5. bölüm · Aether
5.Pırlanta
İki gündür göz göze gelmemiştik Kael’le. Tim görevleri dışında neredeyse hiç konuşmamıştık. Hatta son olaylardan sonra, Kurucu’ya yaşananları anlattığımda, bana “İyi ilerliyorsun. Yakında bazı şeyleri öğreneceksin.” demişti. Bu söz hâlâ kulaklarımdaydı ve beynimde yankılanıyordu. Ama gece olunca, düşünceler bir yandan dönüp dururken, bir yandan da uykusuzluk sarmalında sıkışıp kalıyordum.
O sırada aklıma bir fikir geldi. Dün Garek’e “Burada yemek yapabilir miyim?” diye sormuştum. O da bana, “Eğer yapmak istiyorsan, kendi başına yapabilirsin.” demişti. Daha önce mutfağın yerini göstermişti; işte şimdi tam zamanıydı.Kafamı dağıtmak için iyi bir şansdı. Bu düşünceyle yataktan kalktım, sessizce koridoru geçip mutfağa yöneldim. Gece yarısı mutfakta yalnız olmak.Kendi kendime bir terapi gibi geliyordu.
Dolabı açtım ve elde ne varsa hepsini çıkardım: makarna, biraz domates sosu, baharatlar.Makarna için bunlar yeterliydi ama ben sadece yemek yapmakla yetinemezdim. İçimde bir kıpırtı vardı, enerji patlaması. Telefonumu çıkardım ve Nil Karaibrahimgil’in “Pırlanta” şarkısını açtım.
İlk notalar mutfakta yankılanmaya başladığında, kendimi tutamadım. Kaşığı mikrofon gibi tuttum, ellerimi havaya kaldırdım ve mutfakta dönerek dans etmeye başladım.
“Sağ eller havaya! Pırlantalar buraya! Tek taşımı kendim aldım! Tek başıma kendim taktım!”
Ayaklarım ritme uyarak yerle kayıyor,salık bıraktığım turuncu saçlarım omuzlarımda savruluyordu. Ellerim havada sallanıyor, kaşıkla tencere kapağını ritimle vurarak kendi mini konserimi veriyordum.
Sos kaynarken “Bir sevgilim yoksa kollarımda,N'ap'im pırlantayı parmağımda? ” kısmına geldiğimde, bağıra bağıra şarkıya eşlik ettim, kendi halime gülüyor, eğleniyordum. Mutfağın sessizliği bir anda benim enerjimle dolmuştu.
Ama bir an, tüylerim ürperdi. Sanki bir çift göz üzerimdeydi.
Kafamı çevirdim ve kapıda Kael’i gördüm.
O sert bakışlarını koruyan Kael beni izliyordu.Ama gözlerindeki hafif tebessüm, gecenin sessizliğiyle birleşince garip bir sıcaklık yayıyordu.
“Gece gece bu enerji nereden geliyor, Elyra?” dedi, hafif kahkaha atarak.İlk defa Kael'i gülerken görmüştüm.Şaşırtıcı,ama gerçekti.
Elimdeki kaşığı indirmeden ona baktım.
“Uykusuzluk… Ve biraz da mutfak tutkusu."Kael, kaşlarını kaldırıp kaşığı işaret etti: “Bu mu senin mutfak tutkun?”
“Evet, hem şarkısız yemek yapılmaz ki.” gülerek göz kırptım.
Kael başını sallayıp gülmeye başladı.
“Sen normal değilsin,” her halde iltifat ediyordu değil mi?
“Teşekkür ederim, bu bir iltifat mı?”
“Eh, öyle sayılır,” alaycı bir sesle beni süzdü.
Ben makarnayı süzmek için oyalandım. Kael hâlâ kapıda dikilmişti.Ne içeri giriyordu,ne de odasına dönüyordu.Sadece beni izliyordu.Birden cesaretimi topladım.
“Gel, tatmak ister misin?” dedim.
Kael, hafifçe kaşlarını çattı. “Bilmiyorum… Ben genelde başkasının yaptığı şeylere güvenmem.” nereden geliyordu bu güven sevdası anlayamıyordum. “Yine de denemelisin. En kötü ihtimalle ölürsün.”
Kael bana küçümser bir bakış attı, sonra gülümsedi: “Teşvik etme şekline bak…”
"En azından teşvik oldun değil mi?" yüzüne bakarak güldüm. "Oldum" bakışları gözlerimden ayrılarak saçlarıma takıldı kısa bir süre saçlarımı inceledi."Sacların.." ellerini saçlarıma götürdüm biraz kabarık görünüyordu."Hayır,yani saçlarının rengi,güzel görünüyor." Bu iltifatı beklemiyordum.
Ne yapacağımı bilemiyordum,hızlıca bir tabak hazırladım, makarnayı sosla buluşturup önüne koydum. Kael masaya yaklaşarak oturdu.İlk lokmasını aldı. Ve beklediğim gibi, yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi.
“Hmm… Kötü değilmiş,” dedi.
“Teşekkür ederim" beğeneceğini tahmin ediyordum.
Kael gülerek başını salladı. “Bunu Garek’e anlatacağım. Dün ona yemek yapıp yapamayacağını soruyordun ya…” demek Garek konuşmalarımızı Kael'e anlatıyordu.Bunu bilmem iyi olmuştu.
“Anlat da görsün, sadece soru sormakla kalmadı bu iş.”
Mutfakta, gece yarısı, ikimizin kahkahaları yankılanıyordu. Dışarıda karanlık hâlâ yoğun olsa da mutfakta ışık, müzik ve bir huzur vardı.
Yemek boyunca Kael’le sohbet ettik. Başta biraz mesafeliydi, bana şüpheyle bakıyordu. Ama yavaş yavaş rahatladı. Sanki bu küçük an, ikimiz için bir mola, bir sığınak olmuştu.
“Biliyor musun,” dedi Kael, kaşlarını çatarken ama gözleri gülüyordu, “gece gece mutfakta böyle enerjik olman biraz… şaşırtıcı.”
“İnat ettim uyumamaya,” dedim, kaşlarımı kaldırarak. “Bazen kendi kendime böyle eğlenmem gerekiyor.” kız neşesi diye bir şey vardı değil mi?
“Eğlenmek… Bazen önemli,” dedi, hafifçe başını sallayarak.
O an fark ettim ki, Kael’in sert bakışlarının altında daima bir gözetme, bir merak vardı. Ben geldiğim günden beri onun bu tavrı, timdekiler tarafından bile biliniyordu. Ama şimdi, gecenin sessizliğinde, o sert bakışlar biraz yumuşamıştı.
Ben yemek boyunca küçük hikâyeler anlattım, Kael ise ara sıra gülerek bana karşılık verdi. Bazen elleri masanın üzerinde, bazen de çatalı elinde oynuyordu ama gözlerini benden ayırmıyordu.
Kael, “Bunu daha sık yapmalısın, gece mutfağı sana iyi gelmiş gibi,” diyerek hafifçe tebessüm etti.
Sanki yavaş yavaş, onu tanımaya başladım. Sertliği, mesafesi hâlâ vardı ama şimdi bir güven işareti de eklenmişti.
Çok geçmeden ben de yanıt verdim.
"Belki de haklısın."
O an düşündüm: Kurucu bunu bilse ne derdi? Belki Kael’in geceleri böyle ortaya çıkışı, benim enerjim ve mutfak sevdam. Bunlar bir şekilde görevlerim için anlam kazanacak gibiydi.
O gece uyuyamadım, ama mutfakta dans edip şarkı söylemek, Kael’le yaşadığım o kısa an… İşte bu, benim gecemdeki en parlak pırlantaydı.
Gözlerimi kapattığımda, Kael’in bakışları hâlâ zihnimdeydi. Sert, sorgulayan ama bir o kadar da meraklı. İçimde garip bir heyecan ve huzur karışımı dolaşıyordu. Belki de bu gece, timdeki rutin yaşamdan küçük bir kaçış, kendi küçük özgür alanımdı.
Bir yandan uyumaya çalışırken bir yandan kafamda geceyi tekrar oynatıyordum. Kael’in gözleri, mutfaktaki sessizlik, şarkının ritmi… hepsi bir araya gelmiş, gecemi unutulmaz kılmıştı.
Ve düşündüm… belki de Kael’in sert bakışları altında gizlenmiş olan ilgisi, zamanla daha fazla açığa çıkacaktı. Gece boyunca dans eden, şarkı söyleyen bir Lira ve bunu sessizce izleyen bir Kael. İkimizin arasında sessiz ama anlamlı bir bağ başlamıştı.
***
Sabahın ilk ışıkları odama sızarken gözlerimi açtım. Gecenin sessizliğinde uyuyamamıştım; zihnim hâlâ dün geceki enerjiyi taşıyor, Kael’in kapıda beliren bakışı ve mutfaktaki küçük dansımı hatırlatıyordu. Yavaşça doğruldum, pijamalarımı düzeltip pencereden dışarı baktım. Tesisteki sabah sessizliği, gecenin ritminden tamamen farklıydı; sessiz, hafifçe serin ve sakin. Ama bu sakinlik, içimdeki düşünceleri durduramıyordu.
Tam o sırada kapım hafifçe tıklatıldı. Kafamı kaldırdığımda Garek’in yüzü belirdi; kapı açık olduğu için onu göre biliyordum.Hafif mahcup ama kararlı bir şekilde bana bakıyordu. “Gelebilir miyim?” Sorar gözlerle bana bakıyoedu.Gözlerimi kırparak başımı hafifçe salladım.Açık olan kapıdan garek içeri adım attı, ağır adımlarını sessizce odama yerleştirerek koltuğun kenarına oturdu. Elleri dizlerinin üzerinde, bakışları yerde dolaşıyordu.Benimle konuşmak istediği bir şey vardı.
Bir nefes aldı ve sonra konuşmaya başladı:"Lia ile kavga ettik. Her şey benim sürekli tesiste olmamdan kaynaklanıyormuş. Ona yeterince zaman ayıramadığımı, ilgilenmediğimi düşünüyor." Lia onu tanıyordum.Garek bana ondan bahsetmişti.Gerçekten onu çok seviyordu.
Gözleri hâlâ yerdeydi; karışık bir suçluluk ve endişe arasında gidip geliyordu sanki.
“Bazen insanlar hislerini dile getirmek için kelimeleri bulmakta zorlanırlar,” dedim, sesim yumuşaktı ama netti. “Lia seni önemsiyor, seninle vakit geçirmeyi istiyor, ama senin burada sürekli olman onun gözünde bir eksiklik yaratıyor. Bu onun suçluluğu değil, sadece hislerinin bir yansıması.” Lia'yı fazla tanımıyordum ama bir kadın olarak kadınların dilinden iyi anlardım.
Garek kafasını salladı, hafifçe gülümsedi. “Biliyorum. Ama bazen kendi tarafımı haklı çıkarmaya çalışıyorum. Sürekli buradayım diye düşünmek, hatamı göremediğim anlar yaratıyor. Ve sonra her şey birbirine giriyor.” Elleriyle saçlarını geriye attı, gözleri endişe ve karışıklık arasında dolaşıyordu.Lia'yı kayb etmekten korkuyordu.
“Belki basitçe konuşmak işe yarar.Onun hislerini anlamak ve kendi hislerini açıklamak çoğu zaman en etkili yol ola bilir. Karmaşık cümlelere gerek yok; net ve samimi olman yeterli olacaktır.”
Garek kafasını salladı, ancak bir an durdu. “Ya sinirlenirse? Ya benim söylediklerim anlamsız kalırsa? Beni terk ederse?” Elleri dizlerinin üzerine sıkıca yerleşti. Sesi biraz kırık ama kararlıydı.
“Samimiyetin çoğu zaman ilişkinize köprü kurar. Onu dinlediğini, anladığını ve önemsediğini göstermek çoğu zaman yeterlidir.”
Bir süre sessizlik oldu. Sadece birbirimize baktık. Göz göze geldiğimiz an, odadaki sessizlik farklı bir anlam kazandı. Garek, kırılgan ama kararlı bir şekilde bana bakıyordu; ben de onun bu haliyle, sadece dinleyip yardımcı olmanın yettiğini hissediyordum.
“Belki yardım edebilirsin bana, Elyra, kelimelerle benden yardım istiyordu. “Nasıl yaklaşmam gerektiğini, neleri söyleyebileceğimi biraz somut örneklerle gösterebilir misin?” Gözlerindeki karışıklık ve içtenlik, ona yaklaşmamı gerektiriyordu.
“Önce kalbinde ne olduğunu sırala. Sonra bunu basit cümlelerle paylaş. Gerisi doğal olarak gelir,” dedim. Hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne. “Evet, deneyeceğim,” diyerek başını hafifçe salladı.
O an odada bir sıcaklık yükseldi; sessiz bir sabah, ışığın yumuşaklığı ve ikimizin paylaştığı samimiyet her şeyi farklılaştırıyordu. Göz göze bakışmamız, sadece bir sorun çözme değil, bir güven inşa etme anına dönüşmüştü.
“Bu akşam ya da yarın sabah, Lia’yı tesise çağırmayı düşünüyorum,” onunla farklı bir şekilde konuşmak istiyordu.“Onunla dürüstçe konuşmam lazım. Sen de yanımda olur musun?” Soruyu bana yönelttiğinde gözlerindeki kararlılık, cevabımı vermemi kolaylaştırdı.
“Evet, yanında olurum. Gerekirse seninle birlikte durur ve desteğimi gösteririm.”
Gözlerinde bir rahatlama parladı, yüzündeki karışıklık ve endişe azalmaya başladı. “Sana teşekkür ederim, Elyra. Sana güvenebileceğimi bilmek içimi rahatlatıyor.” Doğrusunu söylemek gerekirse, Garek benim için iyi bir arkadaş iyi bir abi gibiydi.
“Önemli olan doğru adımı atman, Garek. Lia bunu anlayacaktır.” Kısa bir sessizlik oldu, sonra birlikte odanın sessiz sabah ışığında bir süre oturduk. Garek planlarını anlatıyor, olası cümleleri kafasında kuruyor, Ben de ona farklı ama mantıklı ola bilecek,fikirler sunuyordum.
Bu sabah, sadece bir sorun çözme değil, aynı zamanda bir bağ kurma sabahıydı. Garek’in bakışlarındaki karışıklık yerini kararlılığa bırakırken, odadaki sessizlik anlamlı bir paylaşımın yerini aldı.
***
Garek odadan çıktıktan sonra, odanın sessizliği sanki daha da derinleşmişti. Masanın önüne geçtim, ellerimi saçlarımın arasına soktum ve iki yandan örgü yapmaya başladım.
Turuncu saçlarımın örgülerini simetrik ve sıkı yapmaya dikkat ettim; sabah ışığı odanın penceresinden süzülürken saçlarım hafifçe parlıyordu. Örgülerimi tamamlarken kendi kendime bir gülümseme kondurdum.Küçük ama anlamlı bir sabah ritüeli gibiydi.
Saçlarımı bitirir bitirmez, odadan çıktım ve timin toplantı odasına doğru yürüdüm. Koridorlarda sessiz adımlarım yankılanıyordu, kafamda saçlarımın örgülerinin düzgün olup olmadığı düşüncesi dönüp duruyordu. Toplantı odasına vardığımda, Tarek, Ravin, Dras ve Garek zaten oradaydılar. Garek hâlâ sabahki konuşmanın etkisiyle hafif gergin görünüyordu; Lia’yla olan durumu kafasında çözmeye çalışıyor gibiydi.
Kael odanın önünde duruyordu; sert bakışları ve ciddi duruşuyla görevleri açıklamak için hazır bekliyordu. Ben kısa bir selam verip yerime otururken, Kael hemen dikkatle bana bakmaya başladı. Görevlerin ayrıntılarını sıralamaya başladığında, her cümlesi keskin, net ve hızlıydı; arada bir bakışları bana kayıyordu. Masada oturarak görevleri dinlerken,Kael’in bakışları örgülerime takıldı.Bir süre örgülerimi izledi.
Kael görevleri açıklarken, ben kendi yerimde oturup örgülerimi düzeltmeye devam ettim. Aramızda mesafeli bir çelişki vardı. Kael’in sert ve ciddi duruşu ile aramızdaki küçük bakışlar, sözsüz bir oyun gibiydi. Herkes dağıldığında, Kael kısa bir an için yanımda durdu, göz ucuyla yeniden örgülerime baktı ve hızlı bir kafa hareketiyle: “Örgüler, seni daha etkileyici göstermiş,” dedi.Sözlerini tamamlamadan görev yerine doğru yürüdü, bana cevap verme şansı bırakmadan uzaklaşmıştı.
Timin odadan dağılmasıyla birlikte, Kael’in bakışları arada bir üzerimdeydi; mesafeli ama dikkatli. Örgülerim ve turuncu saçlarım onun kısa, anlamlı yorumlarıyla birleşince, aramızdaki sessiz iletişim gün boyunca sürüyordu. Göz göze geldiğimiz anlar kısa ama etkiliydi; her bakışı, hem mesafeli hem de hafif flört havası taşıyordu.
Ben görevler için hazırlık yaparken, Kael’in ara ara göz ucuyla bakması ve hızlıca geçişi, günün yoğunluğu içinde bile bana hafif bir sıcaklık veriyordu. Taren, Ravin ve Dras kendi görev yerlerine yönelmişti, Garek ise kendi planlarını ve Lia’yla konuşmalarını düşünerek masaya eğilmişti. Kael’in kısa ve flörtöz bakışları, örgülerim ve turuncu saçlarım, aramızda sessiz bir oyun yaratmıştı.
