1. bölüm / 1
111'in Kanı1. Bölüm
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
111
1.BÖLÜM-
2009
Son 5 yılda 2 büyük ülkenin çocuk cinayetleri ve kaçırılmaları korkutucu derecede atmıştı. Bu cinayet ve kaçırmaların herhangi bir yeri veya zamanı yoktu. Herhangi bir gün herhangi bir yerde herhangi bir çocuk ya ortadan kaybolurdu ya da ölü bulunurdu.
Fakat şüpheli ve çözülemeyen tek şey bu değildi. Bir sürü şey oluyordu ve bunların neredeyse tamamı bu çocuk cinayetleri ve kaçırmaları ile ilgiliydi. Örneğin bu çocukların aileleri olaylar yaşandıktan sonra bir süreliğine ortadan kaybolurdu ve geri geldiklerinde sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederlerdi. Ayrıca yetkililerde bu konuda çok çabalıyorlardı ama koskoca iki ülke bu çocuklara ne olduğunu bir türlü çözemiyordu. Olanlardan sonra hükümetin tek yapabildiği televizyonlarda ölen çocuklar için bir baş sağlığı dilemek olurdu. Kaçırılan çocuklar içinse çabuk bulunmasını umduklarını söyleyip olayları örtbas ederlerdi. Ve bu mağdur olan ailelerin umurunda olmazdı.
Artık insanlar çocukları kaç yaşında olursa olsun onları tek bırakmıyorlardı. Kim bırakırdı ki zaten. Bazı aileler çocuklarını okula bile göndermiyordu. Bir azınlık evde eğitimle devam ediyordu. Artık çocukların eğlendiği sokaklar birer tuzak gibiydi. Artık rastgele bir yerde bir ceset ya da kan birikintisi görmek olası ve normal bir durum olmuştu. Korkunç şeyler normalleşmeye başlamıştı.
2024
Çocuk kaçırmaları ve cinayetleri durmamıştı ama azalmıştı.
***
Dalia başında hissettiği korkunç acıyla sıkıca yumduğu gözlerini açtı. Hareket edemiyordu. Başını bile oynatamıyordu. Elleri ve ayakları demirlerle bağlanmış bir şekilde her zamanki beyaz koltukta oturuyordu. Başına kask gibi bir şey geçirilmişti. Bu salonu biliyordu. Koridorda diğer salonlara giderken bu salonun kapısı açıkken bir kez görmüştü. Kendini bildi bileli sürekli bu tarz salonlara gelirdi ama buranın önceki salonla pek alakası yoktu. Hep gittiği salon koyu renkler de terk edilmiş bir havaya sahip olurdu ama burası daha faklıydı temizdi ve kötü kokmuyordu. Makinelerle dolu bembeyaz ve oldukça büyük bir laboratuvardı burası.
Başındaki acı gitgide artıyordu sanki kafatasının içine bir şey sokuyorlardı. Daha fazla dayanamadı ve bağırmaya başladı. Hareket edememek sanki acısını daha da artırıyordu. Etrafına bakmaya çalıştı ama kafasını hareket ettirmeye çalıştıkça acısı dahada artıyordu normalde acı çektiği zaman ya uyuturlardı ya da uyuştururlardı. Ama burada ona yardım edebilecek kimse yoktu gibi gelmeye başlamıştı sadece makine sesleri, baktıkça sinirlerini bozan karşısındaki beyaz duvar ve denek yani kendisi. Boğazını parçalayacak kadar bağırmasına rağmen hiçbir işe yarmadı. Sesi makine sesleri ile bu odada yankılanıyordu. Bir süre sonra artan acısı dışında hiçbir şey değişmeyince korkunç gerçeği anlamıştı. Bu koca salonda tekti. Büyük ihtimalle salon dışında birileri vardı bunu biliyordu. Ama bu kapısı bile görünmeyen yerde, salonun içinde ona yardım edebilecek kimse yoktu. Bu yüzden dışarıda birinin olduğuna inanması pek bir şey ifade etmiyordu. Deli gibi bağırmaya, elinden geldiğince çırpınmaya devam etti. Gözleri yavaşça bileğindeki beyaz renkli geniş bilekliğe takıldı. Denek 111 Salon no 19. İçine berbat bir boşluk yerleşmiş gibi hissetti. Hayır, bu deneyin bir parçası değildi bu korku ve çaresizliğin en berbat işaretiydi.
Bir işe yaramayacağını bildiği halde boğazını yırtarcasına çığlık atmaya devam etti. Saki 10 tane iğneyi aynı anda başına batırıyorlarmış gibi bir acıydı bu. Şu anda en son istediği şey bunun bir test olmasıydı eğer bu bir testse ve eğer Dalia acıya dayanamayıp bayılırsa testi geçememiş olurdu ve diğerleri gibi o ceset yığının içine atılırdı onu öldürmeleri için acıdan bayılması yeterdi. Şu anda bu acıyı çekmektense ölmeyi tercih ederdi ama bu şekilde ölmek istemiyordu bu nerede olduğunu bile bilmediği üssün dışındaki hayatı tanımak istiyordu. Ondan sonra ise olacaklar umurunda bile değildi. Yeter ki dışarıyı 1 dakikalığına da olsa görebilsin ona yeterdi.
Bir süre sonra el ve ayak bileklerinde de aynı acıdan hissetti bu sefer daha acı dolu daha kötü bir çığlık attı. Artık ağlamaya başlamıştı. Çaresizce çığlık atıyor işe yaramayacağını bilse de kırılmak üzere olan incecik bileklerini kurtarmaya çalışıyordu. O kadar çok bağırmıştı ki sanki boğazına iğne batıyormuş gibi hissetmeye başlamıştı. Ama bu başı ve bileklerinde hissettiği acının yanında hiçbir şeydi. Hareket edememek onun dahada sinirlerini bozuyordu. Tek oda değil sürekli karşısındaki duvara bakmak zorunda olmak da sinirlerini bozuyordu. Evet gözlerini kapatabilirdi ama kapatsa bile o duvarın orada olduğunu bilecekti ve bu da onun dahada sinirlerini bozardı. Testler ve deneyler insanın ruh sağlığını bozuyordu.
Bir süre sonra başındaki kaskın gevşediğini hissetti. Umutsuzca kafasını çevirdi. Tek istediği oralarda bir yerde bir cam olması ve orada o camın arkasında birilerinin olmasıydı. Başını yavaşça iki yana da çevirdi ama beyaz duvar ve makinelerden başka hiçbir şey göremedi. Başını öne eğdi ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Elleri ve ayakları hala bağlıydı ama artık eskisi kadar acı çekmiyordu. Sadece bilekleri biraz sızlıyordu. Önüne eğdiği başını yavaşça kaldırdı ve karşıdaki duvara baktı. Duvarın ortasında siyah ince bir çizgi oluşmaya başlamıştı. Tam o esnada bir şey başını hızla arkaya doğru çekti. Artık başını sabit tutmak için makinelerle iki yandan baskı yapılıyordu. Her an başı patlayabilecekmiş gibi bir hisse kapıldı ama bu acı çekmekten iyiydi. Duvarın ortasındaki çizgi genişledi. Sanki duvarın ortasında iki kanatlı bir kapı açılıyordu. Zaten öyleydi de. Kapı yavaşça görünür hale geldi ve sonuna kadar açıldı. Bir süre sonra içeri laboratuvar kıyafeti giymiş 5 kişi geldi. 2 tanesi Dalia nın 2 yanına geçtiler Dalia nın el ve ayak bileklerindeki kilitleri açtılar. En öndeki adam ellerini arkada birleştirip Dalia nın üstüne doğru eğildi. Yüzünde maske olsa da Dalia bunun kim olduğunu hemen anlamıştı.
‘’ küçük deney faremiz bugün nasılmış’’ sesinde alaycı bir ton vardı. ‘’ götürün şu elimizdeki en iyi faremizi’’
Dalia burada en uzun süre dayanan denekti. Aslında en eski denekti. Bu üsse nasıl gelmişti bilmiyordu ama kendini bildi bileli buradaydı. Arada bir ‘’Belki burada doğmuşumdur’’ diye düşünmeden edemiyordu. Annesi veya babası yoktu. Buradakilerin hemen hepsini tanıyordu. Hepsi birbirine soy isimleriyle hitap ediyordu. Daha önce sadece bir kez birisinin başka birisini ismiyle hitap ettiğini duymuştu ama o kişide zaten daha özür dileyemeden öldürülmüştü. Dalia nın gözlerinin önünde. Ama Dalia artık buna alışmıştı arada bir koridorlarda kollarından tutup yerde sürüklenerek götürülen cesetlerin arkasında kalan kanı görmek onun gibi burada hayatta kalmayı başarmış testleri geçmiş kişiler için normal bir şey olmuştu artık.
Bölüm etkileşimi
