AĞUSTOS'TA SAKLI kitap kapağı

1. bölüm / 1

AĞUSTOS'TA SAKLI

SAKLI KALAN

Vaveyla Yazarı: Ayşe K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: SAKLI KALAN
  1. 1 SAKLI KALAN2.035 kelime · Okuduğun bölüm

Valizimin sapını tutup merdivenleri çıkmaya çalışırken arkamdan gelen söylenmeler yüzünden dönüp baktım.
Deniz, kendi valizini bir elinde sürüklerken benimkini de taşımak zorunda kaldığı için bütün yol boyunca şikâyet etmişti ama yine de yardım etmeyi bırakmamıştı.
Zaten onu tanıyorsam bu konu en azından önümüzdeki birkaç gün boyunca açılmaya devam edecekti.

“Güneş, bir daha seninle bir yere gelirsem bana engel ol. Ciddiyim, şu valizlerin içinde ne var senin? Tuğla mı taşıyorsun?”

“İstersen bırakabilirsin, ben taşırım.”

“Yok, olur mu öyle şey? Arkadaş dediğin birbirine destek olur. Ama bu desteğin karşılığında bana yemek ısmarlayacaksın, onu da söyleyeyim.”

Gülerek elimdeki anahtarı çantamdan çıkardım. “Tamam, ne istersen.”

“Bunu duyduğuma sevindim. Şahitlerim de var, unutmak yok.”

Kapıyı açıp içeri girdiğimde ilk fark ettiğim şey evin ne kadar sessiz olduğuydu. Birkaç gündür burada olmadığım için her şey bıraktığım gibi duruyordu.
Salondaki koltukların üzerine ince bir toz tabakası çökmüş, sehpanın üzerindeki dergiler üst üste yığılmıştı.
Perdeler kapalı olduğu için ev dışarıdaki sıcağa rağmen biraz karanlık görünüyordu.

Deniz valizleri kapının yanına bırakıp ayakkabılarını çıkardıktan sonra doğrudan salona geçti.
Ben de pencereleri açmak için odaları dolaşmaya başladım.
İçeri giren sıcak hava, perdeleri hafifçe hareket ettirirken uzaktan gelen araba sesleri evin sessizliğini doldurdu. Sokağı özlemiş miydim, emin değildim.
Burada büyümüştüm ama son zamanlarda kendimi hiçbir yere tam olarak ait hissedemiyordum.

Belki de sorun şehirlerde değildi.

Belki insan bazen kendi hayatının içinde bile yabancı gibi hissedebiliyordu.

“Güneş!”

Deniz'in sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp salona döndüm. Koltuğa uzanmış, telefonunu yüzünün üzerinde tutuyordu.

“Ne var?”

“Buzdolabında bir şey var mı?”

“Bilmiyorum, bakmadım.”

“Nasıl bilmiyorsun? Kendi evine geldin.”

“Deniz, daha beş dakika oldu.”

Telefonunu kenara bırakıp bana baktı. “Seninle bir şey konuşmak gerçekten çok zor.”

“Buzdolabına bakmak bu kadar zor olmamalı.”

Bana dil çıkarıp mutfağa gitti. Gülümseyerek arkasından baktım, sonra valizimi odama taşıdım. Eşyalarımı yerleştirmem gerekiyordu ama açıkçası hiçbir şeye başlayacak hâlim yoktu.
Yatağın üzerine oturup bir süre odama baktım. Çocukluğumdan beri aynı odada kalıyordum.
Duvarların rengi değişmiş, birkaç eşya yenilenmişti ama odanın bende bıraktığı his pek değişmemişti.

Masamın üzerindeki kitapları düzelttim. Üniversite için aldığım birkaç yeni kitabı diğerlerinin yanına koyarken içimden okulun başlamasına daha bir hafta kaldığını geçirdim. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştım. Sonuçlar açıklandığında herkes benden daha fazla sevinmişti sanki. Annem telefonda tebrik etmiş, babam da kısa bir konuşmayla başarılar dilemişti.
Sonrasında konu kapanmıştı.

Onlar için önemli olan, bir üniversite kazanmış olmamdı. Orada nasıl yaşayacağım, kendimi nasıl hissedeceğim ya da yeni bir hayata alışmak benim için ne kadar zor olacaktı, bunları pek düşünmüyorlardı.
Ben de artık anlatmaya çalışmıyordum. Bir şeyleri anlatmanın karşılığında yalnızca kısa cevaplar almak, bir süre sonra insanın konuşma isteğini elinden alıyordu.

Telefonumu yatağın üzerine bırakıp ayağa kalktım. Şimdilik bunları düşünmek istemiyordum.

Aşağı indiğimde Deniz buzdolabının önünde durmuş, elindeki su şişesini içiyordu.

“Burada yiyecek hiçbir şey yok,” dedi.

“Dün alışveriş yapmadım.”

“Bunu nasıl başarıyorsun?”

“Bir şeyler alırız.”

Deniz şişenin kapağını kapatıp tezgâha bıraktı. “Neyse, zaten akşam dışarı çıkacağız. Hem alışveriş yaparız hem de yemek yeriz.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Nereye çıkıyoruz?”

Bunu sorarken aslında akşam için bir planım olmadığını hatırlamıştım. Deniz'in olduğu yerde plansız kalmak neredeyse imkânsızdı. Bir şey yapmak istediğinde önce karar verir, sonra karşısındaki insanın da aynı şeyi istediğini varsayardı.

“Duman konseri var ya, sahilde. Sana sabah söylemiştim.”

“Sabah bana valizleri taşıttın, konserden bahsettiğini hatırlamıyorum.”

“Çünkü beni dinlemiyordun.”

“Sen de susmuyordun.”

Bir an birbirimize baktık, ardından ikimiz de gülmeye başladık. Deniz'in yanında böyleydim işte. Bazen hiçbir şey anlatmak zorunda kalmıyordum. O, benim sustuğum yerleri doldurmayı biliyordu. Her zaman doğru şeyi söylemese de varlığı çoğu zaman yeterli geliyordu.

“Gideceğiz, değil mi?” diye sordu bu kez daha sakin bir sesle.

Bir süre düşündüm. Son günlerde evden pek çıkmamıştım. Hazırlıklar, sonuçlar, ailemin bitmek bilmeyen soruları ve gelecekle ilgili düşünceler derken günler birbirine karışmıştı. Bir akşam dışarı çıkmak kötü bir fikir sayılmazdı.

“Tamam, gideriz.”

Deniz'in yüzü aydınlandı. “İşte bu! Şimdi hazırlanıyoruz.”

“Akşam olacak daha.”

“Güneş, güzel görünmek zaman ister.”

“Senin hazırlanırken geçirdiğin zamana bilimsel bir açıklama bulmaları gerekiyor bence.”

Bana aldırmadan odasına doğru yürüdü. Ben de mutfağı toparlayıp odama çıktım. Akşam olana kadar biraz dinlenmeye karar vermiştim ama yatağa uzandığımda uyuyamadım. Pencerenin dışından gelen sesleri dinledim, sonra telefonumu elime alıp birkaç mesajı cevapladım. Bir ara annemin numarasını açtım. Ona eve geldiğimizi haber vermem gerekiyordu ama aramak için kendimi zorlamak istemedim. Zaten gün içinde konuşmuştuk; burada olduğumu biliyordu.

Telefonu yeniden bıraktım.

Bir süre sonra boynumdaki zincirin bluzuma takıldığını fark edip düzelttim. Parmaklarım kolyenin ucuna değdiğinde istemsizce duraksadım. Onu yıllardır taşıyordum. Bazen çıkarmayı düşündüğüm oluyordu ama sonra vazgeçiyordum. Nedenini kendime açıklamak istemediğim zamanlar vardı ve bugün de onlardan biriydi. Zinciri bluzumun içine sokup ayağa kalktım.

Deniz'in odasından müzik sesi geliyordu. Kapısını tıklatıp içeri girdiğimde yatağın üzerine yaydığı kıyafetlerin arasında oturmuş, telefonundan bir şeyler izliyordu.

“Hazır mısın?” diye sordum.

Başını kaldırıp bana baktı. “Sence?”

“Hayır.”

“E o zaman neden soruyorsun?”

“Belki bir mucize olmuştur diye düşündüm.”

Deniz elindeki tişörtü bana doğru fırlattı. Gülerek yakaladım ve kapının yanındaki sandalyeye bıraktım. Onun hazırlanmasını beklerken ben de dolabımdan birkaç parça kıyafet çıkardım. Sonunda açık renk bir bluzla kot şort giymeye karar verdim. Saçlarımı tarayıp açık bıraktım, sonra aynanın karşısında kısa bir süre durdum.

Kendime baktığımda ne hissettiğimi tam olarak bilmiyordum. Heyecanlı değildim ama dışarı çıkacak olmak da beni rahatsız etmiyordu. Belki bu yazın güzel geçmesini istiyordum. Belki de yalnızca başka şeyler düşünmek için kendime bir fırsat vermeye çalışıyordum.

Deniz nihayet odasından çıktığında hava kararmaya başlamıştı. Çantasını omzuna takmış, yüzünde her zamanki heyecanıyla kapının önünde beni bekliyordu.

“Hazır mıyız?”

“Hazırız.”

Evden çıkmadan önce kapıyı kilitledim. Deniz merdivenlerden inerken bir yandan telefonuna bakıyor, bir yandan da konser alanında karşılaşabileceğimiz insanlardan bahsediyordu. Ben ise söylediklerinin yarısını dinleyip yarısını kaçırıyordum. Onun tanıdığı çok insan vardı. Daha önce Muğla'da yaşadığı için buradaki hayatı benden daha iyi biliyordu. Benim içinse her dönüşümde biraz daha değişen bir şehirdi burası.

Arabaya bindiğimizde Deniz müziği açtı. Yol boyunca şarkılara eşlik etti, arada bana bir şeyler sordu ve ben kısa cevaplar verdikçe kendi kendine konuşmaya devam etti. Onu dinlerken camdan dışarı baktım. Gün batımının ardından gökyüzünde kalan renkler yavaş yavaş koyulaşıyor, sokak lambalarının ışığı kaldırımlara düşüyordu. Sahile yaklaştıkça trafik yoğunlaştı ve insanların sesleri açık pencereden içeri dolmaya başladı.

Konser alanına vardığımızda beklediğimden daha kalabalık bir manzarayla karşılaştım. İnsanlar sahile doğru ilerliyor, bazıları arkadaşlarını bulmak için telefonla konuşuyor, bazıları da daha şimdiden şarkılara eşlik ediyordu. Deniz arabayı park ettikten sonra kemerini çözüp bana döndü.

“Bu gece eğleneceğiz, tamam mı?”

“Tamam.”

“Öyle hemen eve dönmek yok.”

“Bakarız.”

“Güneş!”

“Tamam, tamam. Şimdi gidelim mi?”

Arabadan inip kalabalığa karıştık. Müzik uzaktan duyuluyordu ve sahneye yaklaştıkça sesler daha da yükseliyordu. Deniz, kalabalığın arasında tanıdığı birilerini ararken kolumdan tuttu. Birkaç kişinin yanından geçtikten sonra nihayet durdu ve yüzünde geniş bir gülümsemeyle el salladı.

“Şurada bekle, hemen geliyorum.”

Daha cevap vermeme fırsat kalmadan yanımdan ayrıldı. Tanıdığı birkaç kişinin yanına gidip onlarla konuşmaya başladı. Ben de biraz geride durarak etrafı izledim. İnsanların arasında kendime yer açmaya çalışırken çantamı önüme aldım ve sahneye baktım. Işıklar sürekli değişiyor, kalabalığın içindeki yüzler bir görünüp bir kayboluyordu.

Bir süre sonra Deniz'in yanında bir çocuk belirdi. Önce konuşuyorlardı, sonra birlikte gülmeye başladılar. Bunda tuhaf bir şey yoktu. Deniz'in yeni insanlarla tanışması benim için alışılmadık bir durum değildi. Ancak zaman geçtikçe elindeki içkiyi bitirip yenisini aldığını ve konuşurken dengesini sağlamakta zorlandığını fark ettim.

Yanlarına gitmek için birkaç dakika daha bekledim. Belki birazdan kendisi yanıma gelirdi ama gelmedi. Çocuk ona bir şeyler söylüyor, Deniz de gülerek koluna dokunuyordu. Sonunda daha fazla beklemeyip yanlarına yürüdüm.

“Deniz, iyi misin?”

Bana döndü. “İyiyim, neden?”

“Biraz fazla içmişsin. Gel, hava alalım.”

“Güneş, daha yeni geldik.”

“Biliyorum ama iyi görünmüyorsun.”

Yanındaki çocuk bize bakıp gülümsedi. Deniz ise elini kolumdan çekerek yüzünü buruşturdu.

“Ya, bir şeyim yok. Her şeye karışma.”

Sesini yükseltmemişti ama söyledikleri beni rahatsız etmeye yetmişti. Biraz daha yaklaşıp yalnızca onun duyabileceği bir sesle konuştum.

“Bak, sarhoşsun. Ne yaptığının farkında değilsin. Biraz kendine gelmen gerekiyor.”

Deniz'in yüzündeki ifade değişti. “Sen kıskanıyorsun.”

Bir an sustum. “Ne?”

“Beni biriyle görünce rahatsız oluyorsun. O yüzden böyle yapıyorsun.”

O an onunla tartışmanın bir işe yaramayacağını anladım. Ne söylesem beni dinlemeyecekti. Üstelik bunu yalnızca sarhoş olduğu için mi söylüyordu, yoksa gerçekten böyle mi düşünüyordu, onu da bilmiyordum.

“Peki,” dedim. “Ben biraz yürüyeceğim. Sakın bir yere gitme, tamam mı?”

Cevap vermek yerine yüzünü çevirdi. İçimde biriken kırgınlığı belli etmemek için başka bir şey söylemeden uzaklaştım. Kalabalığın arasından geçip sahile doğru yürüdüm. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Deniz'e kızgındım ama onu orada bırakmak da istemiyordum. Yalnızca birkaç dakika boyunca kimseyle konuşmadan durmak istiyordum.

Kıyıya ulaştığımda ayakkabılarımı çıkarıp elimde tuttum. Deniz suyu ayaklarıma değiyor, hafif rüzgâr saçlarımı yüzüme doğru savuruyordu. Sahneye hâlâ yakındım ama insanların konuşmaları artık daha uzaktan geliyordu. Tam o sırada Duman'ın "Haberin Yok Ölüyorum" şarkısı çalmaya başladı. Şarkıyı severdim; o yüzden bir süre olduğum yerde kaldım ve müziği dinledim.

Deniz'in söylediklerini düşünmemeye çalıştım. Onunla arkadaş olduğum için kendimi sorumlu hissediyordum ama bu, her yaptığı şeyi onaylamam gerektiği anlamına gelmiyordu. Bazen ona yardım etmeye çalışırken neden karşısında duran kişiymişim gibi hissettiğimi anlayamıyordum.

Telefonumu çıkarıp saate baktım. Çok uzun süre ayrı kalmamıştık ama Deniz'in yanına dönmem gerekiyordu. Ayakkabılarımı giyip yeniden kalabalığa doğru yürüdüm. Yaklaştıkça insanların arasında onu aramaya başladım. İlk baktığım yerde göremeyince birkaç adım daha ilerledim ve sonunda aynı grubun yakınında buldum.

Bu kez gülmüyordu.

Yanındaki çocuk kolunu beline dolamıştı ve Deniz ondan uzaklaşmaya çalışıyordu. Yüzündeki ifadeyi görünce hızla yanlarına gittim.

“Deniz, hadi gidiyoruz.”

Çocuk bana dönüp baktı. “Bir dakika, konuşuyoruz.”

“Konuşmak istemiyor. Bırak onu.”

Deniz'in bana tutunmaya çalıştığını hissedince kolunu kavradım. Çocuk ise onu bırakmak yerine kendine doğru çekti. İçimdeki öfke bir anda büyüdü.

“Duydun mu beni? Bırak dedim.”

Çocuk yüzünde rahatsız edici bir gülümsemeyle bana baktı. “Peki, bırakmasam ne olur?”

Ne cevap vereceğimi düşünürken birkaç adım öteden bir ses duyuldu.

“Bırak dedi sana kız.”

Başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Kalabalığın biraz dışında duran iki çocuktan biri bize doğru yürüyordu. Diğeri de arkasından gelmişti. Yaklaşan çocuk doğrudan Deniz'i tutan adama baktı.

“Sen karışma,” dedi adam.

“Son kez söylüyorum, bırak.”

Adam cevap vermek yerine Deniz'i yeniden kendine çekti. Sonrasında her şey çok hızlı gelişti. Yanımıza gelen çocuk bir yumruk attı ve adam sendeleyerek geriye doğru gitti. Birkaç kişi dönüp bize bakarken adam küfrederek yüzünü tuttu.

“Bir daha dokunma kıza,” dedi çocuk.

Adam yeniden üzerine yürümeye kalktıysa da yanındaki arkadaşı araya girdi. Bir süre karşılıklı bağrıştılar, ardından adam kalabalığın arasına karışıp uzaklaştı. Ben ise Deniz'in kolunu bırakmadan olduğum yerde duruyordum. Kalbim hızla atıyor, az önce yaşananları anlamaya çalışıyordum.

“İyi misin?” diye sordum Deniz'e.

Başını salladı ama ayakta durmakta zorlanıyordu. Onu yakınımızdaki banka oturttum. Yanımıza gelen çocuk kısa bir süre Deniz'e baktıktan sonra bana döndü.

“Eve götürün onu. Kendinde değil.”

“Evet, biliyorum.”

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı. O an sinirimi kime yönelteceğimi bilmiyordum. Deniz'e mi, az önceki adama mı, yoksa kendimi böyle bir durumun ortasında bulduğum için kendime mi kızmalıydım?

Çocuk başka bir şey söylemeden başını salladı. Yanındaki arkadaşı telefonunu çıkarıp birini aramaya başladı. Ben de Deniz'in yüzüne baktım. Gözlerini kapatmış, başını geriye yaslamıştı.

“Deniz, beni duyuyor musun?”

“Duyuyorum,” diye mırıldandı.

“Birazdan eve gidiyoruz.”

“Tamam.”

Arabaya bindiğimizde Deniz başını omzuma yasladı. Ben de camdan dışarı bakarak konser alanının ışıklarının geride kalmasını izledim. O gece için planladığım şey bu değildi ama artık yapabileceğim pek bir şey yoktu.

Eve vardığımızda Deniz'i odasına götürüp yatağına yatırdım. Ayakkabılarını çıkarmasına yardım ettikten sonra üzerini örttüm ve bir süre yanında oturdum. Bana bir şey söylemeye çalıştı ama kelimeleri birbirine karışıyordu.

“Yarın konuşacağız,” dedim. “Şimdi dinlen.”

Gözlerini kapattı. Ben de odadan çıkıp kapıyı aralık bıraktım.

Kapıya yöneldiğimde kapının tam kapanmadığını fark ettim. Kaşlarımı çatarak kapıyı ittim. Muhtemelen aceleyle çıkarken kilitlememiştim. Kendi kendime söylenip kapıyı kilitledim, sonra yukarı çıktım.

Odamda üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Yorgundum ama uyumak kolay olmadı. Aklımda gecenin farklı anları birbirine karışıyordu; Deniz'in bana söyledikleri, kalabalığın içinde yaşanan tartışma ve sonrasında olanlar… Yalnızca bir akşam geçirmek istemiştim. Eve döndüğümde bu kadar gergin olacağımı düşünmemiştim.

Telefonumu komodinin üzerine bıraktım. Boynumdaki kolye yine parmaklarımın arasına gelmişti. Bir süre zinciri çevirdikten sonra elimi çektim ve yüzümü yastığa gömdüm. Geçmişi düşünmek istemiyordum. Özellikle de gecenin bu saatinde.

Sabah olduğunda her şeyin daha kolay geleceğini umarak gözlerimi kapattım. Deniz uyandığında muhtemelen başının ağrıdığını söyleyecek, ben de ona dün gece olanları hatırlatacaktım. Belki bana kızacak, belki özür dileyecek, sonra her zamanki gibi konuyu kapatacaktık.

Şimdilik tek istediğim uyumaktı.

Ama o gece, ne kadar unutmaya çalışsam da aklımda kalan bir şey vardı: Deniz'i eve götürmeye çalışırken bana yardım eden çocuğun yüzü değil, onunla ilgili hiçbir şey bilmediğim gerçeği bile değildi. Aklımda yalnızca gecenin başında her şeyin ne kadar sıradan başladığı kalmıştı.

Bazen en sıradan geceler bile insanın planladığı gibi bitmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18