Bölümler 1Şu an: Başlangıç
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"...İşte bu yüzden, Sayın Hakim, sanık Sancar Karalar'ın tutuklu yargılanmasını talep ediyorum."
Sözlerimle mahkeme salonundaki herkesin nefeslerini tuttuğunu hissettim. Ama gözüm kimsede değil, ondaydı. Cinayet şüphelisi Sancar Karalar. Yıllar önce daha liseli gencecik bir kız önce tecavüze uğramış, sonra katledilmişti. Üstelik cinayet faili bulunamamış, dosya "Faili Meçhul" hâlde kaldırılmıştı. Kalan tek şey ise o kızın gerçekleştiremediği hayalleri ve acılı ailesiydi.
Salondaki herkesin gözü üstümdeydi. Ama ben sadece, yüzümde hiçbir ifade olmadan Sancar Karalar'a bakıyordum. Delillerim yeterliydi, tüm oklar onun üzerindeydi. Katil olduğuna emindim, bu yüzden dosya ilk açıldığında paçayı kurtarmış olsa da benden kurtulamazdı. İzin veremezdim. O kızın ailesinin acısını bir nebze olsun dindirebilmek için elimden geleni yapacaktım, yapmalıydım. Cinayet işlemişti, ve bunun cezasını her ne pahasına olursa olsun ödeyecekti.
Onun tepkilerini ölçmeye başlamıştım. Benim yüzümde zaten hiçbir ifade yoktu ama onun yüzünde de hiçbir ifade yoktu. Buna şaşırmıştım, çünkü beklediğim şey öfke, kızgınlık, pişmanlık ve bana karşı duyacağı bir kin olsa da yüzü Nemrut Dağı'ndaki taştan heykeller gibiydi. Ne bir mimik vardı, ne bir göz seğirmesi, ne de bir duygu. Sıfırdı. Ben de öyleydim gerçi ama insan, cezasını istediği kişiden olumsuz duygu görmeyi bekliyordu. Ben bunları düşünürken ve onun yüzünü incelemeye devam ederken dudaklarının kenarı kıpırdadı. Sırıtıyordu. "Bu adam psikopat mı?" diye düşünmeden edemedim, çünkü bildiğin sırıtıyordu! Kaşlarımı çattığım sırada ayağa kalktı. Doğrudan bana bakıyordu.
"Savcı Hanım, beni tutuklamanız için yeterli sebebiniz olduğunu düşünmüyorum." Kaşlarımı daha çok çattım. Ne diyordu bu? Tabii ki de yeterli sebebim vardı!
"Yeterli sebep mi? Tabii ki de-"
"Ahu Hanım, bırakın devam etsin." Duruşmanın hakimi Serdar Kılıç beni durdurmasa tüm dosyayı önüne dökerdim şerefsizin! Ama Hakim Bey'e dua etmeliydi. Bu yüzden sustum. Sancar'a doğrudan öfkeyle baktım. O ise sırıtarak beni izlemeye devam ediyordu.
Sakin ol, Ahu...
Sakin ol kızım...
Onu burada boğarsan mesleğinden olursun, değmez...
Üstelik en hafif cinayet cezası müebbetten başlıyor, ömrünü harcamaya değmez...
Sakin ol...
Sancar'ın avukatı söz aldığında bütün dikkatimi Sancar'dan ona yönelttim.
"Sayın Hakim Bey, müvekkilim için tutuklama nedenleri bulunmamaktadır. Kendisi ne kaçmayı planlamıştır, ne de delilleri yok etmeye karar vermiştir. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra bir tutuklama nedeninin de bulunması gerekir, ve müvekkilimi tutuklamanız için geçerli bir sebep yoktur. Adli kontrol şartıyla serbest kalmasını talep ediyorum." Kaşlarımı çattım. Doğrudan avukata döndüm.
"Bakın Avukat Bey, müvekkiliniz tecavüz ve kasten adam öldürme şüphelisi. Sizce tutuklu yargılanması mı daha makul, yoksa adli kontrol mü?!" Sesim istemsizce yükselmişti. Salondaki herkes bana bakıyordu, gözlerimden öfke akıyordu.
"Ahu Hanım, sesinizi kontrol edin." Hakim Bey'in uyarısı ile tekrar susmak zorunda kaldım. Talebi birkaç dakika değerlendirdi, bir Sancar'a, bir bana bakıyordu.
“Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda ara karar oluşturulmuş olup, karar açıklanacaktır.” Salondaki herkes ayağa kalktı. Tutuklu yargılanmasını istiyordum, ki emindim de. Tutuklu yargılanacaktı.
"Cumhuriyet savcısının tutuklama talebinin reddine, sanığın Türk Ceza Mahkemesi Kanunu'nun 109. maddesi kapsamında adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle serbest bırakılmasına karar verilmiştir." Şaşkınlıkla hakime baktım. Neden adli kontrol? Neden tutuklama değil? Eğer o genç kızın canını gerçekten o yaktıysa serbest kaldığında başka genç kızların canını yakmayacağını nereden bilebilirdik ki?
Duruşmamın sonunda hızla ve öfkeyle yürümeye başladım. Adi şerefsiz! Bir kızın hayatını mahvedip nasıl elini kolunu sallaya sallaya dışarıda gezebilirdi?! O kız toprağın altında sonsuz mahkumiyetteyken o nasıl özgür olabilirdi?! Aklım almıyordu, gerçekten aklım almıyordu!
Topuklularımın keskin sesi koridorda yankılanırken ne kadar öfkeli olduğum belli oluyordu.
"Savcı Hanım!" Arkamı döndüm, bana seslenen kişi Sancar'dı. Onun bana seslendiğini gördüğümde kaşlarımı çattım. Bana doğru yürümeye başlamıştı. Üstelik yüzünde hala o sinir bozucu, psikopat manyak sırıtışı vardı. Yanıma geldiğinde başımı kaldırmak zorunda kaldım. Boyu çok uzundu. Onu baştan aşağı küçümser şekilde izlemeye başladım. Vücut yapısı biraz... Dağ ayısı gibiydi. Kasları gömleğinden belli oluyordu. Hayvan gibi kaslıydı. Sapsarı saçları orta uzunluktaydı. Koyu kahve gözleri doğrudan elalarıma dikildiğinde kaşlarımı çattım.
"Ne istiyorsunuz?" Sesim oldukça soğuk çıkmıştı. Az önce benim yaptığım gibi, sadece küçümser bakışlar hariç, beni kısaca inceledi. Sonra hafifçe üzerime eğildi.
"Ne yapıyorsunuz-"
"Bir dahaki sefere size öyle bir sebep vereceğim ki tutuklanmayı bizzat ben talep edeceğim, Savcı Hanım. Ama şunu bilin, bu suçlamanın bir bedeli olmalı." Donakaldım. Beni açıkça tehdit ediyordu.
"Sen... Sen beni tehdit mi ediyorsun?!" Sırıttı. Geri çekildi ve arkasını döndü.
"Tehdit değil, Savcım. Sadece uyarı. Makul bir uyarı..."
Uzaklaştığında olduğum yerde kaldım. İçimde bir savaş oluşmuştu: korku ve öfkenin savaşı. Ve bu savaşı kazanmasını istediğim taraf kesinlikle ikisi de değildi...
Bölüm etkileşimi
