Bölümler 1Şu an: 4 kuzenler
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4 KUZENLER
Yazar: Aynur Sondaş
1. BÖLÜM: ZİFİRİ KARANLIK
Gece yarısını çoktan geçmişti. Fırtınanın körüklediği yağmur, eski bağ evinin ahşap pencerelerini sarsarken salonda sadece gaz lambasının cılız ışığı titriyordu. Aynur, dedesinden kalma paslı kilitli sandığın kapağını zorla araladı. İçinden çıkan sararmış, deri kaplı defterin sayfalarını karıştırırken Buğlem tedirginlikle tırnaklarını kemiriyordu.
"Aynur, yapma," dedi Buğlem fısıltıyla. "Dedem o odaya girmeyi de o sandığı açmayı da kesin bir dille yasaklamıştı. Dönelim merkeze, içimde hiç iyi bir his yok."
Aylin ise oturduğu eski koltukta gözlerini telefonunun ekranına dikmişti. "Hadi ama Buğlem, fırtına dinene kadar buradayız işte," derken sinyalin tamamen gittiğini fark edip küfretti. "Şebeke sıfırlandı. Harika..."
O sırada Busem, koridorun sonundaki karanlığa doğru birkaç adım attı. Ahşap taban gıcırdıyordu. "Rüzgar mı o?" diye sordu Busem, sesi hafifçe titreyerek. "Sanki... biri adımı fısıldıyor."
Aynur elindeki defterin son sayfasını açtığında yüzü bembeyaz kesildi. Sayfada, tam da şu an oturdukları odanın detaylı bir çizimi vardı. Çizimde dört kız kuzen resmedilmişti; ancak hepsinin yüzü kapkaraydı ve altlarında tek bir cümle yazıyordu: Dört beden, tek kurban.
Güm!
Evin ağır dış kapısı kendiliğinden kapandı ve kilitlendi. Gaz lambasının alevi aniden maviye dönüp söndü. Zifiri karanlık odayı kaplarken, Busem’in çığlığı evi inletti.
"Busem!" diye bağırdı Aylin, telefonunun flaşını açmaya çalışarak. Flaş yandığında Busem koridorun ortasında taş kesilmiş gibi duruyordu. Ama yalnız değildi. Arkasındaki kapkara gölge, uzun, çarpık parmaklarını Busem’in omuzlarına koymuştu.
Buğlem korkudan dizlerinin üzerine çökerken Aynur defterden okuduğu ritüel sözlerini hatırlamaya çalıştı. "Işığı kapatmayın!" diye haykırdı Aynur. "O gölge sadece karanlıkta güçleniyor!"
Ancak Aylin’in telefonunun şarjı tam o anda bitti ve ışık tamamen söndü. Karanlığın içinden nefes alıp veren, insana ait olmayan bir mırıltı yükselmeye başladı. Gölge, dördünü de kendi geçmişlerinin en karanlık labirentine çekmek için harekete geçmişti ve bu evden sabaha canlı çıkmanın tek yolu, sandıktaki sırrı çözmekti.
2. BÖLÜM: MÜHRÜN SIRRI
Karanlık, zifiri bir katran gibi üzerlerine çöktüğünde Busem’in çığlığı yarıda kesildi. Birkaç saniyelik o mutlak sessizlikte sadece şiddetli rüzgarın ahşap duvarları dövüşü ve dördünün düzensiz nefes alıp verişi duyuluyordu.
"Aylin! Işığı aç, lütfen!" diye bağırdı Buğlem, karanlıkta titreyen elleriyle duvara tutunmaya çalışarak.
"Şarjım bitti diyorum!" Aylin’in sesinde daha önce hiç duymadıkları bir panik vardı. "Aynur, kibrit nerede? Kibriti yak!"
Aynur yerdeki deri kaplı defteri göğsüne bastırmış, dizlerinin üzerinde kibrit kutusunu arıyordu. Parmakları soğuk, nemli ahşapta gezinirken Busem’in sesi karanlığın içinden, ama garip bir şekilde çok uzaktan geldi: "Arkanızdayım... Neden bana bakmıyorsunuz?"
Aynur en sonunda kutuyu buldu. Çaktığı ilk kibrit kükürt kokusuyla birlikte odayı anlık bir sarı ışıkla aydınlattı.
Kibritin ışığında dördü de donakaldı.
Busem, odanın ortasında arkası dördüne dönük şekilde duruyordu. Ama boynu, bir insanın fiziksel olarak döndüremeyeceği bir açıyla kırılmış, yüzü tam arkasına—onlara—bakıyordu. Göz bebekleri tamamen kaybolmuş, yerini simsiyah bir boşluk almıştı. Yüzünde tüyler ürperten, çarpık bir gülümseme vardı.
Buğlem dehşet içinde çığlık atarak geri çekildi ve duvardaki eski aynaya çarptı. Kibrit Aynur’un parmağını yaktı ve yere düşüp söndü.
Zifiri karanlık geri döndüğünde, Busem’in o bozuk, fısıltılı sesi tam Aynur’un kulağının dibinde bitti: "Sandığı açtın Aynur... Dedemin neyi sakladığını gördün. Şimdi dördümüzden biri burada kalmak zorunda."
Aynur panikle cebinden çakmağı çıkarıp yaktı. Küçük alevin arkasında Buğlem ve Aylin birbirine sarılmış ağlıyordu. Busem ise ortalıkta yoktu. Koridorun sonundaki kapı aralıktı ve oradan içeriye doğru sürüklenen siyah, koyu bir sıvı izi uzanıyordu.
Aynur elindeki defterin son sayfasındaki çizime tekrar baktı. Çizim değişmişti. Artık çizimdeki kızlardan birinin yüzü karalanmış değil, tamamen silinmişti.
"Busem’i almalarına izin veremeyiz," dedi Aynur, sesi titrese de çakmağın alevini koridora doğru tutarak. "Defterde yazıyor... Bu ev sadece bizi korkutmak istemiyor. Aramızdan birini bu gölgeye kurban vermeden kapılar açılmayacak."
Aylin yaşlı gözlerle Aynur’a baktı. "Ne yani? Busem’i orada bırakıp birimizi kurban mı edeceğiz?"
"Hayır," dedi Aynur, gözlerini karanlık koridora dikerek. "Dedemin bu evde sakladığı ikinci şeyi bulacağız. Gölgeleri kilitleyen anahtarı."
Tam o sırada, Busem’in sürüklendiği karanlık koridordan ağır, paslı bir metalin yere vurma sesi geldi. Ardından adım sesleri... Bir şey, dördüncü kuzenlerinin bedenini kullanarak onlara doğru yürümeye başlamıştı.
3. BÖLÜM: İTİRAF VE KURTULUŞ
Ağır metal sesleri ahşap zemini inleterek yaklaşırken Aynur çakmağın titrek alevini koridora doğru kaldırdı. Busem’in bedeni, bacakları gıcırdayarak ve ritimsiz adımlarla karanlığın içinden belirdi. Elinde, dedesinin sandığında kilitli tuttuğu o eski, paslı nacak vardı. Gözlerindeki simsiyah boşluk Aynur’un tam içine bakıyor, dudaklarından kendi sesiyle değil, sanki derin bir kuyudan geliyormuş gibi katmanlı, hırıltılı bir fısıltı dökülüyordu:
"Kurban verilmeden kilit açılmaz..."
"Aynur, kaçın!" diye haykırdı Aylin.
Buğlem panikle gerileyip salondaki ağır meşe masayı koridor girişine doğru itmeye çalıştı. Aylin de ona katıldı. İkisi birden masayı barikat gibi kapının önüne çekerken Busem’in bedenini ele geçiren şey, elindeki nacağı devasa bir güçle masaya sapladı. Ahşap büyük bir gürültüyle yarıldı.
Aynur elindeki defteri hızla karıştırmaya başladı. Çakmağın ateşi parmaklarını yakacak kadar yakınlaşmıştı ama durmadı. "Bir yol olmalı, dedem bu laneti durdurmanın yolunu yazmış olmalı!" diye bağırdı.
Sayfaların arasında kurutulmuş bir sarı kantaron yaprağı ve dairesel bir sembolün yanına düşülmüş şu not dikkatini çekti: “Gölge kanı sevmez, karanlığa hapsolan sırrı sever. Onu besleyen şey korkunuz değil, aranızdaki saklı gerçek.”
"Ne demek bu?!" diye ağladı Buğlem. "Aynur ne demek istiyor o lanet defter?!"
"Aramızda bir sır var!" dedi Aynur, gözlerini Aylin ve Buğlem’e dikerek. "Dedem buraya tesadüfen gelmediğimizi biliyordu. İçimizden biri bu eve gelmeden önce bu lanetle ilgili bir şey yaptı ya da bir şey saklıyor!"
Masa bir kez daha şiddetle sarsıldı. Busem’in parmakları masanın kenarlarını kavradı, tırnakları ahşabı yırtarcasına kenarlara gömüldü. Yüzündeki o dehşet verici gülümseme genişledi. "Aylin..." dedi hırıltılı ses. "Ona anlatacak mısın, yoksa ben mi söyleyeyim?"
Aylin’in yüzü bembeyaz kesildi. Gözlerini Aynur’dan kaçırdı. "Ben... Ben sadece dedemin vasiyetnamesini bulmak istemiştim," diye fısıldadı Aylin, gözyaşları içinde. "Evi satabilmek için iki hafta önce buraya tek başıma geldim. O sandığın ilk kilidini ben kırdım Aynur... Mührü ben bozdum!"
Aylin bu gerçeği itiraf ettiği an, evdeki fırtına bir anlığına bıçak gibi kesildi. Busem’in elindeki nacak çat diye yere düştü. Busem’in bedeni sanki gürültüyle boşalan bir çuval gibi yere yığıldı.
Ancak rahatlama sadece bir saniye sürdü. Busem’in arkasındaki kapkara gölge, bedeninden ayrılarak tavana doğru yükseldi ve devasa bir siluet halinde odanın ortasına çöktü. Gölge doğrudan Aylin’e doğru çekiliyordu; mührü bozan kanı istiyordu.
Aynur yerdeki nacağı kaptığı gibi çakmağın alevini nacağın paslı ucuna tuttu. "Aylin, elimi tut! Buğlem, sen de!" diye bağırdı. "Mührü tek başına bozmuş olabilir ama bu evdeki hesap dördümüzün!"
Dördü—yerde bitkin halde yatan Busem dahil—birbirlerinin ellerine sarıldıkları anda, Aynur ısınan metal ucu sandıktan çıkan defterin üzerindeki sembole sapladı.
Evin içini kör edici bir beyaz ışık kapladı. Kulakları sağır eden bir çığlık koparken, koridorun sonundaki ağır ahşap dış kapı zincirlerinden kurtularak büyük bir gürültüyle savruldu.
Işık söndüğünde salonda derin bir sessizlik vardı. Şiddetli yağmurun kokusu içeri doluyordu. Busem gözlerini açmış, ne olduğunu anlamaya çalışarak öksürüyordu. Gölge gitmişti ama sandığın içindeki defterin sayfaları kendi kendine yanıp küle dönüyordu.
Kuzenler fırtınalı geceye doğru, birbirlerine sıkıca sarılarak dışarı adım attılar. Ancak arkalarında bıraktıkları evin üst katındaki pencerede, gaz lambasının alevi kendi kendine tekrar yandı.
4. BÖLÜM: BİTMEYEN SÖZLEŞME
Sabahın ilk ışıkları gri bulutların arasından süzülürken, kuzenler ıslak çimlerin üzerinde birbirlerine sarılmış halde duruyorlardı. Yağmur hafiflemiş, yerini soğuk bir sis kaplamıştı. Busem kendine gelmiş ama yaşadığı şok yüzünden tek kelime edemiyordu; Aylin ise ağlamaktan bitkin düşmüştü.
"Gitti mi?" diye fısıldadı Buğlem, arkasına bakmaya korkarak. "Bitti mi gerçekten?"
Aynur cevap vermedi. Bakışları, fırtınalı gecenin söktüğü kapıdan içeri, karanlık salona takılmıştı. İçeriden gelen o cılız gaz lambası ışığı, üst katın penceresinden süzülüp sisin içinde uğursuz bir sarılık yayıyordu.
"Evden uzaklaşmamız lazım," dedi Aynur, Busem’in koluna girerek. "Hemen."
Arabaya doğru koştular. Aylin anahtarı çamurlu elleriyle zorla kontağa soktu. Motor birkaç kez hırıldadıktan sonra gürültüyle çalıştı. Kuzenler, dikiz aynasından arkalarında bıraktıkları o hayaletimsi bağ evine bakarken, tekerlekler çamurlu yolda kayarak kasabaya doğru hızla uzaklaştı.
İki hafta sonra...
O geceden sonra dördü de yaşananlar hakkında tek bir kelime dahi etmemişti. Yaşamlarına dönmeye, o dehşeti zihinlerinin en derin yerine gömmeye çalışıyorlardı. Aynur, şehirdeki dairesinde masanın başında oturmuş, sıcak çayından bir yudum alıyordu. Hayat normale dönmüş gibiydi.
Tam o sırada kapı çaldı.
Aynur ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Delikten baktığında kargocuyu gördü. Kapıyı açtığında adam elindeki kahverengi paketlenmiş kutuyu uzattı. "Aynur Hanım? Size bir kargo var."
"Ben bir şey sipariş etmedim," dedi Aynur şaşırarak.
"İmza buraya lütfen, gönderen kısmında bir isim yok, sadece bir bağ evi adresi yazıyor."
Aynur’un kanı çekildi. Titreyen elleriyle imzayı atıp paketi aldı ve kapıyı kapattı. Masaya yürüyüp kutunun üzerindeki bantları açtı. Kutunun içinden, o gece yandığını kollarının arasında gördüğü o eski deri kaplı defter çıktı. Defter hiç yanmamış gibi sapasağlam duruyordu.
Aynur’un nefesi tıkandı. Defterin kapağını yavaşça açtı. İlk sayfada yeni yazılmış, henüz kurumamış siyah bir mürekkeple şu satırlar duruyordu:
“Mührü bozmak bir hataydı. Onu kanla kapatmak ise bir sözleşme... Gölge bir kere bir bedene dokunduysa, onu asla tamamen bırakmaz. Busem artık sadece sizin kuzeniniz değil.”
Aynur dehşet içinde telefonu kapıp Busem’i aradı. Telefon üç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Busem!" diye bağırdı Aynur. "İyi misin? Yanında kim var?"
Hattın diğer ucundan bir süre sadece derin, hırıltılı bir nefes sesi geldi. Ardından Busem’in sesi duyuldu—ama o gece koridorda yankılanan, o katmanlı ve insana ait olmayan tonla:
"Aynur... Kibriti yak. Yine çok karanlık oldu."
Aynur elindeki telefonu düşürdü. Odadaki ışıklar aniden cızırdayarak söndü. Zifiri karanlık odayı kaplarken, arkasındaki gardırobun kapısı yavaşça, gıcırdayarak açılmaya başladı.
5. BÖLÜM: SON BÖLÜM
Gardırobun kapağı gıcırtıyla açılırken Aynur’un attığı çığlık, odanın duvarlarında yankılandı. Karanlığın içinden uzanan o simsiyah, uzun parmaklar Aynur’un omzuna dokunduğu an telefonunun ekranı aniden parladı. Şehir merkezindeki elektrikler kesilmiş, oda sadece ekrandan yayılan o soğuk, mavi ışıkla aydınlanmıştı.
Aynur son bir refleksle masanın üzerindeki çakmağa uzandı. Alevi çaktığı an, gardıroptan sızan karanlık siluet bir anlığına geriledi. Ama bu bir kaçış değil, bir bekleme anıydı.
Aynur çakmağın ışığında masadaki deftere baktı. Son sayfada, dördünün yan yana durduğu bir çizim belirmişti. Çizimdeki Busem’in gözleri yoktu; Aynur’un elindeki çakmak resmedilmişti; Buğlem ve Aylin ise arkada kilitli bir kapının arkasından bakıyordu.
Resmin altında yazan son cümle her şeyi özetliyordu:
“Gölge tek bir bedeni almaz. Gölge, bir sırrı saklayan dördünüzü de aynı karanlıkta birleştirir. Kaçış yoktu, sadece sıra sizdeydi.”
Aynur arkasını döndüğünde, Busem’in sesi artık telefondan değil, tam arkasından, gardırobun karanlığından geliyordu: "Sıra sende Aynur..."
Çakmağın alevi titredi ve söndü. O odadan, o geceden ve o dörtten bir daha hiç kimse haber alamadı. Kasabadaki eski bağ evi ise fırtınalı gecelerde hâlâ üst kat penceresinde tek bir gaz lambasının ışığıyla karanlığı aydınlatmaya devam ediyor.
Bölüm etkileşimi
