4. bölüm · 13.Oda
Üçüncü Hatıra
BÖLÜM 4 — ÜÇÜNCÜ HATIRA
Anahtarı avucumda sıktım.
Üzerinde artık 13 yazmıyordu.
S.V.
Seren Vahl.
Bir anahtarın üzerinde bir insanın baş harflerinin bulunması saçmaydı.
Daha saçma olan ise, bunun bana hiç yabancı gelmemesiydi.
Kafeden çıktım.
Sokağın kalabalığı arasında yürürken sürekli arkamı kontrol ettim. Kimse beni takip etmiyordu.
En azından kimseyi göremiyordum.
Ama bazı takipçiler görünmez.
Bunu o gün öğrendim.
Eve dönmemem gerekiyordu.
Liora böyle söylemişti.
Sonra eve dönmemi istemişti.
Sonra aramış ve on üçüncü odanın aslında evimde olmadığını söylemişti.
Bütün bunların arasında mantıklı olan tek bir şey vardı:
Liora hiçbir şey bilmiyordu.
Ya da bildiklerini bana söylemiyordu.
İkisi arasında çok büyük bir fark yoktu.
Eski bir otelin lobisine girdim.
Adını daha önce hiç duymadığım bir yerdi.
Resepsiyondaki adam başını kaldırdı.
“Bir oda?”
“Bir gece.”
“Adınız?”
Bir an düşündüm.
Sonra cebimdeki anahtarı hissettim.
“Veyl Arven.”
Adam bilgisayara baktı.
Sonra yüzüme.
“Rezervasyonunuz var.”
“Yok.”
“Var.”
“Ben yapmadım.”
Adam ekrana baktı.
“Bir dakika.”
Parmaklarını klavyede gezdirdi.
Sonra yüzüme tekrar baktı.
“On üç numaralı oda.”
İçimde bir şey soğudu.
“Başka oda yok mu?”
“Maalesef.”
“Dolular mı?”
Adam cevap vermedi.
“Başka oda yok,” dedi sadece.
Anahtarı uzattı.
Üzerinde 13 yazıyordu.
Almadım.
“Bunu istemiyorum.”
Adam şaşırdı.
“Beyefendi?”
“Başka oda.”
“Yok.”
“Öyleyse kalmayacağım.”
Arkamı döndüm.
“Veyl Arven.”
Durdum.
Resepsiyon görevlisi bana bakıyordu.
“Bu odayı daha önce de istemiştiniz.”
Yavaşça ona döndüm.
“Ne zaman?”
“Beş yıl önce.”
“Ben buraya hiç gelmedim.”
Adamın yüzündeki ifade değişti.
“Bunu beş yıl önce de söylemiştiniz.”
O an otelin duvarları üzerime doğru kapanıyor gibi hissettim.
Anahtarı aldım.
Merdivenlere yöneldim.
Asansörü kullanmak istemedim.
Üçüncü kata çıktım.
Koridor boştu.
Otelin diğer odalarının kapılarında küçük numaralar vardı.
Sonra...
Kapının önünde durdum.
Anahtarı kilide sokmadım.
Kapının altından ışık geliyordu.
Kırmızı.
Aynı ışık.
Bir süre bekledim.
Sonra içeriden bir ses geldi.
“Geç kaldın.”
Kadın sesi.
Seren.
Elim kapı koluna gitti.
Kapıyı açtım.
Oda boştu.
Yatağın üzerinde yalnızca bir dosya vardı.
Dosyayı açtım.
İlk sayfada bir fotoğraf.
Ben.
On iki yaşındaydım.
Fotoğrafın altında:
İLK HATIRA
İkinci sayfada başka bir fotoğraf.
Ben, Liora ve Seren.
İKİNCİ HATIRA
Üçüncü sayfayı çevirdim.
Fotoğrafta yalnızca ben vardım.
Elimde tahta at vardı.
Arkamda bir kapı.
ÜÇÜNCÜ HATIRA
Fotoğrafın arkasında tek cümle:
Bu fotoğrafı sen çektin.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Elimdeki tahta atı tanıyordum.
O gece kafede bulduğum at.
Aynı çizik.
Aynı iki harf.
S.V.
Sonra fark ettim.
Fotoğraftaki kapının üzerinde 13 yazmıyordu.
Bir isim yazıyordu.
SEREN.
Dosyanın sonunda bir kaset vardı.
Eski tip.
Üzerinde tarih yoktu.
Sadece:
DİNLE.
yazıyordu.
Otel odasında kasetçalar bulamadım.
Fakat televizyonun altında eski bir cihaz vardı.
Kaseti yerleştirdim.
Play tuşuna bastım.
Önce cızırtı geldi.
Sonra bir erkek sesi.
Benim sesim.
“Bunu dinliyorsan, üçüncü hatırayı buldun.”
Nefesim kesildi.
Kayıttaki ben devam etti.
“Muhtemelen korkuyorsun.”
Kısa bir sessizlik.
“Eğer korkmuyorsan, henüz hatırlamadın.”
Sonra başka bir ses duyuldu.
Seren.
“Bunu neden yapıyorsun?”
Benim sesim cevap verdi.
“Çünkü başka yolu yok.”
“Bana söz vermiştin.”
“Biliyorum.”
“Beni buradan çıkaracağını söylemiştin.”
Sessizlik.
Sonra benim sesim:
“Çıkaracağım.”
Seren ağlamaya başladı.
“Bana yalan söyleme.”
Kayıt bir süre sadece sessizlikten oluştu.
Sonra üç kez kapı sesi duyuldu.
Tak.
Tak.
Tak.
Benim sesim fısıldadı:
“Biri geldi.”
Seren:
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Kapı açıldı.
Sonra kayıt kesildi.
Ekranda yalnızca 00:17 yazısı kaldı.
Kaseti çıkardım.
Ellerim titriyordu.
Çünkü artık bir şeyi biliyordum.
Ben o gece oradaydım.
Ama bu, en korkunç gerçek değildi.
En korkunç gerçek, kayıtta kendi sesimi dinlerken fark ettiğim şeydi.
Benim sesim korkmuyordu.
Paniklemiyordu.
Sanki ne olacağını biliyordu.
Sanki o kapının arkasındaki kişiyi bekliyordu.
Telefonum çaldı.
Liora.
Açtım.
“Veyl, neredesin?”
“Otelde.”
“Hangisinde?”
“Bilmiyorum.”
“Bana adres gönder.”
“Sen nereden arıyorsun?”
“Evinden.”
“Benim evimden mi?”
Sessizlik.
“Evet.”
“Orada ne yapıyorsun?”
“Bir şey buldum.”
“Ne?”
“On üçüncü odanın kapısını.”
Ayağa kalktım.
“Liora, benim evimde on üçüncü oda yok.”
“Biliyorum.”
“Az önce oteldeki odada—”
“Veyl.”
Sesi çok sakindi.
Fazla sakindi.
“Beni dinle.”
“Dinliyorum.”
“Eğer odadaysan, kapıyı açma.”
“Kapı zaten açık.”
“Hayır.”
“Ne?”
“Ben senin evindeyim.”
“Biliyorum.”
“Hayır, Veyl.”
Sesi titredi.
“Senin evindeki odadayım.”
Bir şey söyleyemedim.
“Burada bir kapı var.”
“Ne kapısı?”
“13.”
Gözlerimi kapattım.
“Bu mümkün değil.”
“Ben de öyle düşündüm.”
“Kapıyı açma.”
“Sen de açma.”
“Liora.”
“Ne?”
“İçeride ne var?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Liora fısıldadı:
“Bir masa.”
“Başka?”
“Bir sandalye.”
“Başka?”
“Bir fotoğraf.”
“Fotoğrafta ne var?”
Liora nefesini tuttu.
“Sen.”
“Tek başıma mıyım?”
“Hayır.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Yanında kim var?”
Liora cevap vermedi.
“Liora?”
“Seren.”
Telefon elimden kaydı.
Kapının dışından bir ses geldi.
“Veyl?”
Liora.
Telefon hâlâ yerdeydi.
“Veyl, kapıyı aç.”
Ayağa kalkmadım.
Ses tekrar geldi.
“Benim.”
Kapıya baktım.
“Liora?”
“Evet.”
“Telefonda sen varsın.”
Sessizlik.
Kapının arkasındaki ses sustu.
Telefon yerde hâlâ açıktı.
Liora'nın sesi hoparlörden geldi.
“Veyl, sakın kapıyı açma.”
Kapının arkasındaki Liora tekrar konuştu.
“Bana güven.”
İki ses.
Aynı kişi.
Biri telefonumda.
Biri kapının arkasında.
Hangisinin gerçek olduğunu bilmiyordum.
Sonra kapının altından bir kâğıt içeri itildi.
Yavaşça yere düştü.
Üzerinde yalnızca bir cümle vardı:
Gerçek Liora sana asla “bana güven” demez.
Kâğıdı aldığım anda telefonum kapandı.
Kapının arkasındaki ses de sustu.
Otel tamamen sessizliğe gömüldü.
Sonra kapı kolu hareket etti.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Ben geri çekildim.
Kapı açılmadı.
Bir süre sonra kapının altından başka bir şey geldi.
Bu kez bir fotoğraf.
Fotoğrafı aldım.
Fotoğrafta ben vardım.
Ama bu kez yalnız değildim.
Yanımda Seren vardı.
Arkamızda Liora.
Ve biraz ileride Nox.
Dört kişi.
Fotoğrafın altında tarih yoktu.
Sadece:
YARIN.
yazıyordu.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Bir cümle daha vardı.
Yarın içimizden biri gerçekten ölecek.
Altında küçük bir not:
Ve bu kez kimin yaptığını hatırlayacaksın.
Kapıya baktım.
Kol artık hareket etmiyordu.
Odaya döndüm.
Kasetçalar kendi kendine çalışmaya başladı.
Cızırtı.
Sonra benim sesim.
Bu kez daha alçak.
Daha sakin.
“Eğer buraya kadar geldiysen…”
Kısa bir sessizlik.
“...şimdi sana söylemem gereken bir şey var.”
Nefesimi tuttum.
Kayıttaki sesim devam etti:
“Seren'i kimin öldürdüğünü soruyorsun.”
Bir saniye durdu.
“Cevap Seren.”
Kaset durdu.
Odanın içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Sonra kapının arkasından Seren'in sesi geldi.
“Veyl…”
Yavaşça kapıya baktım.
“Beni öldürmedin.”
Bir sessizlik.
Sonra:
“Beni öldürmeye çalıştın.”
Kapının kolu aşağı indi.
Ve bu kez kapı açıldı.
