Bölüm 4

Vaveyla Yazarı: ahududu faresi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 4

Pazar sabahı gözlerimi açtığımda kendimi dünden çok daha "başka" hissediyordum. Ruhumdaki o ağırlık gitmiş, yerini saniyede beş yüz fikir üreten o kaotik Nilperi enerjisine bırakmıştı. Yataktan fırladım. Aynaya bile bakmadan üzerime bulduğum ilk şeyleri geçirdim: Bir bacağımda neon pembe, diğerinde üzerinde karpuz dilimleri olan sarı bir çorap. Altımda puantiyeli şort pijama, üzerimde Can’ın, içine üç tane benim sığabileceğim, XL gri tişörtü. Saçlarımı tepemde öyle bir topladım ki, sanırım kafamın üstünde küçük bir kuş yuvası inşa ettim.

"Operasyon: Vale’yi Delirtme başlasın!" diye fısıldadım kendi kendime.

Odadan çıktım ama normal yürümüyorum. Koridorda parmak uçlarımda, sanki altımda mayın varmış gibi zıplaya zıplaya ilerledim. Merdivenlerin başında durup aşağı doğru bağırdım: "VALE! Hey, Karizmatik Gardiyan! Eğer orada yoksan bu evin moleküler yapısını değiştirmeye başlayacağım, haberin olsun!"

Ses gelmedi. Mutfağa daldım, boş. Bahçeye baktım, boş. İşte o an anladım; Can o meşhur "Kafa Dinleme Odası"na kaçmıştı. Evin alt katındaki o yarı bodrum, sadece kitapların ve sessizliğin olduğu o sığınağa...Odanın kapısını, sanki bir korku filmindeymişiz gibi yavaşça, gıcırdatarak açtım. Can, o meşhur deri sandalyesine yayılmış, elinde kalın bir kitapla huzurun dibine vuruyordu. Beni görünce kitabı kapatmadı bile, sadece gözlerini üzerinden bana doğru kaydırdı.

"Peri... Bu hal ne?"

Cevap vermedim. Odanın ortasındaki o büyük çalışma masasına doğru yöneldim ve bir kedi çevikliğiyle masanın üzerine tünedim. Can şaşkınlıkla izlerken, ben masanın üstünde önce bağdaş kurdum.

"Abi," dedim, sesimi bir robot gibi yaparak. "Sence penguenlerin neden diz kapakları yok? Yoksa onlar aslında uzaydan gelen casuslar ve eklemleri mi farklı?"

Can derin bir nefes aldı. "Peri, penguenlerin diz kapakları var, sadece tüylerinden görünmüyor. Lütfen, şu kitabı bitirmeme izin ver."

"Yanlış cevap!" diye bağırdım ve masanın üzerine boylu boyunca yattım. Kafamı masanın ucundan aşağı, Can’ın dizlerine doğru sarkıttım. Şimdi dünyayı baş aşağı görüyordum. Can’ın yüzü ters, kitap ters, her şey harikaydı.

"Peki abi," dedim, saçlarım yerleri süpürürken. "Eğer bir vampir, bir zombiyi ısırırsa; zombi mi vampirleşir yoksa vampir mi çürür? İstatistiksel olarak bu bir paradoks, farkında mısın? Evrenin sonu gelebilir!"

"Peri, masadan iner misin? Kan beynine sıçrayacak ve olan son üç-beş hücren de yanacak," dedi Can, ama gülmemek için dudaklarını ısırdığını görebiliyordum.

Durur muyum? Masanın üstünde bir anda doğrulup bu sefer de kurbağa gibi çömeldim. Ellerimi çeneme koyup ona en saf bakışımı attım.

"Abi, sence bulutlar aslında pamuk şeker fabrikalarının kaçakları mı? Eğer öyleyse neden tadı yağmur gibi?"

Can kitabı pes ederek kucağına bıraktı.

“Tamam, kazandın. Okuyamıyorum. Sen resmen kaçırmışsın güzelim. Kaçık mısın kızım sen? Bu halin ne? Bir bacağın karpuz, bir bacağın neon pembe!"

"Zeka ve delilik arasındaki o ince çizgide ip atlıyorum abi, gelmek ister misin?" dedim ve masanın üzerinde geri geri gidip bu sefer yüzüstü yattım, ayaklarımı havada sallamaya başladım.

"Hem biliyor musun, Arda geçen gün dedi ki; eğer aynaya bakıp üç kere 'integral' dersen, Necmi Hoca belirip sana tokat atıyormuş. Deneyelim mi?"

Can kahkahayı patlattı, sandalyeden kalkıp masanın yanına geldi. Beni belimden tutup masadan aşağı indirdi.

"Gel buraya deli kız. Senin bu 'rehabilitasyon' sürecin sanırım beni delirtmek üzerine kurulu."

"E tabii," dedim, saçımı daha da dağıtarak. "Sıkıcı bir dâhi olacağıma, eğlenceli bir kaçık olmayı tercih ederim. Şimdi söyle bakalım; neden portakallar turuncu da, muzlar mor değil?"

Can beni kolunun altına alıp mutfağa doğru sürüklerken mırıldandı: "Allah’ım, ben ne günah işledim de bu IQ’su tavan yapmış ama mantığı bodrum katında kalmış kızı benim başıma verdin?"

"Sevdiğin için abi, sevdiğin için!"

Masanın üzerinden Can’ın kucağına bir çuval gibi inerken, gözlerimdeki o cin fikirli parıltı sönmemişti. Can beni yere bıraktığında hala baş aşağı durmaktan yüzüm al al olmuştu.

"Abi," dedim, parmağımı havaya kaldırıp profesör edasıyla. "Monotonluk insan beyninde kireçlenme yapar. Bizim bu evin duvarları çok... bembeyaz. Çok steril. Resmen 'burada sadece sıkıcı insanlar yaşıyor' diye bağırıyor."

Can, elindeki kitabı masaya bırakıp şüpheyle bana baktı.

"Peri, o bakışını tanıyorum. Genelde sonu ya itfaiyeyle ya da boyacıyla bitiyor. Aklından ne geçiyor?"

"Boyacıyla bitebilir!" diye bağırdım ve alt kattaki hobi odasından, geçen seneden kalan dev akrilik boya tüplerini ve fırçaları kapıp salona daldım. Can mutfaktan elinde kahvesiyle çıktığında, ben çoktan salonun ortasındaki o bembeyaz, devasa boş duvarın önüne çömelmiştim. Mavi ve turuncu boyayı doğrudan parkenin üzerine (evet, yere!) döküp karıştırmaya başlamıştım bile.

"Peri! Ne yapıyorsun? Parkeler mahvolacak!" diye kükredi Can, ama sesi kızgınlıktan çok şaşkınlık doluydu.

"Parkeler birer maddedir abi, anılar ise enerji! Enerjiyi maddeye tercih etmelisin!" dedim ve fırçayı boyaya daldırıp duvara dev bir daire çizdim.

"Bak, bu senin egon. Çok büyük ama içi boş bir turuncu!"

Can bir an durdu. Kahvesinden bir yudum aldı. Normal bir abi olsa şu an beni dışarı atardı ama o "Vale"ydi. Benim dün geceki o sessiz hıçkırıklarımı, o korku dolu titrememi hatırlıyordu. Derin bir iç çekti, bardağını sehpaya bıraktı ve yanıma gelip gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katladı.

"Egonun turuncu olduğuna emin misin Küçük Ejderha?" dedi, fırçalardan birini kaparak. "Bence benim egom, senin bu deliliğini kaplayacak kadar derin bir gece mavisi olmalı."

İşte o an koptu kayış. Pazar öğleden sonrasını, o devasa duvarı beraber boyayarak geçirdik. Ben duvara garip formüller, birbirine dolanmış DNA sarmalları ve kafamdan uydurduğum hayali takım yıldızları çizerken; Can, o dev cüssesiyle duvarın üst kısımlarına benim yetişemediğim yerlere dev kanatlar çiziyordu.Üstümüz başımız boya içindeydi. Saçımdaki o dağınık topuzun arasından sarı boyalar damlıyordu, Can’ın burnunun ucunda turkuaz bir leke vardı.

"Abi," dedim, duvara sırtımı yaslayıp yere çökerken. Ellerim boyalı olduğu için burnumu omzumla kaşıdım. "Sence biz normal miyiz? Yani dışarıdaki insanlar şu an muhtemelen pazar gezmesinde, biz ise salonun duvarına 'moleküler kaos' çiziyoruz."

Can yanıma oturdu. Boyalı elini, benim tertemiz kalmış tek yerim olan alnıma şaka yollu vurdu.

"Normal olmak çok kalabalık Peri. Bizim gibilere yer yok o kalabalıkta. Hem..." Duvara, çizdiğimiz o karmaşaya baktı. "Dün akşamki o bakkaldaki lekeyi gördün mü? Bak, altına turuncu bir güneş çizdim. Artık görünmüyor."

Gözlerim doldu ama hemen toparladım.

"Duygusallığın dozu arttı Vale, hadi pizza söyle de şu duvarın kurumasını beklerken üzerine ketçapla da bir şeyler çizelim."

Can kahkahayı patlattı.

"Ketçap yasak! O duvara bir gram yiyecek değerse seni boya rulosuyla tavana yapıştırırım!"

Boyalar kurumaya yüz tutmuş, salonun havası tiner ve taze pizza kokusunun o garip ama huzurlu karışımıyla dolmuştu. Salonun ortasına, boya damlamasın diye serdiğimiz o dev naylonun üzerine bağdaş kurup oturduk. Pizza kutusu aramızda dev bir hazine sandığı gibi duruyordu. Ben hala o neon pembe ve karpuzlu çoraplarımla, Can ise kolsuz tişörtü ve kollarındaki kurumuş mavi boya lekeleriyle tam bir "kaçık ikili" gibiydik.

"Abi," dedim, pizzadan uzayan peyniri parmağımla yakalamaya çalışırken. "Hatırlıyor musun? Ben yedi yaşındayken, sen beni 'laboratuvar faresi' yapmaya çalışmıştın. Hani şu balkondan aşağı paraşütle yumurta atma deneyi..."

Can koca bir dilimi ağzına atmadan önce durup sırıttı.

"Peri, ben seni fare yapmaya çalışmadım, sen kendin 'ben uçacağım' diye tutturdun. Ben sadece bilimsel verilerle seni ikna etmeye çalışıyordum."

"Yaa bırak!" dedim omzumla onu dürterek. "Bana bildiğin çöp poşetinden kanat yapmıştın! Sonra babam bizi balkonda yakalayınca, sen 'Baba, Nilperi yerçekimini protesto ediyor' demiştin. Adamcağız o gün saçlarına ilk akların düştüğünü söylemişti."

Can kahkahayı patlattı, başını geriye atıp gülerken o sert "Vale" imajı tamamen buharlaştı.

"Asıl bombayı unuttun. Annem bizi banyoda o karışımı yaparken yakaladığında... Hani bütün şampuanları, parfümleri ve diş macunlarını karıştırıp 'ölümsüzlük iksiri' bulduğumuzu sanmıştık?"

"Ay evet!" dedim, gülmekten boğazıma kaçan pizzayla öksürerek. "Bütün ev resmen çilekli diş macunu ve babamın pahalı tıraş losyonu kokmuştu. Annem gelip 'Bu ne hal?' dediğinde, sen çok ciddi bir suratla 'Anne, biz Nilperi’nin ölümsüz olmasını sağlıyoruz, böylece hiç yaşlanmayacak' demiştin. Annem de 'O yaşlanmayacak ama ben bu gidişle kalpten gideceğim' deyip bizi hortumla yıkamıştı."

Can’ın gözleri daldı, o eski günlerin sıcaklığı yüzüne vurdu.

"O zamanlar da böyleydin Peri. Hiç durmazdın. Ben ne zaman kitap okumaya çalışsam, gelip kitabın üzerine otururdun. 'Bu kitaplar seni benden çalıyor, biraz da benim devrelerimi oku' derdin."

"Hala öyleyim," dedim, sesimi bir tık ciddileştirerek ama laubali tavrımı bozmadan. "Kitabın üstüne oturmadım bugün ama masaya tünedim, bence gelişme var."

Can elimi tutup sıktı. "Biliyor musun, o zamanlar babam bana 'Ona iyi bak, o senin hem en büyük baş ağrın hem de en büyük gururun olacak' demişti. Haklıymış. Başım çatlıyor ama şu an seninle şu boyalı naylonun üstünde pizza yemek... Dünyadaki hiçbir şeyi buna değişmem."

"Bak ya, yine bağladı duygusala," dedim, pizzanın kenarını ona uzatıp. "Al bakayım, ye şunu da karbonhidrat al biraz. Beynine şeker gitsin de yarın okula beni bırakırken o 'Vale' havan sönmesin. Arda ve Mert seni böyle görse, karizman 'error' verir."

"Arda ve Mert mi?" dedi Can, gözlerini kısarak. "Onlar önce o kütüphanenin parasını ödesinler, sonra benim karizmamı sorgulasınlar. Hele o Mert... O protein tozunun hesabını daha vermedi."

"Boş ver abi ya," dedim, başımı onun omzuna yaslayarak. "Yarın yine o okul formalarını giyip 'akıllı evlat' rolü yapacağız nasıl olsa. Bugün bırak da saçlarımızdaki boyalarla, karpuzlu çoraplarımızla dünyayı biz yönetelim."

Can kolunu omzuma attı, beni kendine çekti.

"Bugün dünya bizimdi Peri. Ve söz veriyorum, yarın da, ondan sonraki gün de... Ben senin yanındayken hiçbir leke, hiçbir kötü anı senin o deli dâhi ışığını söndüremeyecek."

Pizzanın son dilimini paylaşırken, salonun duvarındaki o devasa boya karmaşasına baktık. O karmaşa bizim hayatımızdı; bazen kirli, bazen parlak ama her zaman beraber

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18