6. bölüm · 13. YIL
5. Gün
O büyük kargaşanın sonunda aramızda bir sessizlik yankılandı. Herkesi kontrol ederken bir inleme ile gözlerim Bora'yı buldu. Bacağından vurulmuş ve acı ile kıvranarak bağırıyordu. Hepimiz fark edince Doruk ve Kağan hızla Bora'nın yanına gitti.
"Aslan kardeşim benim kalk!"
Kağan ağlıyordu. Bora onun ailesi mi olmuştu? Daha yeni tanıştığı bir insan için insan hıçkırarak ağlar mıydı? Kağan yapıyordu.
Doruk diz çöktü, Bora'nın kanayan bacağını hemen elleriyle bastırdı. Parmaklarının arasından koyu kırmızı kan fışkırıyordu, zemine yayılıyordu. Bora'nın yüzü bembeyaz olmuş, dişlerini sıkarak inliyordu.
"Siktir... yanıyor... çok yanıyor abi..."
"Konuşma, konuşma," diye mırıldandı Doruk, sesi titriyordu ama elleri kararlıydı. Ceketini çıkarıp yırttı, yaraya sıkıca turnike yapmaya çalıştı.
"Devin! Çabuk lan, arabaya koş! İlk yardım çantası var arkadaki torbada!"
Ben olduğum yerde donup kalmıştım. Kulaklarımda hâlâ silah seslerinin yankısı vardı. Mafyanın adamları birkaç dakika önce etrafımızı sarmıştı; arabalarımızdan inip ateş açmışlardı. Biz de karşılık vermiştik ama Bora... o en önde koşarken yakalanmıştı. Bir kurşun bacağına saplanmış, onu yere sermişti.
Doruk yanıma geldi, omzumu sertçe sarstı.
"Devin, uyan lan! Hareketsiz kalma!"
Gözleri kan çanağı gibiydi, elindeki silahı hâlâ sıkı sıkı tutuyordu.
Hemen kendime geldim. Koşarak arabaya yöneldim. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Arkamdan Kağan'ın hıçkırıkları geliyordu.
"Bora, gözlerini aç aslanım. bak bana! Sen benim kardeşimsin artık, tamam mı? Seni bırakmam ben..."
Bora zorla gülümsemeye çalıştı, dudakları titriyordu.
"Ağlama salak, ben iyiyim! sadece bacağım... uyuşmuş gibi..."
"Uyuşmuş mu lan? Kan kaybediyorsun!" Kağan sesini yükseltti, sonra hemen yumuşadı, Bora'nın alnına dokundu.
"Dayan, tamam mı? Hastaneye gidiyoruz. Seni kurtaracağız."
Arabaya ulaşıp torbayı kaptım. İçinden gazlı bez, dezenfektan ve turnike malzemesini çıkardım. Koşarak geri dönerken Kağan etrafı kolaçan ediyordu.
"Temiz gibi... ama çabuk olmalıyız. O piçler takviye çağırabilir."
Doruk'a malzemeleri uzattım. O hemen turnikeyi sıktı, Bora'nın bacağına sardı. Bora bir çığlık attı, bedeni yay gibi gerildi. Kağan onun elini tuttu, sıkıca sıktı.
"Geçti, geçti kardeşim... az kaldı!"
Bora'nın gözleri kayıyordu, nefesi hızlanmıştı.
"Devin, söyle o herifler. gitti mi? Siz... yaralı yok değil mi?"
"Kimse yok," dedim boğuk bir sesle. "Sadece sen... aptal gibi öne fırladın."
Bora hafifçe güldü, ama gülüşü acıyla kesildi. "Sizi... korumak için. aile, değil miyiz biz?"
Kağan o anda daha da hıçkırdı, başını Bora'nın göğsüne yasladı. "Evet lan! Aileyiz. Sen benim aslanımsın. Dayan, yalvarırım dayan."
Doruk ayağa kalktı, elleri Bora'nın kanıyla kaplıydı.
"Arabaya taşıyalım. Devin? sen direksiyona. Kağan, arkadan destek ver. Hastaneye en yakın özel kliniğe gidiyoruz. Polise bulaşmayalım."
Hep birlikte Bora'yı yavaşça kaldırdık. Acıyla inledi ama Kağan'ın kolunda biraz olsun sakinleşti. Arabaya bindirirken motoru çalıştırdım, lastikler acı bir ses çıkardı.
Yola koyulurken arka koltukta Bora'nın başı kucağında, Kağan hâlâ elini bırakmıyordu. Doruk önden yolu izliyordu.
"Dayan Bora," diye fısıldadım. "Biz buradayız. Bu iş bitmedi daha. O mafya piçlerini tek tek bulacağız. Ama önce sen iyileşeceksin."
Bora gözlerini kapattı, zorla başını salladı. "Söz verin, beni bırakmayın!
"Hiçbir zaman," dedi Kağan, sesi artık daha kararlı çıkıyordu. Gözyaşları hâlâ akıyordu ama gözlerinde başka bir şey de vardı, intikam ateşi.
Araba gece sokaklarında hızla ilerlerken, içimde hem korku hem de garip bir bağ hissediyordum. Bu kargaşada, bu kan ve kurşun yağmurunda, aramızdaki bağ daha da güçlenmişti. Bora sadece yaralı bir kardeş değildi artık. O, hepimizin ailesi olmuştu.
Ve o sessizlik... o büyük kargaşadan sonra gelen sessizlik, artık sadece bir son değil, yeni bir başlangıcın habercisi gibiydi. Kanlı, acı dolu ama kopmaz bir başlangıç.
◎
Aradan 15 saat geçti. Bora'nın yarası dikildi bizim yanımıza geri dönebilmesi için her şey yapıldı. İşlemleri bekleyene kadar Kağan resmen ölüp ölüp dirilmişti. 'Dostum' diyordu başka bir şey demiyordu. Her ne kadar bu adama sinir olsam bile ben dahil herkes üzülmüştü. En sonunda dayanamayıp Kağan'ın yanına gittim.
"Sen, iyi olmalısın. Dostun için Kağan!"
Kağan kolunu omzuma atıp benden destek aldı.
"Ben değil Lâl, hepimiz."
Bora'nın son dikiş işlemleri bitince tek bacakla adım ata ata yanımıza geldi. Doruk ne zaman yaralansa bu doktora geldiğini, doktorun güvenilir olduğunu söylemişti. O yüzden hastaneye gitmeye tenezzül bile etmemiştik. Bora'yı gördüğümüz gibi hepimizden aynı anda bir kelime yankılandı
"Dostum!"
