9. bölüm · 𝓑𝓵𝓪𝓬𝓴 𝓡𝓸𝓼𝓮

9.𝓑𝓵𝓪𝓬𝓴 𝓡𝓸𝓼𝓮

Melanie Iglesias

𝓑𝓵𝓪𝓬𝓴 𝓡𝓸𝓼𝓮

Silahtan küçük bir ses geldi. Silah tutukluluk yapmıştı. Mercan elindeki silaha baktı birkaç kez daha tetiğe bastı ama silahtan mermi çıkmadı. Silaha diğer eliyle vurdu, ama çalışmıyordu.

X yüzünü tamamen kaplayan maskenin ardından sırıtarak ayağa kalktı. Yavaşça yürüyerek masanın yanından geçti. Mercan X'i izlerken elindeki silahı sinirle yere fırlattı, dişlerini sıktı. Silah ses çıkararak yerde kayarak hareket etti.

X Mercan'ın bu hareketlerini izlerken keyif alıyordu. Mercan son hamle olarak en son giydiği sarı elbisenin eteklerinin altından bıçağı çıkardı. O elbise ölü birine aitti, Bars almıştı. O elbise İpek'in giydirdiği elbiseydi. X bunu görmüştü. Hatta biraz şaşırmıştı. Bıçağı o sade, baldırına kadar uzanan, tüneller yüzünden kirlenen ve yıpranmış elbisenin neresinden çıkardığını bilmiyordu.

X bıçağı görse de durmamıştı ilerleyerek Mercan'a yaklaştı. Aynı o hastanedeki gibi oluyordu. Maskeli adam Mercan'a yaklaşıp duvarla arasına hapsetti. Mercan'ın sırtı soğuk duvara temas ettiğinde Mercan o olayı tekrar hatırlamıştı. O anki çaresizliği... O anki berbatlığı... Ve o anki güçsüzlüğü içine bir zahir gibi yayıldı. Ama suratında hiç bir duyguyu belirtmiyordu. Boş gözlerle X'e bakıyor ve yakınlıklarından rahatsız oluyordu. Nefes alışverişi düzensizdi. Kaşları birazda olsa çatıktı.

X dudağında bir gülümsemeyle Mercan'a doğru eğildi. Artık aralarında hiç mesafe yoktu. Kollarını kızın iki yanına kaçamayacağı şekilde duvara sabitlenmişti. Onu duvarla arasına hapsetmişti. Kolları arasında kalan faresine baktı, suratındaki o ifede çok iyiydi. Tam istediği gibi.

Mercan vakit kaybetmeden elinde sıktığı bıçağı X'in açık tenine, boynuna dayadı. X mekanik bir sesle gülerken. Mercan'ın gözünde hastanediki olay gitmiyordu.

"beni öldürmek istiyorsun fare. Hadi yap. Öldür." X bunu fısıldayarak söyledi. Sesi mekanik olduğu için garip çıksa da derindi.

Mercan duyduğu sesle bıçağı X'in gözünün içine bakarak tenine yavaşça bastırdı. X haraket etmeden onu izledi. Boynunda küçük bir yara izi oluştu. Kan boynundan aşağıya süzülerek indi.

X kafasını biraz daha bıçağa doğru eğdi. Sonra eldivenli parmaklarıyla bıçağı tutan Mercan'ın elini kavradı. Altında kalan el X'in elinin yanında narin ve küçük kaldı. Mercan eldivenin dokusunu hissetmişti. Yüzündeki durgun ifadeyi bozmamış bir şekilde ona bakmaya devam etti. Gözleri X'in siyah maskesindeki çıkıntılara baktı.

X bıçağı yavaşça yere doğru indirdi. Mercan ise buna izin verdi. Bakışları hâlâ X'in gözlerindeydi. Maskenin altında gölgelendiği için siyah renkte görünen gözleri.

Mercan elinin üstündeki siyah eldivenli ele kaçamak bir bakış attı. Elini geri çekmeye çalıştı. X buna izin vermedi. "Haddini aştın" dedi kulağına eğilerek. Maske yüzünden sıcak nefesi Mercan'a temas etmiyordu. Konuşmasına devam etti. "Bir cezayı hakettin" dediğinde Mercan'ın aklına seks geldi. İğrenerek X'e baktı. Bir şey demek ister gibi dudakaları açılıp kapandı. Ama X'in kastettiği o değildi. Kameralardan Mercan'ın dövüşmesini izlemişti. Hoşuna giden taraf ise son dövüşü olucaktı.

Zaten acı çekerek ölmesini istiyordu. Ve iri adamları karşısında şansı yoktu. O dövdüğü kişi sadece ısınma gibiydi. Oyun daha yeni baslıyordu.

Sessizlik biraz uzadı. X duvardan ellerini ayırarak geri çekildi aşağılarcasına konuştu "sen ne zamandır yıkanmıyorsun" bu bir soru değildi. Ter kokusunu almıştı. Bu normal bir şeydi. Spor yaparken de beden yorulduğu için ve vücut ısısını dengelemek için ter oluşurdu.

Mercan burun kıvırarak elindeki bıçağı sıktı. Bars'ın kaçırmasıyla beraber hiç banyoya girmemişti. Ondan öncesinde de komada olduğu için yıkanamamıştı. Rahat bir, iki ayı geçmiş olmalıydı. Mercan kısa bir süre üstündeki ince bedenini kaplayan kirli elbiseye baktı. Tek elbise değil bacaklarında da kir vardı. Dişlerini sıkarak X'e baktı, boynundaki açık yaradan sızan kanlara. Zihninde onlarca kez X'e işkenceler yaptı. Onlarca kez aynı işkence sahnesini zihninde oynattı.

Hiç bir şey demedi, sadece sustu. X'e yapacaklarını düşündü. Boynundaki kandan daha fazlasını istiyordu. Onun dediklerini yanlış anlamıştı ama planını onu düşünerek kurdu. Mercan düsüncelerinin arasında içinden konuştu "akşam olunca bana dokunamadan senin boynunu kesmiş olurum" dedi. Dudağının kenarı yukarı kalktı. Kücük bir sırıtışla X'e baktı.

X Mercan'ın elindeki bıçağı bilerek almamıştı çünkü dövüşürken lazım olucaktı.

Mercan şimdi fark ediyordu açtı. Bunca hengamede, koşuşturmacada unutmuştu, düşünmemişti bile. Aklı mahsendeki ekmeğe gitti. "Keşke yanıma alsaydım" diye düşündü.

X'in kulaklık yoluyla adamlarını çağırmasıyla daha demin odadan çıkan adamlar geri gelmişti. Mercan kaşları çatık bir şekilde adamlara baktı. Huzursuzca yerinde kıpırdandı. Bıçağı adamlar görmeden çıkardığı yere geri sokmuştu.

X göz ucuyla Mercan'a baktı. Eldivenlerini düzeltti ve bir el hareketiyle Mercan'ı işaret etti. Adamlar onlara verilen sessiz emri yerine getirmek için hızla Mercan'a doğru yürümeye başladı. Mercan ise tepki vermedi. Onların hareketini izledi. kolundan tutuş şekillerini, ona doğru adımlamalarını.

Adamlar Mercan'ın kolundan tutup sürüklemeye başladılar. Mercan göz ucuyla X'e baktı. İçinden bir ses bu yolun kötüye çıktığını haykırıyordu. Kacmanın bir yolunu bulmalıydı. Şu an çırpınmanın bir alemi yoktu. Burası büyük bir yerdi ve hemen bulunurdu.

Adamlar Mercanla beraber yine asansörü kullanarak aşağıya indiler. Hücreye tıkıcaklardı. Mercan o gizli asansörün yerini artık biliyordu. Aklına kazıdı. Tek sorun kartla açılmasıydı veya şifre gerekirdi. Onu da hırsızlıkla çaktırmadan adamlardan alabilirdi.

Hücreye ulaştıklarında Mercan'ı iterek dört duvar arasına kilitlediler. Yine aynı yerdi. Yerin soğukluğu, pis kokusu ve o sesler, hepsi aynıydı.

X eldivenini parmak kısımlarından asılarak çıkardı. Elindeki yanık izini umursamadan yeni yarasına elini sürttü. Boğazındaki kesikten hâlâ kan akıyordu. Fazla derin değildi. Parmağı kendi kanına bulandığında elini geri çekti ve parmaklarından süzülen kana baktı. Diğer eliyle maskesinin altından kavradı hafifçe yukarı kaldırarak ağzını açtı parmaklarındaki kırmızı kanını yaladı. Kanın metalik tadı ağzının içinde kayboldu. Parmağını geri çekti ve maskesini düzeltti.

Eldivenini geri takarken kapıdan ses geldi. Adamlarından biri odaya girdi. Elinde yara için malzemeler vardı. Adamın yüzünde maske vardı, tıpkı X gibi. Maske siyahtı ve küçük sarı desenlerle kaplıydı. X adamı Agâh yaklaşırken sessiz kaldı.

Agâh onun en iyi adamlarından biriydi. Agâh X den yaş olarak fazla büyüktü, ama büyük olsa da efendisine saygı duymak zorundaydı. Yavaş adımlarla X'e yaklaştı. X siyah koltuğuna oturmuş kafasını arkaya yaslamıştı. Agâh'ın geldiğini biliyordu yüzüne bile bakmadı.

Agâh elindeki malzemeleri masaya koydu ve X den izin alarak yaraya dokundu. X kıpırdamadan adamının işini bitirmesini bekledi.

Agâh'ın X le bir kuralı vardı. Agâh X'in yanındayken efendisinin izniyle arkadaş gibi konuşabiliyor rahat takılıyordu, ama başkaları varken asla iteatsizlik yapmazdı.

Agâh, X'i küçüklüğünden beri tanıyordu, hatta bebekliğini bile görmüştü. babasının adamıydı. O zamanlar Agâh 20 yaşındaydı. X ise 12 yaşlarında.

Beraber büyüdükleri için Agâh'a diğerlerinden biraz farklı davranıyordu. Diğer adamlarına sadece emir verirdi. Onunla ise sohbet ederdi, arada sırada. Agâh'ın diğerlerinden tek farkı bu da değildi bebekliğinden beri tanıdığı için X'i maskesiz ve eldivensiz gören tek adamıydı. Onu tanıyan tek kişi.

Agâh işini özenle yaparken "nasıl oldu bu?" Diye sordu. Sesinde alaycı bir tonla.

X başta cevap vermedi. "tutsak" dedi. Sesi kısık çıkmıştı. Agâh duraksadı kimin yaptığını anlamıştı sırıtarak konuştu "sende buna izin verdin, canım benim" dedi. X ona yandan bir bakış attı. Maske yüzünden pek belli olmasa da Agâh görmüştü, sustu "tamam bir şey demedim say, canım benim"

Agâh 'canım benim' lafını fazla kullanırdı. Duygusuz herifin tekiydi. Bazen komik olabiliyordu.

X haraket etmeden Agâh'ı bekledi en sonunda Agâh'ın işi bitti. Elindekileri masaya koydu ve biraz uzaklaştı.

X halta hareket etmiyordu. Tavana bakıyordu. Agâh merakla X'e baktı bir süre onu izledi hareket etmesini bakledi ama etmedi uyuduğunu düşünmeye başlamıştı. Ama derin düşüncelere daldığını var sayarak "ne düşünüyorsun, canım benim" dedi ve yüzünü tamamen kaplayan maskesini çıkarıp masaya bıraktı

X biraz durdu kafasını kaldırmadan, eldivenli ellerini masaya ritim tutturarak vurdu parmaklarından bir melodi çıktı. Onu anlatan bir ritim değildi, onu hiç bir şarkı anlatamazdı, hiç bir ritim dayanmazdı. En sonunda konuştu "Ben sana 'canım benim' deme demedim mi?!" Dedi azarlar gibi. Ve sonra devam etti "yarınki dövüşü düşünüyorum" dedi. içinden "Bakalım küçük fare ne yapıcak" diyerek geçirdi.

Agâh "sen dövüşçülerini izlermiydin, canım benim" sesi yine duygu belirtmeden sanki içi kararmış gibi çıkmıştı. her zamanki Agâh.

X maskesinin ardından sırıttı "bu öylesine bir dövüş olmayacak" dedi. Agâh anlamadığı için ona şifreli konuşma gibi geliyordu.

Agâh X'in maskeli suratına anlamsızca baktı. Anlamadığı belli olmuyordu ama X anlamıştı. Kafasını çevirip Agâh'a baktı. Yerinde doğruldu ve ellerini önünde birleştirdi "fare ve piyonun dövüşü" dedi sanki önemli bir haberin başlığı gibi, insanlarda şehvet uyandıracak bir haber gibi sôylemişti.

Agâh şimdi daha iyi anlamıştı. Yarımca sırıtarak buruşuk pürüzlü suratını iyice buruşturdu. Ayağa kalkarak duvarda montelenmiş içki dolu raflara ilerledi. Bir cam şişeyi aldı. Diğer raftan bardak aldı iki kadahi doldurdu ve birini X'e verdi. X maskesini cıkarıp kadehi hızla dikip masaya vurarak bıraktı. Agâh onun bardağına bakarak yerine oturdu.

Tekrar doldurmak isterse diye masaya şişeyi bıraktı. X, bırakır bırakmaz ağzından tek bir kelime çıktı "doldur"

Agâh emri yerine getirirken hiç bir şey söylemedi.

En sonunda bu sessizliği bozan yine Agâh oldu. "Sen gelmeden önce iki kişi geldi, ne için bilmiyorum sanırım dövüş için, sen gelmeden almadım."

X kadehindeki son yudumunu aldı Agâh yüzünden düşüncelerine ara verdi "neredeler şu an?"

"Bilmem." Dedi, alaycı bir sesle.

X yine boynunu sağa ve sola çevirerek çıtlattı. Maskesini geri yerine ataktı ve eliyle yokladı. Mekanik sesle konuştu "Onları burada istiyorum. Çabuk ol" ayağa kalkıp pencerenin önüne doğru adımladı. Dışarısı sakindi. X ellerindeki eldiveni çekiştirdi. O sırada Agâh çoktan gitmişti.

Mercan dört duvar arasında bacaklarını karnına doğru çekmiş ellerini bacaklarının üstünde birleştirmişti. Yere bakıyordu. Kaçmadan önce verilen su ve bayat ekmeği şimdi yemişti. Ağzındaki lokmayı yavaşça çiğnedi. Açlığını giderdiği için mutluydu. Bakışları yerde takılı kalmıştı.

Yanındaki yarısı içilmiş suya baktı. Hepsini bitirse yenisi ne zaman verilecekti bilmiyordu. Bu yüzden suyu yarım bırakmıştı.

Bir farenin ciyaklama sesi geldiğinde Mercan anında sesin geldiği yere baktı. Yerde minicik bir fare vardı. Ciyaklayarak ve kuyruğunu sallayarak Mercan'ın yanındaki yarım kalmış suya doğru bakıyordu. Gri renkli tüyleri toz ve kir yüzünden kötü görünüyordu. Üzerine yapışmış sakıza benzer bir şey vardı.

Mercan iğrenerek fareye baktı. Yanındaki suyunu ona yaar edemezdi. Suyu hızlanyerden kaldırıp kucagına koydu. Farenin hedefi değişmişti yerdeki ekmek kırıntılarına doğru yavaşça yaklaştı, bakışları kocaman görünen devdeydi. Bir ekmek kırıntısını minik pembemsi ellerine alarak kemirmeye başladı.

Mercan ise sadece onu izledi. Sadece oturup beklemek dışında Yapacak bir şeyi yoktu.

____

Tilki & kurt

Siyah Kurt önceki günlerde diğer kurt sürüsünu geri postalamıştı. Tilkiyi kurtarmış yoluna devam etmişti, tilkiyi izlemeye ara vermeden devam etti.

Ayakçı kurt sürüsü üstlerine haber vermişti. Sürü halinde gezen kurtlar bir kırallık gibiydi. En üstte kıral ve kraliçe olurdu, bir altlarında vezirler, işçiler ve ayakcılar... Diyerek en alta kadar inerdi.

Bir kuzgun yakındaki ağacın dalına tünemişti. Kafasını yana eğerek kral ve kraliçeyi dinlemiş ve görmüştü. Olan bitanden haberi vardı. Ve izlemesi keyif vericiydi

Kraliçe kurt haberi duyduğunda sinirlenmişti. Siyah kurdun sürekli onlara engel olması ve bir türlü ölmemesi canını sıkıyordu. Kral kurtta aynıydı. Siyah kurdu öldürmek için neyi varsa verirdi.

Kral kurt düşündü, madem siyah kurt tilkiyi koruyordu o zaman tilkiyi yok edip siyahı hedefleri yapıcaklardı. İlk tilkiyi öldürüceklerdi. Tilkinin ölmemesi için siyah kurt tuzağa düşer onu da bu şekilde avlarlardı. Bir taşta iki kuş...