında gezindi
Hakikatin denizinden geçer dostlar

Burak: Miraç, yükselme biniti, cennet bineği.
3
Hakikatin denizinden nasibini alan kişi
Kendi dertli, gönlü kırık, gözünde gözyaşı
Horluk ağlayıp sızlamak ve zorluk daima işi
Yüzünü talep edenler, bulur dostlar
4
Gerçek aşıkların, nefsi ölüdür
Üç yüz altmış dört ve yüz kırk dört makamın tamamı manevi yolculuktur
Sözü tatlı, ahlakı ve huyu yüz bin türlüdür
Bu dünyayı değersiz paraya satarlar dostlar
5
Arif bir aşık olayım dersen, acı çek
Hakka kavuşayım dersen, geceleri gündüze kat
Bu dünyalığın zevkini bırakıp at
Bırakıp atarsan, leke ve benliğin gider dostlar
6
Kıyametin şiddetini bilmeyenler
Çetin azaptan ve dar kabirden korkmayanlar
Hak kahrından korkup gözyaşı dökmeyenler
Cehennem içinde yüz binlerce azap çeker dostlar
7
Eyvah yazık ki, geçti ömrüm bilemedim
Canımdan vazgeçip, Hak katına varamadım
Nefisten vazgeçip Hakkın emrini tutamadım
Ölüp ahirete varsam, hasret bana yeter dostlar,

Nefis: Benlik, bedensel arzular.
8
Geçti ömrüm şeriata eremedim
Şeriatsız tarikata geçemedim
Hakikat olmadan marifete dalamadım
Çetin yoldur, rehbersiz nasıl geçerim dostlar

Şeriata: İlahi hukuka, dine, İslam’ın emir ve yasaklarına.
Tarikata: Hakikat yoluna.
9
Kul Hoca Ahmet, nefsim saldı beni işte bu yola
Onun için kaçtım dostlar, çölden çöle
Allah deyip hiç bakmadım sağa ve sola,
Allah diyen, şevk şarabın içer dostlar

Hikmet-85
1
Ruh kuşunun kanadı ve tüyü titrerse
Uçup arştan arşa konar dostlar
Kulum diyen kişi, durmadan zikrini söyler
Aşk ateşine bağrı yanıp feryat eder
2
Habersizler, ömrünü bilmeden rüzgara satar
Gaflet ile cehenneme gider dostlar
Son zaman şeyhleri, süsler görünüşlerini
Şekilci dindar, takvalı olmadan bozar iç dünyasını

Zahit: Dinin buyruklarını yerine getiren fakat özünü kavrayamayan sofu.
Takva: Günahlardan sakınma, Allah korkusu ile günahtan kaçınma.
3
Gaflet uykusunun rüyalarına keramet der
İkiyüzlülükle halka kendini satar dostlar
Ey gafil, senin ömrün rüzgar gibi geçer
Gözyaşını akıt daima, sel gibi

Keramet: Olağanüstü haller.
4
Seni sever kapında, kul gibi
Efendin sevse seni, azat eder dostlar
Gafletle senin ömrün geçer, bunu bil
Canın ile pir hizmetini yerine getir

Pir: Mürşit, yol gösterici bilge.
5
Ondan sonra dergâhına (huzuruna) lâyık ol
Hizmet eden arzusuna erer dostlar
Kul Hoca Ahmet, hikmetli sözler söyleyip ağla seherde
Erenlerin sözlerinden haber alıp
Sözün özünü bilenlere, mücevher gibidir
Sadece dışa bakanın, eli boş kalır

Hikmet: Bilgelik, gizli ilim.
Seher vakti: Şafak vakti, sabahın ilk ışıklarının belirmeye başladığı an.
Erenlerin: Velilerin, Hak dostlarının.

Hikmet-86
1
Aşk sırrını anlatsam âşıklara
Dayanamayıp başını alıp gider dostlar
Dağa taşa başını vurup kendinden geçip
Çoluk çocuktan evinden, vazgeçer dostlar
2
Aşk şiddeti başa düşse, âşık ne eder
Habersizler taşlar atıp ona güler
Deli deyip başını yarıp kana bular
Şükreden olup hamt ve sena eder dostlar

Hamd ü sena: Allah'a övgü, şükran ve yüceltme.
3
Aşksızların, hem canı yoktur hem de imanı
Resulullah’ın sözünü dedim, manası hani
Ne kadar söylesem, dinleyen anlayan hani
Habersiz olana söylesem gönlü katılaşır dostlar
4
Aşk cevheri, dipsiz bir deniz içinde gizlidir
Canından vazgeçip cevheri alan, sonunda oldu canan (sevgili)
Geçici hevesliler, -âşığım deyip yolda kalmıştır
Dinlerini değersiz paraya satarlar dostlar
5
Aşk ateşine yandım, canımdan usandım şaşkın oldum
Bu nasıl ateş, yanmadan tutuşmadan piştim
Sevginin adını duyup ağlayan oldum
Gözü ağlayan arzusuna erer dostlar
6
İnleyip ağlayarak sızlan ki Rahmet gelsin
Yolu şaşırırsan, merhameti gelip yola koysun
Amin deyin ki, mürşit elini tutsun
Hizmet eden arzusuna erer dostlar
7
Devir artık ahir (son) zaman oldu, ahlak gitti
Allah'ın Elçisi'nin vaatleri, iyice yaklaştı
Has kulları, güzel söze kulak verdi
Kötü kişiler, günden güne beter (kötü) olur dostlar

Has: Seçkin, samimi.
8
"Her gün daha kötüdür" dedi Hak Mustafa
Ümmet olursan kulak ver, ey vefa ehli
İyilerin ödülünü verir, kötüye ise ceza
Kıyamet günü cezalarını tartar dostlar

Açıklama: “Her gelen gün, giden günden daha kötü olacaktır” hadis.
Hak: Hak, gerçek, hakikat olan.
Vefa ehli: Sözünde duran, sadık olanlar.
9
Yoldan çıkmış kötü kişi, kibirden ayağını yere basmaz
Orucu namazı erteleyip, misvak kullanmaz
Peygamber'in sünnetleri gözüne takmaz (önemsemez)
Günahları günden güne artar dostlar.

Misvak: Diş temizleme çubuğu.
10
Dünyaya tapanlar, malını görüp gururlanırlar
Bencillikten o kimse Tanrılık davası eder
Ölüm vaktinde, benlik onu imanından uzak eder
Can verirken, pişmanlık ile gider dostlar
11
Bütün dünyayı yıkanları vallahi gördüm
Ölüm vakti geldiğinde nasıl olacaksın deyip halini sordum
Şeytan dedi ki- imanına çengel vurdum
Can çıkarken, ağlaya ağlaya gider dostlar

Çengel: Pençe, kanca.
12
Kul Hoca Ahmet, aşık olursan canın yansın
Samimiyetinle -Allah deki bunu yalnız Tanrı bilsin.
Dua et ki, mümin kullar dünyayı bıraksın
Dünyayı bırakan ahirete ulaşır dostlar

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.

Hikmet-87
1
Hangi yaratılmış, Yaratıcısına itaatkar olursa
Alem halkı o kulu sever dostlar
Zikrini söyleyip bağrı pişip içi yansa
Nefes çektiğinde, sayısız kıvılcım uçar dostlar

Açıklama: Aşk ile her nefes alıp verdiğinde gönlündeki o kutsal ateşten sayısız kıvılcımlar saçılır.
2
Dili gönlü aynı yönde zikreden olup
Üç yüz altmış damarı kanla dolup
Yaz kış bülbül gibi hayran olup
Ötüş yapıp daldan dala konar dostlar

Bülbül: Aşkı ve feryadı temsil eden, gülün sevdalısı olan gönül kuşu.
3
Bu gönlün bahçesidir, ne acayip bahçedir
İçinde binlerce bülbül ötüşür, bin bir dille
Her dalı üzerinde türlü renkler görünür
Nimetlerin piştiğini görür dostlar

Açıklama: İlahi bahçede olgunlaşan lütufları ve manevi meyveleri gönül gözüyle izlerler.
4
Görünen nimetin şükrünü gafil bilmez
İçteki gizli anlamı, kıyas ile görse de olmaz
Dış gözü gaflet ile bakıp görmez
İç gözü açılsa, o görür dostlar.

Gafil: Habersiz, duyarsız.
Kıyas: Karşılaştırma, akıl yürütme.
Açıklama: Gönüldeki o saklı sırları ve batıni hakikatleri kuru akıl kıyasıyla kavratıp görmek imkânsızdır.
5
İç gözü açılsa bütün perdeler
Açılır gider, sırlı hakikatlerde örtü kalmaz
Can gözü hayran olur, işte o yerde
Bakıp iman nuru ile görür dostlar
6
Kul Hoca Ahmet Yesevi'nin işte bu sözü
Şaşılacak değildir, bakıp görse sırrın gözü
Yokluk makamında özün özüyle
Yokluk içinde bakıp (hakikati) görür dostlar.

Hikmet-88
1
Sevginin kadehini içip coşkuyla dönen
Divanelik (kendinden geçne) makamına girdi dostlar
Açlık ile tokluk, kâr ile zararı hiç bilmeyen
Sarhoş olup dönerek semâ eyledi dostlar

Semâ: İlahi aşkla dönme ve coşma.
2
Dönüp semâ eyleyenlere dünya haramdır
Eş çoluk çocuk evden yurttan vazgeçti tamamen
Seher vakti Hakk'a sığınıp ağlar sürekli
Ondan sonra dönerek semâ eyledi dostlar
3
Dönerek semâ eyleyen aşık kendini bilmez
Kendinden geçmiş yürür, dünya malını eline almaz
Yüz bin insan kusur söylese de kibirli olmaz
Dünyayı tepeleyip dönerek semâ eyledi dostlar

Semâ: İlahi aşkla dönme ve coşma.
4
Dünyayı tepmeden, dönerek semâ eyleyen cahildir
Hakk'ın adını bir an söylemeden yürür gafil
-Dervişim der ama dünya tarafına gönlü meyillidir
Dünya için dönerek semâ eyledi dostlar

Derviş: Yol eri, alçakgönüllü, varlıktan geçmiş.
5
Benliğinden vazgeçmeden semâ eylemek hatadır
Sübhân İgem (Rabbim) ona iman ihsan etmez
İbadet etse gönüllerini arıtmaz
İkiyüzlülük edip dönerek semâ eyledi dostlar

Sübhân: Eksikliklerden münezzeh olan, şanı yüce.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
6
Vay ki öyle cahillerden ümit beklemeyin
Feyiz ve ferahlık alırım diye koşup almayın
Nefsi büyük Şeriatı (dini ölçüsü) bozuk olanı veli bilmeyin
Lanetli şeytan yular takmadan bindi dostlar

Yular: Gem, hayvanın başı için ip.
7
Benliğinden vazgeçmeden dönerse, Allah bıkıp usanır
Sahte semahından yer sarsılıp eziyet çeker
Dua edeyim de göstermesin ona hak yüzünü
Dinden vazgeçip dönerek semâ eyledi dostlar

Semâhından: Coşkuyla dönüp ibadet etmesinden.
8
Manevi coşkunluk ağır basmadan semâ eyler
Hak Mustafa ve Dört Dost, ondan hoşnutsuz olur
Baştan ayağa günahları hazır durur
Günah isteyip dönerek, semâ eyledi dostlar

Dört dost, Dört Halife: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali.
9
Âşık Şibli bir ışık görüp semâ eyledi
Mustafa'yı hazır görüp soru sorup
Dünyayı ahireti arkaya atıp gözünü yumup
Öyle kullar dönerek ve semâ eyledi dostlar

Şibli: Ebu Bekir eş-Şiblî: ünlü sufî ve büyük veli.
10
Âşık Şibli ağlayarak "Ey Allah'ın Elçisi" dedi
Gücüm kalmadı, semâ etsem de hüzünlüyüm
Peygamber dedi ki: "Allah dilerse kabul eyler
Peygamber'den izin isteyip dönerek sema etti dostlar

İnşâallâh: Allah dilerse.
11
Kul Hoca Ahmet söyler, dönerek sema etmek herkese nasip değildir
Gösterişle dönen kişi ateşe düşer
Bu sözler gizli idi söylesem hepsini
Hakk'ı bulup dönerek semâ eyledi dostlar

Hikmet-89
1
Evliyaların söylediği zaman, gelmiş olsa gerek
Kıyamet günü yaklaştı dostlar
Akıllı kullar neler olacağını bilmiş olsa gerek
İnsanlardan ve memleketten sevgi şefkat gitti dostlar

Evliyalar: Veliler, erenler, Allah dostları.
2
Büyük küçük dostlardan edep gitti
Kızlar ve genç erkeklerden utanma duygusu gitti
"Utanmak imandandır" diye Peygamber buyurdu
Utanmaz bir topluluk, şaşılacak işler etti dostlar
3
Müslüman Müslüman'ı öldürür oldu
Haksız yere tutup doğru işleri geçersiz saydılar
Mürit (öğrenci) rehberine saygı göstermez oldu
Şaşılacak uğursuz zamanlar geldi dostlar

Mürit: Bir mürşide bağlanan, Hak yolunu arayan öğrenci
4
Dünyalık peşinde koşanlarda cömertlik yoktur
Padişahlarda ve yöneticilerde adalet yok
Dervişlerin duasının kabul olması da yok
Türlü belalar halkın üstüne yağdı dostlar
5
Son zaman âlimleri zalim oldu
Yağcılık edenler âlim sayılır oldu
Hakk'ı (gerçeği) söyleyen dervişlere, düşman oldu
Şaşılacak uğursuz zamanlar geldi dostlar
6
Kıyamet günü yaklaştı geldi, geriye kalanı yok
Kul Ahmet’in söylediği sözün yalanı yok
Kendi kendine bir nasihat eden yok
Nasihatini insanlara söyleyip gitti dostlar

Açıklama: Kendi nefsinin durumuna bakıp kendine öğüt veren yok.

Hikmet-90
1
Bizden selam olsun dostlara, Hak yolunu bırakmasınlar
O'nun yüzünü görmeyi isterlerse asla gafil olmasınlar
Gaflette olan Hak yolunu bulamaz, ahirette de bir makam bulamaz
İçi dışı yanarak seher vakitlerinde yatmasın

Seher: Sabah vakti.
2
O'nun anılmasıyla olsalar, O'nun yüzünü görmeyi arzu etseler
Ne kadar hor görülse de gönül başkalaşmasın
Aşıklara dünyada hor görülme, inleme ve kınanma vardır
Kınanmadan, çile çekmeden – ben aşığım demesin
3
Şeriate göre tecrit, dünyayı terk edip, bağlarından kurtulmaktır
Dünyayı terk etmeden, Hakk’ı sevdim demesin
Tarikatta (Hak yolunda) canından ve bedeninden vazgeçmek zordur
Candan ve bedenden vazgeçmeden "Bağlarımdan kurtuldum" demesin

Şeriatta: Dini hükümlerde, İslam hukukunda.
Tarikatta: Hak yolunda, tasavvuf yoluna göre.
4
Hakikatte haramdır, tek Hüdadan başkası
Öyle olmadan aşıklar, O'nun yüzünü arzu etmesin
Nasıl ki Resul Mustafa dünya malını sevmediyse
Resul'e ümmet olan dünya malını sevmesin
Zavallı Ahmet Yesevi, selam söyledi dostlara
İşte bu sözün anlamını, talip olursa anlasın.

Hüdâdan: Yaratıcıdan.
Talip: İsteyen.

Hikmet-91
1
Ey zikredenler, O'nun yüzünü görmeyi istiyorsanız
Canından vazgeçip zikir halkasında görün, O'nun yüzünü
Şevkle Allah deyip doğruya dönüp
Gece uykusunu kendine haram edip uyanık ol

Şevkinle: Coşkunla, O'na olan büyük arzunla.
2
Uyanıklara Hak merhameti yakın olur
Uyanıkların gönlü kırık, gözü yaşlıdır
Benlik sevdasının cezasını verecektir cehennem
Kibirlenenin cehennem içinde hali zordur
3
Senden önceki dostların nereye gitti
Bu dünyaya meyletmeyip ağlayıp göçtüler
Ömrün sona erdi, sıra sana geldi
Günahlarına tövbe et, ey kötü işleri olan
4
Nefsini kendi haline bıraksan, sana neler demez
Ağlayıp inlesen de, Allah'a doğru boyun eğmez
Nefsi eline almaya çalışsan da, yabani kuş gibi ele konmaz
Nefsi eline alıp, gece uykunu uyanık geçir

Nefsi ele almak: Nefsini kontrol altına almak.
5
Nefsin yoluna giren kişi, rezil olur
Yolunu kaybedip kayıp dağılıp yolunu şaşıran olur
Yatıp kalksa şeytan ile yoldaş olur
Nefsini ez nefsini ez, ey kötü işleri olan
6
Nefsin seni son nefeste yoksul edecek
Din evini yağmalayıp yok edecek
Öleceğin vakitte imanından ayıracak
Akıllıysan kötü nefisten bıkıp uzak dur
7
firavun ve karun şeytanın sözünü sıkı tuttu
Bu sebepten yer yarıldı onu yuttu
Allah ile konuşan Musa, ona nasihat edip sözler söyledi
o ikisi kulak asmayıp kirli bir şekilde öldü

firavun: Mısır hükümdarlarına verilen unvan. Kibir, ilahlık iddiası ve zulüm sembolü.
karun: Servet ve dünya malına düşkünlük sembolü.
8
Günahına tövbe edip ağlayarak yürü
Dünyadan gideceğim diye ahiret yolunun başına varıp dur
Gidenleri görüp sen de ibret al
İbret alsan yattığın yer gül bahçesi olur
9
Mümin kullar, dertle manevi hallere büründü
Hak yolunda canını ve gönlünü aşık etti
Dünyayı bırakıp ahireti arzuladı
Arzulayacak olursan, huriler ve gılmanlar hepsi hazırdır

Huri: Cennet kızı
Gılman: Cennet hizmetçileri.
10
Kul Hoca Ahmet, nefsinin elinden feryat eder
Kâmil (olgun) mürşit, belki onun nefsinin celladı olur
Habersizler işitmezler feryat ve figanımı
Kan ağla ki, işitsin o Yaratıcı

Cellât: Ölüm cezasını infaz eden kişi.

Hikmet-92
1
Erenler ilahi yüzü görür, dervişlerin sohbetinde
Erenlerin meclisinde, nur yağar sohbetinde
Ne dilerse o olur, dervişler sohbetinde
Bütün sırlar açığa çıkar, dervişlerin sohbetinde

Dervişler: Gönül erleri.
2
Her kim ki sohbete geldi, erenden nasibini aldı
Yabancı gelip tanıdık oldu, dervişlerin sohbetinde
Her kim sohbete geldiyse, gönlüne mana ulaştı
Dostlar arzusuna kavuştu, dervişlerin sohbetinde
3
Sıradan insan gelse has (seçkin) olur, yıldız gelse ay olur
Bakır gelse altın olur, dervişlerin sohbetinde
Kibir ve hasetler ölür, içine mana dolar
Gözünü açıp Hakk'ı görür, dervişlerin sohbetinde
4
Resul'e vahiy geldi, başından tacını aldı
Kalkıp hizmet etti, dervişlerin sohbetinde
Kul Hoca Ahmet, sohbette söyler yakarır
Ne hoş bir saadettedir, dervişlerin sohbetinde

Saadet: Mutluluk.
Açıklama: Muhammet, İlahi heybet karşısında başındaki tacı dahi kenara koyup hizmet etti.

Hikmet-93
1
Ne hoş tatlıdır Hakk'ın zikri, seher vakti olduğunda
Baldan tatlıdır Hu (O) adı, seher vakti olduğunda
Seher vakti kalkarlar, canını feda edenler
Aşk ateşinde yanarlar seher vakti olduğunda

Seher: Seher, tan yerinin ağarmasından önceki vakit.
Hu: O. Allah'ın isimlerinden biri.
2
Seher vakti hoş saattir, kalkana rahat olur
Açılır talih ebedi mutluluk, seher vakti olduğunda
Her gün yanar bu canım, kulluksuz yoktur dermanım
Sen bağışla günahımı, seher vakti olduğunda

Kulluksuz: İbadetsiz, hizmet etmeden.
Dermanım: İlacım, çarem.
3
İman mumunu yandırsan, ruh kuşunu yandırsan
Hüdaya sığınsan, seher vakti olduğunda
Kul Hoca Ahmet'in hiçbir an, bir zerre yoktur ibadeti
Zikri canının rahatıdır, seher vakti olduğunda

Hüdaya: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.

Hikmet-94
1
Hu (O) halkası kuruldu, ey dervişler geliniz
Hak sofrası yayıldı, ondan payınızı alınız
Söz ilmini okuyup hal ilmine ulaşıp
Yokluk içine batıp, varlıklardan alınız

Hû: "O" anlamında ismin yerini tutan zamir. Allah'ın ismi.
2
Yırtıp şefkat perdesini, isteyip O'nun yüzünü görme vaadini
Açıp gönül gözünü, ilahi tecellileri seyrediniz
Hû testeresini alıp, nefsin başına koyup
Gece gündüz arayanlar, canı kurban ediniz

Şefkat perdesi: Kendine acıma hissini ve nefsine duyduğu merhameti feda etmesidir.
3
Halka içinde Hû denizdir, aşk ateşine yanınız
Beden ve can ile arayanlar, tekbir başlayıp söyleyiniz
Hû Hû diyerek ağlayıp inleyip, Hû demekte mana vardır
O'nun yüzünü görmekten umutlu olun, rahmetinden nasip alınız
Kul Hoca Ahmet kul olmuş, yol üstünde kül olmuş
Taliplilere sığınak olmuş, ondan ibret alınız

Tekbir: Allah'ın büyüklüğünü anma, "Allahu ekber" demek.
Ekber: En büyük, en yüce, en ulu.
Rahmetinden, merhametinden, lütfundan.

Hikmet-95
1
Evveli Hû sonu Hû (O) diyerek, kendinden geç
Hak yüzünü göstermezse, eteğine sarılan olayım
Görüneni Hû gizlisi Hû diyerek yola gir
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
2
Lâ ilâhe illallâh diyerek, içtenlikle yalvar
Hak zikrini her kim söylese yanına var
Rehberin hizmetine koşup yürü
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Lâ ilâhe illallâh: Allah'tan başka ilah yoktur, tevhidi.
3
Diline al Lâ ilâhe illallâh tevhidini
İçine indir, her nefeste uyanık ol
Rehberin bakar sana ansızın
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Lâ ilâhe illallâh: Allah'tan başka ilah yoktur, tevhidi.
4
İbrahim Ethem gibi olup, dünyayı tep
Kimi görsen Hızır bilip elini öp
Yüzünü göreyim dersen seher vakti kalk
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

İbrahim b. Ethem: Tahtını terk edip dervişliği seçen ünlü mutasavvıf.
Hızır aleyhisselam: Darda kalanlara yardım eden manevi rehber.
5
Allah diyen kulların, kölesi ol
Toprak gibi yol üstünde toprağı ol
Âşıkların yanıp sönmüş külü ol
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
6
Zikreden olup şükreden olup, Hakk'ı sev
Seher vaktinde kalkıp nefsinin gözünü oy
Bâyezit gibi âşık olup dünyayı terk et
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Seher vaktinde: Sabaha karşı.
Bayezid-i Bistâmî: Ünlü mutasavvıf.
7
Yürüsen otursan, yatsan kalksan Hakk'ı söylesen
Zikreden olup şükreden olup, canından vazgeçsen
Vallahi billahi dünya haram, bırakıp atsan
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Vallâh-Billâh: Allah'a andolsun ki", "Allah üzerine yemin ederim ki"
Haram: Yasak.
8
Hakk'a kavuşayım dersen, seher vakti ağla
Allah diyerek yüreğini bağrını ateşte dağla
Gayret kuşağını can beline sağlam bağla
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Kuşak: Bel çevresine sarılan bez, kemer veya bağ.
9
Ethem gibi bu dünyadan gönlünü kopar
Hırs, heves ve kibrin evini boz
Sevginin denizine dalıp yüz
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
10
Gece gündüz ahiretin kaygısını çek
Gece uykunu haram sayıp, ibadet et
Sevginin şevkiyle göğsünü yar
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Şevki: İsteği, coşkusu.
11
Nefsine uyanlardan ve benlikten kaçıp yürü
Dostunu bulursan gözünde yaşını saçıp yürü
Sevginin şarabından içip yürü
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
12
Ey dostlar, bu dünyadan ağlayıp geçin
Geçicidir, bu dünyadan geçip gidin
Sevginin kadehini alıp şarabı için
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
13
Gece Allah gündüz Allah durmaksızın söyle
Geceleri uyanık olup kanlar yut
Bu dünyanın itibarını, taşlayıp geç
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
14
Mürşit-i kamilin eteğini sıkıca tut
İlahi bilginin pazarında kendini sat
Aşk şerbetini içip sema ederek zikrini söyle
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Sema: Aşka gelip dönmek.
Mürşit i kamil: Olgun ve yetkin yol gösterici.
15
“Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik” diyerek feryat et
Gözyaşını her tarafa çiy tanesi saç
Hakk'ın zikrini söyleyip, kendini hayran eyle
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Ya Rabbena zalemnâ: "Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik" Araf Suresi 23.
16
Aşk derdini edinip yola gir
Kelebek gibi mumu (ışığı) görüp, kendini ateşe at
Nereye gidersen zikrini söyleyip, dükkan kur
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
17
Sevgi meydanında başını ortaya koysan
"Hu-Hu" diyerek zikrini söyleyip canını zorlasan
İlahi yüzünü dileyip, kanlı gözyaşı dökerek çaresizce inlese
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Hu: O (Allah) zikri.
18
Erenlerin kapısını bekleyip yat
Seherlerde zikir söyleyip erken kalk
Ağlayıp inleyerek yok olup canından vazgeç
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Erenlerin: Velilerin.
19
Toprak gibi alçakgönüllülük çek ki, nefsin ölsün
Halk içinde rezil ol ki, herkes sana gülsün
Samimi bir gönülle ağlayıp gör, Hüda bilsin
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
20
Gözyaşını deniz gibi et ki, merhameti gelsin
Garip olup yolda yat ki, kolundan tutsun
Gizli yürüyüp ibadet et ki Tanrı bilsin
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
21
Ayrılık gecesinde, ahın ile ateşler yak
Gözyaşının kıvılcımı ile çakmak çak
Erenlerin sohbetinde eriyip ak
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Ah: Feryat.
22
Ey insafsız dünya geçicidir, Hakk’a yönel
Kul olursan Hak zikrini durmadan söyle
Rehberin hizmetinde sıkıntı çek
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
23
Allah deyip yok ol ki, bağrın yansın
Geceleri kalkıp ibadet etki, Tanrı sevsin
Ondan sonra ha (seçkin) büyükler nazar etsin
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Nazar: Bakış, lütuf ve ilgiyle bakmak.
Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
24
Geceler boyu uyanık olup seher vakti kalk
Aşık olursan İsmail gibi canından vazgeç
Kolunu ayağını sıkıca bağlayıp emrini tut
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
25
Nefis terbiyesini sıkı tutup, canına eziyet et
Meydan içinde başını verip, başınla oyna
Eğlenceden vazgeçip, dünya malı yerine zakkum çiğne
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
26
Ferhat gibi çile çekip, dağları yar
Bayezid gibi geceleri kalkıp, nefsini as
Cüneyt gibi çölleri gezip, dikenlere bas
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Ferhat: Şirin’e duyduğu aşk uğruna imkânsız denilen dağları delen efsanevi bir aşıktır.
Bayezid-i Bistâmî: İran’ın bistam şehrinden büyük bir velidir.
Cüneyt-i Bağdadi: Bağdatlı büyük veli.
27
Hak rahmeti ulu denizdir, bir damlası bile yeter
Damlasından nasip alan, dünyaya heves etmez
Benlik ve kibir senden sinek gibi gider
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
28
Hak rahmeti ulu denizdir, almaya layık ol
Talipliysen Hak tarafına meyilli ol
Dünyadan el çekmeyi ve günahtan sakınmayı kendine yol edinip, kavuşan ol
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
29
"Yoktur" deyip "Ancak Allah vardır" sözüne tutkun ol
Mansur gibi "Ben Hakk’ım” deyip feryat et
Ağlayan olup gözyaşını deniz et
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Hallâc-ı Mansur: "Enel-Hak" (Ben Hakk’ım) vahdet-i vücut anlayışının büyük sufisidir. İdam edilmiştir.
30
Ey habersiz, gaflet ile uykudasın
Dünyayı isteyip gece gündüz kaygıdasın
İbadet etmeden sözler söyleyip, boşsun
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
31
Taştan döşek ile yastık yapıp, ibadet etsen
Hakkın emrine razı olup, boynunu sunsan
Ölüm vaktinde temiz imanı eline alsan
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım
32
Kul Hoca Ahmet, nasihati kendine et
Ey habersiz, halkı bırakıp kendini bil
Dağdan ağır günahın var kendine gel
Hak, ilahi yüzünü göstermese, eteğine sığınayım

Hikmet-96
1
Aşıklar durmadan Hû derler, Hüda'ya yalvarıp
Onun aşkıyla yürür, gece gündüz sararıp solup
İnletip ağlatsa âşığı, aşk elinde Hüdam
Aşk yolunda kınanmayı, ona münasip görür

Açıklama: Hüda, aşkının yolunda yürüyen aşığa, kınanmayı ayıplanmayı uygun görür.
2
Mansur bir gün ağladı, erenler merhamet eyledi
Kırklar Mansur'a şerbet içirdi, sevgisini katıp
Mansur der ki "Ben Hakk’ım", erenlerin işi gerçektir
Mollalar, gönlüne kötü niyet alıp "Haksızdır" derler

Molla: Din âlimleri.
3
"Ben Hakk’ım deme" diye "kâfir oldun Mansur" diye
Öldürdüler taş atıp "Kur'an içinde vardır" diye
Bilmediler mollalar "Ben Hakk’ım" sözünün manasını
Söz ehline, hal ilmini Hak görmedi uygun

Hâl ilmi: Manevi makam.
4
Rivayetler yazıldı, Mansur’un halini bilemediler
Mansur gibi veliyi tuttular, darağacına asıp
Yabancı diye mollalar, Şeyh Mansur'u öldürdü
"Kâfir" diye öldürdüler üç yüz molla çekişip

Rivayetler: Söylentiler.
5
Külünü göğe savurdu, fırlatıp denize attı
Zevk denizi dalgalandı, deniz aktı kaynayarak
İşte o gün o deniz feryat etti, acı çığlık attı
Âşıklara ey Hüda, yüzünü görmeyi nasip eyle

6
Şeriat efsanedir, hakikat bilgeliktir
Tarikat inci tanesidir, âşıklara münasiptir
Bütün insanlar toplandı Mansur diyerek feryat etti
Mansur'un dostları, orada ağlaşarak kaldı
7
Tövbe et Hoca Ahmet, Hak'tan yardım olsun
Yüz binlerce veli geçti bu dünyadan, sırrı sırra ulaştırarak

Veliler: Allah dostları

Hikmet-97
1
On sekiz bin âlemde, hayran olan âşıklar
Sevdiğinin ışığını bulamayarak, şaşkın olan âşıklar
Her an başı dönerek, gözü insanlara çaresizce bakıp
“Hu Hu” diyerek dönerek, ağlayan olan âşıklar

Hu: O.
2
Yanıp tutuşup kül olan, aşkıyla bülbül olan
Kimi görse köle olan, mert olan âşıklar
Yol üstünde toprak olan, bağırları yarılmış olan
Zikrini söyleyip temiz olan, feryat eden âşıklar

Mertler: Yiğitler, gerçek erler.
3
Gayret kemerini bağlayan, yüreğini bağrını dağlayan
Feryat edip ağlayan gözyaşı döken olan âşıklar
Kâh yüzü sararıp, kâh yolunda garip
Tespihleri ey Habiptir (Sevgili), coşkuyla dönen olan âşıklar
4
Ahmet sen de âşık ol, samimiyetinle sadık ol
Kapısına layık ol, sevgili olan âşıklar

Hikmet-98
1
Yol üstünde oturup, yolu soran dervişler
Ahiretten haber işitip, yola giren dervişler
Asaları elinde, gayret kuşağı belinde
İzim’in (rabbimin) zikri dilinde, Allah diyen dervişler

İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
2
Hırkaları kirli hırka, gönlünde yüz bin sır aşikârdır
Biliniz ki iki cihanı (dünyayı ahireti) gözüne takmaz dervişler
Derviş Hakk'ın baktığıdır, zikri gül bahçesidir
Hakk'ı anan, sırları güzel, edepli dervişler

İki cihan: Dünya ve ahiret.
3
Günahım çok, (makama) yaklaştırmaz, dostlar çaresini bulamaz
Gözlerindeki yaşı kurutmaz, yaşı akan dervişler
Sırrı ile söylerler, dillerine hikmet dizerler
Aşk ile canları (ruhları) gezer, rengi sarı dervişlerin
4
Köpek nefsini öldürür, kırmızı yüzünü soldurur
Hoca Ahmet köledir, satıp yesin dervişler

Hikmet-99
1
Hak kulları dervişler, hakikati bilmişlerdir
Hakk'a âşık olanlar, Hak yoluna girmişlerdir
Hak yoluna girenler, Allah diyerek yürüyenler
Erenlerin izini izleyip, memleketlerinden vazgeçmişlerdir
2
Âlemin övüncü Mustafa, öyle dedi onlara “merhaba”
Miraç gecesi söyleyip, dervişlik yolunu seçmişlerdir
Dünyaya gönül vermeyip, harama yönelmemişler
Hakk'ı seven âşıklar, halktan vazgeçmişlerdir

Miraç: Göğe yükseliş.
3
“Dünya benimdir” diyenler, dünyanın malını alanlar
Akbaba kuşu gibi olup o harama batmışlardır
Molla müftü olanlar yalan fetva verenler
Beyazı kara gösterip, o cehenneme girmişlerdir

Akbaba: Leş yiyen kuş türü.
Molla: Din bilgini.
Müftü: Fetva veren.
4
Hâkim ve imam olup, haksız dava edenler
O eşek gibi olup, yükün (vebalin) altında kalmışlardır
Haram yiyen hâkimler, rüşvet alıp yiyenler
Kendi parmağını ısırıp, korkudan donup kalmışlardır
5
Tatlı tatlı yiyenler, çeşit çeşit giyenler
Altın tahtta oturanlar, toprağın altında kalmışlardır
Mümin kullar sadıklar, doğrulukla yaşayanlar
Dünya malını hayırda harcayıp, cennet hurisini kucaklamışlardır

Mümin: İnanan.
6
Kul Hoca Ahmet, bunları bilmişsin, Hak yoluna girmişsin
Hakk’ın yoluna girenler, yüzünü görmüşlerdir

Hikmet-100
1
Bir grup dervişe akıl, gizli alemden ulaştı
İçinde Hû (O) derler, sırrı içinde gizli dervişler
Durmadan akıp yürürler, dursalar tekbir söylerler
Bulsalar sohbet kurarlar hoş sohbetli dervişler

Hu: O.
Tekbir: Allah'ı büyükleme sözü.
2
Elbiseleri silah dolu, tesbihleri "illAllah" der
Hizmet eder her sabah, çile çeker dervişler
Elbiseleri kirli cübbe olsa da, gönlünde yüz bin özlem
Bu uçsuz bucaksız dünyayı, gözüne takmaz dervişler

"İllallah": "Ancak Allah" “sadece Allah” sözü, tevhit zikri.
3
Hırkaları sırtında, bastonları elinde
İzinin hatırası gönlünde, "Allah" diyerek yürür dervişler
Özü fakir olsa da, beden şehrini gezerler.
Dışını ve içini düzeltirler, mutlu dervişler.
4
Mürşitlerin sırlarının hizmetinde ol, kesinlikle
Peygamberden hatıra kalan dervişlerdir
Kul Hoca Ahmet, alçak gönüllü ol alçak gönüllülerden mana sor
Dervişliği huzur bil, Hu (O) kuşudur dervişler

Mürşitler: Şeyhler, manevi önderler.

Hikmet-101
1
Gariplikte (dünyada) garip olan garipler
Gariplerin halini bilen garipler
Bir sebeple uzak yerlere varıp
Kardeş kıymetini bilir garipler

Açıklama: Gariplikte den kasıt, dünya ve bedendir. Ruhun asıl vatanı "Ruhlar Âlemi" (Ezel/Bezm-i Elest) ve Hak katıdır. Ruh, bu beden kafesine ve dünya hayatına girdiğinde bir "gurbete" düşmüş olur.
2
Susadığında suya muhtaç olurlar
Hayattayken inleyip ölür garipler
İnsanlar bilmezler, gariplerin hali nedir
Sadece garip olan garipler bilir

Açıklama: "Ölmeden önce ölünüz" sırrına eren gariplerdir.
3
Gariplik çetin iştir ey azizim
O değersiz görülen alçak gönüllü garipler
Gel şimdi ey Ahmet, kendine bak
Sen de garipsin, o alçak gönüllü garipler gibi

Azizim: Değerli dostum.

Hikmet-102
1
Sübhan İzim (Rabbim), gücüyle emir verse
Âşıkları feryat edip gezer olurlar
Mahşer yerinde feryat edip gözyaşı döküp
İnsanlardan kendini gizleyip gezer olurlar

Sübhan: Eksikliklerden münezzeh, kusursuz olan.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
2
Halk içinde perişan gezer, kendini bilmeden
Cahillerin sohbetinden kaçıp, uzaklaşmayı bilmez
O yüzden erenlerin kokusu gelmez
Gözyaşıyla feryat edip gezer olurlar
3
Âşıkların Hak katında, yüz nazı vardır
Haykırsa, zerre bile asla kalmaz, yanar
Oruç namaz tesbihleri ise Perverdigârdır (Rabdir)
İç alemlerini dile getirip, gezer olurlar

Perverdigâr: Yaratıcı, besleyip büyüten. Farsça. Allah'ın "Rabb" isminin Farsça karşılığı olarak kullanılır.
4
Vahşi hayvanlar gibi çöller içinde vatan edinir
Çöllerde yoldaşları kargalardır
İhtiyaç değildir âşıklara, bağ ve bahçe
Hızır ve İlyas'ı yoldaş edip gezer olurlar
5
Âşıkların gözyaşıdır, bağ ve bahçe
Burada sürekli bülbüller öter
Dış dünyalarını yıkıp, evleri harap gezerler
Hakk’ın gücünü dile getirip gezer olurlar
6
Kendinden geçip yanarak gezer, sarhoş ve hayran
Allah deyince gözünde yaşı, bağrı kebap olmuş (kavrulmuş)
Haykırıp feryat edip inlerler
Allah'ı anıp överek, gezer olurlar
7
Kadir İgem (Rabbim), gücüyle barış verse
Emir verirse, cennet içine girer âşık
Haykırıp feryat edip, bunu dilinden düşürmese
Aşk şarabı içip sema ederek (dönerek) gezer olurlar

Kâdir: Her şeye gücü yeten, kudret sahibi.
8
Gece gündüz bir an bile durmadan daima ağla
Dilinle Allah'ı anıp, hiç yorulmadan
Bağrın yanmadan gözünden yaşın asla akmaz
Gözyaşını alıp şahit tutarak, gezer olurlar

Bağrı: Ciğeri, yüreği.
9
İlahî aşkın Burak'ına binip gezen
Öyle bir âşık Hak yolunda gezinip dolaşır
Sır şarabını içip ezelden ruhu doyan
Aşk kapısında seslenip gezer olurlar

Burak: Göksel bir binek.
Ezel: Başlangıcı olmayan zaman.
10
Âşık, cehennemin içine girse, korku duymaz
Dünyanın malını ve mülkünü görüp bildiği halde, eline almaz
Huri köşk ve gılmanlara dönüp bakmaz
Feryat edip bağırarak, gezer olurlar

Huri: cennet kızı.
Gılmanlar: Cennet hizmetçileri.
Kahhar: Her şeye galip gelen, mutlak güç sahibi.
11
Kahhar İgem (Rabbim) kudretiyle seslense
“Yüzümü görmek için yananlarım, gelin” dese
Gözyaşını akıtarak feryat etse
Aklımı ve şuurumu bilgili yapıp, gezer olurlar
12
Rahman İgem (Rabbim), merhametiyle seslenir
İsyankar ve eziyet eden topluluklara halini sorar
Mahşer günü yüzünü göstermeyi ihsan eyler,
Canını ve gönlünü feda edip gezer olurlar

Rahman: Rahman, merhameti sonsuz olan.
13
Rahman İgem (Rabbim), merhametiyle seslenir
Hüzünlü sesi işitip, âşığın canı yola girer
Saf saf olup, âşıklar başlarını yukarıya kaldırırlar
Aşk kişinin özünü yalnız edip, gezer olsa gerek

Saf saf: dizi dizi, bölük bölük.
14
Hakk'ı bulan sevdalılar şuursuzca söyler
Gönül derdi edinip gezer olurlar
Makamları yüce makam, Arş'ı gözler
Halka kendini perişan edip gezer olurlar
15
İnsanlardan uzaklaşıp dağları çölleri vatan edinir
Çöller içinde yoldaşları kargalar ve çaylaklardır
Bu dünyadan gider olsa, çalılar dikenler ona kefendir
Türlü vahşi hayvanı yoldaş edip gezer olurlar
16
Bunlar olmadan, can sevgilisini bulamaz
Bu yolların sarp yokuşu çoktur, inişi olmaz
Canından vazgeçmeden birlik şarabından içilemez
Şarap içip sema edip (dönerek) gezer olurlar
17
Sevgiliyi bulan kişi kendini bilmez
Alem halkı peşine düşse de kaçar, geri gelmez
Yüz bin öğüt veren olsa da, onun öğüdünü almaz
Halka kendini perişan gösterip gezerler
18
Yüz bin aşık yansa kavrulsa mutlu olur
Hak'ın zikrini her kim söylese, can dostu olur
Mahşer günü O'nun yüzüne yakın olur
Canı ve imanı feda edip gezer olurlar
19
Allah için canını veren boşa gitmiş olmaz
Dünya ve ahiret ona bahçe olur asla ölmez
Gerçek aşığın sırrı gizlidir halk bilemez
Gözyaşını şahit tutup gezer olurlar
20
Aşık ölmez solup kurumaz, aşkı tazedir
İnsanlar arasında ağzı (yüzü) güleçtir, içi gizlice yanar
Çölleri gezip yolları yürüyüp -Hak mekansızdır der
Hak aşkını överek gezer olurlar
21
Aşk bahçesini gezen aşık kendini bilmez
Gece gündüz sarhoş ve hayrandır, başkası aklına gelmez
Gözü Hakk'ı arar yaratılmışlara yakın olmaz
Hakk’a kavuşmayı yol azığı edip gezer olurlar.
22
Gerçek dertliler dertsizliği gözüne takmaz
Şekilde ibadet edenlerin, hallerini dile getirmez
Onlardan fayda görse aşksızlara bakmaz
Gerçek dertliye deva (şifa) verip, gezer olurlar
23
Aşıkların bildiklerini, insanlar bilemez
Huri, gılman ve bütün melekler topluluğu buraya gelemez
“Rableri onlara tertemiz içecekler içirir” ayetinde müjdelenen şarabı dahi arzulamaz
Yüzünü görme ahitine vefalı olup, gezer olurlar

Huri: Cennet kızları.
Gılman: Cennet hizmetçisi gençler.
24
Huri ve gılman tertemiz şaraptan alıp getirir
Rıdvan meleği kadeh sunup hürmet eder
Âşıklar gözünü kapatıp kendinden geçer
"Ah kavuşma arzum" deyip kendi içinde gezer olurlar

Rıdvan: Cennet kapıcısı olan büyük melek.
25
Hak seyredip ona rahmet eder
Kabir içinde nur saçıp şefkat eder
Yetmiş bölük meleği aşıklara dost eder
İyilik ve cömertlik verip, gezer olurlar
26
Aşık candan yanar Hakk’ı sever
Allah için dünyayı ve ahireti boşar
Bağrını delip baştan ayağa kana boyar
Aşık feryat edip yalnız kalarak gezer olur

Bağrını: Göğsünü, ciğerini.
27
Ey dostlar, aşk ehlinin dermanı yoktur
Çare sormayın, aşk derdinin çaresi yoktur
Bu yollarda olan âşığın gücü yoktur
Canı bedenden ayrı edip gezer olurlar
28
Bedeni ayrı, ateşte yanan canı ise başkadır
Sözün özüne ererse, talipli olup hikmet okur
Kimi görse, ayağının izini alıp gözüne sürer
Aklını ve şuurunu bilge edip gezer olurlar
29
Bu heveslinin bedeni yansa, canı yanmaz
O sebepten aşkın değerine erişip varılmaz
Erenlerin sohbetine koşup gelmez
Zikir ve duayı gösteriş edip gezer olurlar
30
Bu âlemden gönlü temizleyen Allah'ın kendisidir
Ey ümmetler, bu Hak Mustafa'nın söylediği sözüdür
Mahşer günü, Hak huzurunda yüzü aydınlık olur
Din ile aydınlanıp gezer olurlar

Mahşer: Toplanma yeri.
31
Âşıkların diri iken ölen ruhu, ayrı düşmüştür
Kanat çırpıp uçayım dese, korur Hüda
Dinin ışığıyla gönlünü nurlu tutup görse
Âşıkları hayran (şaşkın) olup gezer olurlar

Hüda: Allah, Hak, Yaratan
Açıklama: Aşıklar henüz sağ iken nefislerini öldürürler, ruhları fani (geçici) dünyadan kopup Hak katına yükselmiştir.
32
Âşık olup hikmet söyledi Kul Hoca Ahmet
Samimiyet ile dinleyene yüz bin rahmet olsun
İman ihsan eyler Tengrim, taç ve saadet verir
Âşık gönlünü temiz edip gezer olsa gerek

Hikmet: Marifet dolu söz.
Tengrim: Yüce Allah (Eski Türkçe)
Taç: hükümdarlık ve şeref simgesi

Hikmet-103
1
Aşkın coşkusuyla Sevgiliyi iste
Oruç ve namaz Oğanımın (Rabbimin) emridir
Mahşer yerinde adaleti ile soracak olsa
Âşıkların, bir olan Hüda'ya arzı (sunuşu) sunuşu olur

Oğan: Gücü yetmek, muktedir olmak, gök tanrı (eski Türkçe). Allah, Rab anlamında kullanılmıştır.

2
Dileği şudur, Hüda'ya binlerce feryat eder
Halimi gör diyerek gözyaşını döküp feryat eder
Çığlık atıp mahşer yerini bayındır eder
Âşıkların gönül ahı, mahşerde alacağı olur
3
Gerçek âşıklar daima diridir, ölmüş değildir
Ruhları yer altına girmiş değildir
Şekilde ibadet eden, bu anlamı bilen değildir
Gerçek âşıklar yaratılmışların Hızır'ı olur

Hızır'ı: Darlığa düşene yardım edeni.
4
Günahlardan korkup kendini ağlatıp durur
Mahşer günü ne ederim diyerek kanlar yutar
Sırat adlı geçit yerinde başı döner
Efendisine alçak gönüllülük sunuşu olur

Sırat: Cehennem üzerine kurulacak olan geçittir, köprü.
5
Aşkın zerresi kime düşse inleyen eyler
Gözyaşını akıtarak okyanus eyler
Her ne bulsa Hak yolunda bağışlar
Cimrilerin düşmanlığı ve nefreti olur
6
Âşıkların gözyaşı yerine kanı akar
Melekler her taraftan nurlar saçar
Gaflette olsa - Uyan, huzura gel, diyerek kendisini gözetir
Gerçek âşıklar bu dünyanın baykuşu olur
(dünya viranesine değer vermezler)

Açıklama: Baykuş harabeleri sever.
7
Dünya ehlinin ahiretten korkusu yoktur
Ruhu yalnız, iman ve İslam yoldaşı olmaz
Hakikat yolunu şaşıranın hiç korkusu yoktur
“Kulunum” der, bu lafı sadece diliyle ağzıyla olur
8
Gece gündüz Allah diyerek durmadan yürür
Allah’ın mumu (nuru) etrafında kelebek misali kendini feda eder
Leyla ile Mecnun Ferhat ile Şirin’in devrini sürer
Hak Teala, âşıkların yanışı olur

Devrini: Çağını, zamanını.
Hak: Hak, gerçek olan İlah
Teâlâ: Yüce olan, ulu olan.
9
Âşık yansa gerçek sevgilisi ile yanar
Sahte aşıklar, yanamayıp canından bezerler
Gerçek âşıklar, yandıkça nur dolu olur
O sebepten sevgilisine nazı olur
10
Ateşe atsalar, ateşten yanmaz âşık kişi
Yeri ve göğü bahçe eder dökülen gözyaşı
Allah dese şüphesiz aydınlanır içi dışı
Tutuşup yanmak aşıklara oyun olur
11
Bütün âşıklar toplanıp varır kapısına
Gözyaşını saçıp feryat ederek varır yüce katına
Yedi cehennem güç getiremez bir ahına
Rahman İgem (sahibim) âşıklara yargıç olur
12
Barış yapsa, aşıklar kabul etmez
Huri ve gılmanı cenneti verse, göz ucuyla bakmaz
Yüzünü görmeyi dileyip, başlarını yerden kaldırmazlar
Âşıkları yüzünü görüp razı olurlar

Huri: Cennet kızı.
Gılman: Cennet hizmetçileri, delikanlıları.
13
Âşıkların yedi göğe ulaşır ahı
Allah dese yerle bir olur her günahı
Rahman İgem (rabbim) aşıkların sığınağıdır
Değerli başı insanların adağı (kurbanı) olur.

Rahman: Merhameti bol olan.
14
Âşıkları en çok yakan şey, Hakk’ın yüzüdür
Onun için hiç durmadan ağlayıp inler
Söz verilen âşıklar görür onu
Hakk'ın yüzü, gözyaşının ödülü olur
15
Âşıklar Hakk’a bakarak çığlık atarlar
Melekler hediye olarak Hakk’a söyler
Şevk şarabını içen âşığın şevki artar
Feryat ve inleme insanların tuzu (tadı) olur
16
Hayat veren şarabı içen âşık, orada sultandır
Onun için Hak yolunda canı kurbandır
O’na varsa, onu yüzüne misafir eder
Aşığa kışın şarap içirse yaz mevsimi olur
17
Gizli yürür, kimi görse âşık eder
Lütfetse yalancıları dürüst eder
Hak'tan korkanı kapısına layık eder
Dış gözü kör, iç dünyasında gözü olur
18
Âşık yanar, halktan vazgeçer, Allah razı olur
Âşıklığı arzu eden şehit ve gazidir
Âşıklara (dünya malının) çoğunun ve azının gereği yoktur
Bir damla gözyaşı Hak Mevla’ma adak olur

Adak: hediye, kurban.
19
Aşk sarhoşluğu içinde başını yaranın, kanı akar
Allah'ın zikrini söylese, kendisi Bir ve Var'dır
Seherlerde kan ağlamak işi ve sermayesidir
Âşıklar her gün yüz bin kere gazi olur
20
Kul Hoca Ahmet'in (dünya) malı yoktur, tek adağı başıdır
Yarın Efendisine gitse, hediyesi gözyaşıdır
Acizlik, yalvarış ve gönül kırıklığı yaptığı işidir
Kanlı gözyaşı ve sararmış yüzü, özrü olur

Özür: Kusuru bağışlatmak için ileri sürülen mazeret, gerekçe.

Hikmet-104
1
Şeriatta mürşit olan garip kullar
Şeriat yolundan onlar makam alır olurlar
Namazına başlayan mümin kullar
Cennet evini umut edip durur olur

Şeriatta: İslam hukukunda ve din yolunda.
Mürşit: Doğru yolu gösteren, rehber, kılavuz.
Mümin: İnanan, iman etmiş.
2
Ölüm meleği emirle canımı alsa
Ağabey ve kardeş hepsi ağlayıp yansa
Kabrimden uzaklaşırken yedi adım attıktan sonra, yalnız kalınca
Münker Nekir girip soru sorar olur

Münker ve Nekir: Kabirde sorgu melekleri.
3
Münker Nekir girip soru sorar olur
O ateşli tokmak ile vurur olsa
Başım yanıp, canım ve bedenim ateşte yansa
Canıma eziyet edip dar mezarda yanar olur
4
Dört yüz kırk dört peygamberi, mürselleri nebileri
Kalmadı, bu dünyadan geçti hepsi
"Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti
Kur'an içinde ondan haber verir olur

Mürsel: Kendisine kitap verilen peygamber.
Nebi: Kendisine yeni bir kitap verilmeden önceki şeriatı tebliğ eden peygamber.
"Her nefis (canlı) ölümü tadacaktır" ifadesi Kur’an-ı Kerim'de Âl-i İmrân suresi 185. ayet, Enbiya suresi 35. ayet ve Ankebut suresi 57. Ayetinde geçer.
5
Şeriattan tarikattan açıklama oldu
Hakikatten Kuranın sözü kelam (buyruk) oldu
Bu dünyaya Muhammed'in nuru doldu
O nur ile dünya ve ahiret aydınlanır olur
6
İlahi aşkın pazarında dolanır
Âşıklar sevdalık edip yürür olur
Mahşer yerini bozmasın diye coşup
Hüda'ya yalvarıp yürür olur.

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
7
Allah buyurur - kulum ne edecekse etsin
Her ne ederse etsin, melekler ona ikram etsin
Aşksız insan, aşk makamını görüp ibret alsın
Hak kudretini açığa çıkarıp yürür olur
8
Gerçek âşıklar kıyamet günü saadet ister (ilahi yüzü)
Hak katında değerli olan, hürmet görür
Huri gılman el bağlayıp saygı duyar
Canını ve gönlünü çılgın edip yürür olur

Huriler: Cennet kızları.
Gılmanlar: Cennet hizmetçileri.
9
Hoş saadettir, ülkede padişah olsa
Adaletli olup bir mümini hakim yapsa
O hakim, bütün halkı hoşnut etse
Rızadan hoşnutluktan, cennet evini alır olur

Açıklama: İnsanların ve Allah'ın rızasını kazanan, cennet mekanını elde etmiş olur.
10
Mümin kullar namaz kılıp tamamlasa
O kulun rengi olur böyle sarı
O hizmeti Hak katına layık olsa
Huri kızları karşılamaya gelip kucaklar olur
11
Cahil kişi namazın değerini ne zaman bilir
Her namazda iman yeniden taze olur.
Namaz dendiğinde gafil (duyarsız) başını çevirip uyur
Gafillikten ömrünü rüzgara satar olur

Gafil: Habersiz, çevresine duyarsız.
12
Ey Hoca Ahmet, kulum diyorsan ibadet et
Kıyametin gelişini yakın bil
Hakk’a yakın olayım dersen ibadet et
İbadet eden Hakk’a yakın olur

Hikmet-105
1
Azrail bir gün gelir şiddetle
Sıcak bedenden değerli canı vermek gerek
Beş günlük peşin ömrünü, elden verip
Çare bulamayıp sonunda bir gün ölmek gerek

Azrail: Can almakla görevli melek.
2
Oğlun kızın feryat ederek ağlayıp kalsa
Malın mülkün burada şaşkın olup kalsa
Düşmanların seni görüp sevinir
Boyun eğip uzanarak yatmak gerek
3
Miras diyerek, başını ayağını bağlarlar
Sıcak suyu başından döküp yıkarlar
Dört taraftan yavaş yavaş tutarlar
Altı karış bezden kefen biçmek gerek
4
Cenazeni, büyükler küçükler kaldırsalar
Mezarlığa doğru seni götürseler
Yetmiş yerde soru sorsa melekler
Birer birer onun cevabını vermek gerek
5
İnsanların mezarında imarı (yapıyı)
Görün orada çeşit çeşit alameti (işareti)
Lahit adlı kıyamet kapısını
Korkulu eve varıp girmek gerek

Lahit: Mezarda cenazenin konulduğu girinti, kabir.
6
Girip görsen karanlık, yoktur ışık
İçi pişmanlık dolu, ateşli ayrılık
O gün sana kim azık ve yardım verecek
Ta kıyamet şafağı sökünceye kadar yatmak gerek

Hasret: Özlem ve kaçırılan fırsatlara duyulan derin pişmanlık, mahrumiyet anlamını da kapsar.
7
Ömrün son bulacaktır bir gün tamamen
Bu iş ile varsan eğer esenlik (cennet) evine
Helali bırakıp, yemiş olsan daima haram
Azabını varıp orada çekmek gerek
8
Kul Hoca Ahmet tövbe et ölmeden önce
Kırmızı yüzün kabirde yatıp solmadan önce
Yılan çiyan kabrinin içine dolmadan önce
İlahi takdir tecelli edince, razı olup durmak gerek

Çiyan: Akrep/böcek türü.

Hikmet-106
1
Kara gündür o saat, dünyadan sefer etsen
Eş, evlat, mal ve mülkünün hepsinden vazgeçsen
Seni asla bırakmaz ecel, ne kadar hükmün geçerli olsa da
İktidarın ile dünyayı eğer altüst etsen
2
Ecel, insanlara asker gibi bir tahsildardır
Öfke ile alır canını, ne kadar inleyip feryat etsen de
Herkese ferman olmuştur ölüm şerbetini içmek
Kaçıp ondan kurtulamazsın ne kadar ondan sakınsan da

Açıklama: Ecel, hükümdarın borcunu zorla tahsil etmeye gelen acımasız askerler gibi bütün insanların kapısına dayanır.
3
İnsanların mezarına varıp birer birer ibretle bak
Ölülerden ibret almak gerek, bağrını kebap eylesen (yaksan)
Daima iyilik et, gidersin bu dünyadan
Kıyamet gününün yüzsuyu hürmetine ciğerini kan etsen gerekir

Kebap: Yanmış, dağlanmış.
4
Hüda'nın emrine uyan kimse o evliyalardan sayılır
Evliyalardan olursun, nefis terbiyesini daha çok etsen
Güvenme malına mülküne, kurutur bu ecel sonunda
Kara toprağa girersin sonunda ne kadar zengin ve şan şöhret sahibi olsan da

Hüda: Kendiliğinden var olan, sahip.(Farsça)
5
Hoca Ahmet, günah ile hayatını boşa harcama
İlahi huzura layık olursun, eğer seher vakti ibadet edersen

Hikmet-107
1
Gelin dostlar, hep birlikte ayağa kalkıp söyleyelim
O'nun zikri bizi aydınlığa çeker imiş
O'nun zikri ile başlayan âşıkları
Yalvarışları günden güne artar imiş

Zikri: Anılması, hatırası.
2
Her kim dese, Hakkın zikrini bağrı yanarak
Gözyaşını yağmur edip, yüzünün rengi solup
Kendi yakasını -yanıldım diye kendisi tutup
Öyle âşık, sır şarabını tadar imiş
3
İşte bu yolun tadını bilmeyenler
Kendi yakasını tutup tövbe etmeyenler
Dünya malına gururlanıp yürüyenler
Hayvandır, belki ondan daha beter (kötü) imiş
4
Aşk sevdası kime düşse, evi harap olur
Gece gündüz yüzünü dileyip, hayran yürür
Aşk yolunda gözü yaşlı bağrı yanmış
Deli olup kendini arayıp yürür imiş

Hayran: Kendinden geçmiş.
5
Ey dostlar kaplayıp geldi karanlık
Ümidim var o İzimden (Rabbimden) hem de aydınlık
Manevi yolun pazarıdır mahrumluk
Yalvaran kul bu pazara girip sevda edermiş

Kuruluk: Manevi pazarda alışveriş yapmanın sermayesi; nefsi arzuları terk etmektir.
6
Kul Hoca Ahmet, ibret al yüz binlerce durumdan
Yalvarmayanlar nasip almaz o pazardan
Erdemlilikte mahrum kalır o bakıştan
Cahil ömrünü değersiz pula satar imiş

Hikmet-108
1
Gelin toplanın zikir çeken kullar, zikir söyleyelim
Zikir çekenleri Hüda şüphesiz sever imiş
Aşksızların imanı yok ey dostlar
Cehennem içinde durmaksızın daima yanar imiş

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
2
Sevgi dolu âşıkları, Hüda sevdi
Onun için dünya ile ahireti boşadı
Canından vazgeçip gözyaşını döküp, âşık oldu
Mahşer günü yüzünü görür imiş.
3
Gerçek âşıkların dostuna canı kurbandır
Şevkle onu arayıp feryat eder
Aşk sevdası başa düşse hanesi darmadağın olur
Deli olup onu arayıp yürür imiş

Hane: Ev, gönül evi.
4
Âşık olsan gece gündüz durmaksızın ağla
Rehberin hizmetine belini bağla
Yanıp pişip aşkın derdiyle göğsünü dağla
Dağlara giden Hakka kavuşmasını görür imiş
5
Hakk'ı seven âşıklar buldu isteğini
Yalancı âşık olup, dolanma yarın utançla
Kılıçtan daha keskin, kıl köprünün adı sırattır
Yalan dava eden geçemeden kalır imiş
6
Âşık olursan yalan dava etme sakın
Yalan dava edenlerden Hüda bıkmıştır
Kahhar İgem (rabbim) kahretse adı Kahhardır
Kıyamet günü yüzü kara kalkar imiş

Kahhar: Mutlak galip ve kahredici olan.
7
Âşıkları gece ağlayıp seher vakti kalkar
Sır şarabını içen âşık, sırrı örter
Her kim sövse hatta tekmelese kolunu öper
Öyle erenler feyiz ve ferahlık alır imiş

Seher vakti: Tan yeri ağarması.
8
İlahi sevgiden haber alan canını bilmez
Sevgi ve aşktan haber alan canını bilmez
Sözü aşk gıdası manevi zevk olan, ekmeği bilmez
"Hu-Hu" diye zikrini söyleyip yürür imiş

Hu-Hu: "O" (Allah) anlamına gelen zikir nidası.
9
Âşıkların gözü ağlayan, bağrı kavrulandır
Korkusu ve kimseden çekinmesi yoktur, çıplak yürür
İnsanların gözünde topraktan aşağıdır, gerçekte sırrı saklıdır
Canıyla, O’nun adını söyleyip yürür imiş
10
Doğru yürüyen âşıklardan Hüda razıdır
Âşıklık işi kolay değil, oyuna çevirme
Yalancılar âşığım der, Allah Hakimdir
İmanını değersiz pula satar imiş
11
Âşıklığın kolay işi, başını vermektir
Mansur gibi kendinden vazgeçip can vermektir
"Ölmeden önce ölünüz" sırrıyla toprak olmaktır
Âşıkları ölmez, önceden ölür imiş

Hallaç-ı Mansur: Ben Hakkım diyen, idam edilen tasavvuf büyüğü.
Açıklama: Onlar beden fiziken ölmeden evvel "Ölmeden önce ölünüz" sırrına erip nefislerini öldürmüşlerdir.
12
Sevda etsen, ahiretin sevdasını et
Başına alma dünyanın kavgasını
Hayırlı işler yap, cenneti al ve ötesini
Cenneti alan, Hakkın yüzünü görür imiş
13
Allah'ın nuru, kabrinin içini aydınlık eder
Firdevs cennetinin gülü açılıp, kabri gül bahçesi eder
Melekler etrafında ona hizmet eder
Bu dünyanın aydınlığından vazgeçer imiş

Firdevs: Cennetin en yüksek derecesi, bahçe.
14
Bütün ruhlar toplanıp gelir, mübareğe
Meşgul olur Yüce Allah ile
Dua edip döndükten sonra yalnız kalır
Bütün ruhlar sönüp, bir bir kaçar imiş.

Açıklama: Ruhlar âleminde yeni gelen ruhu karşılayıp, sonradan kendi makamlarına çekilen ruhları anlatmaktadır.
15
(Defnedenler) Yedi adım attıktan sonra Münker Nekir
Heybet ile girip gelir sertlikle
İki gözü ateş gibi yanıp her yöne parıldar
Nuru görünce, hürmet edip kaçar imiş

Münker Nekir: Sorgu melekleri.
Açıklama: Mümin kulun üzerindeki ilahi nuru gören sorgu melekleri kabri terk eder.
16
Kul Hoca Ahmet, âşık olursan canından vazgeç
Ondan sonra şevk şarabını doyasıya iç
Günahını hafifletip, bu dünyadayken uç
Âşıklar cennet içinde uçar imiş

Hikmet-109
1
Manevi yola şeriatsız girenleri
Şeytan gelip imanını alır imiş
Bu yolda Pirsiz giderim diye iddia edenler
Şaşkın olup yarı yolda kalır imiş

Şeriatsız: İlahi kanun ve kurallara uymadan.
Pirsiz: Mürşitsiz, rehbersiz.
2
Manevi yolda terbiye edici Rehber gerek
O rehbere inançlı öğrenci gerek.
Hizmet edip Pirin rızasını almak gerek
Böyle âşık Hak'tan nasip alır imiş

Rızasını: Hoşnutluğunu.
3
Pîrin rızası Hakkın rızası olur dostlar
Hak Teâlânın rahmetinden alır dostlar
Nefis çilesindeyken, sır sözünden anlar dostlar
Öyle kullar Hakk’a yakın olur imiş
4
Bu yola ey kardeş rehbersiz girme.
Hak zikrinden bir an habersiz olup yürüme
Allah'tan başkasına akıllı isen gönül verme
Lanetlenmiş şeytan kendi yoluna sokar imiş
5
Ey dostlar, hiç bilmedim ben yolumu
Saadete bağlamadım ben belimi.
(Mutluluğa hazırlamadım ben kendimi)
Allah'tan başkasından hiç çekmedim ben dilimi
Cahilliğim beni rezil eder imiş
6
Dini, manevi yolu bileyim dersen
Manevi yolu hakikate bağlayayım dersen
Bu dünyadan inci ve cevher alayım dersen
Canından vazgeçen seçkinler, alır imiş
7
Aşık kullar gece gündüz asla durmaz
Bir saati Hak zikrinden gafil olmaz
Öyle kulu Sübhan İgem (Rabbim) bırakmaz
Dua ederse, duası kabul görür imiş

Gafil: Habersiz.
Sübhan: Eksiksiz, noksansız.
8
Yazıklar olsun, geçti ömrüm gafletle
Sen bağışla günahlarımı rahmet ile
Kul Hoca Ahmet sana yandı hasretle
Kendi kendine yanıp kül olur imiş

Hikmet-110
1
Kudret ile ferman buyurdu Mevla'm bize
Yerde gökte canlı mahluk kalmaz imiş
Can alıcı yaptı Azrail'i, âlem üzerine
Aziz (kıymetli) canı almadıkça bırakmaz imiş

Kudret: Güç, ilahi kuvvet.
Mahlûk: Yaratılmış.
2
Yaşım benim gençtir diye söyler idim
Her ne elde etsem “az” diye söyler idim
Türlü türlü iddialar, işler eder idim
Şimdi anladım, benim söylediğim gibi olmaz imiş
3
“Dünya benim mülkümdür” diyen sultanlara
Dünyanın malını sayısızca yığıp toplayanlara
Zevk ve eğlence ile meşgul olanlara
Ölüm gelince, hiçbiri vefalı olmaz imiş

Vefa: Geçmişteki destekleri ve iyilikleri hatırda tutma.
4
Kibirli olmayın ey dostlarım, zevk ve eğlence edip
Gece gündüz yalan söyleyip boşuna yatıp
Can alıcı melek gelirmiş bir gün ulaşıp
Böyle bir dünyada, habersizce yürüse doğru olmaz imiş
5
Kul Hoca Ahmet, öleceğini iyice bilesin
Ahiretin hazırlığını hemen yap
“Gidiyorum” deyip yolun başındayken hemen yürü
Ölüm meleği gelse fırsat vermez imiş

Hikmet-111
1
Bu dünyada yaratılmış canlılara
Şimdi bildim ki hayat olmaz imiş.
Bu ölümün şerbeti (içeceği), acı şaraptır
Bütün dünya ondan içmeden, kurtulamaz imiş

Şerbet: İçilecek şey, içecek, yudum.
2
Dostlar, yola adım atsanız azık alıp (hazırlık yapıp)
Ecel gelse, fayda vermez sakalını yolman
Bu dünyanın mallarını hazır edip
Rüşvet verseniz ölüm meleği almaz imiş

Ölüm meleği: Azrail.
Azık: Yol hazırlığı.
3
Kervan eğer göçerse (giderse), hazırlığını yapar
Kâr ve zararın ne olduğunu orada bilir
Hazırlıksız yola giren, yolda kalır
Yükünü yükleyip yola giren, yolda kalmaz imiş

Kervan: Yolcu kafilesi.
Açıklama: Ahiret hazırlığını tam yapıp yola çıkan asla yarı yolda kalmaz.
4
Yükünü yükleyip yola giren, mert olur
Rehbersiz yola giren şaşkın olur
Kervanın yol başçısı, yolu tanıyan olur
Yolu görmeden, kervan adım atmaz imiş.

Mert: Yiğitler, Eren.
Kervan: Yolcu kafilesi.
5
Ecel gelse, fayda vermez sakalını yolsan
Sağa ve sola canını parça parça versen de
Dünya için değerli ömrünü tüketsen de
Ölüm meleği gelse fırsat vermez imiş

Ecel: Belirlenmiş ömür sonu.
6
Bu dünyada -padişahım diyerek göğsünü geren
Hem de önünde, taht koyup çadır kuran
Nice yıllar hizmetlileri besleyip orduyu sevk eden
Ecel gelse, biri bile vefalı olmaz imiş
7
Nice binlerce asker toplayan hükümdarlar hani
Bu sözlerin her birisi mana madenidir
Dünyanın vefası yok vefasızdır, dünyayı tanı
Gafil insan görüp ibret almaz imiş

Gafil: Hakikatten habersiz, duyarsız.
8
Bu dünyada hızlı koşan ata binenler
Savaş gününde cengaverlik edenler
Elmas çelik kılıçları kınından çekenlerin
Ecel gelince, beyi ve hükümdarı bırakmaz imiş

Cengâverlik: Savaşçılık.
9
Bu dünyada –ben hekimim, diyerek iddia edenlerin
Davaları batıldır sözü yalandır
İnsanların hastalığına ilaç yapanların
Ecel gelse ilacını bilmez imiş

Batıl: Geçersiz, asılsız, boş.
10
Kul ne kadar yıl yaşasa da, ölümü vardır
Gören göze bir gün, toprağın dolması vardır
Bu dünya içinde sefer edenin, geri dönmesi vardır
Ahirete sefer eden, geri gelmez imiş
11
Hayattayken din davulunu iyi vur
Ahiretin hazırlığını burada kur
Kul Hoca Ahmet, iman üzere tövbekar ol
İman ile giden kulların ölmesi yok imiş

Hikmet-112
1
"Yeryüzünde olan her şey geçicidir" ayetinde
Bir Hüda'dan başka yaratılan ölür imiş
İsrafil Sur’unu alıp üflediğinde
Mezardan yeniden diriltip, aşk ile yanar imiş

"Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir (yok olacaktır). Rahman Suresi 26. Ayet.
Hüda: Kendiliğinden var olan, sahip.(Farsça)
İsrafil: Kıyamet surunu üflemekle görevli melek.
Sûr: Sur borusu.
2
Elli bin yıl mezarının başında durduğunda
Ondan sonra arasata (mahşer meydanına) sürüldüğünde
Çıplak baş yalın ayak yürüdüğünde
Âdemoğlu kendinden geçmiş gibi olur imiş
3
Evvela temizlikten (abdestten) hesap verir
İkinci olarak namazından hesap verir
Üçüncü olarak helalinden ve haramından hesap verir
-Ben ben diyen, şaşırıp kalır imiş
4
Hesap görüp yürütecekler mahşere doğru
Bütün yaratılmışlar çaresizce adım atacak
Açıkça orada görecek, cehennem ateşini
“Aman yardım” deyip bağrışıp durur imiş
5
Bütün ümmetler, yüz yirmi bin saf olacaklar
Etrafından melekler saf dizecekler
"Kaçacak yer neresi" haykırışını duyuracaklar
Kaçıp kurtulmak mümkün değildir, deyip söyler imiş

Ümmet: Topluluk.
"İşte o gün insan, 'Kaçacak yer neresidir (kaçış nereye)?' diyecektir. Kıyamet Suresi 10. Ayet.
6
O vakitte "Ayrılın bugün" çağrısı gelecek
İşte o günde elinden tutan olacak, namaz ve oruç
Aklın ve bilincin gidecek, orada kalmayacak idrakin
Dilsiz olup söz söylemeden kalır imiş

"Ey günahkârlar (suçlular)! Siz bugün (müminlerden) şöyle ayrılın! Yasin Suresi 59. Ayet.
7
Bütün halklar Âdem ata'sına doğru gidecekler
"Ey atamız şimdi bizi koruyun" diyecekler
“Ben emre uymadım ey evlatlarım” diyecek
"İbrahim'e varalım" diyerek söylemişler

Ata: Baba.
Açıklama: Âdem peygamber, cennetten çıkarılmasına sebep olan ilk hatasını anlatır.
8
İbrahim'e varıp söyledi Âdem Ata (baba)
"Şefaat et bunlara, hepsi hatalıdır"
O da der "Sizden yakındır Âdem Ata'nız,"
"Musa'ya doğru varalım" diyerek söyler imişler

Şefaat: Bağışlanma dileme, aracı olma.
9
Musa diyecek "Rabbim bana kendini göster dedim o gün"
Utancımdan çıktığım yoktur işte bu gün
Varalım Muhammed'e, boynumuz bükük olarak
Hepsi Muhammedin huzuruna doğru varır imişler

Açıklama: Musa, Tur Dağı'nda Allah'ın cemalini görme isteğinden çekinip Mahşer dehşetiyle şefaat edemeyeceğini belirtecek.
10
Musa diyecek "Ey Muhammed, at adımını"
"Ümmetin cehennem içinde yok oldu"
Muhammed de çekinip duracak o an
Musa bırakmayıp ikisi Hakkın huzuruna varacakmış
11
Tacını alıp çıkararak, Arş'ın altında
Haykırıp ağlayarak duracak, işte o günde
"Ey Kadir, ey Gafur" dediğinde
"Ey Sevgilim başını kaldır" diye hemen söyler imiş

Kadir: Gücü her şeye yeten.
Gafur: Günahları bağışlayan.
12
“Alıp getir ümmetini kapıma
Bağışlayayım hepsini ben sizlere
Dahil edeyim hepsini cennetime"
Böyle diyerek, Hak'tan çağrı gelir imiş
13
Zahit, abit, has kulları, alimleri
Alıp getirecek Hakkın huzuruna, işte bunları
Tanrım diyecek “Ey Muhammet günahkarlar nerede”
Muhammet "İsyankarlar cennetine layık değil" diyerek söyler imiş

Zahit: Zahit, dünyaya değer vermeyen.
Abit: İbadet eden.
Âlim: Din bilgini.
Açıklama: Allah cc. Muhammed’e salih kişileri getirdin, peki günahkar ve isyankar ümmetin hani, nerede, diyecek
14
Allah, “İsyankarlar ve eziyet edenler de rahmetime layıktır” diyecek
Dahil edeyim Ben onları cennetime
Günahlarının hepsini bağışlayayım senin hatırına
Resul mutlu olup koşup gelir imiş

Resul: Elçi, Peygamber.
15
Musa ile Rasûlullah yürüyüp gelecek
"Günahkar ve eziyet eden ümmetlerim yürüyün" diyecek
Günahlarınızı affetti Kadir ve Hayy olan
Cennet içine, önüne katıp girer imiş

Kadir: Gücü her şeye yeten.
Hayy: Ezeli ve ebedi diri olan.
16
Kul Hoca Ahmet, kıyamet gününden söyledi bunu
Hikmet (bilgelik) haline getirip, insanlara yaydı bunu
Ulu ulu (büyük) kitaplardan söyledi bunu
Okuyandan dua umut eder imiş

Hikmet-113
1
"Lâ ilâhe illallâh" diyen kulun ağzından
Bir yeşil kuş olup uçar imiş
Kanatları inci ve yakuttan dokunmuştur
Kanat çırpıp arştan arşa uçar imiş

Lâ ilâhe illallâh: "Allah'tan başka ilah yoktur" anlamına gelen tevhit cümlesi.
Yakut: Değerli, kırmızı renkli bir süs taşını ifade eder.
2
O kuşa, kudret ile bin dil verir
Bütün dillerle, o kulun affını Hak'tan diler
Rabbine bağlı kula, pençesini vurup kurtarır
Gece gündüz "Bağışla" diyerek söyler imiş

Kudret: Güç, kudret, ilahi iktidar.
3
Ey dostlar, o kuşun durumunu
Ben söyleyeyim, siz dinleyin açıklamasını
Pek çok cahil bilmez o kuşun sınırını
(O kulun) Kolunu tutup, cennet içine girer imiş
4
O kuş der: Asla bir an durmadan ben
Kadir bana emniyet yurdunu cenneti vermedikçe
Hiç kalmaz bu gönülde zerre şüphe
Ondan sonra karar bulup konar imiş

Kâdir: Her şeye gücü yeten.
5
Oruç tutup namaz kılıp tövbe eden
Seher vakti kalkıp Allah diyerek kulluk eden
Şeyhlerin hizmetini dosdoğru yapan
Öyle kullar Hakkın yüzünü görür imiş
6
Bu Yesevili zavallı Ahmet, hayran kalıp
"La İlahe İllallah"ı diline alıp
Hakkın zikrini canına ve gönlüne ulaştırıp
Can kuşunu, mekânsızlık âleminde görür imiş.

Yesi: Hoca Ahmet Yesevî'nin Kazakistan doğup yaşadığı yer.
Lâ İlâhe İllallâh: Allah'tan başka ilah yoktur tevhidi.

Hikmet-114
1
Allah, zikrinin nurunu kime ihsan etse
Nefis ve hırs, kibirden vazgeçer imiş
Kul eğer zikrederek Allah dese
Gönlü kaplayan pası silip temizler imiş
2
"Beni anın ki ben de sizi anayım" çağrısını işitip
Zikrini çekip emrini tutarak Hakk’ın yüzünü görerek
Kabre girip türlü nefis mücadelesi çekerek
Aşık canlar, sır şarabını içer imiş

"Beni anın ki ben de sizi anayım" Bakara Suresi 152. Ayet
3
Âşıklara Hakk’ın yardımı erişip
Gönlünde keşif ve kerametler açılır
Gönüllerine her an Hak rahmeti yağarak
Benliğini yok edip, Allah'tan başka her şeyden vazgeçer imiş
4
Sırlar açılıp, gönül gözü açılarak
Hak âşığı bu dünyayı taşlayıp kaçıp
Nefsin ve hevesin gözünü oyup ipini keserek
şeytanın etkisi yok olup, ondan kaçar imiş
5
Bildi şimdi Kul Hoca Ahmet, aşktan anlayıp
Canından vazgeçip, bu yola gönül bağlayarak
Eyvah, ömrüm yatıp ağlamakla boşa geçti
Pişmanlık rüzgârıyla (makamlara) uçup yükselir imiş

Hikmet-115
1
Hakkı bilen aşık, şevkle kıyamet günü
Hüda ile söyleşip cevap verir imiş
Bu dünyada çektiği eziyetlerini
Göğsünü yararak, Hakkın huzuruna serer imiş

Şevki: Coşkusu, arzusu.
Hüda'ya: Cenâb-ı Allah'a.
2
Bu dünyada beni halka rezil ettin
Yüzümü göstereyim diyerek beni deli eyledin
Dünya halkını bana düşman edip, kavgaya saldın
Hüda'ya varıp, halini arz eder imiş
3
Yüzümü arzu edersen gece yatma
Bu dünyanın lokmasından zerre tatma
Halini sorsalar, cahillere sırrını satma
Böyle erler feyiz ve fetihler alır imiş

Lokmasından: Yiyeceğinden.
4
Yüzümü talep edersen, arşa bak
Arş üstünde ahın ile ateşler yak
Ümmet olursan Muhammed'in kapısını çal
Sübhan İgem (Rabbim), gerçek âşıkları sınar imiş

Sübhan: Bütün noksanlıklardan münezzeh olan
Sınar: Dener, imtihan eder.
5
Âşık işitip dönerek sema eder
Yedi kat gökten melekler toplanıp gelir
Arş ve kürsi Levh ve kalem, feryat eder
Yer sallanıp, Hakk’a feryat eder imiş

Sema: Zikir esnasındaki coşku dönüşü.
Arş: Göğün en yüksek katı, ilahi kudretin tecelli ettiği makam.
Kürsi: Allah’ın hükümranlığının, ilminin ve gücünün sembolü olan makam.
Levh: Kaderin yazılı olduğu manevi levha (Levh-i Mahfuz).
6
Ey yer ve gök, âşıkların ahından sakının
Ateşli ahı çıkar olursa hazır olun
Göğe bakıp haykırsa, korkup durun
Bir ah etse, alem yerle bir olur imiş
7
Gerçek âşıklar zayıflayıp, selam verirler
İlahi gücüyle onları sır perdesinin arkasında tutar
Yüzümü görmek için yananlarım, “gelin gelin” der
İyiliğini gören gerçek âşıklar, O'nu dilermiş

8
Saf saf dizilen âşıklara bir ses gelir
Yüz yirmi bin âşığın sırası olur
“Cennete girin” diye, İlahımdan çağrı gelir
Cennete girmeden, Hakkın yüzünü görür imiş

9
Çağrı gelir meleklere, “zincir vurun”
Zincir vurup mahşer alanında alıp götürün Yüzümü görmek için yanıp tutuşanları, malum (belli) edin
Âşıkları kendinden geçmiş olup yürür imiş

10
Âşık Hakkın dediklerini yapar, Yüzünü görür
Kavuşan olup, mahşer içinde devran (sefasını) sürer
Feryadından yedi cehennem tutuşup yanar
Melek gelip ona saygı gösterirmiş

11
Âşıkların heybetinden melek kaçar
Korkup gidip cehennemin içine ateşler saçar
Korkuyla zehiri zakkumu doyasıya içer
Kudretine hayran olup kalırmış

Zakkum: Zakkum, cehennemdeki acı ağaç/bitki
Kudretine: Gücüne.

12
Meleklerden daha çok Hak âşığı var, ey habersiz
Bir ah çekse âlem altüst olur
Aşk, dünyadan elini çekip ibadet edenlerden, üstündür
Aşksız insan vallahi yolda kalırmış
13
Kul Hoca Ahmet, ilahi yüzü arayıp, kapısında dilenci ol
Vazgeç çoluk çocuğundan, ayrı ol
Allah hakkı için bunlar düşmandır, ayrı ol
Ayrı olan yüzünü görür imiş

Hikmet-116
1
Kim görse yüzünü, dünya işini darmadağın eder
Gece gündüz durmaksızın Hüdasını anar
Kim O’nun kapısında olursa, Hak onun gönlündedir
Nereye gitse o, sevgilisiyle birlikte uçar

Hüda: Rabbini, sahibini.
2
Keşke ben daima seni ansaydım
Bakışın, benim gibi yüz binlerce kulu azat eder
Marifet meydanında bu gönlü mutlu edip
Dünyasını terk edenler, Hak ile sevdalık eder

Azat: Hür, serbest.
Marifet: İlahi bilgi, Hakk'ı tanıma makamı.
3
Âşık olup halkada dönen kişi, ariftir
Yardım dileyip, o Rehberi kalkan eder
Çok acayip ve garip, bu Hüda'nın işleri
Birini konuşan ederken, birini de dilsiz sağır eder

Arif: İlahi hakikate eren, Hak bilgini.
Garip: Görülmemiş, benzersiz şeyler.
4
Gör işte bu dünya için çok sıkıntı çeksen de
Sonunda bu dünya insanı yerle bir eder
Gece gündüz arzu etsen onun yüzünü
Temizle bu gönlü ki, bir gün seni huzuruna kabul etsin
5
Ey Kul Ahmet, sen gidip dertli gönülleri avla (kazan)
Gönül ehli olan kişi, dertli gönlü sevindirir

Hikmet-118
1
Aşk derdine derman aramak, gerekli değildir
Harap edip gider imiş, çaresi yoktur
Canın zorlanıp gözyaşın akıp aklın gitse de
Aşk derdinden daha çetin bir bela yoktur dostlar

Derman: Çare, şifa.
2
Aşkın ateşini canına alan, her kimse yanar
Canı yansa, bedeninden çıkar duman
Onun bağrı parça parçadır, sağlam yeri yoktur
İnsanlara dışarıdan görünen bir yarası yoktur
3
Canından vazgeçmeden, bulamaz kimse Sevgiliyi
Görüp yardım etmek gerekir, kelebeğe (aşığa)
Görüp bilerek, ateşe attı kendi canını
Kar ve zarar kaygısı asla yoktur

Kelebek: Hakiki aşığı simgeler. Gece kelebeği, mumun ışığına ve ateşine olan tutkusuyla bilinir.
4
O kadar yürüdün o kadar durdun, ey habersiz
Nefis ve şeytanın işlerinden sakın
Bizden önce nice kervan (yolcular) sefer etti
Söyleyip gidenlerin dediği gibi, bu dünyanın vefası yoktur
5
Söyleyip geçen erenlerden yolu sor
Seherlerde erken kalkıp, zikirle kalbine vur
"Hû" (O) sohbeti kurulan yere kendini at
Hak yoluna giren erenlerin nefsi arzuları yoktur

Seherlerde: Şafak sökmeden önce.
"Hû": Allah'ın "O" anlamına gelen en derin zikir ismi.
6
Kul Hoca Ahmet söyledi dostlar, işitin bunu
Kaf Dağı gibi taşlar çarpsa, çıkmaz sesi
Kime söyleyip kime ağlayayım aşk derdini
Vallahi billahi, aşk derdinin devası yoktur

Kaf Dağı: Masallarda, ulaşılması imkânsız bir dağdır. Tasavvufta, nefsin aşması gereken en yüksek makam sembolü.
Vallahi ve billahi: Allah'a ant (yemin) olsun ki.

Hikmet-119
1
Ey gönül, günah işledin de hiç pişman olmadın
Sufiyim (Allah’ın yolundayım) deyip laf ettin de, Sevgiliye talip olmadın
Yazık ki ömrün bitti, bir an ağlayan olmadın
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
2
Sufilik böyle midir, daima işin gaflet ile
Tespih tanesi elinde, dilin hep gıybette
Kat kat sarık sararsın da, kötü nefsin hâlâ itibar peşinde
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Gaflet: Hak'tan habersiz olma, umursamazlık.
Sufi: Tasavvuf ehli, derviş.
Gıybet: Bir kimsenin arkasından konuşmak, gıyabında duyduğunda hoşlanmayacağı şeyleri söyleyerek dedikodu yapmak.
3
Sufi olacaksan saf ve temiz ol, günah ile isyanın olmasın
İbadet ve takva ile yaşa ki, gönlün perişan olmasın
Candan ve gönülden ağla ki, mahşerde iddian yalan olmasın
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Takva: Günahtan sakınma, Allah korkusu ile günahtan kaçınma.
4
Sufiliğin şartıdır, geceleri kalkıp kan ağlamak
Her zorluğa sabredip, belini sıkıca bağla (gayret et)
Allah talibi olup hep güzel söz söyle
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
5
Ey sufi, ettiğin ibadetlerin hepsi kendini beğenme ve gösteriş
Canın gönlün dünyaya kapılmış, dilinde ise ah ile vah
Can verirken, iman nurundan mahrum kalırsın
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
6
Sufi olmayıp ne yapsın, evinde yapacak işi yok
Sufilik iddiasında bulunur ama halka verecek yemeği yok
Ah ile vah ederler, yine de gözünde damla gözyaşı yok
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
7
Sufi olup nefsin için her an kapıya bakarsın
Hediye alıp geldi mi diye, her an gelen kişiye bakarsın
Allah'ın lanetini boynuna her an takarsın
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
8
Sufiyim deyip laf edersin, sözün ve feryadın hani
Ateşli aşkın, sararmış yüzün ve kan ağlayan gözlerin hani
Olgun ve mükemmel Rehberin, yiğitlerin yolu hani
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
9
Ey sufi dertsiz yürürsün, tespih tanesini eline alıp
Dünyaya aldanıp din işini arkaya atarsın
Kork şimdi kork da, Hüdaya yalvar
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
10
Sufi olup dünya malı toplamak için, kavga ettin
Dış görünüşün sufi gibidir, için aşağılık ve hilekar
Ey gafil, ey gafil, (habersiz) ezel gününden beri utanç içindesin
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Ezel günü: Ruhların yaratılıp Allah’a kulluk sözü verdiği o ilk vakittir.
11
Eline tespih alıp, başkalarının güzünde pek güzel sufisin
Kötü nefsinin önünde, Hristiyan'ın Yahudi'nin etrafında dolanırsın
Kulluk edin Hüda'ya, yoksa Kufe halkının köpeğisin
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Kufe halkı: küfe halkının, Hz. Ali, Hz. Hasan ve özellikle Hz. Hüseyin’e verilen sözlerin tutulmaması (Kerbela olayı) ile özdeşleşmiştir. İslam tarihinde ve edebiyatta Kufe, sözünden dönen ve davasını satan güvenilmez kimseleri simgeler.
12
Sufi, ya tavrınla hareket et ya da yalnız Hüda'ya kul ol
Aslına bakarsan eğer, şu dünyada zaten kulsun
Günah dolu, tehlike dolusun, hem asi hem utanç içindesin
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
13
Ey sufi, madem aşk davası güttün, divane (deli) ol
Malından mülkünden evinden vazgeç de yabancı gibi ol
Kim Hüda deyip konuşsa, etrafında bin kere dönüp pervane ol
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Pervane: Kelebek, ışık etrafında dönen.
14
Ey sufi aşk davasını sür, her şeyden vazgeçmiş ol
Uykuyu kendine haram et, geceleri kalkıp uyanık ol
(Aşk) derdi olmayan dertsizi görürsen kaç, ondan uzak dur
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın
15
Ey Ahmet, sufi olacaksan bil ki dervişlik kolay değildir
Hak Resul, sufi (derviş) olduğu halde dünya malını sevmiş değildir
Dünyayı seven kişi şüphesiz bilin ki insan değildir
Sufi (derviş) kılığına girdin ama asla hakiki Müslüman olmadın

Hak: Gerçek, Yüce Allah.
Resul: Elçi, Hz. Muhammed.

Hikmet-120
1
Aşıklığın davasını eden kişi
Sevdiğinden zerre kadar habersiz olduğu yoktur
Aşk cevheri, dipsiz bir denizin içinde gizlidir
Canından vazgeçmeden, o cevherden nasip alan yoktur
2
Dalgıç ancak canından vazgeçerse, cevheri alır
Deli olup aşk şarabını her kim içse
Nice aylar nice günler geçse de
Aşkın gülü açılıp asla solduğu yoktur
3
Aşık olup bulayım dersen Hakk'ın yolunu
Sakla sen aşk bahçesinde, sırların gülünü
Çile ile sınar imiş iyi kulunu
Gerçek aşığın, O’na gönül kırıklığı yoktur
4
Çile denizinde dalga vuracak
İlim ve amel, dedikodular şevkle ölecektir
Bu denize kim girip de çıkabilir
Aşık kulların sevdiğine gönül kırıklığı yoktur
5
Kul Hoca Ahmet, kabul etti söylemeyi
Kabul eyledi, aşk ateşinde yanmayı
Canını vererek, satın aldı yanmayı
Sözüm gerçektir, asla yalanı yoktur

Hikmet-121
1
Aşık kişiler, geceleri yatmasa daha iyidir
Her dert ve elem gelse de, feryat etmese daha iyidir
Başını yarıp kana bulayarak eziyet etseler de
"Bana vurdu" diyerek, zalime karşılık vermemesi daha iyidir
2
Derviş olup halk içinde tespih çevirip
Sufi (derviş) gibi görünüp millete kendini satmasa daha iyidir
Eski sufiler, el alem görmesin diye saklanarak kaçtı
Hakk'ı dileyen, halk içinde yürümese daha iyidir

Derviş: Derviş, Hak yoluna girmiş alçakgönüllü kimse.
3
Her yerde Hüdanın hazır ve nazır (gören) olduğunu söylerler
Boş yere oturup Hakk'ı yüceltmese daha iyidir
Sufi olup saf (temiz) ol, ey Allah'ın kulu
Sufi görünüp o yalan sözleri söylemese daha iyidir

Hüda: Allah, Rab.
4
Allah deyip, gizlice sürüyle bidat (dine aykırı şeyler) işlese
Öyle sufiler, oruç tutup namaz kılmasa daha iyidir
Her kimi kendi yolunda çılgın sevdalı eylese
Saçı başı dağınık divaneyi ayıplamasa daha iyidir
5
Hakk'ı tanıyanlar, başkasını asla tanımazlar
Allah demeyen biriyse, onun ölmesi daha iyidir
Sufi olacaksan hırs ve arzulara asla kapılma
Köpek nefsi için, hiçbir kula kin tutmasa daha iyidir
6
Rezzak dedin (rızık veren), verdi sana bol rızık ve bereketi
Kul, şeytanın sözüne kulak asmasa daha iyidir
Hak’tan duyup söyledi bunu, Miskin Ahmet,
Gerçek kulunun gönlünden, Hakkın sevgisi gitmese daha iyidir

Hikmet-122
1
Ey dostlar, aşk dalgıcı olmadıkça
Vahdaniyet (Allah'ın birliğinin) denizine girmek mümkün değildir
O denizin cevheri, Hakk'a kavuşmaktır
Canından vazgeçip girmedikçe, onu görmek mümkün olmaz
2
Gayret kuşağını can beline sıkıca bağlamadan
Allah'tan başkasının sevgisini özünden atmadan
Gözyaşıyla yalvarıp sırrını söylemeden
Sırlar yolunu erlerden öğrenmek, mümkün değildir
4
"Allah onları sever" şarabını içmedikçe
"Onlar da O'nu severler" elbisesini giymedikçe
Nefis terbiyesi potasında erimedikçe
Hakk'ın güzelliğini dilediğince görmek mümkün olmaz

Yuhibbuhum ve yuhibbunehu: "Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler" Maide Suresi 54. Ayet.
5
"Allah ile birliktelik" makamına varmadıkça
"Ölmeden önce ölmek" sarayına girmedikçe
"Allah'ta yok olma" denizine dalmadıkça
"Allah ile var olma" cevherinden almak mümkün olmaz

Limaallah: Peygamber Efendimizin "Benim Allah ile öyle bir anım/vaktim olur ki, oraya ne bir Allah'a en yakın olan melek ne de kendisine yeni bir kitap verilen peygamber sığabilir" hadisine göndermedir.
Mutu ḳabla an tamütü: "Ölmeden önce ölünüz" hadis-i şerifi.
Fenafillah: Allah'ın varlığında kendi varlığını yok etme.
Bekabillah: Allah ile var olma, O'nun varlığıyla sonsuzluğa ulaşma hali.
6
Şeriatın (ilahi kanunların) zırhını kuşanmadıkça
Tarikatın (tasavvuf yolunun) Burak'ına (cennet binitine) binmedikçe
Cezbe ve coşku âlemine varmadıkça
Hakikat makamının meydanına girmek mümkün olmaz

Cezbe: Allah tarafından çekilme, manevi çekim.
Hakikatin: Hakikat makamının, mutlak gerçeğin.
7
Maneviyat erlerinin amacı, Hakk'ın ilahi yüzünü görmektir
Hakk'ın ilahi güzelliği gerekiyorsa geceleyin uyanık ol
Kul Hoca Ahmet, seher vakti yalvarıp inle
Uyanık olmadan, Hakk'ın yüzünü görmek olmaz

Hikmet-123
1
İlahi sevginin denizine dalınmadıkça
Ey dostlarım, aşkın cevherini almak mümkün olmaz
Şafak sökünceye kadar, feryat edip inlemeden
Sarraf olup aşkın derdini bilmek, mümkün olmaz

Sarraf: Cevherden ve kıymetli taşlardan anlayan uzman.
2
Aşkın derdini bilen kişi, dünyayı teper
Erenlerin izini sürüp durmaksızın öper
İlahi sevginin coşkusuyla, gözyaşını saçar
Gözyaşı akmadan, nefis terbiyesiyle sararıp solsa da mümkün olmaz
3
Hakk'a aşık dervişler, mihenk taşı gibidir
Bu alemde (evrende) dünya düzeni, onların ruhunu tutmaya yetmez
Nefsi ölü, gönlü diri, tıpkı melek gibidir
Böyle olmadan manevi sırdan nasip almak mümkün olmaz

Mihenk taşı: Altının saflığını ve ayarını ölçen test taşı.
4
Canından vazgeçip başını ortaya koymadan, temizlenip arınmak mümkün olmaz
Diri iken nefsini öldürmeyen, görünüşte kalıp doğru sözü söyleyemez
Hakikatin Şahıyla gizli sırları söyleşemez
Arınıp temiz olmadan, dünyayı ve ahireti terk etmek mümkün olmaz
5
Ey Hak talibi, aşık olmak istiyorsan ihlas (samimiyet) gerekir
Canından vazgeçip zorluk çekerek sadık olursan
Ondan sonra ilahi huzura layık olursun
Layık olmadan, O'nun yüzünü görmek mümkün olmaz
6
Aşıklara dert, bela ve afet gerekir
Hak'tan uzaklaşmış kişi, canını verirken rahatlık ister
Kınanmaya ve ihanete dayanacak güç gerekir
Dayanma gücü göstermeden, Hakk’a aşık olmak mümkün olmaz
7
Aşksızları gördüm dostlar, şaşkın yürürler
Müminim diyerek, imanları harap halde gezerler
Mahşer günü Hakkın yüzünü göremeden, perişan halde yürürler
Rehber ona nazarıyla bakmadan, görmesi mümkün olmaz
8
Aşıklar çile ister, candan bezmiş haldedirler
Oruçları namazları ve tesbihleri, Perverdigar’adır (yaratanadır)
İbadet ederek durmaksızın yanar, Sen'in yüzün için ey Hak
Sevgiliyi istemeden "Kuluyum" deyip durmak doğru olmaz

Tesbihleri: Zikirleri.
Perverdigar: Besleyip büyüten, rızık veren, gözetip yetiştiren Yaratan. Farsça.
9
Tarikatın (Hakikat yolunun) şevki ve zevki, yanmak tutuşmaktır
Hak'tan kaçan soyu bozuklardan, kaçıp yüz çevirmek gerekir
Yüz bin türlü sıkıntı gelse de, boyun eğmek gerekir
Boyun eğmeden, aşk dükkanını kurmak mümkün olmaz
10
Cahil kime denir diye sorarlarsa, deyin ki habersiz olanlardır
Hak'tan korkmadan, soyu bozukları arayıp izler
Sert sözlerle ayet ve hadisleri açıklayın
Cahille yoldaş olup yanında durmak doğru olmaz

Ayet: Allah'ın kelamı.
Hadis: Peygamberimizin sözü.
11
Cahil ise, sakın ha sakın kaçıp yürü
Her kim Hak zikrini söylerse işte o yiğittir
Canını Cana bağlarsa işte o gerçek rehberdir
Vursa sövse de, o azizden (kıymetliden) yüz çevirmek doğru olmaz
12
Bereket vesilesidir, O azizden (değerli) nasip alın
Kapısına baş koyup yolunu sorun
Yol gösterirse, canınızı ve gönlünüzü feda edin
Feda etmeden aşk yoluna girmek mümkün olmaz
13
Âşıkların sırrı, halk içinde gizlidir
Soğuk ahı göğe ulaşır, rengi sonbahardır (sarıdır)
Gözü yaşlı bağrı yanık evi virandır (yıkıktır)
Böyle olmadan Hakkın yolunu bilmek mümkün olmaz
14
Kul Hoca Ahmet, şekilci ibadet etme âşık ol
Bu yollarda edepsizce yürüme sadık ol
Leyla Mecnun Ferhat Şirin Vamık ol
Âşık olmadan Hak yüzünü görmek olmaz

Vamık: Azra'ya sevdalı tutkulu âşık.

Hikmet-124
1
Marifetin (ilahi bilginin) minberine (kürsüsüne) çıkmadıkça
Şeriatın (ilahi kanunların) işlerini bilmek mümkün olmaz
Şeriatın işlerini eda etmeden
Tarikatın (Hak yolunun) meydanına girmek mümkün olmaz
2
Tarikatta türlü edepleri bilmedikçe
Nefisle savaş etmedikçe
Aşk yoluna özünü layık etmedikçe
Hakikatin sırlarını bilmek mümkün olmaz
4
Şeriatta amaç odur ki, yola girmektir
Tarikatta amaç odur ki, nefisten vazgeçmektir
Hakikat makamında kıymetli canı feda etmektir
Canından vazgeçmeden, aşk şarabını içmek mümkün olmaz
5
Hasır gibi olmadan, şeyhim diyerek iddia eden
Kendi yapmadan, insanlar arasında vaazını söyleyen
Sözü yalan dünya için amel (işler) eden
Dünyayı bırakmadan, hal ilmini bilmek olmaz

Hasır: Saz, kamış veya yaprak liflerinden örülen mütevazı zemin örtüsü.
Hal ilmi: Kalbin yaşantısı ve tecellileri.
6
Erenlerin bu yola adım attı
Nefis mücadelesinin dert ve çilesiyle amel ettiler
Sırlar, gönlün içinde açığa çıktı
Böyle olmadan yüce huzuruna ulaşmak mümkün olmaz
7
Erdim diyerek iddiada bulunmak nasıl iştir
Seccadeni insanların arasında ortaya sermen
Kendisi bilmeden, nefsini bu manaya zorlaması
Dalgıç olmadan, inci cevherini almak mümkün olmaz
8
Vahdaniyet (Allah'ın birliğinin) gemisinin sırrını bilmeden
Aşk ve sırların sözlerinden haber almadan
Nefsani şeylerden uzaklaşıp Hakka yönelme işlerini yapmadan
O tevhidin sığınağından almak mümkün olmaz

Tevhit: Allah'ın varlığı ve birliği.
9
Ey Kul Hoca Ahmet, dünyadan sıyrılıp yalnız Allah’a yönelmeyi ümit et
Mustafa'nın sözlerine göre hareket et
Tövbe diyerek geceleri kalkıp ağlayarak inle
Ağlayıp inlemeden O'nun yüzünü görmek mümkün olmaz

Hikmet-125
1
Dostlara açtım İzim’ in (Rabbimin) cevherini
Kolaylıkla o cevherden almak mümkün olmaz
Sıkıntı çekmeden zorluk çekmeden hizmet etmeden
İşte bu pirin (Rehberin) sarayına girmek mümkün olmaz

İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
2
Aşık kullar, cennet elbisesi giyip Burak'a biner
Huriler ve köşkler, sağında solunda melekler
O, Burak'a bakıp orada hayran kalır
Aşık olmadan o Burak'a binmek mümkün olmaz

Burak: Cennet bineği.
2
Rahman İgem (rabbim) merhamet edip sevk et yoluna
Rahmetinden müjde ver asi (isyankar) kuluna
Yoldan sapan kullarını, sal (bırak) yoluna
Kılavuzsuz bu yola girmek mümkün olmaz

İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
Kılavuzsuz: Rehbersiz, mürşitsiz.
3
İlahi aşkın denizine dalıp bat
Aşıkların sohbetine kendini kat
İlahi aşkın pazarına kendini sat
Kendini satmadan, Hakkın merhametini almak mümkün olmaz
4
Erenlerin izini izleyip yola girsen
Vazgeç bu fani (geçici) dünyadan, gerçek bir kul olacaksan
Kılavuzsuz bu yola girecek olursan
İzleyip onu bulmadıkça, bu yola girmek mümkün olmaz

Erenleri: Velilerin, ermişlerin.
5
İlahi aşkın denizine aç gözünü
Tövbe edip Hak yoluna koy kendini
İlahi aşkın denizine sal (bırak) kendini
Tövbe etmeden bu sevdayı etmek mümkün olmaz
6
Şeriatın (dini kuralların) meydanına kendini atmadan
Tarikatın (manevi yolun) bahçesinde gezinmeden
Hakikat makamının denizinden cevher almadan
Marifetin edebini bilmek mümkün olmaz

Marifet: Allah ı bilme ilmi.
7
Kul Hoca Ahmet, Hak yolunda dur daima
Aşıklara derman (şifa) ver daima
Aşıkların arzusudur, selamet yurdu
Aşık olmadan selamet yurduna girmek mümkün olmaz

Hikmet-126
1
Aşk davasını güden aşığın gözü yaşlı olur
Bu dünyanın gurbetinden, nefsini öldürmeden çıkmak mümkün olmaz
Aklı gider onun bağrı kebap olur (kavrulur)
Utanmanın gidip edep perdesini kaldırmakla mümkün olmaz

Açıklama: İnsanın asıl vatanı Hak katıdır, bu dünyada gurbettedir.
2
Bu dünyanın zevk ve sefasından vazgeçen kişi
Kendinden geçmiş yürür, durmadan akar gözünden yaşı
Aşkla kendinden geçip hayran yürür yaz ve kış
Yabaniler gibi insanlardan uzaklaşır, insanlarla yürümesi mümkün olmaz
3
Gece gündüz gözyaşını, çiy tanesine döndüren
Seherlerde feryat edip aşkla kendinden geçen
Göğsünü deşip zikirle vurarak inleyen
Böyle derman kaynağı dergahtan (kapıdan) ayrılmak mümkün olmaz
4
Gece kalkıp durmaksızın dinlenmeden ağlayanlar
Aşk ateşiyle yüreğini (kalbini) bağrını (ciğerini) dağlayanlar
Kınanmayı göze alıp, ilahi sırdan mana anlayanlar
Halk içinde kınanmış olup yaşamak mümkün olmaz

Dağlayanlar: Yakanlar, mühürleyenler.
5
Allah'ın zikrini söyleyip dolaşarak yalvaran
Gözünden yaşını akıtıp sürekli döken
Başıboş olup ciğeri kebap olup yol yürüyen
Öyle erenden ayrı olup yaşamak mümkün olmaz

Eren: Eren, hakikate ulaşmış kâmil insan, ermiş.
6
Aşıklar gibi daima aralıksız Hakk'ı arar
Görünüşte halk ile olup, içten Arş'ı gözler
Taliplilere ayet ve hadis sözünü söyler
Sır sözünü cahillere söylemek doğru olmaz

Hakk'ı: Allah'ı.
7
Nereye gitse aşk dükkanını orada kurdu
Leyla ile Mecnun bu dünyanın devrini sürdü
Hallaç-ı Mansur "ben Hakkım" diyerek feryat kopardı
Vefa gösteren erenlerden vazgeçmek olmaz

Devrin: Sefasını, çağını, zamanını.
8
Sırdan mana duymayanlar yabancıdır
O aşıkların mekanları harabedir
Nereye gitse ev arkadaşı Canan'dır (sevgilidir)
Geceleri kalkmayıp aşığım diyerek dolaşmak doğru olmaz
9
Dalgıç olmadan, cevher (inci) için denize dalınmaz
Canından vazgeçmeyip dalmadıkça, inciyi asla alamaz
Bir damlaya kanaat etmeden, o inci nasip olmaz
Kanaat etmeden şevk şarabını içmek nasip olmaz
10
Kul Hoca Ahmet, kabir içinde mekan tutmadan
Fenafillah makamından koşarak geçmeden,
Rehberin feyz damlasından bir yudum içmeden
"Allah ile birliktelik" makamına ulaşmak mümkün olmaz

Fenafillah: Allah'ta fani olma, kendi varlığını İlahi varlıkta yok etme mertebesi.
Limaallah: Peygamber Efendimizin "Benim Allah ile öyle bir anım/vaktim olur ki, oraya ne bir Allah'a en yakın olan melek ne de kendisine yeni bir kitap verilen peygamber sığabilir" hadisine göndermedir.

Hikmet-127
1
Kullar, Allah'ın zikrini mana ile söyler
Manasız , asla kulak vermez olur
Allah diyen aşık kullar sürekli olarak
Hakk’ı anmaktan bir zerre bile gafil olmazlar
2
Hakk’ı anmaktan bir zerre bile gafil olmayanlar
Yatsa kalksa Hak zikrini bırakmayanlar
Vallahi billahi haram dünyaya el uzatmayanlar
Kabir içinde, o kul asla ölmez olur

Vallah-billah: Allah'a yemin olsun ki.
3
Marifet makamının bahçesinde canını veren
Sevginin meydanında başını feda eden
Hakikat makamının denizinden cevher alan
Dalgıç gibi o denizden çıkmaz olur

Marifet: Allah’ı bilme makamı.
Cevher: İnci, kıymetli taş, ilahi sır.
Hakikat: İlahi öze ulaşmak, sırra ermek.
4
Erenler o denize daldı ve battı
Gece gündüz hiç durmadan bir an bile Seni andı
Ölmeden önce, can acılığının zehrini tattı
Ahiret hazırlığını, ihmal etmez olur

"ölmeden önce ölmek" (mutu kable en temûtû): Fiziki ölüm gelmeden önce nefsin kötü arzularını, bencilliği terk etmek.
5
Bütün geceler boyunca, Hak zikrinden gafil olmaz
Helal lokma talep eder, yemez haram
Derviş sürekli işte bu özelliklerle olmalıdır
Kul olup kulluğundan asla vazgeçmez olur
6
Kul olup Efendisine kulluk eder
O Mevlasından bedenini ve canını esirgemez
Sabreden olup ümit besler, O'nun vaadine
Cefasından, gerçek aşıklar yolundan dönmez olur

Mevla’sına: Sahibine, Yüce Rabbine.
7
Çile çekmeden aşık olunmaz, dinle gafil
Çile çekip sabreden ol, cahil olma
Razı olup kulluk eden, akıllı olur
Cahil insanlar birbirinden vazgeçmez olur (kendi gibi)

Gafil: Hakikatten habersiz olan.
8
Kulum diyerek, Hak emrini tutmayanlar
Kudretini (gücünü) görüp ibret almayanlar
İman ile İslam'ın şartlarını bilmeyenler
O büyük günde, yüzü beyaz olamazlar
9
Hak yolunun şevki, onu bilenlere pek çoktur
Korku ile ulaş işte, o ölmeden önce ölenlere
Kolay görünür bu yol daima yürüyenlere
Böyle kullar kabir azabını bilmez olur

Şevki: Arzusu, coşkusu, neşesi.
Açıklama: Ölmeden önce nefsi öldürmek gerekir.
10
Kul Hoca Ahmet, Allah de, gözyaşın akar
Gelip geçmiş arifler, yardım edip elini tutar
Merhameti gelse Rahim Mevla'm merhamet eder
Efendi kulunu asla ziyan etmez olur

Arif: Hakikat bilgisine ermiş, irfan sahibi.
Rahim: Kullarına çok merhamet eden.
Mevla: Efendim, Yaratıcım.
Ziyan: Zarar, kayıp, hüsran.

Hikmet-128
1
Ey dostlar, bu yolların engeli çoktur
Aşmak mümkün olmaz, pirin hizmetini etmedikçe
Yüz bin bela, sıkıntı ve afet tehlikesi çoktur
Kavraması mümkün olmaz, rehberin hizmetini yapmadıkça

Pir: Mürşit, irfan sahibi üstat.
2
Şeriatsız, tarikata geçip olmaz
Hakikat makamı olmadan marifete ulaşmak mümkün olmaz
Pirsiz (rehbersiz) asla şevk şarabını tatmak mümkün olmaz
Tatmak mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça
3
Cahillere mana sırrını söylemek, doğru olmaz
İnci ile mücevheri boncuğa satmak, doğru olmaz
Ethem gibi dünyayı ve ahireti terk etmedikçe ulaşmak mümkün olmaz
Ulaşmak mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

İbrahim b. Ethem: Saltanatı terk edip Hak yolunu seçen büyük sufi.
4
İhlassız (samimiyetsiz) ve sırsız yüz binlerce ibadet ettim, yoldan saptım
Hazırlıksız yola girip talip olarak toz oldum
Rehberim nazar (bakış) etti, nefsin tuzaklarını fark ettim
Fark etmek mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça
5
Eyvahlar olsun farkına varmadan kaldım ömrüm geçti
Nefis ve hevesler beni ortaya alıp yuttu
Allah'a hamdolsun, Rehber elimden tuttu
Tutunmak mümkün olmaz, Pirin hizmetini yapmadıkça
6
Vallahi Tallahi sonra Billahi ihlassız (samimiyetsiz) olmaz
İhlassız yüz binlerce ibadet etsen de kabul olmaz
Ne kadar anlatsam da habersizler bunu bilmez
Bilebilmek mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

Vallahi, Tallahi, Billahi: Allah'a yemin olsun ki.
7
Canından vazgeçip başını ortaya koymadıkça, yola kabul etmez
İtikatın (inancın) tam olmasa elinden tutmaz
Taliplilerden boş heves ve arzular gitmedikçe, İlahi kudret olmaz
Bu yolu geçmek mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmayınca
8
Ey talip, ölmeden önce ölmeye bak
İyilerin ayağının toprağı olmaya bak
Toprak olup feyiz ve fetihler almaya bak
Almak mümkün olmaz, rehberin hizmetini yapmayınca

Açıklama: Alçakgönüllülükle toprak gibi mütevazı ol ki manevi kapılar açılsın.
9
Hakikat yolunun yollarında yüz binlerce tehlike var
Belini bağlayıp (gayret edip) yola giren sonunda ulaşır
Sır kapısına yaslananlar isteğini, bulur
Bulmak mümkün olmaz, Pirin hizmetini yapmayınca
10
Arzuna ermek istiyorsan uyanık ol
Çoluk çocuk ve evden barınaktan uzak dur
Sonunda bir gün gösterecektir sana yüzünü
Görmek mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça
11
Allah de canın yanıp ateşler çıksın
"Hû" (O) dediğinde kemiklerinin hepsini yaksın
Bağrını delip akciğerin şişip eriyip aksın
Aksa da mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

"Hu": "O" anlamına gelen ilahi isim.
12
Bu yola adım atan, canından vazgeçti
Kalp zikrini söyleye söyleye göğsünü deldi
Ondan sonra canan (sevgili) bakıp kapıyı açtı
Açılması mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmayınca
13
Yüz bin yakarışla ağlar sana, ey Hüda
Hırstan, hevesten ve benlikten uzak eyle
Lütfetsen benliğimi yok edeyim
Benliği yok etmek mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
14
Rahman İgem rahmetine (merhametine) layık et
Şimşek gibi yardım verip aşık eyle
Ta ölünceye dek, beni doğruluğumla sana sadık eyle
Sadık olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

Rahman: Merhameti sonsuz olan.
İgem: Rabbim, sahibim, Efendim. Eski Türkçe.
15
Kul Hoca Ahmet, Allah demeyip ne iş yapayım
İbadetim yok, ağlayıp inlemeyip ne iş yapayım
Hak'tan korkup kan ağlamayıp ne iş yapayım
Bunları yapmak mümkün olmaz, pirin hizmetini yapmadıkça

Hikmet-129
1
Nafile oruç tutup, insanlara şeyhlik satar
İlmi yok cahilden beter, ahir (son) zaman şeyhleri
Beline derviş kuşağı bağlar, kendini adam sanır
Arasat'ta oklanır, ahir (son) zaman şeyhleri

Nafile ibadet: Kulun kendi arzusuyla yaptığı ek ibadet.
Arasat: Mahşer meydanı.
2
Başına sarık sarar, ilmi yok neye yarar
Oku yok yayını kurar, ahir (son) zaman şeyhleri
Açıkça hile yapar, dindarlığını mala çevirir
Yazıklar olsun, kıymetli ömrünü rüzgâr gibi heba eder, ahir (son) zaman şeyhleri
3
Şeyhlik uludur, Hakkın huzuruna ulaştıran bir iştir
Kimseye yemek vermez, bağrı taş gibidir, ahir zaman şeyhlerinin
Zavallı Ahmet neredesin, Hak yolunda ne yapmaktasın
İlmin yok, kendini ne sanırsın, ahir (son) zaman şeyhleri

Hikmet-130
1
İlahi sevginin sokağında gezen arif
İyi bilir aşıkların işaretini
İradeyle ellerine mızrak alıp
Defeder kötülükleri, bulur emniyetini

Arif: irfan sahibi, Hak hakikatini bilen.
2
Öyle bir aşığın ayağına başını koysa
Fırsat vermeyip nefis hırsının gözünü oysa
Şevk şarabını içip, ta ki ruhu kansa
Hiç ağzından düşürmez, tövbeyi günahının pişmanlığını

Şevk: Coşku, ilahi arzu.
3
Yolunu bulup gönül gözü açılanlar
Diken ve çöp gibi ayak altında ezilenler
Gül yaprağı gibi solup, toz gibi saçılanlar
Er kişi umursamaz, o insanların kınamasını

Er kişi: Kemale ermiş kişi. Yiğit.
4
Sufi (derviş), iç dünyasını tertemiz etmesi gerekir
İbadet etse Bişr-i Hafi gibi
Ondan sonra verdiği söze sadık olur
Her kim olursa olsun, şüphesiz görür keşif ve kerametini

Bişr b. el-Haris el-Hafi: Bağdatlı büyük bir hadis âlimi ve ilk dönem sufilerinden biridir.
Keşif: Gönül gözünün açılması, gizli manaların belirmesi.
Keramet: İkram edilen ilahi lütuf ve olağan üstü haller.
5
"Onları Allah ı anmaktan alıkoyamaz" diye buyurdu Hüda
İşte o Hak erleri, Allah'tan gayrı her şeyden uzak olur
Her nefeste O'nu ansa yeridir
Bulur her an, darda kalanların yardımcısı olan Allah'ın yüceliğini

“Onları ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ı anmaktan alıkoyamaz”. Nur suresi 37. ayet
6
Eğer derviş, mezarın içini mekân tutsa
Dervişlikte kırk dört makamı aşıp geçse
"Ben şeyhim" deyip iddia etse, kendi ateşini yutar
Zorluk çekmeden bulamaz, imanın tatlılığını
7
Zamanın sonu geldi ey gafil
Ölüm şarabını içirir bırakmaz, ne kadar sakınsan da
Eyvahlar olsun, imanında tehlike çoktur
Kurtulamazsın, vermeden can emanetini

Gafil: Habersiz.
8
Kul Hoca Ahmet, görünüşte kör olup yolu şaşırdı
Taliplerin sohbetinden uzaklara kaçtı
Yaşlanıp çökerek Hak yolunda aklı şaşırdı
Yarın ahirete varırsa, göremez hiç rahatlığını

Hikmet-131
1
Yazıklar olsun ki Hak yolunun eşsiz değerini söyledi
Dostlarım, aramızda kokusunu saçmaz o
Eğer o koku olmasaydı aşıklarda
Kaç kez temizlese de, o gönül elbisesi kirlenmez
2
O er kişinin gülü, işte o şeriattır
Meyvesi tatlı olan, tarikat lokmasıdır
Kim O'nun kuluna köle olursa, işte gerçek hakikat odur
Kaf Dağı'nı bütünüyle yutsa bile gururlanıp duraksamaz o

Şeriat: Dinin emirleri.
Tarikat: Hak yolu.
Hakikat: Allah’ı bilme ve hakiki kavuşmak.
Kaf Dağı: Masallarda, ulaşılması imkânsız bir dağdır. Tasavvufta, nefsin aşması gereken en yüksek makam sembolü.
3
İşaretini söyleyerek gitti aşıkları
İsteyerek (Arayarak) ulaştı onun sadıkları
"Eriştik" deyip söylemediler o makamın layıkları
Gördüğünü, gittiği her yerde söylemez o
4
Söz dışta kalırsa, gönülde tat olmaz
İçi kuru olursa onda manevi tat olmaz
Niceleri arzu etse de, nasibini (payını) alamaz
Davasına mana katıp yönelmez o
5
Söz dilde kalmayıp bütün beden uzuvlarına yansımadıkça
"Ölmeden önce ölünüz" haline ulaşmadıkça
Dışındaki baş gözünü yummadıkça
İçinde, gönül gözüyle göremez o

"Ölmeden önce ölünüz" hadis-i şerif.
6
Emeksiz ulaşmak kolay değildir
Nasıl iyice anlaşılsın, kendi küpü küpün kaynağına ermedikçe
Bu yol içinde, olmadıkça dertli ve hayran
Kuru odun yanmadıkça, gürleyip tutuşmaz o

Küpü: Testisi, fıçısı.
7
Kul Hoca Ahmet, gayret edip yansın şimdi
İçin ve dışın ham kalmasın, pişsin şimdi
Dostlar bana sözü söylesin şimdi
Marifetin (Hak bilgisi) yoksa, şekillenip olgunlaşmaz o

Ham: Ermemiş, olgunlaşmamış.

Hikmet-132
1
An bu andır, başka zamana an deme
Dünyadan dertsiz geçersin, -dertliyim deme
Yanmadıkça canın ve gönlün hem de kemiğin
Gözyaşın aktı diye sen ona -nem deme

An: Vakit, nefes, bulunulan zaman.
2
İster gülse ister ağlasa da, gerçek aşıktı
Kırmızı yüzünü görüp ona dertsiz deme
Soyunun aslı bir damla meni suyudur
Has (seçkin) olanı görsen, sen kendinden aşağı görme
3
İnsanda zerre mana olmasa
Sen onu insan görüp de (sayıpta) insan deme
Manadan sır duymayan (kavramayan), insan değildir
Sen onun suretini görüp de, sırdaştır deme

Suret: Görünüş, şekil, beden.
4
Eğer yüreğinde yüz dert yarası olmasa
Kesinlikle kaç, ona yoldaş deme
Değse bilge kişinin keskin hançeri
Canını verir sevgiliye, merhem isterim demez
5
Ey dostlar, her kişi divane değildir
Aziz ve celilin dışındaki her şeyden vazgeçmeyene insan deme
Denizin üstünde sürüklenen saman çöpü gibidir
Hay Hu demesiyle, ona sağlam insan deme

Divane: Aşktan kendinden geçmiş.
Azze ve celle: Aziz ve celil olan, üstün ve yücelik sahibi.
6
Ey Ahmet, her nefesini ganimet bil
Sevgilisiz geçen bu zamanı, zamandan sayma

Hikmet-133
1
Sevgisiz insanlardan, her kim kaçarsa
Ariflerin (Hakkı bilenlerin) sohbetinde coşkuyla gezer
Tutuşup yanıp aşk yolunda gözyaşını saçsa
Sübhan İgem (Rabbim), arş üstünde misafir eder

Sübhan: Noksan sıfatlardan münezzeh olan.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
2
Allah, aşkıyla yananları sevip 'benim kulum' der
Hak gösterir yüzünü Vallahi billahi
Nereye gitse teşbihleri, Allahın rızası içindir
Her ne bulsa Hak yolunda bağışlar

Vallahi billahi: Allah adına / Allah hakkı için.
3
Zikreden olup zikrini söylese, ses gelir
Lanetli şeytan ondan yetmiş fersah uzak olur
Derdi Hak olursa, derdine verir deva
Öyle bir kulu kendisi arayıp, sevgili yapar
4
Gece seherlerde Hak uyandırıp kan ağlatır
Uyandırıp kendi aşkına bel bağlatır (gayret ettirir)
Çaresiz bir dert verip, için için inletir
Burada (dünyada) ağlayıp ahirete gidince, sultan eder

Seher vakitleri: Sabaha karşı.
5
Hakk’a aşık olan kullar geceleyin daima uyanıktır
Cennet değildir maksatları, Hak yüzünü gösterir
Çoluk çocuktan, evden ocaktan vazgeçer
İsmail gibi değerli canını kurban eder
6
"Ben şeyhim" diyerek başkaldıran Hakk’a rakip olur
Benlik (kibir) eden, Sübhan'a sevgili olamaz
Gönlü uyanıp dertsizlere hekim olan
Bu dünyayı müminlere zindan eder

Subhan: Eksiksiz, noksansız.
7
Ey müminler, ibadet edip güvenmeyin
Bu aziz (kıymetli) can size emanettir, inanmayın
Haramla karışık toplanan mala inanmayın
Mallarını "Karış" adındaki yılana dönüştürür

Açıklama: Haram olan malın mülkün, kabirde yılan şekline bürünüp sana saldırır.
8
Bu dünyaya saraylar kuran Karun hani
İlahlık taslayan Firavun ile Haman hani
Vamık ile Azra, Ferhat ile Şirin, Mecnun hani
Kahretse bir anda yerle bir eder

Karun: Kur'an'da zenginliğiyle anılan tarihsel şahsiyet.
Firavun. Mısır kralı.
Haman: Firavun’un başveziri/mimarbaşı
9
Hiç işittin mi insanın ölmeden hayatta kaldığını
Bu dünyanın vefasını gördün mü?
Dünyanın taliplisinin Hüda kokusu aldığını
Allah dersen, gözyaşını yağmur eder

Hüda: Kendiliğinden var olan, sahip.(Farsça).
10
Aşk derdine deva soran, şüphesiz divanedir (delidir)
Aşk dışında görünmez, iç dünyasında kendini gösterir
Geçmişine ve varlığına tamamen galip gelir
Aşk derdine çare verirse, ancak Rahman verir
11
Kimi görsen bu yollarda sahte aşıktır
Görünüşte derviş ama iç dünyasında sadık değildir
Onun için sevdiğine layık olamaz
Yalancıyı mahşer günü perişan eder
12
Beden söylemez, ruh söylemez, söyleyen imandır
Canından vazgeçen gerçek aşıklar Hakk'ı arar
Ariflere hizmet edip, yolunu düzler (düzeltir)
O aşığı insanlara sultan eder
13
Aşık olursan gece gündüz aşk iste
Gece kalkıp ibadet et, hiç yatma
Akıllıysan cahillere sır söyleme
Gerçek dervişler ibadetlerini gizli eder

Dervişler: Hak yolcuları.
14
Dervişsen ibadet et, gösteriş yapma
Her köşede ibadet et, Tanrım şahittir
Yalancı derviş nereye gitse, zevk ve kuru dava peşindedir
Adil padişah ibadetlerini isyan sayar

Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
15
Vay, öyle dervişlerden sana sığınırım
O cahile beni yakın etmeyerek canımı al
Ey sevgili yolda kaldım, beni yola sal (sevk et)
Tövbe edenin yerini, Efendim bahçe eyler
16
Dervişim deyip ibadet eder, halk içinde
Gösteriş edip koşup yürür orada burada
Allah için ibadet eden derviş nerede
Gerçek dervişler dağları ve çölleri mekan eyler
17
Aşık olursan, aşk yolunda yok ol
İlahi yüzü arayıp, hasretiyle tükenen ol
Merhem olup, gerçek dertliye deva (çare) ol
Canını verirken, güzel ahlakı kolay verir
18
Aşıklar, Hakk’a bakıp haykırır
Sevginin denizine dalıp batar
Mücevher alıp sevgilisine sızlanışını söyler
Bir damla gözyaşı yere düşse okyanus yapar

Cevher: Değerli taş, mücevher.
İlahi sırlar anlamında kullanılmıştır.
19
Aşıklara verdi aşkını, yakmak için
Züleyha gibi boyunu bükmek için
Nefis terbiyesinde, yüzünün rengini soldurmak için
Gerçek aşığın yüz rengini sarı eyler
20
Aşıklar, Hakkın kahrından korkup titrer
Yerde ve gökte melekler ağlayıp durur
Bazen kırmızı bazen sarı olup durur
Feryat ederek yeri ve göğü titretir
21
Aşıkların has sevgilisi, seher vakti kalkanlardır
"Ey kulum" diye seslenir, işitir kalbin gözleri
Aşkın şiddeti coşarsa, derdi de sızlar
Neredesin diyerek yüreğini ciğerini dağlar
22
"Neredesin, neredesin" diye aşık söyler
Aşıklarda sınır mı kalır sevgili söze başlayınca
Ağzı demez dili demez gönlü söyler
Üç yüz altmış damarını titretir
23
Aşıkların kıyamet günü halini sorar
Gerçek aşığın göğsünü yarıp aşk yarasını görür
Temiz ağzından köpüğü akıp, koşup tecelliyi görür
Temiz aşkını kime verse hayran eyler
24
Aşıkların talebi şarap kadehidir
Sevgilisine kavuşmak için, bağrı kebaptır (yanmıştır)
Ruhlarının gıdasıdır çeng ve rebap(çalgı aleti)
Ahı çıksa, yedi memleketi harap eder
25
Kudretiyle (gücüyle) her ne eylese hüküm kendisidir
Kudretinden açıktır, kışı ve yazı
Ey insafsız, Allah ile oyun oynama
Kahhar İgem (Rabbim), canlıları cansız eyler

İgem: Sahibim
26
Ağlamayı her insana veren hani
Ağlamak kolay değildir, ciğeri kanlı
Gözyaşını gösteriş yapma, Hakk'ı tanı
Hak Teâlâ sevdiklerini gözü yaşlı eyler
27
Kul Hâce Ahmet, “kulunum” deyip laf etme
Gösterişle yapılan ibadet tamamen boştur
Şeriatta tarikatta işin aykırıdır
Ahirette yalancıları çıplak (açık) eyler

Şeriat: İlahi kanunlar.
Tarikat: tasavvuf Hak yolunda.

Hikmet-134
1
Aşkın bahçesinde bin bülbül
Bülbülleri öter orada, feryat eyler
Marifet meydanında gezinip duran
Gece gündüz gözyaşını okyanus eyler

Bülbül: Küçük bir kuş türü.
Marifet: İlahi bilgi.
2
O bülbülün sesini işitenler
Kibrin dağını kesip ufalayanlar
Bu dünyanın tadını unutanlar
Feryat edip ağlayıp gözünü yaşlı eyler
3
Aşık kullar bu dünyayı gözüne takmaz
Dünya aşkını zahit (dindar) kullar, diline almaz
Gece gündüz sarhoş ve hayrandır, kendine gelmez
Hakkın yüzünü isteyip göğsünü delip inleyen eyler
4
Eyvahlar olsun, geçti ömrüm doymadan kaldım
Azıksız (hazırlıksız) yola girip yorulup kaldım
Gayret kuşağını belime sıkıca bağladım
Kendi sevdiği aşıklarını perişan eder
5
Ey aşık, gece gündüz durmadan ağla
Yanıp pişip yüreğini bağrını ezip dağla
Ecel gelse yiğitçesine belini bağla (hazırlığını yap)
Böyle aşık dünyadan gitse, orada misafir eder
6
Şeyh Mansur kendi başını darağacında gördü
Işık saçtı, Hakkın yüzünü orada gördü
Kendinden geçip, kendini bilmeden feryat eyledi
Ey şevk deyip, kendini bilmeden coşkuyla gezer

Hallaç-ı Mansur: “Ben Hakkım” dediği için idam edilen derviş.
7
Şeyh Şibli, aşık olup dünyayı bilmeden göçtü
Şeyh Bayezid, yetmiş defa nefsini sattı
Bu dünyanın makamını, terk edip attı
Geçmişteki işlerine, -pişmanım deyip, feryat eder

Ebu Bekir eş-Şibli: Makamını bırakıp Hak yoluna girmiştir.
8
Öyle erenlerin sohbetini, bulan kişi
Mest ve hayran olup, yürür yaz ve kış
Seherlerde zikir çekmek, onun işi
Dışı güler ama içini gizli tutar
9
Böyle olmadan, Hakkın kavuşmasına erilmez
Rezil olmadan, sırdan mana alınamaz
Hu zikrini söyler daima, dilden düşürmez
Korkusu ile kalplerini titrer eyler

Hu: O.
10
Kul Hoca Ahmet, bu hikmeti (hakikati) kime söyledin
Arifim (hakkı bilenim) deyip, insanlara okuyup yaydın
Tesir etmez alimlere, söylediğin öğüdün
Arif odur ki beden mülkünü, harap eyler

Açıklama: Gerçek arif odur ki nefsani arzularını yok ederek beden ülkesini harap eyler.

Hikmet-135
1
Tecelli makamı, ne acayip makamdır
O makamda aşık kullar, gezinip dolaşır
Hangi gönüle tecellisinin ışığı düşse
Kendinden geçip kendini bilmeden, feryat eder
2
O makamın yollarının, yol keseni vardır
Kılavuzsuz yola girse, yoldan sapar
Vesvese verip lanetli şeytan, dinini bozar
Onu kendi yoluna sokup, şaşkın eder
3
O makamı bildirecek, rehber gerekir
Tarikatın yolunda, safları yaran bir savaşçı gerek
İşte bu yolu zapt eden, önder gerek
Öyle mürşit, cennet mülkünde uçup gezer

Tarikat: Yol, mezhep, takip edilen usul ve yöntem. Allah'a ulaştıran manevi yol.
4
O makama ulaşan aşık, şarap içer
Evini ocağını rüzgara verip, canından vazgeçer
Şevk kanadını Hazrete (Hakka) doğru açıp uçar
Arş ve kürsüde, levh ve kalemde uçup gezer

Şevk: Arzu, Coşku, ilahi istek.
Arş: İlahi kudret ve tecellinin tecelli ettiği en yüksek gök mertebesi.
Kürsü: İlahi hüküm ve ilmin tecelli yeri, arşın altındaki mertebe.
Levh-i Mahfuz: kaderin ve ilahi bilgilerin yazılı olduğu levha.
Kalem: Kalem, ilahi takdiri levhaya yazan kudret kalemi.
5
Hakkın yüzünü dileyip, terk eylesen O'ndan gayrısını
Ölmeden önce benliğini yok et
“Ve süzme baldan nehirler” ayetini
Cennetini has (seçkin) kuluna ihsan eder

“Ve süzme baldan nehirler” ifadesi, Kur’an-ı Kerim’in Muhammed Suresi’nin 15. Ayetidir.
6
O makamın tevhit adlı ağacı vardır
Gölgesinde aşık kullar Burak'a binmiş
Her bir dalı, bin yıllık yolu kaplar
(Dalın) Her birisi kendi ünvanını (şanını) belli eder

Tevhit: Allah'ın birliği.
Burak: Cennet bineği.
7
O ağacın meyvesinden tadan kullar
Dünyasını ahirete satan kullar
Kabir içinde huzurla yatan kullar
Seherlerde gözyaşını okyanus eder

Seherlerde: Günün ağarmasından hemen önceki vakit, şafak vakti.
8
Kul Hoca Ahmet, gayret kuşağını beline bağla
Sevginin ateşi ile yüreğini dağla
Yakanı tutup, şafak sökünceye kadar durmadan ağla
Olur ki Yaratan sana merhamet edip kabul eder

Hikmet-136
1
Bu sırrı bilmeyen cahil kişi
Dervişlerin kıymetini ne zaman bilir
Dilinin ucuyla -ümmetim diyerek dava eder
Mustafa'nın kıymetini ne zaman bilir ki
2
Tarikatın lezzetinden tadan kişi
Dünyasını din yolunda satan kişi
Gece gündüz gözünden yaşı akan kişi
Bu dünyanın değerini ne zaman bilir ki
3
Gece gündüz ibadet etse o aşık
Bu dünyada günahından arınmış olur
Dervişlerin gıybetini eden o münafık
Marifetin değerini ne zaman bilir ki

Gıybet: Çekiştirme, dedikodu.
Münafık: İkiyüzlü.
Marifet: İlahi hakikat bilgisi.
4
Dünya malını biriktirip yolu yitirenler
Ne yazık ki ömrünü inkâr içinde geçirenler
Kılavuzsuz çölde yürüyenler
Sevginin kıymetini ne zaman bilir ki
5
Birçok kişi iddiada bulunur nefsini gözleyerek
Yiyip içip hayvan gibi geceleri yatıp
Oruç tutmaz, zekat vermez hiç utanmadan
Hak Teala'nın büyüklüğünü ne zaman bilir ki
6
"Her takva sahibi kimse alimdir" diye buyurdu Resul
Ey Kul Ahmet, bu hadisi (sözü) kabul eyle
Sayram halkı kabul etmeyip kederli oldu
Cahil halk pirin (rehberin) kıymetini ne zaman bilir ki

Resul: Allah'ın Elçisi, Hz. Muhammed.
Takva: Allah korkusuyla günahlardan sakınma.
Sayram: Güney Kazakistan bir beldedir. Ahmet-i Yesevi, kendi doğduğu memleketi olan Sayram kasabasını ve oradaki halkın hakikate söylediklerine karşı çıkmasını belirtmiştir.

Hikmet-137
1
Sübhan İzim (Rabbim) kuluna lütfeylese
İçi yarılıp dışı yanıp kavrulur
Aşık, Pirin eteğini tutup yola girse
Hakk'ı arayıp iki gözü yaşlı olur

Sübhan: Eksikliklerden münezzeh olan.
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
2
Canından vazgeçmeden, aşkın sırrını bilmesi mümkün olmaz
Mal hırsından vazgeçmeden, benliği terk etmek mümkün olmaz
Utanması olmayıp, yalnız kendini sevse olmaz
Öyle aşık el (başkalarının) gözünden gizli olur
3
Canını zorlayıp zakkum çiğneyip aşık ol
Yaşını döküp gözünü ıslatıp sadık ol
Ondan sonra huzuruna layık ol
Canını verdiğinde merhamet ederse, canan (sevgili) olur

Zakkum: Acı bitki, cehennem yiyeceği.
4
Saçı başı darmadağın divane mi (kendinden geçen) Hakk'a ulaşan
Hakk'ın kılıcını eline alıp nefsini kesen
Nereye gitse dünyaya gözünü yumup sırrı bulan
Öyle sırrı bulan kişi mert olur

Açıklama: İlahi sırra erişip kavuşan kimse, hakikat yolunda olgunluğa ermiş yiğit bir eren olur.
5
Aşk yolunda gece gündüz ağlayanlar
Canından vazgeçip belini sağlam bağlayanlar (gayret edenler)
Hizmet edip Hakk'ın sırrını anlayanlar
Gece uykusunu haram edip inleyen olur
6
Yazıklar olsun, aşk yolunda canını vermeyip
Dalgıç olup deniz içinde mücevher toplamayıp
Hak'tan başka gafletleri uzaklaştırmayıp
Yarın ahirete varınca, pişmanlıklar çok olur
7
Aşık olursan Bayezid gibi özünü sat
Vallahi billahi dünya haram bırakıp at
Gözlerinden kanlı yaşlar döküp geceleri uykusuzluğa kat
Bir anda şeytan mülkü viran (yıkık) olur

Bayezid-i Bistami: Büyük sufi mutasavvıf.
8
Şafak sökünceye kadar, zikrini söyle canın ile
Dağ ve çölü bahçe et kanın ile
Taştan da daha sert taşa yat, bütün vücudunla
Böylece yoldan sapmış yüz bin gafil mert olur.
9
Taştan sert taşı bile bakıp eriten habersizler
Ahiret işini arkaya atıp dünyayı arar
Ayet hadisten bahsetsem, sert söz söyler
Dışında insan, içi şeytan olur

Ayet: Kur'an cümlesi.
Hadis: Peygamber sözü.
10
Zikrini söyle kanlar aksın gözlerinden
Hikmet (ilahi bilgi) söyle, inciler damlasın sözlerinden
Güller büyüsün her bir bastığın yerlerden
Güle baksan gül açılır her yer bahçe olur
11
Seherlerde erken kalkıp kanlar yut
Rehberin eteğini sağlam tut
Hakk'a aşık olduysan canından vazgeç
Canından vazgeçen gerçek aşıklar çıplak olur
12
Bu dünyada fakirliği adet edinen
Horluk çekip, zorluğu rahat bilen
Ey kul Hoca Ahmet, iyilere hizmet eden
Kıyamet günü öyle kişi sultan olur

Hikmet-138
1
Arif olan aşık, can ülkesinde elem çekse
On sekiz bin alemin hepsi gül bahçesi olur
Gönül kuşu, şevk kanadını çırpıp uçsa
Tüm varlık O'nun zikrini şakıyan bülbül olur

Arif: Hakk'ı tanıyan.
Şevk: İlahi arzu, coşku.
2
Sevginin meydanına kendini atsa
Marifetin (ilahi bilginin) meydanına kendini atsa
Sır şarabını içip, aşığın ruhu kansa
Sevginin gül bahçesinde güzel bir gül olur
3
Erenler Hak zikrinden gafil olmaz
İnsanların Yaratıcısı, "Onları hiçbir şey ibadetten alıkoymaz" der
Erenlerin yolunu tutan asla yolda kalmaz
O huzurda gizli sırlar kabul olur

“Öyle adamlar vardır ki ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz.” nur 37
4
O içkiyi sunan Elest şarabını kime verse
Sürekli içip sırları sonsuza dek ebedi kalır
İlahi şevkin ateşi bedenini ve canını yakıp
İçinden yanar, benliği yıkılır hem de kül olur

Elest bezmi: Ruhların yaratıldığı ve Yüce Allah ile ahitleştiği ezel meclisi.
Elestü bi-Rabbiküm?" : Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
5
Dışını, adı ve unvanı ile süsleyenler
İç dünyalarını aşk ateşi ile düzeltenler
Şevk ateşini gönlünün içinde gezdirenler
Allah’tan başkasıyla nasıl meşgul olabilir ki
6
Tarikattır bu yol, adını bilse derviş
Derviş, marifet sermayesinden pay alsa
Derviş, diğer yolları boş ve beyhude sayarsa
Hakikatin meydanında gerçek Er o olur

Tarikat: Hakikate ulaştıran manevi yol.
Marifet: İlahi bilginin, Hak bilgisinin.
7
Kul Hoca Ahmet, gayret edip yola gir
Hakkın kulunu görürsen, onun kulu olup mana sor
Ey İlahım, nasip ederse manayı al
Manayı sorup alan, gerçek kul olur

Hikmet-139
1
Seher vaktinde kalkıp ağlayarak inle İnlemenden yer ve gökler yankılansın
Hakk’a sığınıp gözyaşını çiy tanesi eyle
Ondan sonra Hak derdine deva versin
2
Gerçek dertliyi Allah sevip - kulum dedi
Üç yüz altmış defa bakıp onun derdini üstlendi
Melekler, kulun gözyaşını alıp hediye eyledi
Kan ağla ki, gözyaşını alıp şahit eylesin
3
Yüz binlerce günah işledin de bilemedin
Tövbe edip dergahına (kapısına) gelemedin
Hizmet edip güzel dua alamadın
Günahlarından dolayı senin neyine baksın da sorgudan muaf tutsun
4
Bu alemde rezil olup kan yutmasan
Şeriatta ve tarikatta bir rehbere bağlanmasan
Hakikat makamında canından ve bedenden arınıp geçmesen
Senin neyine bakıp da bu gafletlerden ayrı eylesin
5
Erenlerin yaptıklarını yapamasan
Rehbersiz yürüyüp virt ve duaları bilemesen
Yardım isteyip hayır duası alamasan
Has (seçkin) büyükler, senin neyine bakıp da dua eylesin

Virt: Belli zamanlarda düzenli okunan zikir.
6
Hile tuzağı kurup halkı yoldan çıkardın
Şeyhlik edip gösterişle dükkan kurdun
Zevk ve sefa edip şeytan ile devran sürdün
Yüzünü görmeye seni ne deyip layık eylesin
7
Hak, Lütuf ve cömertliği sanki bir tek sizler için yarattı
Candan ve gönülden hizmet etmeyip düşkün kaldınız
Allah için bahsederim, kapından çevrenden
Kirlenmişlere ne deyipte lütfunu (iyiliğini) bahşetsin
8
Gece yatmayıp gaflet uykusunu kendine haram etse
Kalp zikrini ve sır zikrini tamam eylese
Bin bir adını tesbih edip dile getirse
Kul ne deyipte O'nun huzurunda hata etsin
9
İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı bilip yerine getirse
Yatıp kalkarken bir Hüda'yı her an hazır bilse
Ta ölünceye kadar efendisine hizmet eylese
Ona güç verir, artık ne diyerek onun belini iki kat büksün

Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
10
Namazsıza ve ibadet etmeyene güç vermez
Ameli (işi) zayıf, kendisi kusurlu olana yardım etmez
Rızkı eksik, mana soyu olmayan mutluluk görmez
O günahkârın gönlünü ne diyerek temiz eylesin
11
Yazık ki insan kendi değerini kendisi bilmez
Benlik (kibir) güdüp, iyileri gözüne takmaz
Hu sohbetinin kurulduğu yere koşup gelmez
O vefasız, verdiği söze ne diyerek sadık kalsın

Hu: O.
12
İnsan olup fakir olup yerde yatsa
Toprak gibi olup alem ona basıp geçse
Yusuf gibi, kardeşi köle diyerek satsa
Kulun kölesi, o gün ne diyerek nefsani şeylere heves eylesin

Toprak: Alçakgönüllülük, mütevazılık.
13
Aşkın şevkini ve zevkini açıkça göster
Âşıklara aşk ateşinden bahset
Horluğu inlemeyi ve sıkıntıyı hedefle
Gerçek âşıklar ateşten ne diyerek sakınsın
14

Halilullah (İbrahim), “Allah” diyerek ateşe girdi
Allah işte o ateşi bahçe eyledi, görün
Boynunu büküp ağlayarak "Allah rızası için" dedi
Çaresiz derviş orada ne diyecek ki, nefsinin hevesine uysun

Ḫalilullah: Allah'ın dostu (Hz. İbrahim'in lakabı)
15
Hakk'a âşık sadıklar, tenhada ibadete yürür
Yarın mahşere varınca Hak katında itibar görür
Cennete girip yüzünü görür, neşe ve huzura erer
Gizli yürür, insanlara ne diye gösteriş yapsın
16
Kul Hoca Ahmet, gönlünde aşk derdini uyandır
Canı ve gönlü Hak yolunda çılgın eyle
Aşk derdini yüklenip mahşer günü davanı dile getir
Dert olmasa, Mevla'm kime şifa versin

Hikmet-140
1
Ey yalan âşık, bana aşk iddiasında bulunma
Aşıksan bağrının içindeki ateş közü hani nerede, yok ki
Sevginin şevki ile canını vermese
Boşa geçer ömrü, bunda yalan yok
2
Aşk bahçesini çile çekip yeşertmezsen
Horluk çekip uğursuz nefsini öldürmesen
Allah diyerek içine nuru doldurmasan
Vallahi billahi sende aşkın nişanı yok

Vallahi billahi: Allah’a yemin olsun.
3
Hak zikrini, canının özünden çıkarmasan
Üç yüz altmış damarını titretmesen
Dört yüz kırk dört kemiğini, Ona kul etmesen
O kişi yalancıdır, Hak âşığı olduğu yoktur
4
Nefisten vazgeçip, kanaati meslek edinen
Her kim tekmelese, razı olup boynunu eğen
İyilere hizmet edip duasını alanın
Öyle âşığın mahşer günü pişmanlığı yoktur

Kanaat: Eldekiyle yetinme, azla yetinip açgözlülükten ve hırstan sakınma.
5
Rahatı bırakıp canın çilesini hoşça kabul edenler
Seherlerde canını zorlayıp, ibadetle iş görenler
Boş arzuları, benlik ve gururu terk edenler
Gerçek âşıktır, onun asla yalanı yoktur
6
Aşk derdini dertsizlere anlatmak mümkün olmaz
Bu yolların sarp yokuşu çoktur, geçmek mümkün olmaz
Aşk cevherini, her namerde satmak mümkün olmaz
Habersizlerin aşk kıymetini bildiği yoktur

Namert: Ehil olmayan, liyakatsiz kimse.
7
Aşka düşüp ateşe düştün, yanıp öldün
Kelebek gibi canından vazgeçip kor oldun
Dertle doldun, kederden soldun, divane (deli) oldun
Aşk derdini sorarsan, asla dermanı yoktur

Pervane: Gece kelebeği: Gece vakti ışık veya ateş etrafında dönüp en sonunda kendini ateşe atarak yakan gece kelebeğidir.
8
Başın gider bu yollarda, hazırlıklı ol
Aşk yolunda, ölmeden önce kesinlikle öl
Pirin eteğini sıkıca tutup hizmet et
Hizmet edenin, asla yolda kaldığı yoktur
9
Sevgilisine canını vermeyen kimse aşık olamaz
Toprağı çapalayıp muhtaca ekmek vermeyen kişi çiftçi olamaz
Burada ağlayıp ahirette canını vermezse
Yolda kalan kimsenin, Hudânın kokusunu aldığı yoktur
10
Ey habersiz kimse, aşk ehlinden beyan (açıklama) sorma
Dert iste, aşk derdine derman sorma (çare arama)
Aşık olursan şekilci dindarlardan nişan (işaret) sorma
Bu yollarda aşık ölse diyeti (bedeli) yoktur
11
Zahit olma abit olma, aşık ol
Zorluk çekip aşk yolunda sadık ol
Nefsi tepip kapısına layık ol
Aşksızların hem canı hem de imanı yoktur

Zahit: Nefis ve dünya zevklerine değer vermeyen.
Abit: İbadete düşkün olan.
12
Aşk sevdası kime düşerse onu rezil eder
Hak ışığını saçıp, kendine tutkun eder
Mecnun gibi aklını alıp Leyla eder
Allah hakkı için bu sözlerin yalanı yoktur
13
Kul Hoca Ahmet, canından vazgeçip yola gir
Ondan sonra erenlerin yolunu sor
Allah deyip Hak yolunda canını ver
Bu yollarda can vermezsen, (Hakka kavuşmanın) imkânı yok

Hikmet-141
1
Tövbe edip Hakk’a dönen aşıklara
Cennet içinde dört ırmakta şerbeti vardır
Tövbe etmeyip Hakk’a dönmeyen gafillere
Dar mezarda şiddetli azap ve pişmanlık vardır

Gafil: Gerçeği görmeyenler.
2
Cennet yurdunu uman kullar tövbe etsin
Tövbe edip huzuruna yakın olsun
Huriler, saraylar, gılmanlar ve vildanlar ona hizmetçi olsun
Giyineceği renk renk şeref elbisesi var

Huriler: Cennet kızları.
Gılmanlar: Cennet hizmetçileri.
Vildan: Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler.
3
Tövbe eden aşıklara, Onun nuru erişir
Gece gündüz oruçlu olsa, gönlü aydınlanır
Ne zaman ölüp mezara girse kabri genişler
Oğan İzim Rahim Rahmanın rahmeti var

Oğan: Güçlü, muktedir, her şeye gücü yeten. (Türkçe)
İdi: İzi: İgem: Sahip, koruyucu. Türkçe. Rabbim, Yaratıcım anlamında kullanılmıştır.
Raḥim: Merhametli, acıyan.
Rahman: Bağışlayan, şefkat gösteren.
4
Tövbesizler bu dünyadan (imanla) geçemeyeceğini bilir
Tövbe edip ölüp varırsa, kabir azabını görmeyeceğini bilir
Kıyamet günü mahşer yerinde, şafağın sökmeyeceğini bilir
Heyhat heyhat, ağıt ve feryat günleri var
5
Namaz, oruç ve tövbe üzere gidenlere
Hak yoluna girip adım atanlara
İşte bu tövbe ile oraya varanlara
Bağışlanmış kullarla sohbeti vardır
6
Namaz ile oruçları ateşini alır
Alem halkı sevinip onu Hak'tan diler
Kıyamet günü onu görüp, sözünü dinlerler
Ne kulmuş ki, yanında ilahi yardım ve mutluluğu vardır

Açıklama: Kılınan namazlar ve tutulan oruçlar, cehennemin ve günahların yakıcı ateşini söndürür.
7
O arınmışlar kimlerdir, bil onu
Tövbe eden âşıklara içirir onu
Tövbesizler, o arınmış sudan içemez ki, fakat
Ona içirir, zehir zakkum şerbeti vardır

Zakkum: Cehennemde yetişen acı ve zehirli ağaç/bitki.
8
Kıyametin bir günü elli bin yıl kadar olur
Bu dünyanın hesabınca bil ne kadar olur
Kıyamet günü yetmiş bin yıl ateşte kalır
Tövbe eden kullar yanmaz, mühleti vardır

Açıklama: Onlar kendilerine tanınan ömür mühletini tövbe ile değerlendirmiş ve emniyete ermişlerdir.
9
Her kim Hakk'ın kulu olursa Hakk'a yansın
Hak için yanmayan, benlik yapan ateşe varsın
Kul Hoca Ahmet nasıl burada yer bulsun
Gece gündüz korkup durur, (Hakk'ın) heybeti vardır

Hikmet-142
1
Hikmet ile O, Âdem'den var eyledi
On sekiz bin alemin hepsi hayrandır
"Kalü belâ" diyen kullar nasibini aldı
Sessiz kalan kulların dini haraptır

Hikmet: İlahi sır, geleceğin bilgisi.
Kalu bela: Araf 127 de geçen Allah’ın, tüm insan ruhlarını yaratıp "Elestü birabbiküm?" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye sorması ve ruhların da "Kâlû belâ" (Evet, sen bizim Rabbimizsin) diye karşılık vermesi sözleşmesidir.
2
Hak Teâlâ, iman bahşetti bize
O Mustafa, Hakk'ın elçisi idi bize
Salavat söylesen, kuvvet verir dinimize
Bunlar yoksa benim yaptıklarım yalandır

Salavat: Hz. Muhammed’e dua, övgü, selam.
3
Evvela "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi Hüda
"Evet, Sen bizim Rabbimizsin" diyerek ruhlar ses verdi
Ağlayarak geldik kapına bütün dilenciler
Lütfeylesen yüz bin asi (günahkar) gülen olur
4
Tövbe etsem affeder mi acaba Kadir İlah
Yoksa ne ederim ben orada (ahirette) yüzü kara
Yarın varsam elim ayağım hepsi şahit olur
Hak katında bütün işler kolaydır

Kadir: Gücü her şeye yeten.
5
Ağlamadan mı geçti ömrüm, ey şahım
Kaplayıp geldi karanlık, çık (doğ) ey Ay’ım
Senden başka yoktur sığınağım, dayanağım
Gece gündüz dilediğim imandır
6
Ümmeti için Resul daima kaygı çekti
Ümmetinin günahının affını dileyip Hak'tan aldı
Gece gündüz ayakta durdu, Tanrı'm bilir
Dilde "Ümmetim" der, ama gönlünde yalandır

Ümmet: Bir peygambere inanıp bağlanan topluluk.
Resul: Elçi, haber getiren.
Tanrı: Göğün ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi.
7
Ümmet olursan Mustafa'nın izinden git
Söylediklerini can ve gönülden sen de yap
Gece ayakta (ibadette) gündüzleri oruçlu ol
Gerçek ümmetin yüzünün rengi saman (sarı) gibidir

Saman: Sarı, kurumuş buğday/arpa sapı.
8
Sünnetlerini sağlam tutup ümmet ol
Gece gündüz salavat okuyup O'na yakın ol
Nefsini tepip sıkıntı gelse de rahat ol
Öyle âşığın iki gözü ağlayandır

Sünnet: Hz. Muhammedin koyduğu yollar ve kurallar.
Salavat: Hz. Muhammed’e dua, övgü, selam.
9
Kul Hoca Ahmet, nefsinden daima uzak ol
Yanıp pişerek yok ol
Gece gündüz durmadan ağlayıp dilenci ol
Derdini çekersen Efendin senden razı olur

Hikmet-143
1
Cennet ile cehennem çekişir çekişmelerinde açık bir beyan vardır
Cehennem der ki: "Ben üstünüm, bende Firavun ile Haman vardır"
Cennet der: "Ne dersin, sözü bilmeyerek söylüyorsun"
"Sende Firavun varsa bende Yusuf ile Kenan ülkesi vardır",

Firavun: Mısır Kralı firavun.
Haman: firavunun Veziri.
Beyan: Açıklama, açıkça anlatma.
Yusuf: Peygamber Hz. Yusuf.
Kenan: Kenan ülkesi, Hz. Yusuf'un memleketi.
2
Cehennem der ki, "Ben üstünüm, cimri kullar bendedir"
Cimrilerin boynunda ateşli zincir ve bağ vardır
Cennet der ki: "Ben üstünüm, Peygamberler bende vardır"
Peygamberlerin önünde Kevser havuzu, huriler ve gılmanlar vardır

Huriler: Cennet kızları.
Gılman: Cennet hizmetçisi gençler.
3
Cehennem der ki: "Ben üstünüm, Hristiyanlar ve Yahudiler bende vardır"
Yahudi ve Hristiyanların önünde türlü yakıcı azaplar vardır
Cennet der ki: "Ben üstünüm, mümin kullar bende vardır"
Müminlerin önünde türlü renk renk nimetler vardır
4
Cehennem der ki: "Ben üstünüm, zalim kullar bende vardır"
Zalimlere verilecek pek çok zehir ve zakkum vardır
Cennet der ki: "Ben üstünüm, âlim kullar bende vardır"
Âlimlerin gönlünde ayet, hadis ve Kur'an vardır

Zakkum: Cehennemdeki acı/zehirli ağaç ve meyvesi.
Âlim: İlim sahibi, bilen.
Ayet: Allah'ın sözü /delili.
Hadis: Peygamber sözü.
Kur’an: Kutsal Kitap
5
Cehennem der ki: "Ben üstünüm, münafıklar bende vardır"
Münafıkların boynunda ateşten kelepçe ve bağ vardır
Cennet der ki: "Ben üstünüm, Allah'ı zikreden kullar bende vardır"
Zikredenlerin gönlünde, Yaradan Allah'ın zikri ve fikri vardır

Münafıklar: İkiyüzlüler.
6
Cehennem der ki: "Ben üstünüm, namazsızlar bende vardır"
Namazsızların boynunda yılan ile çıyan vardır
Cennet der ki: "Ben üstünüm, Allah'ın yüzünü görmek bende vardır"
Yüzünü göstermek için Rahîm isimli Rahman vardır

Rahîm: Bağışlayan.
Rahman: Esirgeyen.
7
Cehennem orada susup kaldı, Cennet de (Allah’tan) özrünü diledi
Kul Hoca Ahmet ne bildiyse, bildiren Allah vardır

Hikmet-144
1
Şüphesiz bilin ki, bu dünya bütün insanlardan geçer, Ah
İnanma malına, bir gün elden gider, Ah
Baba, anne ve kardeş nereye gitti, düşün
Dört ayaklı tahta at (taput), bir gün sana ulaşır, Ah
2
Dünya için kederlenme, Hak'tan başkasını zikretme
Kimsenin malını yeme, Sırat üzerinde seni tutar, Ah
Ailen, çoluk çocuğun, kardeşin, hiç kimse yoldaş olmaz
Mert ol ey garip insan, ömrün rüzgâr gibi geçer, Ah

Sırat köprüsü: Ahirette cehennem üzerine kurulan ve insanların amellerine göre geçeceği köprü.
3
Kul Hoca Ahmet ibadet et, ömrün bilmem ki kaç yıldır
Aslını bilsen su ve topraktır, yine toprağa döner, Ah

MÜNACAAT
(YAKARIŞ)
1
Kul Hoca Ahmet, dualar edip yakardı
Allah’ım, kuluna rahmet (merhamet) eyle
Garip Ahmet’in sözü asla eskimez
Toprağın altına girse de çürümez
2
Yine o hükümsüz olmaz hor olmaz
Okuyan bağlılar hasta olmaz
Okuyana şefkat eylerim o zor anda
Kıyamet gününde edeyim şefaat
3
Allah'ım nasip etse bana cenneti
Okuyanlara ederim şefaat
Dileği her ne olursa Tanrı versin
Sevgi şevki (coşkusunu) gönlüne koysun
4
Yüzünü gösterip Perverdigâr'ım
Kendi yoluna koysun Bir ve Var'ım
Hüdam mahşerde sevinçli etsin
Kıyamet günü tertemiz zatına mahrem (yakın) eylesin

Perverdigar: Besleyip büyüten, Rabbim. Farsça.
5
Her Müslüman duama destek verirse
Ölüm vaktinde beraberinde iman nurunu götürür
Benim hikmetlerim aleme dolmuştur
Her kim işitmeden ölse pişmanlık çeker
6
Benim hikmetlerim dertliye dermandır
Kişi koku almazsa o yolda kalandır
Benim hikmetlerim alemde destandır
Ruhum gelse sohbeti bahçe eyler

Destan: Dillere dökülen kıssa, meşhur söz.
7
Benim hikmetlerim, hadis madenidir
Eğer koku almazsa bil ki kötüdür
Benim hikmetlerim, taliplilerin rızkıdır
Her ne kadar olsa da suçu ve günahı

Hadis: Peygamber sözü.
8
Benim hikmetlerim, Sübhan’ın fermanıdır
Okuyup bilsen bütün Kur’an’ın manasını
Benim hikmetlerim, alemde sultandır
Çölü bir anda gül bahçesine çevirir

Sübhan: Eksikliklerden münezzeh olan.
Fermanı: Emri, buyruğu.
9
Benim hikmetlerim, aşkın şevkidir (coşkusudur)
Gözünün yaşıyla abdest alır
Namazına Allah'ın Elçisi imam olur
Onun cemaati ise, meleklerin tamamıdır
10
Gönül kırıklığıyla kıldığı namazı
Kabul olur onun Hakk'a duası
Benim hikmetlerimi aşıklara söyleyin
Gönlü ayna gibi olan, sadıklara söyleyin
11
Hepsi kör ve sağır, iç dünyası boştur
Bütün diyarları gezdim, bulamadım saf (temiz) birini
Benim hikmetlerimi sarrafa söyleyin
İkram sahibi Hüda'ya, Vehhab'a söyleyin

Sarrafa: Cevherin kıymetini bilene.
Hüda: Kendi kendine var olan, başkasına muhtaç olmayan.(farsça)
Vehhab: Karşılıksız ve bolca bağışlayan.
12
Adalet padişahının, bir adı da sadıktır
Bir anda kendisine kavuşmaya layık eyler
Benim hikmetlerimi cahil işitmez
Gönlü kalbi kara olan, öğüdümü almaz
13
Hatasından habersiz, Allah'a inkarcıdır
Edepsiz, terbiyesiz, dünyada pirsizdir (rehbersizdir)
Her kim yazacaksa açık ve anlaşılır yazsın
Yazıyı yazıp maksadına ulaşsın
14
Dini imanı yoktur, Müslümanlığı virandır (yıkıktır)
Kıyamet sabahı söktüğünde yolda kalandır
Mürşit-i kâmili görmeyen kişi Şeyh-i San'an bile olsa
Kur'an okusa bile, Hüda kabul etmez

Şeyh-i San'an Kıssası: Mekke’de öğrencileri olan sanan şeyhi, Rum diyarına vardığında Hıristiyan bir kıza aşık olup Hristiyan olur. Şeyh'in sadık bir müridi Mekke'de durumu öğrenip gece gündüz dua eder. Hz. Peygamber rüyada görülür ve Şeyh'in bağışlandığı müjdelenir. Şeyh San'an hatasını anlayıp tövbe eder.
15
Kendini şeyh sayar ama heybesi boştur
Henüz yirmi beşine varmadan yaşı
Nasihatler eder yaşlıya gence
Kendisi anlamadan iyiyi kötüyü

Heybe: Azık torbası.
16
Onların sözleri sapkın ve saptırıcıdır
Şeriat ehli bu halktan utanç içindedir
Bunu birkaç akılsız inansın diye söylerler
Bunu evliyalardan naklediyormuş gibi anlatırlar
17
Pirsiz kimse, güzergahlara tuzağını koyar
Dili hile ve düzen, yaptığı sahtekârlık
Onun hilesi şeytandan da üstündür
Yarın mahşerde yüzü kara kalkar
18
Onların yüzünü görmeyin sakın
Onun gibi lanetliden uzak durun
Kör olan kimseyi, hal diliyle anlattım
Hakikat sözüyle o cahili azarladım
19
Eğer âlim olursa ona canım feda
İnci ve cevher olan sözümü işitip anla
İnci ve cevher olan sözünü âleme saçsa
Okuyup okutsa (öğretse) Hakk'ın kelamını açsa
20
İşte o Alime canımı kurban ederim
Bütün evimi barınağımı bağışlarım
Hani Alim hani Alim, ey dostlar
Size Hüdadan söz etse, canınızı verin
21
Gerçek Alim yastığını taştan edindi
Ne okuduysa onu âleme söyledi
Kendi özünü bildi ise Hakk'ı bildi
Hüdadan korkup doğru yola geldi
22
Benim hikmetlerimi bilge kişiler dinlesin
Sözümü destan yapıp maksadına ulaşsın
Benim hikmetlerim, amelim (işlerim) ve sözümdür
Dilinde ve gönlünde Mevla'nın zikri olsa

Destan: Herkesin dilinde dolaşan, kulaktan kulağa aktarılan ibretli ve hikmetli söz, kıssa.
23
Benim hikmetlerim bir pir-i kâmildir (olgun rehberdir)
Hangi kul Hüdaya yönelse
Benim hikmetlerimi iyilere söyleyin
Dua ve tekbirle rahmete dalın

Tekbir: Allah'ı yüceltme sözü.
24
Benim hikmetlerim güçlü bir pirdir (rehberdir)
İşitenler kendinden geçer ve sarhoş olur
Canlı iken dünyada perişan olmaz
Okuyan kullar hasta olmaz
25
Kıyamette ona yol gösterici olurum ben
Eğer dertli olursa, ona derman olurum ben
Eğer yüz yıl ömür görse de, kurumaz
Eğer yerin altına girince çürümez
26
Hüda onu cehennemden azat (serbest) eyler
Sonsuz cennette mutlu eyler
Ey insanlar, eğer hikmet okursa
Bana evlat olur, o has talipli (istekli)
27
Hikmetimi işitip kulağına alan
Bahşeder onlara vakti geldiğinde iman
Yesevi'nin hikmetini bilge kişiler dinlesin
İşitenlerin hepsi maksadına ersin
28
Mücevher madeninden bir sır alsın
İşitmeyenlerin hepsi mahrumiyet ve pişmanlıkta kalsın
Kişi hikmeti canı gönülden dinlerse
Çıkar canı onun imanı ile

Şeyh: mürşit, yol gösterici, ilim ve tasavvuf önderi.
29
Kulağına almaz bu sözü cahil
Onu insan sayma, o hayvan cinsindendir
Hüda'nın sözünden çıkan bu hikmet
İşitene yağar rahmet yağmuru
30
Benim hikmetlerimi kim tutsa sağlam
Hüda onu elbette dertsiz eyler
Girer cennet içine, mutlu ve gülerek
Hüda'm onu sevinçli ve mutlu eder
31
Benim hikmetlerim Hakk'ın övgüsüdür
Sevgi ve aşk ehlinin derdinin devasıdır
Benim hikmetlerim şeker ve baldır
Bütün sözler içinde eşsiz ve benzersizdir
32
Benim hikmetlerim, Hakkın bir lütfudur (ikramıdır)
Seher vaktinde dese, Estağfirullah
Onun yolunu lanetli şeytan kesemez
Muhammed Mustafa tutar elini

Seher vakti: Tan yerinin ağarma vakti, sabaha karşı.
Estağfirullah: Tövbe ve istiğfar sözü; "Allah'tan bağışlanma dilerim"
Muhammet: Çokça Övülen.
Mustafa: Seçilmiş.
33
Peygamber "ümmetim" diyerek merhametiyle coşar
azazil'i (şeytanı) Hüda'm kendisi kovar
Benim hikmetlerimi, dertsizlere söylemeyin
Paha biçilmez cevherimi, cahile satmayın
34
Yesevi hikmetinin kıymetini bil
Aşk küpünden şarabı, bir damla bile olsa tat
Aşk küpünden bir kişi, bir damla tadarsa
Hüdanın kavuşma denizine, ansızın dalar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

43okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…