3. bölüm · 🎸🚬𝐵𝑒𝓃𝒾𝓂 𝒪𝓁𝓂𝒶𝓎𝒶𝓃 𝐵𝑒𝒹𝑒𝓃🩰🖤

𝟐🩰

Rubyjane Kim

🩰Jennie’nin Ağzından

Onu fark ettim, bakışlarımız buluştuğu an ben sanki hipnoz olmuş misali durakladığım zamanlar arasında, o çoktan gözden kaybolmuştu. Bilmiyorum ne olmuştu, ama gözlerine bakarken sanki farklı bir duygu iliklerime işlenmişti.

Lisa’nın beni dürtmesiyle kendime geldim ve ona döndüm. Lisa beni çekiştirerek sınıfa çıkartmaya başladı. Sadece yürüyordum, aklım farklı yerlerdeydi. Hiçbir zaman farklı duygular hissettiğim birinden karşılık alamamıştım. Herkes güzel olduğumu söylüyordu, inanmak istiyordum ama neden hiç kimse hislerime karşılık vermiyordu?

Bu düşünceler arasında kendimi kaybetmişken çoktan sınıfa girmiştim, kendime tam olarak gelince sırama oturdum ve sınavım olduğu aklıma gelince stres vücudumu ele geçirmeye başlamıştı. Hafif titreyen ellerimle suyumu aldım ve içtim. Matematik sınavıydı, sanki birileri boğazımı sarmaşıklarla dolayıp sıkıyordu, nefes alıyordum ama yeterli gelmiyordu. Sonunda kâğıt benim önüme geldi, soruları anlayamıyordum, niye 3 gece üst üste 5 saat çalıştığım konular aklıma gelmiyordu? Kabus olmasını diliyordum.
Ağlamamak için zor duruyordum, kahrolası stres beni benden daha iyi kontrol ediyordu. Hiçbir şey yapamadım, sadece ağlamamak için kendimi zorlarken, soruların cevaplarına soruyu tekrarlayarak resmen karaladım. Tüm emeklerim gitmişti, kalmıştım, bitmiştim. Hoca sınav kâğıtlarını toplamaya başlamıştı, benim haberim bile yoktu, kâğıdım masamdan çekildi. Ailem sonucumu görünce hiç iyi şeyler olmayacaktı.

Tüm okul günüm Lisa ve Rose’nin beni teselli etmesiyle, Jisoo’nun ise başkan olduğundan oradan oraya koşmasıyla geçmişti. Okul bittiği zaman gerçekten çok yorgundum, her zamanki gibi sıkı topuzum yüzünden saç derilerim delilercesine acıyıp ağrıyordu. Okuldan çıkacak iken, hocanın bana verdiği kütüphane görevi aklıma geldi. Sinirle iç çektim, berbat bir günün ardından üstüne kütüphanede kitap mı düzenleyecektim yani? Oflayarak kütüphaneye gittim.

Öğrencilerin rastgele yerleştirip, sıkıştırmış kitapları tek tek düzenledim. Düzenlerken bir kitap dikkatimi çektiği için aldım, ve oturup okumaya başladım, bir zamandan sonra kitap gerçekten sarmıştı. Gözlerim ağırlaşıyordu, bilincim kapanıyordu, tüm düşünceleri beynimden atıp uyuyakaldım.

Gözümü açtığımda irkildim, pencereden dışarı baktığımda içimden bir küfür çektim. Telefonumu alıp saate baktığımda saatin çoktan gece 23.39 olduğunu görünce, sıkıntıyla nefes aldım. Bu geç saatte beni aramışlar mı diye telefonumu kontrol ettim. Şaşırmamıştım, hiç kimse aramamıştı. Ne annem, ne babam hiç biri beni merak etmemişti.
Bu karanlıkta eve nasıl yürüyecektim? Karanlıktan korkuyordum ve ciddi bir kaçırılma korkusu içimi basıyordu. Okulda da kimse kalmamıştı, umarım üstüme kilit vurmamışlardır diye umarak çantamı omzuma takıp okul kapısına gittim. Neyseki kapı kilitli değildi. Bir boyuta kadar rahatlasam da, hala eve nasıl gideceğim hakkında stresliydim.

Derin nefesler alıp, pozitif cümleleri aklımda tekrarlarken bunun tam zıttı olan hızlı ve yüksek kalp atışlarım benim için bunu pek kolaylaştırmıyordu. Hava çok karanlıktı, cızırtılı lamba sesleri, lamba ışığının yanması ışığın yanlarında yarasaları toplamıştı. Hava çok soğuktu. 3 içlik,tüylü kazak ve yünlü kabanıma rağmen hala üşümem deliceydi. Gittikçe sokaklar karanlıklaşıyordu, bu beni deli ediyordu. Hala saçma pozitif cümleleri çaresizce tekrarlayarak içimi rahatlatmaya çalışıyordum.

Adımlarımı hızlandırırken, sanki arkamda bir gölge görür gibi olmuştum. Sadece halisülasyondu, stres beynimi ele geçirmişti her zaman olduğu gibi. Ben kendimi bu düşüncelere boğarken benim ayakkabımın adım sesinden farklı bir adım sesi geldi, emindim, yanılmamıştım.
Hafif bir hışırtı bile gelmişti. Aniden kafamı arkaya çevirdim, kimsecikler yoktu, ben mi uyduruyordum? Paranoyak oldum sanırım…
Adımlarımı hızlandırırken yerdeki kalın bir kâğıt gibi bir karta takıldım, yağmur yüzünden ıslanmış zemin ve kârt etkisiyle neredeyse düşecektim.
Sinirle iç çektim, kâğıdı atmak için yerden aldım.
Kaşlarım çatıldı, kartta el yazısıyla yazılmış bir yazı, hiçte eski püskü, basılmış ve kirlenmiş durmayan bir kart vardı. Merak edip okudum.

“Karanlıktan korkuyorsun, oysa ki kendinle karşılaşmamak için her zaman ışıktan uzak alanlarda çalışıyorsun. Korkma, karanlıkta yalnız değilsin.”

Niyeyse soğuk ter dökmüştüm bir anda. Kişisel algılamıştım, çok saçmaydı. Sadece karşıma çıkan bir karttı, muhtemelen bir kitap alıntısıydı.
Kartı incelerken fark ettiğim detayla tüylerim ürperdi, nefesim kesildi.

“Karanlıktan korkuyorsun, Jennie.”
- Raf 3C. Sol elinle son kitabı düzelttin.
Oscar Wilde - Dorian Gray’in Portresi”

Ellerim titremeye başladı. Kahretsin, neydi bu şimdi? Nefes alamıyordum, daralıyordum. Tüylü kazağımı yırtmak istiyordum. Biri beni izlemişti, tesadüf olamazdı, imkansızdı, tamamen imkansızdı. Biri beni niye, ne amaçla izlesin?
Bu suç değil miydi? Uydurmuyordum, bu tesadüf olamazdı. İsim, raf, kitap… tamamen uyuşuyordu.
Aklımı kaçıracaktım. Telefonumun bildirim sesiyle aniden irkildim, Lisa olduğunu düşünerek telefonu açtım ve ekrandaki bildirimleri inceledim.
Gördüğüm mesajla telefon elimden düştü.

Bilinmeyen Numara:
“Ruhunu aynada değil, bir başkasının gözlerinde kaybedersin.
Oscar Wilde - Dorian Gray’in Portresi”