1. bölüm / 1
Acının Rengi SiyahBölüm 1: Siyahın İlk Fısıltısı
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1: Siyahın İlk Fısıltısı
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı şehirlerin adını duyduğunuzda içiniz ürperir. Henüz gitmemişsinizdir, hatta haritada yerini bile bilmezsiniz; ama o ismin size hatırlattığı bir boşluk vardır. Ravenhollow da öyleydi. Orada olan olayları duyan kimse oraya gitmek istemezdi. Oranın karanlık geçmişi çoğu kişiyi korkuturdu. Neden mi? Bunu zamanla anlar çoğu kişi ya da direk wikipedia’ya girip araştırır. Bazı “macera” severler buraya gelik kendilerini korkutmak isterler. Ama sonları hepsinin aynıdır…
Evelyn Crowe, uzun yıllar sonra kasabanın taş yoluna adım attığında ayaklarının altındaki toprağın sanki onu tanıdığını hissetti. Arabadan indiği an, rüzgâr kasabanın paslı tabelasını salladı:
“Welcome to Ravenhollow.”
Tabelanın harfleri paslanmış, bazıları düşmüştü. Göz ucuyla baktığında kelimeler sanki değişmiş gibiydi; gölgeler oynadıkça “Hollow” kelimesi gözlerinin önünde “Hell” gibi belirdi. Başını iki yana salladı. Yorgunluktandı, diye düşündü. Bazı kişiler kasabadaki evlerin duvarlarına saçma şeyler yazmıştı. “Geri Dön Burası Güvenli DEĞİL!” benzeri yazılar vardı.
Hava, soğuk değildi ama Evelyn’in derisine işleyen garip bir ağırlık vardı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı; güneş var mıydı, emin olamıyordu. Saat akşamüstüydü ama kasaba çoktan geceye bürünmüş gibiydi.
Kasabanın içine doğru yürürken tek ses, kendi ayak sesiydi. Evlerin camları perdelerle örtülüydü, sanki kimse yaşamıyormuş gibiydi. Birkaç pencerenin ardında gölgeler kıpırdandı ama kimse dışarı çıkmadı.
Çocukluğunun kabusu, her köşe başında saklanıyordu. O geceyi hatırladı... O Çığlığı… O tuhaf, karanlık siyah sisi… Ve kaybolan yüzleri…
Evelyn o zaman çocuktan farksızdı ama o çığlık kulaklarında hâlâ yankılanıyordu. Yıllarca sustu, yıllarca görmemiş gibi davrandı. Ama bazı hatıralar, unutulmak için fazla canlıydı.
Kasabanın meydanına geldiğinde, kalbi hızla çarpmaya başladı. Orada, tam ortada, çocukluğundan beri hiç değişmeyen o heykel duruyordu. Yüzü taşlaşmış bir kadın figürüydü, kollarını göğe kaldırmıştı. Ama taşın göz çukurlarından siyah bir sıvı süzülüyordu. O gece oluşmuştu bu siyah sıvılar. O geceden sonra bir sürü kimyager ve bilim insanı geldi ama kimse o siyah sıvının ne olduğunu bulamadı…
Evelyn istemsizce geri adım attı. O anda boğazına kadar yükselen korkuyu bastırmaya çalışarak fısıldadı: “Hayal görüyorum…” Ama hayal değildi. Siyah sıvı taşın yanaklarından süzülüyor, toprağa damlıyordu. Ve her damla düştüğünde, sanki yerin altında bir şey kımıldıyordu.
Tam o sırada, arkasından bir ses duydu.
— “Geri döndün.”
Evelyn irkilip arkasını döndü. Bir adam karanlığın içinden çıkıyordu. Siyah paltosu rüzgârda dalgalanıyordu, yüzünde yılların yorgunluğu vardı. Siyah şaçları ay ışığında resmen parlıyordu. Tanıdık bir yüz… ama gözlerinde görmediği bir karanlık.
Adrian Holloway.
Çocukluk arkadaşı. Kasabadan hiç ayrılmamış tek kişi. Evelyn çocukluk arkadaşını görünce istemsizce biraz da olsa içindeki korkuyu geri plana atarak gülümsedi. Evelyn’in dudaklarından, titrek bir nefesle şu kelimeler döküldü: “Ravenhollow hiç değişmemiş…” Adrian gözlerini ona dikti. Ve kısık sesle, neredeyse fısıltıyla cevapladı: “Hayır, Evelyn. Burada hiçbir şey değişmez. Sadece biz, daha fazla siyaha gömülürüz.”
Bölüm etkileşimi
