1. bölüm / 2
AERİSBölüm 1: Büyülü Ölüm
Bölümler 2Şu an: Bölüm 1: Büyülü Ölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Taç törenine sadece birkaç gün kalmıştı ve ben resmen nefessizlikten ölmek üzereydim. Hayır, boğazıma bir şey kaçtığı için değil, şu aşırı sıkıcı ve havasız toplantı odasında kapalı kaldığım için! Bugün tam dördüncü toplantıydı ve beş saattir aralıksız sürüyordu. Karşımızda dikilen "HAVA KRALLIĞI ELÇİSİ" denen adam, elindeki devasa kurallar kitabından uykumu getiren maddeler okuyup duruyordu. Arada bir bana bakıp "Prenses Elena, lütfen dik oturun," demese belki de masanın üstüne yığılıp uyuyacaktım.
Annem çok hastaydı ve bu durum saraydaki herkesi germişti. En büyük sorun da tahtın bir varisinin olmamasıydı. Yani annem ölürse –ki bunu düşünmek bile kalbimi acıtıyordu– ya ben ya da kardeşim Clara tahta geçecekti.
Aslında kurallar o kadar karışıktı ki kafam allak bullak olmuştu. Elçi'nin dediğine göre; eğer Clara tahta geçerse ve bir gün kız çocuğu olursa, o kız 13 yaşından büyükse varis olabiliyordu. Ama eğer kızı olmazsa ya da yaşı tutmazsa, hop, varislik hakkı tekrar bana geçiyordu. Yani her yol bir şekilde bana çıkabiliyordu ama benim tek istediğim şu an bu odadan kaçıp gökyüzüne bakmaktı.
"Prenses Elena, beni dinliyor musunuz?" dedi Elçi, sesini biraz daha yükselterek.
"Tabii ki dinliyorum," dedim, sanki çok önemli bir şey söylüyormuş gibi not defterime bir şeyler karalayarak. Aslında defterime sadece sinirden yamuk yumuk taç resimleri çiziyordum.
Clara yanımda dimdik oturmuş, sanki her kelimeyi ezberliyormuş gibi görünüyordu. O hep böyleydi, mükemmel olmaya çalışıyordu. Ama ben biliyordum; annemin hastalığı sadece bir 'hastalık' değildi. Gece koridorlarda dolaşırken duyduğum fısıltılar, Aeris’in eski efsanelerinden bahsediyordu. Eğer o efsaneler gerçekse, bu sıkıcı kurallar kitabından çok daha büyük dertlerimiz vardı.
Elçi hâlâ dır dır konuşuyordu. "Madde 15: Hava Krallığı'nın kutsal rüzgarları estiğinde..." falan filan. Gerçekten bayılacaktım! Yanımdaki Clara ise sanki dünyanın en önemli şeyini dinliyormuş gibi not alıyordu. Gözlerimi devirdim. Annem içeride canıyla uğraşıyor, biz burada tozlu kitaplardaki varislik saçmalıklarını dinliyoruz.
Eğer Clara kraliçe olursa ve 13 yaşından büyük bir kızı olmazsa varis ben olacaktım. Tamam da, daha ortada ne çocuk vardı ne de başka bir şey! Annem ölürse her şey mahvolacaktı, bunu kimse anlamıyor muydu?
Birden kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriye nefes nefese bir muhafız girdi. Elçi’nin sözü çat diye kesildi.
"Prenses Elena! Prenses Clara! Kraliçe... Kraliçe sizi çağırıyor. Durumu pek iyi değil," dedi muhafız.
Kalbim resmen ağzımda atmaya başladı. Clara kalemini yere düşürdü, ben ise sandalyemi devirerek ayağa fırladım. O an ne varislik umrumdaydı ne de o sıkıcı kurallar. Elçi arkamızdan "Ama daha 20 sayfa kalmıştı!" diye bağırdı ama onu duymamazlıktan geldim.
Koridorda koşarken elbisemin eteklerine basmamaya çalışıyordum. "Hadi Elena, hızlı ol!" diye kendime fısıldadım. Annemin odasına giden o uzun, karanlık koridor hiç bu kadar bitmek bilmez gelmemişti. Duvarlardaki meşaleler rüzgardan titriyordu. Sanki bütün şato ağlıyordu.
Kapının önüne geldiğimizde Clara elimi tuttu. Elleri buz gibiydi. "Hazır mısın?" diye sordu sesi titreyerek.
"Bilmiyorum," dedim dürüstçe. Kapıyı yavaşça ittim. İçerisi çok karanlıktı ve sadece o tuhaf, morumsu ışık yayılıyordu. Annemin yatağının başında hiç görmediğim, yüzü kapalı bir adam duruyordu. Elinde ise parlayan gümüş bir asaya benzer bir şey vardı.
"O da kim?" diye fısıldadım ama sesim odada yankılandı. Adam yavaşça bize döndü ve o an nefesim kesildi. Gözleri bembeyazdı... Yüzünü görmemle birlikte odadaki balkondan aşağıya atladı. Arkasından tutmaya çalıştım ama güçlerim onun üzerinde işe yaramadı ve beni de geriye savurdu. Başım dönmeye başladı ayağa kalkmaya çalıştım ama yine yere düştüm. En sonunda kafamı toplayarak annemin yanına gittim. Orada boğazı sanki sıkılıyor gibi yüzü mosmor olmuş bir vaziyette bize bakıyordu. Zor da olsa ağzından iki kelime çıktı "Varis Elena" Clara "Ne!" diye bağırdı. O sadece tahtı ve tacı istiyordu. Annem hemen orada ölmüş biz sarayda hekim diye bağırırken koridordaki cam açıldı ve o adamı yine gördüm gözü bembeyaz bir şekilde üzerime atladı. Korkudan çığlıklar atmaya onu itmeye çalıştım ama sanki kendini zemine yapıştırmış hareket etmiyordu. "Claraa!" diye bağırdım ama çoktan kaybolmuştu. En sonunda adamın kolunu sertçe ısırdım kolunu kaldırır kaldırmaz kaçtım.
Clara yanıma hekimlere geldi. Bileğimdeki sıkı el izini görünce "Bu nasıl oldu?", "Sen gittin ve camdan yine o adam geldi sonrada kolumu sıktı kaçmama izin vermedi sana bağırdım duymadın!" çok kez özür diledi ve hekimleri annemin yanına doğru götürdü.
Odaya girdiğimde hekimler bana tacı verdi elimdeki tacı doğruca taç odasına götürdüm ve orada ki yerine koydum sadece taç töreninde takacaktım. Hekimler bizi o sıkıcı toplantıya en baştan gönderdi ve yarım saat sonra yanımıza üzücü haberle geldiler "Kraliçe Öldü!" ben orada yere yığılıp kaldım Clara'da annemi görmeye gitti. Bir anlığına ben de öldüm sandım, gözümü yavaş yavaş açtığımda kendimi odamda buldum. Başımda hekimler değişik iğnelerle bir şeyler enjekte edip bana uyguluyorsun etrafta ya
Odaya girdiğimde hekimler bana tacı verdi, elimdeki tacı doğruca taç odasına götürdüm ve orada ki yerine koydum sadece taç töreninde takacaktım. Hekimler bizi o sıkıcı toplantıya en baştan gönderdi ve yarım saat sonra yanımıza üzücü haberle geldiler "Kraliçe Öldü!" ben orada yere yığılıp kaldım Clara'da annemi görmeye gitti. Bir anlığına ben de öldüm sandım, gözümü yavaş yavaş açtığımda kendimi odamda buldum. Başımda hekimler değişik iğnelerle bir şeyler enjekte edip bana uyguluyorlardı. Bir an çığlık attım ama hekimlerin hepsi sakin olmamla ilgili şeyler söyleyip duruyordu, gözlerim etrafta Clara'yı aradı ama hiç bir yerde gözükmüyordu hekimlere ''Ziyaretçiler girebiliyor mu? diye sordum ve evet dediler ama Clara içeri girmemi olduğu belliydi hiç bir yerde gözükmüyordu. 1 saat daha odamda benim istirahat etmemi istediler ama durmadım. Hızlı bir şekilde yataktan kalkıp kapıları yavaşça açtım. Orada Elçinin toplantıdan çıktığını gördüm. Hemen arkasından Clara hızlı hızlı çıkrak Elçinin başını şişirip duruyordu, o an Clara için benden daha önemli bir şey olduğunu anladım TAHT. Sinirle yanına doğru gittim ve elimi Clara'nın yanağına hizaladım ve tam yanağına sert bir tokat atacakken uzun beyaz saçlı, mavi gözlü bir adam elimi tuttu ve bana soğuk bir dille ''Bunu yapamazsın'' dedi ona sert bir sesle ''Kim oluyorsun da Saraya izinsiz giriyorsun!'' diye bağırdım Clara yanımda ''Kendisi arkadaşım ve ben gelmesine izin verdim!'' dedi aslında şaşırmıştım çünkü küçüklüğünden beri erkeklerden nefret eden kardeşimin erkek arkadaşı vardı, ama Kraliçeden izin almadan Saraya dışarıdan insanlar giremezdi ''Senin izninle olmaz bunlar, Kraliçenin de izni lazım ve geleceğin Kraliçesi olarak şu an büyük bir yastayız ve Saraya dışarıdan birisisin gelmesine izin vermiyorum!'' dedim ama göz devirerek ''Daha kraliçe değilsin hatırlatıyım'' dedi alaycı bir sesle sinirle oradan uzaklaştım çünkü kavga çıkması gibi bir şey istemezdim. "Odama girdim ve dolabımdan en siyah elbisemi seçtim; annemin gidişi gibi karanlık bir elbiseydi. Cenaze töreni için görevliyle konuşurken sesim titredi ama dik durmaya çalıştım. Adam 'Kraliçemiz nasıl öldü?' diye sorduğunda, o beyaz gözlü adamı anlatmamak için kendimi zor tuttum. 'Hastalıktan maalesef,' dedim buz gibi bir sesle. Ölüm saatini sorunca zihnimi zorladım; o an her şey yavaşlamıştı... '24 Şubat 1214, saat 14:24' dedim. Yarın 13:00'te halkın önünde olacaktım. Clara neredeydi bilmiyordum ama artık tek başımaydım.
Bunlardan sonra bir kaç parşömen ve tüy kalem aldıktan sonra bir masaya oturup parşömene şöyle yazdım:
''MERHABA SEVGİLİ AERİS HALKI, SİZE ÇOK ÜZÜCÜ BİR HABERLE GELDİM VE BEN PRENSES ELENA. ANNEM KRALİÇE SOPHİA BUGÜN UZUN SÜREDİR ÇEKTİĞİ AĞIR BİR HASTALIĞI YÜZÜNDEN ÖLDÜ. YARIN SAAT 13:00'DA ELEMENTAL SOKAĞINDAKİ MEZARLIĞA GELİNİZ. HEPİNİZİN GELMESİNİ RİCA EDİYORUM, BİLGİNİZ OLMASI İÇİNSE ANNEMİN KARARIYLA YENİ VARİS BENİM İYİ GÜNLER.''
PRENSES ELENA
Bu parşömenleri yazarken hava çoktan kararmış saat 17:32'yi bulmuştu. Hızlıca krallığın en kalabalık yerlerine giderek bu parşömenleri astım. En son durağımı Hava Çeşmesi olarak seçtim çünkü hem Sarayın yolu hemde etrafta evlerin olmamasından dolayı sarayın her yeri çok rahat gözüküyor herkesin görebilceği bir yerdi. Tam parşömenleri açarken karanlık havada sarayın Clara'nın odasının olduğu taraftan bir parıltı camı kırarak uçtuğunu gördüm. Daha dikkatli bakınca vücudum buz kesti çünkü o kişi ''ANNEMİM KATİLİYDİ'' bir an ''CLARAAA!'' diye çığlık attım. Bir refleks ile kollarım aşağıya indi ellerimi kapadım ve koşarak saraya doğru uçamaya başladım. İnsanlar da şaşırmış olacak ki aşağıdan konuşmalar kesilmiyordu. Hemen kırık camdan içeri girdim ve etrafta Clara yoktu. Clara'nın odasına doğru ilerledim ve onu tatlı bir uykuda gördüm. Korkuyla nabzını elledim çok az atıyordu, battaniyesini açtım ve eline baktım elinden yeşil bir damar çizgisi yavaş yavaş tüm vücuduna yayılıyordu. Hemen dışarı çıktım ve ''HEKİM ACİL LAZIM; BANA ACİL HEKİM BULUN!'' diye muhafızlara bağırdım. Bir günde 2 ölüm benim için ağır olurdu. Clara'nın da ölmesine izin veremezdim. O yeşil damarlar bir kolunu kaplayınca farkettim ki nefes almakta zorluk çekiyor nefes borusu küçülüyordu. Hemen havayı şekillendirerek nefes borusuna doğru ilerlettim ama bu sadece kısa sürelik bir iyileşme olurdu. Hava karardığından etrafta hiç hekim kalmamış, herkes evlerine dağılmıştı. Bir an kendi odamda ki zehir çekme iğnesini hatırladım ve odama doğru koştum. O iğneyi yerde uzun arama sonucu yatağın altında buldum. Hemen Clara'nın yanına gidip zehrin başladığı yerlere iğneledim ve bu zehrin uzun süre yürümemesini sağladı. Ama içim rahat etmiyordu ve hemen uzamn muhafızlardan oluşan bir ekiple o adamı bulmaları için görevlendirdim.
Clara artık fazla zamanı kalmamış gibiydi, aklıma bir an Şifa Büyücü olan genç Mateo geldi. 2 muhafızı Mateo'nun evine kadar gidip ona acilen saraya gelmesini Prenses Clara'nın ölüm kalım savaşı verdiğini söyleyin dedim. Muhafızlar Mateo'nun yanına gittiğinde onu bahçede şifalı bitkilerini sularken görmüşler, Mateo bahçe kapısından muhafızları görmüş ve korku ve şaşkınlıkla kapıyı gelip açmış ve onlara merakla:
Mateo:
''Merhaba Muhafızlar; ne için geldiniz?'' dedi merakla
Muhafızlar:
''Yeni Kraliçemiz Elena'nın isteği yüzünden saraya acilen gelmeniz gerekiyor çünkü Prenses Clara ölüm kalım savaşı çekiyor ve bir zehir altında olduğunu düşünüyoruz.''
Mateo:
''Yeni Kraliçe Elena mı, onun adına çok sevindim lütfen bana 5 dakika verin hemen bunlarla ilgili olan ilaçlarımı ve büyüleri çantama koymam lazım.'' diyerek içeri girmiş.
Mateo ve Muhafızlar 10 dakikaya gelmişti bende o 10 dakika içinde o camı ve etrafını araştırmaya başladım. Camların altında kahverengi deriden yapılmış bir çanta gördüm. Çantaya biraz bakınınca içinden bir defter ve bir kitap çıktı. Defterin içinde otların tanımı ve bazı büyülerin güçlerini şifayı anlatan şeyler vardı ama kitapsa 100 yıllar önce kaybedilen ELEMENTAL BÜYÜ KİTABIYDI bu kitabın nasıl böyle bir katilin elinde olmasına şaşırmıştım. Hemen o kitabı alıp odamdaki en güvendiğim yer olan sahtekar çekmeceme sakladım. Saklar saklamaz odamdan Clara'nın yanına doğru koştum ve onun yanında bekledim. Bir kaç dakikaya Mateo ve diğerleri geldi Mateo'ya şöyle dedim:
Elena:
''Bir kuşu kurtardıysan şimdi de bir insanı kurtarabilir misin?'' dedim
Mateo:
''Deniyeceğim Elena ama bana önce Prenses Clara'ya ne olduğunu söyle.'' dedi
Elena:
''Bu duyacaklarını kimseye söyleme! Bugün biz toplantıdayken bir adam annemin balkonundan anneme suikast düzenleyerek onu öldürmeye çalıştı ve becerdi de, sonra beni öldürmeye çalıştı ama beceremedi işte ben yarına cenaze töreni için mezarlık almaya çıktım anneme ölümü ile ilgili afişi de asarken bir an annemi öldüren adam yandaki camdan çıktı bende havada süzülerek geldim buraya sonrada Clara'nın bileğinin böyle olduğunu farkettim.'' dedim çok hızlı bir şekilde nefes nefese kalmıştım hemen bir bardak su içtim.
Mateo:
''Anlıyorum, ama sen sakin olmaya çalış ben bir bileğindeki zehire bakayım ne tür bir zehirse ben ona göre bir kaç otu veya büyüyü denerim.'' dedi ve gözlerini kapayarak 2 parmağı ile Clara'nın bileğine dokundu. Bir an yüzü değişti ve gözünü açarak bana şöyle dedi.
Mateo:
''Elena bu bir zehir değil bu bir lanet!'' dedi korkak bir sesle bir an ''NE!!'' diye bağırdım.
Elena:
''Bak Mateo emin misin bir lanet olduğuna bana kesin bir bilgi lazım biliyorsun!''dedim sert bir sesle ama tekrar kontrol ederek ban çok üzgün bir sesle ''Maalesef gerçekten lanet'' dedi
Elena:
''Kaçıncı seviye lanet peki bunuda görebilir misin? dedim aceleli bir şekilde
Mateo:
''5. seviye bir lanet, Clara'nın başı büyük dertde bana acilen 5.seviyenin yazdığı bir büyü kitabı lazım!'' dedi ben hemen odama koştum ve sahtekar çekmeceyi açıp o büyü kitabını aldım ve hemen tüm sayfalara bakmaya başladım ve o kitapla beraber Mateo'nun yanına gittim. Biraz kitabı inceledi ve ''Emin olabilirsin ki bu büyüler Clara için bir ilaç gibi olacak ama sen böylesine önemli büyülerin olduğu bir kitabı nereden aldın?'' diye sordu ''Şey Saray kütüphanesinde var sana da alırım.'' diyerek geçiştirdim ve başlamasını rica ettim. Yine Clara'nın bileğine dokundu ve bazı kelimeler söylemeye başladı "İgnis-Lumen-Aeris! Bin yılın uykusu uyansın, yeşil damarlar gümüşe boyansın. Ölümün nefesi geri çekilsin, hayat yeniden bu bedende yeşersin!" Mateo bu kelimeleri fısıldarken, parmak uçlarından ince, gümüş rengi dumanlar çıkmaya başladı. Clara'nın kolundaki o korkunç yeşil damarlar, Mateo'nun sözleriyle birlikte sanki acı çekiyormuş gibi titredi. Bir an Clara'dan gelen hafif bir nefes sesi duydum, o an ikimizde çok sevindik.
Bir an o camdan ayak sesleri geldi hafif olmaya çalışıyor ama bir şey arıyor gibiydi Mateo sessizce bana ''Elena... sanırım o geldi!'' dedi tüylerim diken gibi olmuş nefesim kesilmişti. Elimdeki kitaba baktım ve sessizce ''Bekle ve sus!'' dedim. Elinden kitabı alıp içinden bazı büyüler okudum, kendimi hazır bir şekilde hissederek güçlerimi kullanmaya karar verdim. Damarlarımdaki o havanın esmesini düşündüm ve o kişinin karşısına elimde büyü kitabı ile geçerek ''Bunu mu arıyorsun katil!'' diye bağırdım hemen üzerime doğru atladı ve onun etrafında bir hortum oluşturarak sürükledim ve duvardan duvara vurdum en sonunda tam onu camdan atacakken o lanetli beyaz gözleriyle gözlerime odaklandı ve beni hareketsiz bıraktı konuşamıyordum bile bana doğru yaklaştı ve gür sesiyle ''Bana bulaşma bücür'' dedi arkadan Mateo'nun sesini duydum adama karşı birşeyler yaptı ve kısa bir sürelik baygınlık yaşamasını sağladı. Hemen alt kattaki muhafızları çağırdık ve adamı saray dışı yaptım ve katillik suçundan da hapse atıldı. Sabaha kadar ikimizde Clara'nın yanından ayrılmadık sabaha karşı nefes almasının düzeldiğini farkettim ama hala uyanmamıştı.
ARKADAŞLAR SELAM BURASI BÖLÜM SONUUU... UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR HER HAFTA BELİRLEMEDİĞİM RASTGELE GÜNLERDE BÖLÜM PAYLAŞICAM VE UMARIM BU KİTAP BU UYGULAMADA SEVİLİRRR... NEDENSE İLK KEZ FANTASTİK YAZDIM VE BEN ÇOK SEVDİM UMARIM BEĞENİRSİNİZ BİR SONRAKİ BÖLÜME KADAR BAY BAY..
Bölüm etkileşimi
